Dalış Hastalıkları

+ Yorum Gönder
Her Telden ve Balıkçılık Bölümünden Dalış Hastalıkları ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Hasan
    Özel Üye
    Reklam

    Dalış Hastalıkları

    Reklam



    Dalış Hastalıkları

    Forum Alev
    Dalış Hastalıkları

    DALICILARDA SAĞLIK KONTROLÜ VE DALIŞA UYGUNLUK
    Ülkemizde dalışa başlayacakların sağlık muayenelerinde bir standart yoktur. Bu yüzden amatör sualtıcıların “Dalabilir Raporu” alması için tüm dünyada kabul gören ve mutlaka uygulanması gereken tıbbi muayeneler aşağıda sıralanmıştır.
    1. Sorgulama ve fizik muayene: aday tıbbi geçmişi açısından özellik taşıyan geniş bir sorgulama ve ayrıntılı bir fizik muayeneden geçirilmelidir.
    2. Radyolojik muayene: her dalgıç adayının akciğer ve sinüs grafileri çekilmeli ve hava hapsi yönünden incelenmeli.
    3. Laboratuar muayenesi: tam kan sayımı, rutin biyokimya ve tam idrar tahlilleri enfksiyon ve :-):-):-):-)bolik hastalıklar yönünden incelenmeli.
    4. Solunum fonksiyon testi: solunum fonksiyonları patolojik belirtiler yönünden araştırılmalıdır.
    5. Odiyometrik muayene: her dalıcının işitme eşiğinin saptanması yararlı olacaktır.
    6. Elektrokardiografi (kalp grafisi) : 40 yaşın üzerindeki her adayın EKG (Kalp Grafisi)sinin çekilmesi gereklidir.
    Bu testlerde patoloji çıkması halinde daha ayrıntılı muayeneler gerekebilir.
    Dalışa uygunluk açısından dalgıçlar her durum karşısında kendilerine bakabilecek yeterliliğe; tüm vücut boşluklarındaki basıncı sakin bir şekilde dengeleme yeteneğine, ayrıca bilinç durumu, uyanıklık ve yargılama yönünden de sağlamlık ve dayanıklılığa sahip olmalıdırlar.
    Bu durumlara haiz olanlarda dalışa engel olacak hastalık olmaması koşulu ile “yaş sınırı” yoktur.
    Bayanların da scuba dalgıçlığı için birkaç istisna dışında erkekler kadar uygun olduğu, güvenli dalış yaptığı görülmektedir. Ancak dalış tıbbında kadınların dekompresyon hastalığı riskinin daha yüksek olduğu kabul edilmektedir. Bununla birlikte “fizik kondisyon” düzeyi erkeklerle kıyaslanabilir seviyeye ulaştığında dekompresyon hastalığı oranı farklılığının kaybolduğu görülmektedir.
    Erkeklerden farklı olarak kadınların dalmasına engel olan başlıca durumun gebelik olduğu söylenebilir. Çünkü anne karnındaki bebek dekompresyon hastalığına anneden daha hassastır. Ayrıca gebelik esnasındaki dalışlar, doğumsal defektler ile bebek ölüm oranını artırmaktadır. Ancak bir görüşe göre de gebenin yapacağı dalış sualtı hekiminin değerlendirmesine bırakılmalıdır.
    Genel olarak kabul gören ve dalmanın sakıncalı olduğu bazı hastalıklar bulunmaktadır.
    Bunlar:
    • Akciğerlerinde hava hapsine yol açacak hastalıkları, kavitasyonu, astım, amfizem, akciğer kistleri, pnömotoraks özellikle spontan pnömotoraks geçirmiş olanlar.
    • Kalp yetmezliği olanlar, aritmisi ve kapak bozukluğu bulunanlar ile “patent foramen ovale” gibi rahatsızlıkları bulunanlar.
    • Saralılar, bayılma atakları geçirenler, merkezi sinir sistemi bozukluğu, insüline bağımlı diyabet, ilaç alışkanlığı, alkol bağımlılığı bulunanlar.
    • Kulak zarı yırtık olanlar, kronik orta kulak ve sinüs iltihabı olanlar, orta kulağında proaaa bulunanlar dalmamalıdırlar.
    • Akut enfeksiyonlar, sinüs ve östaki kanalını tıkayan üst solunum yolları enfeksiyonları, alerjik durumlar ile ilaç kullanımı sırasında dalış sakıncalı iken bu hastalıklar sona erdiğinde dalış yasağı kalkar.
    • Akciğer hacmi düşük olanlar, aşırı şişmanlar, myokard enfarktüsü ve açık kalp ameliyatı geçirmiş olanlar ile ortopedik deformiteleri bulunanların dalış yamaları sualtı hekimince yapılacak değerlendirmeye tabidir


    DALIŞ HASTALIKLARI

    KULAK KANALI SIKIŞMASI:

    Suyun kulak kanalına girme yolu bulamadığı; kulak kiri, kulak tıkacı gibi durumlarda görülür. Derine iniş sırasında “vakum” oluşur ve kulak zarı dışa doğru kanala çöker. Kanalın yumuşak dokusu da çökecektir. Kulakta ağrı, akıntı ve kanama olabilir. Zarda ise kanama ve yırtılma ortaya çıkabilir. Yırtılmayla birlikte basınç dengelendiği için ağrı bir miktar azalacaktır. Ancak orta kulağa geçen soğuk suyun etkisiyle baş dönmesi, yön duygusu bozukluğu, bulantı, kusma ortaya çıkabilir. Bu durumda dalgıç bir an durmalı, gözlerini kapatmalı baş dönmesinin geçmesini beklemeli (bu sırada inişe son vermiş olmalı ya da dipte olmalı.) sonra da paniğe kapılmadan kurallara uygun olarak çıkış yapmalıdır.
    Tedavi olarak hafif olgularda kulak düzelene kadar dalmamak, yüzmemek, kulağı kuru tutmak ve bazen de ağrı kesici ilaçlar yeterli olurken; ağır durumlarda akıntı, kanama, zar yırtılması vb sözkonusu ise bir kulak burun boğaz uzmanına görünülmelidir.
    Böyle durumlarla karşılaşmamak için dalgıçlar sezon öncesi muayenesinde kulak kirleri varsa temizletmeli; kulak tıkacıyla dalmamalı, suyun kulaklarına rahatça girdiğinden emin olmalı ve hepsinden önemlisi dalış sırasında kulakta ağrı oluştuğunda hemen inişe son vermeli; ağrının geçtiği yere kadar yükselip kulak eşitlemesi yaparak dalmayı denemeli eğer başarılı olamıyor ve ağrı oluşuyorsa dalışa son vermelidir.

    ORTA KULAK SIKIŞMASI:
    Kulak barotravmalarının en sık rastlanan tipidir. Dalma sırasında artan dış basıncın östaki borusu ile orta kulağa hava gönderilerek karşılanamadığı; hızlı iniş, soğuk algınlığı, alerjik rinit gibi östaki borusunun şişen çevre dokulara bağlı tıkandığı durumlarda görülür. Önce kulakta dolgunluk hissi oluşur, daha sonra ağrı ortaya çıkar. Kulak zarında ödem, kanama oluşur. Eğer inişe devam edilirse zarda yırtılma meydana gelir. Yırtılma olunca daha önce de söylediğimiz gibi ağrıda bir azalma olur. Fakat soğuk suyun girişine bağlı olarak baş dönmesi, yön duygusu bozukluğu, bulantı, kusma görülebilir. Bu durumda paniğe kapılmadan baş dönmesi geçinceye kadar bir miktar beklenir ve daha sonra kurallara uygun olarak yavaş bir şekilde çıkış yapılır.
    Tedavi olarak hafif durumlarda 3–7 gün kadar dalışa ara vermek yeterli iken, ağrı veya çınlaması şiddetli olan, kulakta kanaması olan veya zar yırtılmasından şüphelenilen durumlarda bir K.B.B uzmanına danışılmalıdır.
    Bu gibi durumlardan korunmak için iniş esnasında sık aralıklarla valsalva (ağız ve burun delikleri kapalı iken burundan hava vermeye çalışmak) manevrasıyla basınç dengelenmelidir. Yoksa basınç farkı 120 cm H2O’ya çıkarsa östaki borusunda blok oluşur ve açılmaz. İniş esnasın da ağrı olduğunda inişe son vererek ağrının geçtiği yere kadar yükselip tekrar basınç dengelemesi yaparak dalınmalı eğer dengeleme yapılamıyor ve ağrı oluşuyorsa dalışa son verilmelidir. Tecrübeli dalgıçlar kulak eşitlemesini kulakta dolgunluk hissi oluşmadan ya da oluştuğu ilk anda yaparak bu problemi çözerler.



    İÇ KULAK SIKIŞMASI:
    Orta kulakta dengeleme yapmadan yapılan hızlı iniş ve dengeleme yapmak için yapılan şiddetli valsalva manevrası yol açar.
    Hızla yapılan iniş kulak zarı ve orta kulakta bulunan kemikçiklerin içeri çökmesi oval pencerenin de içeri çökmesi ve bu esnada yapılan şiddetli valsalva manevrası kafa içi basıncı artırarak oval veya yuvarlak pencereden perilenf (sıvı) fistülüne yol açabilir. Yuvarlak ve oval pencere rüptürü ani başlangıçlıdır ve yukarı çıkmakla geçmeyen şiddetli baş dönmesi, çınlama, kulakta dolgunluk hissi vardır. Duyusal sinirsel işitme kaybı oluşabilir. Aksi kanıtlanmadıkça baş dönmesi ve duyusal, sinirsel işitme kaybı iç kulak barotravmasını gösterir.
    Tedavide yeniden dalıştan uzak durmalı ve K.B.B. uzmanına danışılmalıdır.
    Korunmak için hızlı iniş ve zorlu valsalva manevrasından kaçınmak ve kulağın dengelenmediği durumlarda yükselerek yeniden dengelemeye çalışmak ve iniş esnasında sık dengeleme yapmak gerekir.


    ALTERNOBARİK VERTİGO : ( vertigo =baş dönmesi)
    Genelde yükselme, seyrek olarak iniş sırasında oluşur.( konu bütünlüğü açısından burada anlatılmıştır.). Orta kulaktaki dengelenmemiş basınç farklılıkları iç kulakta yuvarlak pencereyi etkileyerek alternobarik vertigoya yol açarlar. Ani geçici baş dönmesi ve yön duygusu bozukluğu ile kendisini gösterir. Yükselme sırasında bir veya her iki kulakta basıncı eşitleme yetersizliğine ikincil olarak geliştiği sanılmaktadır. İnişte ise kuvvetli bir valsalva manevrası sonrası gelişir. Geçici bir durum olmasına karşın bazen yüzeye çıkıldıktan sonra bile ( hatta günlerce) devam edebilir. Dekonjestan ilaçlar yardımcıdır.
    Korunmak için yavaş bir dalış orta kulak basıncını eşitlerken alternobarik vertigoyu önler.


    SİNÜS SIKIŞMASI :
    Sinus boşluğunun burna açıldığı deliğin çevre dokusunun enfeksiyon ve allerjik nedenlere bağlı tıkanması sonucunda gelişir . Tıkanma nedeniyle basınç farkı dengelenemez; hem iniş hem de çıkışta ağrı ve kanama görülür. Hem iniş hem de çıkış sırasında çok şiddetli ağrı oluşabilir. Bu durum inişde gerçekleşmişse dalışa devam etmemelidir. Çıkışta ise yavaş yavaş çıkılarak ve bekleyerek ağrı azaltılabilir. Ancak ağrının önemli ölçüde azalması genellikle kanamayla birlikte iltihabi sekresyonların atılımına bağlı sinüs deliğinin açılmasıyla mümkün olur.
    Bu durumdan korunmak için sinüzit, soğuk algınlığı, gibi hastalıklara karşı koruma tedbirlerini almak ayrıca dekonjestan ilaçları kullanmak sayılabilir. Ayrıca çok şiddetli ağrısı ve durmayan kanaması olanların özellikle bir K.B.B. uzmanına görünmeleri gereklidir.

    AKCİĞER SIKIŞMASI:
    Akciğer sıkışması özellikle nefesle dalışlarda bazen de kazaya bağlı olarak istem dışı bir şekilde hızla derine inen dalgıçlarda da görülebilir. Rezidüel ciğer hacmi nefes alış veriş esnasında kullanılmayan hacimdir. İşte dalış esnasında bir kere reziduel hacme ulaşıldı mı; basınçta daha fazla bir artış göğüs kafesinde negatif bir basınca yol açar. Bu atardamar ve toplardamarlarda biriken kanla kompanse edilmeye çalışılır. Ancak basınç daha da artacak olursa akciğer dokusunda hasarlanma; ödem ve kanama olur.

    MASKE ALTINDAKİ YÜZ BÖLGESİNİN SIKIŞMASI:
    Dalış esnasında maske içine burundan hava verilerek basınç dengelenmezse oluşur. Gözler ve yüz masaaae doğru şişerek basıncı dengelemeye çalışır. Ancak dalışa devam edilir ve burundan hava verilip basınç dengelenmezse konjonktiva altı kanamalar ortaya çıkabilir. Korunmak için iniş esnasında maske içine burundan hava vermeyi unutmamak gerekir. Bazen de panikle maske içindeki hava burundan nefes alınarak emilebilir; bu da aynı sonuçlara yol açar. Onun için su altında sakin ve panik yapmadan hareket etmelidir.



    KARBONDİOKSİT ZEHİRLENMESİ:
    Karbondioksit zehirlenmesi kapalı devre sistemi ile dalış yapan dalgıçlarda ekipmanlardaki arızaya bağlı olarak karbondioksit birikimine bağlı oluşabildiği gibi; az hava solumak amacıyla yeterli pulmoner ventilasyon yapmayan scuba dalıcılarında da görülebilir. İlk olarak artan karbondioksit miktarı artan solunum sayısıyla tolere edilmeye çalışılır. Ancak karbondioksit normalin iki katını aştığında solunum merkezi deprese olur. Dalgıçta baş ağrısı, baş dönmesi, zihin karışıklığı, duyguların keskinliğinde azalma, bilinç kaybı ve solunum depresyonuyla ölüm görülür.
    Bu durumda dalış aktivitesi sona erdirilip yüzeye çıkılmalı, solunum normale getirilmeli, mümkünse oksijen verilmeli ve hasta dinlendirilmelidir. Ayrıca artan karbondioksit kısmi basıncı oksijene bağlı havalelere ve azot narkozunun şiddetinde artışlara yol açabilir.



    KARBONMONOKSİT ZEHİRLENMESİ:
    Dalgıçların kullandığı havadaki karbonmonoksit’in başlıca kaynakları makine eksozuna çok yakın bir yerde doldurulan kompressör veya iyi çalışmayan kompresörün yağlanmasında kullanılan yağın yanması olabilir. Bulantı, baş ağrısı, sakarlık veya mental değişiklikler olan her dalgıçta akla gelmelidir.
    Hasta karbonmonoksitli ortamdan uzaklaştırılır. Solunumu ve kalp atımı yoksa; suni solunum ve kalp masajı yapılır. Mümkünse hastaya hemen % 100 oksijen verilir. En yakın sağlık kuruluşuna gönderilir. Karbonmonoksit zehirlenmesinin en etkin tedavi metodlarından biri hiperbarik oksijen tedavisidir. Korunmak için dalgıçların kullandıkları hava periyodik olarak karbonmonoksit ve diğer kirleticiler açısından kontrol edilmelidir.








  2. 2
    Hasan
    Özel Üye

    --->: Dalış Hastalıkları

    Reklam



    AZOT NARKOZU:
    Hava soluyarak dalış yapan dalgıçlarda azot gazının artan derinliğe bağlı olarak kısmi basıncındaki artmanın etkisiyle 30m.’den (3,5–6 atm.) sonra görülür. Dalgıçta aniden bir güven, üstünlük hissi, genel bir neşe, kendini iyi hissetme oluşur. Çevresindeki birçok şeye kayıtsız kalır. Hareketlerde koordinasyon bozulur, reaksiyon zamanı uzar, yargılama bozulur, derinlik arttıkça belirtiler ağırlaşır ve dalgıç önemli ölçüde kuvvetini kaybederek ondan istenilen işleri yapamaz hale gelir, halüsinasyonlar başlar ve şuur kaybı, koma ve ölüm görülür. Bu belirtiler alkol zehirlenmesine benzediğinden çoğunlukla derinlik sarhoşluğundan bahsedilir. Derinlik sarhoşluğu tüm dalgıçlara etki eder. Ancak bazı dalgıçlara özelliklede ilk defa dalanlara 2,5 atm. ‘den sonraki basınçlarda etki etmeye başlar. Ciddi bulgu vermemekle birlikte etkisi hissedilir. Azot narkozunu önlemenin tek tatmin edici yolu; solunan hava basıncının 3 atm. geçmesini önlemektir. Azot narkozunu etkisi sığ sulara yükseldikçe kaybolur. Dalış yapan kişiler dalış arkadaşlarını özellikle 30m. ve daha derin sulara daldıkları zaman sürekli kontrol etmeli ve şüpheli durumlarda sığ sulara yükselmelidirler. 60m. ve daha derin dalışlarda azot narkozuna karşı helyum – oksijen karışımı solunur.


    OKSİJEN ZEHİRLENMESİ:
    Genelde profesyonel dalgıçların dekompresyon zamanını azaltmak için dalışlarında oksijen dekompresyonu yapmaları ya da basınç odalarında uygulanan hiperbarik oksijen tedavileri sırasında karşımıza çıkarlar. Bazen kapalı devre sistemle oksijen soluyarak dalış yapan askeri dalgıçlarda da görülebilir. Oksijen kısmi basıncının uzun süre 0,6 atm. üzerinde olması(yüzeyde %60, 10m.derinde %30 oksijene eşdeğer) akciğer oksijen toksisitesine yol açar ve ciğerlerde solunum yollarında ödem ve doku harabiyeti gelişir. Nefes alırken yanma, huzursuzluk, nefes darlığı, öksürük gibi belirtiler görülür. Eğer oksijen kısmi basıncı 2 atm.’e yaklaşırsa oksijenin sinir sistemi toksisitesi gelişir. Bulantı, kulak çınlaması ile baş dönmesi, el ve ayak parmaklarında uyuşma görülür. Kaslarda kramplar, dudakların, göz kapaklarının ve elin küçük kaslarının seyirmesi, görme bozuklukları, huzursuzluk ve son olarak da bilinç kaybı ile birlikte ya da olmaksızın, istemsiz hareketler ve kaslarda kasılıp gevşemelerin görüldüğü nöbetler gelişir. Ayrıca dalgıçlarda boğulma tehlikesi de vardır.
    Oksijen toksisitesi; basınç ve sürenin artmasıyla, solunan havadaki karbondioksitin yüksek olması, egzersiz ve su içinde oksijen solunumu ile artar .(6,7m. derinlikte sinir sistemi toksisitesi görülmüştür.)
    Tedavi amacıyla yüksek oksijen basıncına hemen son vermeli; hastanın hava soluması sağlanmalıdır.
    Oksijen dekompresyonu; ancak hava ile yapılacak dekompresyonun çok riskli olacağı: aşırı soğuksu, akıntılı, dalgalı denizlerde uygulanmalıdır. Ancak amatör dalgıçlar hiçbir zaman oksijen ile dekompresyon yapmamalıdırlar.


    PULMONER BAROTRAVMA :
    Yükselme sırasında çevre basıncının düşmesi ve akciğerlerdeki havanın aşırı genleşmesine bağlı olarak akciğer dokusunda oluşan hasar sonucu ortaya çıkan tablodur. Barotravma sonucu; arteriel hava embolisi , mediastinel amfizem , subcutan amfizem ve pnömotoraks görülür. Barotravma daha çok dalgıçın hızla çıkış yaptığı panik hallerinde nefesini tutmasına bağlı olarak gelişir.4 feet ‘den yapılan çıkışlarda bile olabilir.

    HAVA EMBOLİSİ:
    Balıkadamlarda boğulmadan sonra ikinci sırada yer alan önemli bir ölüm nedenidir. Yükselme sırasında artan akciğer hacmi nefes verilerek azaltılıp dengelenmezse dokular parçalanacağından damarlara hava girer ve bu hava kabarcıkları küçük atardamarları tıkarlar ve bu atardamarların besledikleri yerlerde hasar oluştururlar. Kalbi besleyen damarların tıkanması sonucu kalp durması gelişebileceği gibi, en sık olarak merkezi sinir sistemi tutulur. Hava embolisinin bulguları ani başlangıçlıdır. Cilte çürük benzeri lekeler, burun ve ağızda sıklıkla pembe renkte köpük, kaslar eklemler ve karında şiddetli ağrı, nefes darlığı, göğüs ağrısı, baş dönmesi, bulantı kusma, konuşma güçlüğü, görme bozukluğu, körlük, felçler, duyu kaybı, uykuya meyil ve koma görülür. Hava embolisinin sinir sistemi dekompresyon hastalığından ayrılması bulguların benzerliği ve çeşitliliği nedeniyle çok zordur. Ancak yüzeye çıkıştan kısa bir süre sonra ani başlangıç olması, bilinç kaybı olması, hızlı çıkış öyküsü olması ve dekompresyon tablosu limitleri içinde dalış yapılmış olması hava embolisi lehinedir.
    Hastaya ilk yardım olarak; sudan çıkarıp sakinleştirmeye çalışmalıdır. Hava yolu açık tutulmalıdır; gerekiyorsa kalp masajı suni solunum yapılmalıdır. Hastaya %100 O 2 verilir. Hasta yatar vaziyette, en yakın basınç odası bulunan yere mümkünse deniz seviyesine yakın olarak en hızlı şekilde götürülmelidir.


    MEDİASTİNEL AMFİZEM:
    Akciğer hasarlanmasına bağlı olarak havanın göğüs boşluğunda kalp ve büyük damarların yer aldığı bölgeye sızmasıdır. Göğüs ağrısı, nefes darlığı, ses kalitesinde değişiklik ortaya çıkar. Ayrıca bu bölgedeki hava cilt altında yukarı çıkarak boyun ve omuz bölgelerinde subcutan amfizeme yol açabilir.
    Mediastinel amfizemin şiddetli olduğu olgularda kalp ve damarlara bası sonucu hayati tehlike ortaya çıkabilir. Bu yüzden yukarıdaki belirtileri olanlar bir an önce en yakın sağlık kurumuna götürülmelidir.
    SUBCUTAN AMFİZEM:
    Akciğer hasarlanması sonucu alveollerden sızan havanın derialtında birikmesidir. Boyunda dolgunluk hissi, konuşma güçlüğü, ses kalitesi ve tonunda değişiklikle birlikte ilk olarak boyunda gözlenir.
    PNÖMOTORAKS:
    Hasarlanma sonucu akciğerlerden sızan havanın akciğer zarları arasında birikmesi ve akciğerleri sıkıştırmasıdır. Göğüs ağrısı ve nefes darlığı vardır. Solunum yüzeysel ve süratlidir. Morarma olabilir. Hasta sudan çıkarılmalı, sakinleştirilmeli ve O2 verilerek en yakın sağlık kuruluşuna götürlmelidir.
    Bu hastalıklardan biri veya birkaçı bir arada olabilir ve hepsi paniğe bağlı hızlı çıkış sırasında nefes tutulmasına bağlı oluşan akciğer hasarlanmasının bir sonucudur.
    Korunmak için paniğe kapılmamalı ve kurallara uygun bir şekilde yavaş çıkışa özen gösterilmelidir. Serbest çıkış yapılması gereken durumlarda çıkış esnasında sürekli hava verilerek bu durumdan korunulabilir.
    Bu hastalıklar nefesle dalış yapan yani dipte basınçlı hava solunumu yapmayan dalgıçlarda görülmez.
    MİDE BARSAK TRAVMASI:
    Nadiren oluşur. Mide ve bağırsaklarda hapis kalmış olan gazın çıkış esnasında genleşmesiyle olur. Karın bölgesinde ağrı, şişkinlik ve buna bağlı nefes almada zorluk yaratabilir. Genelde gaz kendisine çıkacak bir yer bulmasına rağmen bazen hızlı çıkışlarda ciddi tahribat yapabilir. Hasta karın ağrısı, kramp ve şişkinlik hissettiğinde; rahatladığı bölgeye inmeli ve gazı çıkartmayı bekleyip ondan sonra yüzeye çıkmalıdır.
    DİŞ SIKIŞMASI:
    Dişdeki dolgunun altında sıkışan havanın genleşmesiyle olur. Diş de ağrı ve sökülme hissi vardır. Kanama ve diş kırılmalarına yol açabilir. Delme yöntemiyle hava çıkışının sağlanması her zaman başarılı değildir. Hiperbarik oda gereklidir.
    DEKOMPRESYON (VURGUN ) HASTALIĞI :
    Derinlik ve basınç arttıkça, gittikçe artan miktarlarda nitrojen ve oksijen kan ve dokularda çözünür. Oksijenin aksine nitrojen, dokularda :-):-):-):-)bolize olmadan birikmeye eğilimlidir.
    Dalgıç yükselmeye başlayınca yukarıda anlatılanların tersi gözlenir. Derinlerde nitrojen çözen güç olan basınç yüzeye yaklaştıkça azalmaya başlar. Derinlik ve zaman sınırlamaları dikkate alınmadan hızla yükseğe çıkıldıysa, nitrojen hızla çözülmez duruma geçerek kan ve dokularda kabarcıklar oluşturur. Bu da dekompresyon hastalığına neden olur.
    Dekompresyon hastalığının oluş mekanizması doku ve toplardamarlardaki gaz kabarcıklarına bağlanabilir. Bu kabarcıklar birleşerek, daha da büyüyebilir ve semptomları arttırırlar. Dokulardaki kabarcıklar dekompresyon hastalığının bulgu ve semptomlarının gelişmesinde, kandakilerden daha önemli olabilirler.
    En fazla ve en belirgin olarak beyin, omurilik, solunum sistemi, iç kulak ve eklemlerde görülür.
    33 feet (10 m.) fazla derinliklerde oluşmasına karşın, daha sığ derinlikte görüldüğü bildirilmiştir.
    En sık “sadece ağrılı vurgun “ şekli görülür. Omuz ve dirsekler sık tutulur. Kol ve bacaklarda bölgesel ağrı görülür. Ağrı künt ve zonklayıcı olabilir. Ciltte kaşıntı, kızarıklık, morumsu lekeler görülebilir. Kaşıntı genellikle tedavisiz düzelir. Ancak morumsu lekeler (cilt damarlanması) daha ciddi bulguların habercisi olabilir.
    Hastalarda sinir sisteminin etkilenmesine bağlı olarak nöbetler (sara nöbeti gibi ) , çeşitli felçler, çift görmeler, tünel görüşü, bilinç bulanıklığı, duyu kaybı, idrar yapamama, yorgunluk, uygunsuz davranış, çevreden kopma hissi, baş ağrısı, denge bozukluğu, bulantı, kusma, sağırlık, kulak çınlaması görülebilir.
    Ayrıca akciğerlere çok sayıda gaz kabarcığı gitmesine bağlı olarak nadir de olsa göğüs ağrısı, öksürük, nefes darlığı ile karakterli bir durumda oluşabilir. Buna akciğer dekompresyon hastalığı denir ve yüzeye çıkıştan birkaç dakika içinde başlar. Seyrek görülmesine karşın solunum yetmezliği ve şoka bağlı ölüm görülebildiği için acil tedavi gerektirir.



    DİSBARİK OSTEONEKROZ:
    Basınç problemine bağlı oluşan kemik ölümü olarak tanımlanabilir. İki tipi vardır. A tipi kemiklerin ekleme bakan yüzlerinin tutulup tahrip olduğu tiptir. Kalça ve omuz eklemi sık tutulur. Bu hastalarda ağrı, hareket kısıtlılığı ve fonksiyon kaybı görülebileceği için bu tip hastaların dalışı engellenmelidir. B tipi ise kemiklerin gövdesini tutan tipidir. Kol, uyluk, kaval kemikleri sık olarak tutulur. B tipi yıllarca sessiz kalabilir. Bu hastalar kontrol altında tutulmalı ve sınırlı dalış yapmalıdırlar. Hastalığın oluşumunda yalnızca yetersiz basınç atımı değil hızlı dalış yapmak da sorumlu tutulmaktadır. Hastalığın teşhisi için uzun kemiklerin filmleri çekilir. Ancak bulguların görülebilmesi için olayın üzerinden en az 3 ay geçmiş olmalıdır. Korunma amacıyla hızlı dalıştan kaçınmalı ve dekompresyon tablolarına uyulmalıdır.
    Şişmanlık, zayıf kondisyon, yorgunluk, yaş, soğuk, dehidratasyon (sıvı azlığı ) , alkol alımı, dekompresyon hastalığı riskini arttırmaktadır.
    Dekompresyon hastalığına yakalanan yada yakalandığından şüphelenilen kimse hemen sudan çıkartılmalı ve %100 O2 solutularak en yakın basınç odasına, en kısa sürede, mümkünse deniz seviyesine yakın olarak götürülmelidir.



    NEFESLİ DALIŞIN SCUBA DALIŞA ETKİSİ:
    Tüplü dalışlardan önce veya sonra yapılan nefesli dalışlar, eğer 12m. Özellikle 15 m. ‘den derine yapılıyorsa ve her iki nefesli dalış arasındaki yüzey fasılası az ise her dalışta bir miktar ilave azot dokularda birikerek kritik bir değere ulaştığında dekompresyon hastalığına yol açabilir. Bu yüzden tüplü dalışlardan en az 3–4 saat önce derin nefesli dalışlara son verilmeli ve tüplü dalıştan sonra da sıfır dekompresyon limitleri içinde dalış yapılmış olsa bile, ilave 12 m.’den derin yüzey fasılası kısa nefesli dalış yapılmamalıdır. 12 m. 'den derin nefesli dalışlar dekompresyon hastalığı riskini arttıracaktır.
    Yukarda anlatılanlara benzer bir mekanizma ile 20m.’den derine yapılan sık ve dip zamanı uzun serbest dalışlar her dalışta bir miktar reziduel azot birikimine yol açarak sonuçta inci avcılarında oluşan tarovana isimli dekompresyon hastalığının oluşumuna sebep olabilir. Kısaca nefesli dalışlardan sonra da vurgun yenebilir.
    NEFESLİ DALIŞIN TEHLİKELERİ:
    Nefesli dalışa başlayanların çoğu kısa bir süre içinde dipte uzun bir süre kalmanın iki yolunu keşfederler.
    Hiperventilasyon ( sık ve derin nefes alma )
    Derin dalış
    Hiperventilasyon gerçekte vücuda fazla oksijen sokmak için yapılır. Akciğerlerdeki oksijen basıncı arttırılmasına karşın vücuttaki oksijen depoları çok az artar. Hemoglobin oksijen ile normal olarak doyduğu için hiperventilasyon hemoglobinin bağladığı oksijende çok az artma yapar. Ancak CO2 vücuttan önemli ölçüde uzaklaştırılır. CO2 miktarındaki artış da solunum merkezinin en önemli uyaranıdır. Bu durumda solunum merkezini uyaracak CO2 düzeyine daha uzun sürede ulaşılır. Böylece dipte soluk alma hissi duyulmadan daha uzun süre kalınabilir. Özellikle derine dalınmışsa göreceli olarak artan oksijen basıncına bağlı olarak O2 eksikliği hissedilmez. Ancak çıkış sırasında oksijen basıncı hızla bilinci sağlayacak düzeyin altına düşeceğinden “sığ su bayılması” denilen olay meydana gelir.
    Benzer olay yukarıda anlatılan mekanizmalara bağlı olarak nefes alma hissi duyulmadan oksijenin önemli ölçüde azalmasına bağlı olarak dipte bilinç kaybına yol açabilir. Her iki olay da nefesle dalış esnasında hiperventilasyonla dipte fazla kalmaya çalışıp kendini zorlayan dalgıçlarda görülür.


    BOĞULMA:
    Boğulma suya battıktan sonra suyun akciğerlere girmesi veya laringospazma bağlı nefes alamama sonucu ölüm olarak tanımlanır.
    Böyle bir durumda kişi hemen suyun yüzeyine çıkarılmalı ve daha suda iken suni solunuma başlamalı ve taşımaya devam etmelidir.
    Kişi karaya veya tekneye çıkartıldıktan sonrada suni solunum ve gerekiyorsa kalp masajı yapılmalı ve en yakın sağlık kuruluşuna götürülmelidir. Kişinim sualtında geçirdiği süre ne olursa olsun yukarıda anlatılanlar yapılmalıdır. Çünkü kişi soğuk sularda kalp atımı yavaşlaması, :-):-):-):-)bolizmanın yavaşlaması, kol ve bacaklarla barsaklara giden kanın azaltılıp beyne ve hayati organlara yönelmesi sebebiyle -ki buna dalma refleksi denir- suyun altında daha uzun süre yaşayabilir.
    DENİZDE YAŞAYAN CANLILARIN YOL AÇABİLECEKLERİ PROBLEMLER:
    Köpek balığı, barakuda, müren, gibi canlılar insanda ısırıkların yol açtığı yaralara bağlı olarak sorun yaratırlar. ( kurbanı mürenden kurtarmak için balığın başının kesilmesi gerekir.) Bu balıkların saldırısına uğrayanlar sudan çıkarılıp tekneye alınınca bir an önce kanama kontrol altına alınıp hızla sağlık kurumuna götürülmelidir. Bunun için yaraya baskılı pansuman uygulanmalı, turnike yapılmalıdır.
    Zehirli balıklar: Bunlar da genelde dikenlerine bağlı zehir bezleri içerenler ve dikeni etrafında zehir içeren kılıf bulunanlarla vücut yüzeyinde zehir bulunanlar olarak gruplanabilir. Bunlara örnek olarak iskorpit, trokonya, vatozlar sayılabilir. Bu balıkların kurbanı olan kişilerde öncelikle yara tuzlu su ile yıkanır, yara içindeki yabancı maddeler ve varsa zar şeklindeki kılıf temizlenir. Çarpılan organ 30–90 dakika süreyle hastanın dayanabileceği kadar sıcak bir suya sokulur ve bir doktora başvurulur.
    Hastalarda ağrı olur ve 90 dakikada en üst düzeye ulaşır. Baygınlık, bitkinlik, bulantı, kusma, ishal, terleme, yaygın kramplar, solunum zorluğu olabilir. Hatta duyarlı olanlarda ölüm bile görülebilir.
    Derisi dikenliler: Bu gruba denizkestanesi ve denizyıldızı girmektedir. Bunların pek çoğu zehirlidir ve insan derisine nüfus edebilecek zehir organları mevcut ise de bunlara bağlı yaralanmalar nadirdir. Bunların dikenleri çıkartılmalıdır. Yoksa, sinire baskı, dermatit gibi daha ciddi problemlere yol açabilirler. Sirke dikenlerin çoğunu eritecektir. Günde birkaç kez siraaale yıkayıp sirkeli ıslak bez koymak faydalı olacaktır.
    Denizanalarının çoğunda deriye nüfuz edebilecek iyi gelişmiş bir iğne olan nematokistler vardır. Sokmaya bağlı olarak lokal ağrı, kaşıntı, bulantı, kusma, yorgunluk, baş ağrısı, kas ağrısı, kramp, gözyaşı ve burun salgısında artış, terleme artışı, solunumla artan göğüs ağrısı, solunum güçlüğü ve ölüm görülebilir. Bu tip yaralanmalarda yara tuzlu su ile yıkanmalıdır. Kesinlikle tatlı su kullanılmamalıdır. Bundan sonra bölgeye ovuşturulmadan sirke uygulanmalı sonrada o bölge keskin bir bıçakla sıyrılmalıdır. Böylece nematokistler uzaklaştırılmış olur. Sonra tekrar sirke uygulanmalı ve hastanın durumu ciddi ise doktora başvurulmalıdır.
    SICAK ÇARPMASI:
    Tropikal ve çok sıcak bölgelerde dalış elbisesine ve aşırı sıcağa maruziyet ile oluşur. Hastada aşırı terleme ya da sıcak kuru deri, baş ağrısı, kramplar ve bayılma olabilir. Kişi serin ve gölge bir yere alınmalı sıvı verilmelidir. (Hastayı ıslatıp yelpazelemek oldukça etkin bir yöntemdir.) hasta bir an önce sağlık kurumuna götürülmelidir.


    AŞIRI ISI KAYBI:
    Su havadan 25 kat daha hızlı bir biçimde ısı soğurduğu için dalgıçlar ciddi bir ısı kaybıyla karşı karşıya kalırlar. Bunun için dalıcılar: dalış yapılan yer ve mevsime uygun şekilde dalış elbiselerini ve diğer malzemelerini seçmelidirler. Kişilerde titreme, aşırı mavilik, kontrol edilemeyen titreme, koordinasyon bozukluğu, halsizlik, olaylara karşı ilgisizlik, muhakeme zayıflığı, konuşma bozukluğu, halüsinasyonlar, kalpte ritim bozuklukları, şuur kaybı ve ölüm görülebilir. Kişi sudan çıkarılmalı üzerindeki ıslak elbiseler çıkarılıp kuru giyecekler verilmeli, ısıtılmalıdır. Hastada bilinç kaybı varsa solunumu ve kalp atışları kontrol edilmeli; gerekirse suni solunum kalp masajı yapılmalıdır.




    Alıntıdır













  3. 3
    Nazım-Hikmet
    Üye
    Teşekkürler bilgi için ellerine saglık :)







  4. 4
    madpirate
    Yeni Üye
    Bilgiler için Teşekkürler beni çok rahatsız eden bir durum var serbest dalışın ötesine geçememiş olsamda Dalmayı çok seven birisiyim . Çocukluğumda geçirdiğim bir kaza yüzünden bir süre fazla derine inemedim daha sonrası düzelir gibi oldu fakat bu sefer de sinüzit oldum sanırım bu yüzden olsa gerek derinlere indiğimde alın bölgem çatlayacak gibi ağrırdı ve kanamada olmadı ama bu geçtiğimiz günlerde çok şiddetli bir sinüzit ağrısı yaşadım internette araştırıken ocaliptus yağının buruna damlatılarak tedavi edildiğini okudum bunu uyguladım yalnız sinüs açıcı kullanmayın denmiş ben dalmaktan vaz geçmek istemiyorum ama bir zararı gerçekten olurmu şimdiden teşekküler dilerim bir yardım alırım

+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi