Sırakayalar efsanesi - uşak

+ Yorum Gönder
Edebi Türler ve Destanlar ve Efsaneler Bölümünden Sırakayalar efsanesi - uşak ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    xRockİnGirLx
    Süper Moderator
    Reklam

    Sırakayalar efsanesi - uşak

    Reklam



    Sırakayalar efsanesi - uşak

    Forum Alev
    SIRAKAYALAR

    EFSANESİ

    -UŞAK-


    Sırakayalar Efsanesi / UŞAK


    Sırakayalar Efsanesi Uşakta yıllar boyu dilden dile dolaşan bir efsanedir. Efsaneye konu olan kayalar, Uşak’ın 35 km uzaklıkta olan (ilçesi) Sivaslı’nın doğusunda, kuzeyden güneye doğru uzanan, Uşak ve Afyonkarahisar illeri arasında sınır teşkil eden Bulkaz Dağı’nın Sivaslı’ya bakan batı tarafında yer almaktadırlar.

    Bu kayalar uzunca ve yüksekçe bir sırakaya dizisi ile bu dizinin biraz önünde büyükçe tek bir kaya ile bulunmaktadırlar… Yüksek dizili kayalara “Sırakayalar” öndeki tek büyük kayaya ise “Kız kayası” denilmektedir.

    Efsane, birçok efsanede olduğu gibi büyük bir aşkı anlatmaktadır. Zengin bir Yörük beyinin kızı ve fakir bir çobanın aşkıdır bu…

    Efsane şöyle başlar ;

    Bundan çok önce Bulkaz Dağı'nın tepesindeki düzlükte zengin mi zengin bir Yörük beyi yaşarmış. Zenginliğine ölçü bulunamazmış. Koyunu, keçisi dağa taşa sığmazmış.

    Bu beyin Zeliha adında bir tanecik kızı varmış. Zeliha’nın güzelliği dillere destanmış. Yüzüne bakmaya doyulmazmış. Zeliha'ya doğudan batıdan görücüler, dünürler gelirmiş bir yandan da. Fakat hepsi de eli boş dönerlermiş. Zengin babası Zeliha’yı kimselere layık görmezmiş.

    Günlerden bir gün Zeliha bir gece rüyasında bir çoban görmüş. Çoban yanık yanık kaval çalıp türküler söylemiş Zeliha da dinlemiş uzun uzun rüyasında. Aradan günler, aylar geçmiş, kızcağız bir türlü o rüyayı unutamamış. Hayalinde yaşattığı yoksul çobana her geçen gün biraz daha sevdalanmış…

    Gel zaman git zaman günlerden bir gün, Zeliha kara Yörük çadırının gölgesine oturup düşünürken kulağına biraz öteden bir kaval sesi gelmeye başlamış. Zeliha heyecanlanmış, can kulağıyla dinlemiş kavalın sesini. Aylar önce rüyasında dinlediği kavalın ta kendisiymiş bu. Bir sevinç ateşi almış yürümüş yüreciğini. Kaval o kaval ama çoban da o çoban mı bakalım? Hemen eteklerini tutup koşmuş sesin geldiği yöne. Gitmiş, gitmiş bir ulu çamın altında durmuş. Meğer aradığı çoban, orada çamın gövdesine yaslanıp dururmuş. Ayaklarının ucuna basa basa iyice yaklaşmış Zeliha. Çobansa dünyadan habersiz. Kendini çaldığı havaya öylesine kaptırmış ki, ne güttüğü koyunların çok ötelere gittiğinden, ne de yanına dünyalar güzeli bir bey kızının geldiğinden habersizmiş. Çobanın çalması, Zeliha'nın kendisinden geçerek onu seyretmesi kim bilir daha ne kadar sürecekmiş. Fakat az ötede başka çamın gölgesinde yatan çoban köpeği havlayarak manzarayı bozmuş. Zeliha korkudan bir "ayy" çekince çoban kendine gelmiş. Kaval sesi kesilmiş. Esmer yüzlü, ince kara bıyıklı genç çoban ayağa kalkmış, kendisine iyice yaklaşan kıza merakla sormuş;

    “İn misin cin misin ne isin var burada?'

    Zeliha heyecan dolu bir sesle cevap vermiş : 'Ne inim nede cin kavalını dinlemeye geldim'

    Çoban : “Bari beğenseydin” demiş.

    Zeliha : Beğenmesem gelmezdim.

    Sonra Zeliha oturmuş genç çobanın yanına, uzun uzun sohbet etmişler Zeliha ona rüyasını anlatmış, Genç çoban Zeliha’ya tekrar kaval çalmış. Orada sevdalanmış birbirlerine bu iki genç. O gün ayrılırken her gün bu ulu çınar ağacının altında buluşmaya söz vermişler. Bu şekilde günler haftaları haftalar ayları kovalamış. Bir gün Zeliha ve genç çoban yine bu ağacın altında buluşup ele ele diz dize oturup konuşuyorlarken yörük beyinin adamlarından biri görmüş onları. Bos boğaz adam koşup gördüklerini beye anlatmış. Zeliha’nın babası bu olaya çok kızmış, çok hiddetlenmiş, öfkesinden küplere binmiş. Ve üç azgın adam gönderip çobanın bu diyarlardan sürülmesini emretmiş. Kızını da bir kara çadıra kapattırmış. Zeliha ekmekten aştan kesilmiş çadırda. Durmadan ağlıyor gözyaşı döküyormuş. aşktan gönül derdinden anlayanlar beyin huzuruna çıkmışlar:

    - Beyimiz demişler, gel etme eyleme iki gönlün arasına girme kızcağızın hali çok kötü ne yiyor ne içiyor geceyi gündüze katip ah cekiyor ver sunu sevdiceginede kapansin bu is diye yalvarmışlar.

    Nuh demis peygamber dememis bey olmaz diyee diretmis kim ne dediyse olmaz “benim biricik dunya guzeli kizim bir
    baldiri ciplak kizla evlenemez askmis sevdaymis bos laf bunlar elalem ne der bana bey kizi bey ogluna yar olur. soyleyin
    o kizim olacak kendini bilmeze bu sevdadan cabuk vazgecsin. yoksa etini pincik pincik dograrda kopeklere atarim.” Demiş bey.
    Günler haftaları, haftalar ayları tamamlamış obada. Kimse beyin taş yüreğini yumuşatamamış. İş dönmüş dolanmış yufka yürekli anaya düşmüş. Ana bu Daha fazla dayanamamış biricik kızının kara çadırda sararıp solmasına.
    - Çobansa çoban, yoksulsa yoksul. O da insan. O da Tanrı kulu değil mi? Gidin, tez elden haber iletin benden yanı. Gelsin, kaçırsın kızımı. Demiş Ana.
    Gün geçmemiş, haber çobana ulaşmış. Hemen o gece girmiş çadırların arasına çoban. Anayı çağırtmış; öpmüş elini. "İşte geldim" demiş.

    - İyi ettin oğul. Demiş ana da. Güzel ettin. Bekle buracıkta. Ben çıkarıp geleyim sevdiceğini. Kaçın, gidin uzaklara. Mutlu olun, unutun bizleri...
    Çok geçmeden Zeliha gelmiş. İki sevgili bir al ata binip batıya doğru kaçmışlar. Olacak bu ya aradan üç beş dakika geçmeden bey, Zeliha'nın kaçırıldığını haber almış. Hemen adamalarını toplamış ve düşmüş peşlerine. Bayır aşağı kızla çoban önde; beyle adamları arkada at koşturmuşlar. Öndekiler kaçmış, arkadakiler kovalamışlar. Derken şafak sökmeye başlamış. Araları iyice kapanmış. Yakalanmak üzere imişler. Zeliha işte tam o zaman kaldırmış ellerini yukarı, yalvarmış her şeye kadir olan o yüce Tanrı'ya; "Tanrım" demiş sevdalı yüreğinin olanca gücüyle. "Yüce Tanrı'm, şu babam olacak zalim kulunu insan yaratıp taş yürekli baba edeceğine taş yaratsan olmazmıydı..."
    Şafağın ulu sessizliğinde bu yakarışlar dalga dalga göklere yükselmiş. Arkasından yer gök sarsılmaya, dağ taş inim inim inlemeye başlamış. Tanrı, Zeliha'nın dileğini kabul eyleyip taş yürekli babalara ibret için beyle adamlarını oracıkta bir sıra kaya halinde taşlaştırıvermiş gel ne var ki, çobanla Zeliha da az ötede ayni akibete uğramaktan kurtulamamışlar.
    İşte o gün bu gündür Bulkaz Dağı'nın batı yamacını süsleyen ve Sivaslı ilçesine tepeden bakan Sırakayalar'la Kızkayası yeni kuşaklara taş kesilmiş yörük beyi ile güzel kızı Zeliha'nın ve talihsiz çobanın ibret dolu acı öyküsünü fısıldar dururlar.
    Sırakayalar efsanesi taş yürekli babalara ibret olsun diye hala dilden dile dolaşır durur…




  2. 2
    Filiz
    Bayan Üye

    Cevap: Sırakayalar efsanesi - uşak

    Reklam



    Zengin kız fakir oğlan hikayelerinden biri olan bu efsanede Uşak yöresinde bulunan kayalar ve kız kayası adı verilen yerde geçmektedir.Ülkemizin değişik yerlerinde değişik efsaneler bulunmaktadır.Halk bunları dilden dile anlatmaktadır.







+ Yorum Gönder
sırakayalar efsanesi,  uşak ile ilgili efsaneler,  uşakla ilgili efsaneler,  sıra kayalar efsanesi,  uşak destanları
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi