Türk ve Dünya Tarihi İle İlgili Okuma Parçası

+ Yorum Gönder
Tarihimiz ve Dünya Tarihi Bölümünden Türk ve Dünya Tarihi İle İlgili Okuma Parçası ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    gökçe34
    Özel Üye
    Reklam

    Türk ve Dünya Tarihi İle İlgili Okuma Parçası

    Reklam



    Türk ve Dünya Tarihi İle İlgili Okuma Parçası

    Forum Alev
    İSLAM DÜNYASINDA VE OSMANLI DEVLETİ’NDE DİN VE HUKUK
    Din ile devletin, din ile hukukun ilişkileri ve Türkiye’de laikliğin anlamı incelenirken, İslam alemini başka dinlerin hüküm sürdüğü ülkelerden ayıran büyük bir fark unutulmamalıdır: İslam şeriatı sadece inanç ve ibadetle ilgili kurallar koymakla yetinmemiştir. Toplum hayatının çeşitli yönlerini, hatta özel hukuk ilişkilerini düzenleyen çok sayıda kurallar da koymuştur.

    Şeriatın dünya işleri ile ilgili hükümleri dörde ayrılır:
    a) Münakahat ve Müfarekat (Nikah ve boşanma ile, yani aile hukuku ile ilgili kurallar),
    b) Muamelat (borçlar hukuku, mal edinme, dava usulleri ile ilgili kurallar),
    c) Ukubat (Ceza hukuku ile ilgili kurallar),
    d) Feraiz (Miras hukuku ile ilgili kurallar).

    İslam hukukunun kaynakları ise sırasıyla Kur’an-ı Kerim, Sünnet (Peygamberin söz ve davranışları), Kıyas-ı Fukaha (dini hukuk bilginlerinin kıyas yoluyla çıkardıkları sonuçlar), İcma-ı Ümmet (belli bir konuda görüşbirliği) tir.
    Osmanlı Devleti, şüphesiz bir İslam devleti idi. Ancak üç kıtaya ve değişik iklimlere yayılan, tarihin en güçlü imparatorluklarından biri olarak uzun süre yaşayan bu devletin sınırları içinde, çeşitli kavimler vardı. Orta Asya ve İran’da kurulmuş Türk devletlerinin gelenekleri de Osmanlı Devletini bir ölçüde etkilemişti.
    Prof. Ömer Lütfü Barkan, derin incelemeleri sonucunda haklı olarak şu sonuçlara varmıştır. Osmanlı Devleti’nin kuruluş ve gelişme döneminde “bir kitabı açıp bakma ve orada gördüğünü tatbik etme” tarzmda dindarane bir zihniyet yerine, daha ziyade tecrübe ve göreneklerden mülhem pratik bir tutum hakim olmuştu. “Kuruluş devrinin nizamlarını tasarlamış olan ilk Osmanlı padişahlarının genellikle çok gerçekçi bir şekilde hareket ettikleri ve dünya işlerinde dini düşüncelerin geniş ölçüde tesiri altında kalacak kadar mutaassıp davranmak mecburiyetini hissetmedikleri görülmektedir.”
    “Devletin menfaatleri, siyasi irade, kuruluş devrinin teşkilat ve icraatına kayıtsız-şartsız hakim olmuştur”
    Osmanlılar ın Bizans fethinden sonra bazı şer’i esaslardan ayrıldıkları yolundaki iddia tarihi gerçeklere uygun düşmez. Tam aksine, devletin kuruluş döneminde milli ve laik hukuk daha geniş bir yer tuttuğu halde, Bİzans’m fethinden sonra devlet daha “teokratik”, daha “dini” bir karakter almıştır.
    Şeyhülislamlık müessesesinin doğuşu ve devlet idaresinde “fetva’ların önem kazanması Bizans’ın fethinden sonradır. Yukarıda gördük ki Osmanlı sultanlarının aynı zamanda halife sıfatını almaları ve özellikle halifelik sıfatmı ön plana çıkaran bir tutuma girmeleri ise, çok daha sonraki tarihlere rastlar.
    Halife-sultanlarm kurdukları medreselerde Arapçanın ilim ve hukuk dili olarak kullanılması, medreselerin “akli” ilimlerden gitgide uzaklaşıp “nakli” ilimlere ağırlık vermesi, Osmanh devlet idaresinde Özellikle XVII. yüzyıldan sonra dini hukukun gitgide hakim olmasına yol açmıştır.
    İslam medeniyeti ve hukuku, esasında şeriat dışında bir hukuk kaynağı ve kanun koyucu kuvvet kabul etmez. Ancak dini nastarın açıkça aksini emretmediği hallerde hükümdarların “kamu yararı” için kurallar koyabilecekleri¬ni İslam hukukçuları kabul etmişlerdi.
    Özellikle devlet teşkilatı, idare, maliye, ekonomik hayat ve ceza hukuku ile ilgili konularda Osmanlı padişahları baştan beri, emir ve ferman yoluyla kanun ve nizamlar koymak zorunluluğunu duymuşlardır. Özel hukuk mesela, aile hukuku alanında çeşitli din ve milliyetlere mensup Osmanlı tebaası, kendi dini ve milli kural ve geleneklerine göre hareket etmekte genellikle serbest bırakılmışlardır. Fakat kamu hukuku, devlet teşkilatı ve idaresi söz konusu olan hallerde devletin menfaatleri daima ağır basmıştır.
    Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarından başlayarak devletin yararı hangi kuralların konmasmı gerektiriyorsa, o yolda hareket edebilmek için şer’i hukukun sınırları zorlanmıştır. Böylece Osmanlı Devleti’nde “Şeriat” hükümleri dışında, hatta bazen bu hükümlerle bağdaşmayan birçok hukuk kuralı görüyoruz.
    Milyonlarca köylüyü en çok ilgilendiren toprak hukuku bunların başında gelir. Osmanlı Devleti’nde, İslam hukukunun normal satış, hibe, vakıf ve miras hükümleri dışında “miri topraklar” adı altında özel bir arazi rejimi uygulanmıştır.
    Ceza hukuku alanında Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerine ait kanunnamelerin incelenmesi gösteriyor ki, birçok yönden İslam ceza hukukunun dar kalıplarının dışına çıkılmış, siyasi ve sosyal şartların gereklerine göre değişik hükümler getirilmiştir. Sultanlar “siyaseten” gerekeni takdir etmişler, “ta’zir” yetkisini en geniş şekilde yorumlayarak kullanmışlardır.
    Ekonomi ve maliyeyi düzenleyen bazı dini kurallar da değişen zamanın ekonomik şartlarına ve hayatın baskısına dayanamamıştır.
    Mesela faiz yasağı “şer’i hile” yoluyla ve bazı yorumlarla katılığından uzaklaştırılmıştır. Osmanlı döneminde Ebu’s-su’ud Efendi, İbn-i Kemal gibi ünlü şeyhülislamlar dahil, makul ölçüde faiz ödenmesini mümkün kılan “şer’i hile” yollarının ve genişletici yorumların dine aykırı olmadığını savunan İslam hukukçuları görülmüştür. Bu konu ile ilgili çok ilginç fetva örnekleri vardır.




  2. 2
    HADİE
    Bayan Üye

    Cevap: Türk ve Dünya Tarihi İle İlgili Okuma Parçası

    Reklam



    tabi burada islam dünyasında hukuk deyince şeriat düzeni üzerine yazı yazılmış ama mevcut düzenler islami değildir anlamına gelmemeli şimdi türkiyede islami yönetim yok fakat yaşayış toplumun % 70 inde islamidir







+ Yorum Gönder
münakahat
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi