Ancak İmanı Zayıf Olanlar Yalan Söyler

+ Yorum Gönder
İslami Konular ve Dini Sohbet Bölümünden Ancak İmanı Zayıf Olanlar Yalan Söyler ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    mumsema
    Özel Üye
    Reklam

    Ancak İmanı Zayıf Olanlar Yalan Söyler

    Reklam



    Ancak İmanı Zayıf Olanlar Yalan Söyler

    Forum Alev
    Ancak İmanı Zayıf Olanlar Yalan Söyler
    Yalan söylemek, insanın savunma mekanizmasından kaynaklanan bir davranıştır. Kişi iç veya dış dünyasını tehdit eden ya da tehdit etme potansiyelinde olan dış etkenlere karşı kendisini savunmaya geçer ve tepki gösterir. İşte bu tepkilerden biri de yalan söylemektir. Yalan söylemeyi adet edinen kişilerde zaman içinde başka davranış bozuklukları da ortaya çıkabilir. Kendine güvensizlik, cesaretten yoksunluk (korkaklık), ikiyüzlülük, sinsilik, sahtekarlık, samimiyetsizlik, sözünde durmama ve güvenilmezlik gibi... Hz. Ömer (r.a.), "İnsanda on fıtrî ahlâk vardır, bunlardan dokuzu iyidir, birisi kötü. Bu kötü serbest kalırsa diğerlerini de bozar." demiştir. İnternette yalan konusunda bir araştırma yaptım ve bulduğum sonuçlara göre insanlar şu sebeplerden ötürü yalan söylüyormuş: 1- İman zayıflığından
    2- Korkudan
    3- Dikkat çekmek için
    4- Hased, kin ve kıskançlıktan
    5- Takdir edilmek için
    6- Kendini temize çıkarmak için
    7- Özgüven sorunları yaşadığından
    8- Mal, makam, saygınlık gibi hırslar için
    9- Mutsuzluktan
    10- Şaka ve eğlenmek için
    Fakat bana göre ilk iki madde dışındakiler, bu ilk iki maddenin alt katagorisidir. Dikkatlice inceleyecek olursanız, aslında her bir maddenin altında aslında iman zayıflığına bağlı korkuların yattığını anlarsınız. Çünkü kişi maddi yada manevi açıdan sahip olduğunu zannettiği veya sahiplendiği şeylerin tehlike ve tehtit altında olduğunu hissederse, kaybetmekten korkarak savunma durumuna geçer ve yalana başvurur. Yalan bu açıdan aynı zamanda bağımlılık ve esaretin de göstergesidir. Bağımlılıklar ise, iman zayıflığına bağlı olarak gelişir. Kişi sahiplenip bağlanmadığı hiç bir şeyin esiri olup, kaybetme korkusu yaşamaz ve bu sebeple yalana da başvurmaz. Demekki konunun derinlemesine özünde iman zayıflığına bağlı korkular yatıyor. Peki kişi yalan söyleme gibi bir davranış bozukluğundan nasıl kurtulabilir? Bunun için öncelikle imanı doğrultusunda bir farkındalık geliştirerek kendini esir eden bağımlıklarından ve sahiplendiklerinden zihnen vazgeçmeli, ki bunları kaybetme korkusuyla savunma dürtüleri harekete geçip yalana başvurmasın. Yoksa bu gibi beşeri vehimleri tahrik edildikçe güdüsel tepkilerini kontrol edemeyip yalan söylemeye devam eder. Demek ki iman dilden kalbe inmelidir. Dil ile kelime-i tevhid'i söylediği hâlde, kalbi söylediğini tasdik etmeyen ve inanmayan kimseye münafık denir. Bu açıdan yalancılık aynı zamanda bir münafıklıktır (riyakarlık/ikiyüzlülük). Münafık kimsenin imanı sözlerindedir, kalbinde değil.. * "İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları hâlde 'Allah’a ve Âhiret Günü’ne inandık' derler." (Bakara, 2/8)

    Rasûlullah aleyhisselâm bununla ilgili olarak şöyle buyuruyor:
    "Dört özellik vardır; kimde bu özellikler bulunursa o kimse halis münafıktır. Kimde bunlardan biri bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendinde nifaktan bir özellik var demektir: Emanete hıyanet eder. Konuşunca yalan söyler. Söz verince sözünde durmaz. Husumet edince, kıskanınca haddi aşar." (Buharî, “İman”, 24; Müslim, “İman”, 106) Tevhid gerçeği doğrultusunda öğrendik ki evrende varolan her şeyin mutlak sahibi Allah'tır, O malik-el Mülk'tür. Maddi yada manevi açıdan sahip olduğumuzu zannettiğimiz her şey bize Allah'tan emanettir. Dilerse emanet olarak verdiğini alacak olan da O'dur. Mülkü üzerinde dilediği gibi tasarruf eder. Bu açıdan hiç bir şeye kopamaksızın veya kaybetmekten korkup yalana başvuracak kadar bağlanmamak gerekir. Ayrıca, ölümüne engel olamayan aciz bir yaratılmış, ne kendinden nede sahiplendiği bir başka şeyden takdir edilen bir kaderi uzaklaştırmaya güç yetiremez. İşte tüm bu gerçekleri farkeden kişi de yalana başvurmaya gerek duymaz. Çünkü hissettiği korkuların aslı olmayan bir vehimden kaynaklandığını bilir ve o vehmi kontrol eder. Enbiya ve evliya ise, farkında vardıkları bu gerçekler ve kemale eren imanları sebebiyle yalan söylemezler. Onlar daima doğru, dürüst ve cesurdur; bu sebeple insanlara güven veren emin kişiler olmuşlardır. Onlar her işlerinde doğru olup Allah'a tevekkül ederler, hiç bir menfaat ve korku uğruna yalana ve gerçeği örtmeye tevessül etmezler! Yalanı adet haline getiren kişinin zihni, herşeyin mutlak sahibini ve takdiri (kaderi) göremeyip, sahiplenme vehmine ve sahiplendiklerini yitirme korkusuna kitlenir ve böylece kalbi tevhid'den uzaklaşarak ilelebet perdeli yaşamaya mahkum olur. Yalanın günah kapsamında olmasının sebebi de budur. Yalan öyle bir musibettir, ki bir çok büyük günahın içinde bulunur. Diğer günahlar birbirleriyle ilişkili değilken, yalan hemen hemen pek çoğuyla ilişkilidir. Rasûlullah'ın Hz. Ali'ye ettiği vasiyetlerin başında da doğru söylemek gelir. Yalan söylemek kişinin kendi açısından olumsuz sonuçlar doğuracağı gibi, karşısındakiler üzerinde de olumsuz bir etki yaratır. Yalan, insanlar arasındaki sevgi, dostluk ve güven duygusunu sarsar, hattâ zamanla tamamen yokeder. Kur'ân'da enbiya doğruluk ve dürüstlükleriyle tanıtılmış ve methedilmiştir. Enbiya'nın daima doğruyu söyleyen dürüst kişiler olması, getirdiklerine iman açısından çok önemlidir. Kaldı ki onlar getirdiklerinden gafil olmadıkları için, yalan söyleme gibi bir ahlakları da yoktur. Hazır doğruluk ve güvenden söz açılmışken, okuduğumda beni şaşırtan, duygulandıran ve hattâ biraz da utandıran bir hadisi aktarayım sizlere... Abdullah b. Ebi el - Hemse anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.v.) ile Peygamberlikten önce bir alışveriş yapmıştım. O'nun benden alacağı bir beşi kalmıştı. O'na alacağını bulunduğumuz yere getireceğime söz vermiştim. Her nasıl olduysa söz verdiğimi unuttum. Üç gün aradan sonra tekrar hatırladım. O, beni görünce şöyle dedi: "Ey genç beni usandırdın üç günden beri seni burada bekliyorum." (Ebu Dâvud, K. Edep, 90) Hadi gelin bu hadis üzerinde biraz düşünelim. Hz. Muhammed (s.a.v.) orada üç gün o genci neden bekledi? Hangi düşünce ve ahlaki özelliği O'nu usanma pahasına orada üç gün bekletti? İçimizden herhangi birine daha birinci gün şeytan yaklaşıp, "gelmeyecek, boşuna bekleme" deyip ikna etmez miydi? Hattâ pek çoğumuz bir saat içinde "galiba gelmeyecek, boşuna beklemeyeyim" şüphesine kapılıp vazgeçmez miydik? Bir insana üç gün boyunca nasıl olur da bu vehim yaklaşamaz ve orada yılmadan bekler?!! Vehim O'nun üzerinde ne kadar hükümsüz ve O ne kadar sözüne sadık?! Hayret verici ve gıpta edilecek bir ahlak bu!! İslâmiyet'in esası doğruluktur (sıdktır). Çünkü imanın özü doğruluktur. Kişiyi kemalata götüren de doğruluktur; kemale erenin üstün ahlakı da doğruluktur. Yani işin başı doğruluk, sonu doğruluk.. Hz. Muhammed aleyhisselâtu vessselâm, doğruluğu ile insanlara güven verdiği için Muhammed-ül Emin olarak anılırdı. Bu kadar sözünün eri, güvenilir ve emin bir kişi, "şu dağa gökten bir yıldız indi" dese, inanılır. Aksi ahlaka sahip olan ise, gözün gördüğünü söylese sözüne şüphe ile bakılır. Bu sebeple nebi ve rasuller doğrulukları ile methedilmiş kişilerdir ve halk içinde de öyle bilinirler. Lakin her biri aynı ahlaka sahip olmasına rağmen, yukarıdaki hadisten de anlaşılacağı üzere, doğruluk, dürüstlük, sözünde durma ve eminlikte Hz. Muhammed'in bir benzeri yaratılmamıştır yeryüzünde.. Bu ahlak taklit etmekle erişilecek bir ahlak da değildir. O gerçekten alternatifi olmayan, yeri dolmayacak düzeyde Kamil bir İNSAN! (Allah bizi O'nun şefaatine nail etsin!) O'nun bu ahlakı sadece müslümanları değil, kitab ehlinden pek çok kişiyi de pozitif yönde etkilemişti. Allah Rasûlü Roma imparatoru Heraklius'u İslâm'a davet için kendisine bir mektup yolladığında, Heraklius mektubu okur ve çok etkilenir. Sonra o sırada Şam'da bulunan Ebû Süfyan'ı çağırtır ve aralarında şöyle bir konuşma geçer: - O'na en çok uyanlar kimlerdir, zenginler mi, fakirler mi?
    - Fakirler.
    - Hiç O'na inananlardan dönenler oldu mu?
    - Şimdiye kadar hayır.
    - Artıyorlar mı, eksiliyorlar mı?
    - Her geçen gün biraz daha artıp çoğalıyorlar.
    - Hayatında hiç yalan söylediğini duydunuz mu?
    - Hayır, O'nu hiçbirimiz yalan söylerken duymadık.
    Bu cevaplardan çok etkilenen Heraklius teba'sının tepkisini almak pahasına şöyle söyler: - Bir insanın bunca zaman, insanlara yalan söylemekten kaçınıp da Allah'a karşı yalan söylemesi düşünülemez. (Buharî, “Bed’ül-vahy”, 6) Yalan söyleme ahlakının kötülüğünü, sebeplerini, sakıncalarını ve doğuracağı sonuçları bildiren ayet ve hadislerden bulabildiklerimi aşağıya yazdım. Benim gibi sıradan bir beşerin sözüne kıymet verip şu satırlara dek okuduysanız, konuyla ilgili ayet ve hadisleri daha büyük bir dikkatle ve değer vererek okuyacağınızdan hiç şüphem yok. Bu yazı, bir süredir üzerinde durduğum, doğruluk, samimiyet, dürüstlükle ilgili bir dizi yazının sonuncusuydu. Allah cümlemize bu konunun önemini hakkıyla anlamayı nasip etsin. Herkese selâm ve sevgilerimle...




  2. 2
    BAKİYE
    Bayan Üye

    Cevap: Ancak İmanı Zayıf Olanlar Yalan Söyler

    Reklam



    Yalan her ne nedenle söylenmiş olursa olsun yasak edilmiştir. Sadece üç yerde caiz görülmüştür. Bunun dışında yalan söylemek alışkanlık haline gelip imanın zayıflamasına neden olabilmektedir.







+ Yorum Gönder
iman zayıflığının belirtileri
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi