Matrix felsefesine karşı Ustura Kemal

+ Yorum Gönder
Resimler ve Çizgi Romanlar Bölümünden Matrix felsefesine karşı Ustura Kemal ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    tuanamlk
    Usta Üye
    Reklam

    Matrix felsefesine karşı Ustura Kemal

    Reklam



    Matrix felsefesine karşı Ustura Kemal

    Forum Alev
    Geçtiğimiz hafta içerisinde bir akşamüstü evimin yakınlarındaki alışveriş merkezine giderken bir de ne göreyim, karşı komşumuzun 16 yaşındaki oğlu Cemil upuzun siyah deri bir pardösü giymiş, ayağında asker postalları, gözünde ince siyah bir gözlük, bana doğru yaklaşıyor. Yanyana gelince gülümseyerek selam verdi, ben de şaşırarak sordum:

    - "Bu ne hâl Cemil?"

    - "Hangi hâl abi?"

    - "Giyiminden bahsediyorum."

    - "Haa... Bu Matrix modası."

    - "Matrix filmi gösterime girdi mi ki?"

    - "Daha girmedi ama şimdiden tüm dünyayı Matrix modası sardı. Gençler artık Neo gibi giyiniyor. Sen de gidecek misin filme?"

    - "Pek sanmıyorum Cemil. O tür filmler ilgimi çekmiyor."

    - "En son hangi filme gittin abi?"

    - "Abdülhamid Düşerken'e gittim"

    - " O da kötü filmmiş yahu."

    - "Neden?"

    - "Ne bileyim. Ben gitmedim ama giden arkadaşlar sıkıcı bir film olduğunu söylediler.

    - "Bakış açısına göre değişir. Arkadaşların tarihten pek hoşlanmıyorlarmış ki sıkılmışlar."

    - "Tarih deme abi yaa. Zaten okuldaki tarihçiyle başım dertte."

    - "Hayırdır?"

    - "Habire sözlüye kaldırıp zor sorular soruyor. Hiç sevmiyorum bu dersi."

    - "Okullarda tarih dersi, gerektiği şekilde öğretilmediği için sevmiyorsundur... Kitap okuyor musun Cemil?"

    - "Derslerden vakit mi var ki okuyayım. Üniversite hazırlık kursu da bir yandan."

    - "Öyleyse kitabı boşver. Sana bir çizgi roman versem okur musun?"

    - "Sizin zamanın Teksas, Tommiksleri gibi mi:)))"

    - "Pek sayılmaz... Adı Ustura Kemal."

    - "Neyle ilgili?"

    - "Anlatması uzun sürer. Boş bir vaktinde göz at istersen."

    - "Tamam abi. Akşam uğrar alırım."



    Birkaç gün sonra akşam vakti kapı çalındı. Açtım, karşımda Cemil.

    - "Abi bu ne güzel birşeymiş böyle, keşke daha önce söyleseymişsin."

    - "Beğendin mi?"

    - "Su gibi okudum valla, bir kez başlayınca bırakmak imkansız zaten. Tarih hocası şimdi sorsun Kuva-yı Milliye'yi bakalım."

    - "Geçen gün de söylediğim gibi, okullarda tarih dersi gerektiği şekilde öğretilmediği için öğrenciler soğuyor. Aslında bu konular çok ilgi çekicidir."

    - "Haklısın abi. Başka kitap var mı böyle?"

    - "Başka çizgi roman yok maalesef."

    - "Çizgi roman olması şart değil. Türk kahramanlarını anlatan normal kitap da olur."

    - "Öyle kitap istersen, elbette var. Bir tane vereyim, oku. Hoşuna giderse başka kitaplar da veririm."

    - "Tamam."



    Bu gece bilgisayarımın başında yazı yazarken, her gece karşı daireden gelen kulak tırmalayıcı rock müziğinin sesini duymuyorum. Komşumuzun oğlu Cemil, Bozkurtların Ölümü'nü okuyor olmalı... Kimbilir, belki de "Neo Cemil" Ustura Kemal ile başlayıp Kür Şad ile devam eden yolun sonunda Türkçü düşünceye gönül vererek "Bozkurt Cemil" adını alabilir...
    ***
    Hollywood film endüstrisi, Amerikan kültür emperyalizminin başlıca uygulayıcısıdır. Genellikle yahudilerin kontrolü altında olan dev prodüksiyon şirketleri Amerikan hayranlığını tüm dünyaya yayabilmek için örtülü bir mücadele verirler. Ne de olsa Amerika demek, artık "yahudi krallığı" demektir, Amerikancılık da siyonizmin bir parçası haline gelmiştir.

    Soğuk savaşın hüküm sürdüğü yıllarda birbiri ardına çekilen Rambo türü filmlerin yoğun bir Amerikancılık propagandası içerdiği, dikkatli gözlerden kaçmamıştır. Rus işgali altındaki Afgan topraklarına girip tek başına koskoca bir Rus tümenini yok ederek bölge halkını özgürlüğe kavuşturan Amerikan komandosu Rambo'nun çizdiği "Süpergüç Amerika" portresi, toplumların mutluluk ve refaha kavuşmalarının tek yolunun Amerikan çıkarlarına hizmet etmek olduğu mesajını vermeye çalışıyordu. Özellikle geri kalmış ülkelerde milyonlarca iptidai zihniyetlinin bu filmlerden etkilenerek koyu birer Amerikan hayranı kesildikleri, toplumbilimcilerin yıllar boyunca yaptıkları araştırmalar sonucunda gözler önüne serilmiştir.

    Soğuk savaş sonrasında devir değiştikçe filmlerin türleri de değişiyor tabii... Direk propaganda yapan Rambo türü filmlerin yerlerini felsefî yoldan kafa karıştırmaya yönelik Dövüş Klübü, Matrix türü filmler alıyor. Bu filmlerin etkisinde kalarak hayatı sorgulamaya başlayan dünya gençlerinin bir kısmı kendilerini büyük bir boşluk içerisinde hissediyor ve işte o anda tüm parıltısıyla Amerika imdada yetişerek (!) ham beyinleri türlü yollarla işliyor.

    Bu taktiğin son yıllarda Türkiye'de de uygulandığı görülüyor... Eşkiya, Hemşo, vb. gibi filmlerle başlayıp özel televizyon kanallarında birbiri ardına gösterime giren aşiret dizileriyle devam eden kürtçülük propagandası, bilinçli bir çalışmanın ürünüdür. Ekranlarda çizilen "Yiğit kürt delikanlısı" imajı sayesinde topluma kürt hayranlığı ile kürt örf-adet ve gelenekleri sinsice şırıngalanmaya çalışılıyor. Bunun uzun vadede doğuracağı sonuçları tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok.

    Geçen sene "Karaoğlan" adlı bir dizi gösterime girmişti fakat 6-7 bölüm yayınlandıktan sonra birden ortadan kayboldu. Çocukluğumuzda çizgi romanlarını okuduğumuz Uygur Türk'ü Karaoğlan ve babası Baybora'nın, Berivanlar, Zerdalar, Kejeler ve bilumum kürtçe isimliler karşısında "reyting savaşını" kaybettiği için dizinin kısa bir süre içerisinde son bulması birçoğumuzu ilgilendirmeyen sıradan bir durum gibi görünse de, Türk Yurdu'nun kurucu aslî unsuru olan Türk'ün, "yükselen değer kürtlüğün" etkisinde kalarak pasifize olmaya başladığının bir göstergesidir. Öyle ki, Türk tarihini yansıtan bir dizi seyircilerin ilgisini çekmediği için sadece 6-7 bölüm yayınlanabilmiştir ama kürt dizileri izleyici rekorları kırmaktadır, hem de 1-2 tanesi değil, hepsi...

    Bu diziler sayesinde toplumda giderek yayılan kürt hayranlığının sonu iyi görünmüyor. Önümüzdeki yıllarda kürtler Türk topraklarında ayrı bir devlet kurmak isterlerse, kürt kültür emperyalizmi sayesinde afyonlanmış toplum nasıl bir tepki verecektir? Daha doğrusu, "tepki verecek midir?"
    ***
    Bir yandan Amerikancılık, diğer yandan da kürtçülüğün etkisiyle kafaları karışan bir kısım Türk gençlerini biliçlendirme görevi Ustura Kemal'e düşüyor. Önce Ustura Kemal'in ne olduğunu kısaca anlatalım.
    Ustura Kemal, Haldun Sevel'in 32 sene önce yarattığı bir çizgi roman kahramanıdır... "Bin Yaşa Gazi Paşa", "Şeref Sözü", "Yiğidi Bıçak Kesmez" gibi herbiri ayrı bir öyküyü anlatan birkaç kitap halinde yayınlandı. Romanlara konu olan kişiler ve olaylar tamamen gerçek olup, Milli Mücadele yıllarının işgal altındaki İstanbul'unda, Kuva-yı Milliye'ye bağlı Milli Müdafaa Grubu'na gönüllü olarak katılıp faaliyet gösteren, mertlik ve yiğitlik timsali eski İstanbul kabadayılarının öyküsünü anlatıyor. Kelle koltukta Anadolu'ya silah kaçıyorlar, üst rütbeli İngiliz subaylarını ortadan kaldırıyorlar, zındanlara düşmüş Kuva-yı Milliyecileri baskın yaparak kurtarıyorlar, ayrıca istihbarat topluyorlar. Herbiri de Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın yolunda ölmeye and içmiş bu isimsiz kahramanların Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasında büyük payları vardır.

    Romanın kahramanı Ustura Kemal ve can dostu Tulumbacı Arap Abdullah (sadece lakabı "Arap" olup öz be öz Türk'tür) bir kavga olayından ötürü bir süre yattıkları cezaevinden tahliye edilerek kabadayılarıyla ünlü Tophane semtinde işlettikleri kıraathanelerine geldiklerinde, kendilerine ait kıraathaneye İngilizler'in el koyarak karakol haline getirdiklerini görürler. Bellerindeki saldırmalarını (büyük bıçak) çekerek İngiliz askerlerinin üzerine yürüyecekleri anda yanlarına gelen bir arkadaşları "Sadece kıraathaneniz değil, bütün vatan işgal altındadır. Mücadele etmek istiyorsanız benimle gelin" der ve Ustura Kemal'in öyküsü işte burada başlar. Birkaç gün sonra başındaki fesi çıkartarak Kuva-yı Milliye'nin simgesi olan Ay-Yıldızlı kalpağı giymiş ve vatan cephesindeki yerini almıştır.

    İşgal altındaki İstanbul'un tarihi sadece Sadrazam Damat Ferit Paşa'nın, mütareke basınından Ali Kemal'lerin ya da Hürriyet ve İtilaf Partisi'nin işbirlikçi entrikalarının tarihi değildir. İşgal yıllarının diğer sadrazamları Ali Rıza Paşa, Salim Hulusi Paşa, Tevfik Paşa, kadroları ile birlikte işgale ve işgalcilerin yönetimine karşı esaslı bir direniş politikası izlemişlerdi. İngiliz Yüksek Komiseri Arthur Calthorpe, İngiliz savaş esirlerine kötü davranmakla suçlanan 23 Türk subayının kendilerine teslim edilmesini istemiş, fakat bu istekleri Harbiye Nezareti tarafından şiddetle reddedilmişti. 1920 Mart'ında Amiral Calthorpe, Sadrazam Salim Hulusi Paşa'dan Kuva-yı Milliye'nin tanınmamasını ve açıkça suçlanmasını istedi. Salih Hulusi Paşa bunu yapmayı şiddetle reddetti ve azledildi. Büyük miktarlarda savaş malzemesinin İstanbul'dan kaçırılarak, Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın ordusuna ulaştırılması, Tevfik Paşa Hükümeti'nin Harbiye Nazırı fedakar Ziya Paşa'nın bilgisi dahilinde ve hatta onun teşviki ile gerçekleştiriliyordu. Ziya Paşa, bununla da kalmıyor, İstanbul'daki yüzbinlerce ton savaş malzemesinin İngilizler tarafından imha edilmesine de mani oluyordu. Bütün bu gayretler sonucu Kurtuluş Savaşı'nda kullanılan savaş malzemesinin üçte birinin İstanbul'dan sağlandığı anlaşılıyor. Sadece Milli Müdafaa Grubu'nun kaçırmayı başardığı silah ve cephanenin miktarı 340 bin tondu. Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın askerleri için kaçırılan yarım milyon ton savaş malzemesi, gündüz daha kolay yakalanır diye, gece karanlığında, "boyanacak" bahanesi ile Haliç'e sokulan gemilere, vinç kullanmadan, kol kuvveti ile yüklenmişti. O günlerde yapılan bir sayımda İstanbul'un Türk nüfusunun 600-700 bin civarında olduğu görülmüştü. Yani, kişi başına bir tona yakın bir yükün taşındığı anlaşılır. İnanılmaz bir faaliyettir bu. Bu kıymetli yükü binlerce Türk evladı aç karnına ve uykusuz taşımış, yerleştirmiş, fakat aralarından tek bir hain çıkıp da, Milli Mücadele için Anadolu'ya kaçırılan bu silahları ihbar etmemiştir.

    Tüm bu yaşanmış olaylar, Ustura Kemal romanlarının içeriğini teşkil eder. General Harrington tarafından işgal altındaki İstanbul'da İstihbarat Başkanlığına getirilen İngiliz Yüzbaşısı Bennet'e düzenlenen suikast ve Milli Mücadele'de çok farklı bir rol oynayarak Damat Ferit Paşa'nın kızını kendisine aşık edip Ferit Paşa yalısında yapılan toplantıların ayrıntılı dökümlerini ele geçirerek Kuva-yı Milliye'ye iletme görevini başarıyla yerine getiren Darülfünunlu Galip, Ustura Kemal romanlarında işlenen konulardan bazılarıdır... (Yüzbaşı Bennet, İstanbul kabadayılarından Topkapılı Cambaz Mehmet Beğ komutasındaki Milli Müdafaa Grubu'nun düzenlediği suikastten şans eseri ağır yaralı olarak kurtuldu ve İngiltere'ye geri gönderildi. 38 sene sonra turist olarak geldiği Türkiye'de Anıt Kabir'i gezerken kendisiyle röportaj yapan gazetecilere "İstanbul'da İstihbarat Yüzbaşısı olduğum günlerde bir gece vakti Pera Palas'ın koridorunda karşılaştığım Mustafa Kemal'in şimşek gibi çakan gözlerini gördüğümde Türkleri yenmenin imkansızlığını anlamıştım. O büyük bir liderdi." diyecekti... Okulunu yarıda bırakarak vatan uğruna mücadele etmek için Milli Müdafaa Grubu'na katılan Darülfünun (edebiyat fakültesi) öğrencisi Galip ise Cumhuriyet'in ilanından sonra fakülteye devam ederek mezun olacak ve son nefesini verdiği güne kadar Anadolu'nun dört bir yanında öğretmen olarak görev yapacaktı. Soyadı kanunu çıktığında Türkoğlu soyadını alan Galip Öğretmen her 10 Kasım'da konuşma yaparken öğrencileriyle birlikte ağlardı.)

    Ustura Kemal romanlarının bir diğer özelliği ise ince bir zeka ve kültür birikiminin özelliği olan muhteşem diyaloglarıdır. Romanların her okuyanı derinden etkilemesinin başlıca sebebi, kahramanların arasında geçen, herbiri atasözü veya özdeyiş niteliğindeki konuşmalardır:

    "Ölüm bir devedir ki, herkesin kapısına çöker.",

    "Kesilen baş bitmez, bitse de sahibine hayretmez."

    "Zulüm ile abad olanın akibeti berbad olur."

    "Yavaş tükürüğün sakala zararı vardır."
    gibi, ardında sağlam anlamların yattığı binlerce cümlenin bir çoğu, o günleri yaşamış kişilerin anlatımlarına göre yazılmıştır.

    Ustura Kemal romanları sayesinde, "Tekkeler ve Zaviyeler Kanunu" olduğu halde, Atatürk'ün emri ve izniyle kapatılmayan tek yer olan Özbekler Tekkesi'nin neden böyle özel bir durumda olduğu bile öğrenilebiliyor.

    Ustura Kemal'in "Bin Yaşa Gazi Paşa" adlı macerası birkaç sene önce Hürriyet Gazetesi'nde dizi halinde yayınlanıyordu fakat birden kesildi. Rivayete göre, bu roman Türklerin milliyetçilik duygularını kabarttığı için o günlerde kapısında dilencilik yapılmaya başlanan Avrupa Birliği tarafından sakıncalı görülmüş ve genel yayın yönetmeni devrimci döneği Ertuğrul Özkök ile temas kurularak yayından kaldırılması istenmişti.

    Bunca yazıyı yazmamızın asıl sebebine gelince... Dört dörtlük gerçek bir Atatürkçü olan Ustura Kemal romanlarının yazarı Haldun Sevel, bu romanların herhangi bir yayın organında yayınlanması için telif ücreti talebinde bulunmuyor çünkü Türk gençliğinin Ustura Kemal'den birşeyler öğrenmesini canı gönülden istiyor... Bugün Türkiye'de Türk Milliyetçiliği doğrultusunda yayın yapan bazı gazete ve dergiler var. Ustura Kemal'i dizi halinde yayınlamalarının kendilerine maddi bir külfeti olmayacağı gibi faydalı bir hizmette bulunmuş olacaklar... "İç ve dış düşmanlar" tarafından Türk Milleti'ne yönelik psikolojik savaşın uygulandığı bu günlerde, Türklerin Türklük şuurlarını yükseltecek yayınlara ihtiyaç var. Ustura Kemal de bunlardan birisidir...



  2. 2
    Ziyaretçi

    Cevap: Matrix felsefesine karşı Ustura Kemal --Forum Alev

    Reklam



    ustura kemalin dizisinde ustura kemalin kıraathanesini İtalyanlar işgal etmişti burada ise İngilizler işgal etmiş yazıyo hangisi doğru







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi