Roger Garaudy Kimdir?

+ Yorum Gönder
Biyografi ve Düşünürler-Flozoflar Bölümünden Roger Garaudy Kimdir? ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Fatal
    Özel Üye
    Reklam

    Roger Garaudy Kimdir?

    Reklam



    Roger Garaudy Kimdir?

    Forum Alev
    Roger Garaudy
    Vikipedi, özgür ansiklopedi

    Roger Garaudy, Fransız filozof, yazar ve eski katolik/komünist. 1982 yılında Müslüman olmuştur.

    Hayatı17 Temmuz 1913'te Marsilya'da dünyaya gelmiştir. 1952 yılında Sorbonne Üniversitesi'nden edebiyat dalında,1954 yılında da SSCB Bilimler Akademisi'nden bilim dalında doktor ünvanını aldı. Fransa Komünist Partisi'nin zirvesine yükseldikten sonra bu kuruluştan ayrıldı. Fransa Parlamentosu’nda milletvekili, meclis başkan yardımcılığı, milli eğitim komisyonu üyesi ve senatör olarak görev yaptı. Daha sonra profesörlüğüne devam etti. Emekliliğini, yeni yeni eserler yazarak değerli hale getirdi. İlerlemiş yaşına rağmen, tükenmeyen bir inanç ve güçle çalışmalarına devam etmektedir.
    Ünlü düşünür, Müslüman olup Roje Garodi adını almıştır. Filistinlileri desteklemeye başladıktan sonra Batı basın-yayın organlarınca dışlanmaya başlanmıştır. Eskiden her hafta en az bir programa çıkan düşünür, Müslüman olduktan sonra programlara çıkamaz olmuştur. Emperyalizm, kapitalizm, ABD hükümranlığı ve İsrail'e karşı net düşünce ve tavırları olan Roger Garaudy, halen sevilerek okunmaktadır.

    Yarım asırdan fazla süren bir araştırma devresinden sonra, 1981'de 68.yaşında Müslüman oldu.
    1913'de Marsilya'da doğdu. Dinsiz bir ailenin çocuğuydu. Fakat o, "Protestan Gençlik Teşkilatı’nın başkanlığını yapmış, aynı yıllarda (1933) Fransız Komünist Partisi’ne de üye olmuştu.

    1956'da Komünist Partisi Siyasi Büro Şefi oldu. Marksist Araştırma ve İncelemeler Enstitüsü'nün Müdürlüğünü yaptı. Marksist felsefeyi çeşitli yönleriyle araştıran çok sayıda eserler yayınladı.
    Çalışmaları ve fikirleriyle büyük alaka çekti ve dünyanın en önemli düşünürleri arasında adı geçmeye başladı. Ancak 1968'de Rusya'nın Çekoslovakya'yı işgaline karşı çıktı. Hem Rusları, hem de Fransız Komünist Partisi'ni tenkit eden yayınlar yaptı. Rus komünistlerine şöyle diyordu:
    "Fransa'da kurmak istediğimiz sosyalizm, sizin Çekoslovakya'da zorla kabul ettirmek istediğiniz sosyalizm değildir."
    Bu düşünceleri onun Fransız Komünist Partisi'nden atılmasına sebep oldu (1970). Oysaki o yıllara kadarpolitikanın içindeydi ve yıllarca milletvekili ve senatör olarak kalmıştı. Hatta tek başına girdiği Cumhurbaşkanlığı seçiminde, yüz binlerce kişinin oyunu almıştı. Politik hayatının bitmesi onu araştırmalarında ve fikrî inkişafında hızlandırdı. Batı Medeniyetinin problemlerini, insanın geleceğini ve Üçüncü dünyanın meselelerini araştırmaya koyuldu.
    14 Eylül 1940 tarihinde, "gizil örgüt" kurmak suçundan Mareşal Petain rejimi tarafından tutuklanıp Cezayir'deki bir kampa yollanmıştı. Kampta bir gösterinin düzenleyicileri arasında olduğu için, Fransız komutan tarafından kurşuna dizilmek istenmişti. Cezayirli askerlerin silasız olduğu için vur emrini yerine getirmemeleri Garaudy'i derinden etkiledi.
    Bu kampta üç yıl tutuklu kaldı ve Amerikan çıkarmasından altı ay sonra serbest bırakıldı. Hayatını borçlu olduğu Müslüman askerler olayını unutmamıştı. Doğru Cezayir kentine gitti ve Müslüman kültürü üzerinde bilgi edinmeye başladı. Ama koca "Millî Kütüphane"de, İslam bilimi üzerine hiçbir eser yoktu. Bulabildikleri, İslam sanatı üzerine sathî bilgilerden ibaretti. Serbest kaldığında bir yıl daha Cezayir'de kaldı. Bu süre içinde Cezayirli Müslüman Âlimler Birliğinin başkanı Şeyh Beşir el-İbrahimi ile tanıştı. Şeyh Beşir el-İbrahimi'den edindiği bilgiler Garaudy'in İslamiyeti seçmesinde zemin oldu.
    Ardından Fransa'ya dönen Garaudy bu dönemi şöyle anlatır:
    İslam ile üçüncü buluşmam ise, 1968 yılında oldu. Bu da umumi olarak Avrupa'nın bilhassa Fransa'nın politikasında görülen ilk değişiklik alameti ile başladı. Tabiatıyla, değişiklik birdenbire olmamıştı. Bu değişiklik, bilhassa öğrencilerin ve işçilerin fikirleriyle ilgili olduğundan, hayli tesirli olmuştu. O sırada ben üniversitede profesör idim. Ama işçilerden ve öğrencilerden çok şey öğrendim. Öğrendiğim şeylerin hülasası şudur:
    Bazı organizasyonlar, başarılı olmaları halinde, başarısız olmalarından çok daha zararlı olabilirler. Bunların başında Batı tipi kalkınma gelir. Bu, ister emperyalizm, savaş ve öldürücü dâhilî buhranlar üreten kapitalizm; ister halkına işkence uygulayan, Üçüncü Dünya'yı sömüren ve korkunç bir silahlanma ve nüfuz yarışma giren sosyalizm tarafından ifade edilsin, farketmez. Zira Sovyet Rusya da aynı modeli benimsemektedir. Stalin'in ve ondan sonra Kruschceffın, kapitalizme ulaşıp onu geçmenin mecburi olduğunu dile getiren sloganlarını hatırlayalım. Bu tip gelişmeler ile sosyalist bir idare kurmanın da imkânsız olduğuna dair inancımı açıkladım. Sovyetler Birliği'nin, asla sosyalist sayılamayacağını dile getirdim. Sosyalizmin, dünyanın hiçbir yerinde bulunmadığım söyledim. Bunun üzerine derhal Komünist Partisi'nden kovuldum. Bu iş, bundan on üç sene önce, yani 1970’de olmuştu.
    Sonra (UNESCO) yetkilisiyle yardımlaşmak sayesinde 'Medeniyetlerin Diyalogu için Milletlerarası Enstitü' adlı bir merkez kurdum. Bu Enstitünün gayesi, Batılı olmayan ülkelerin, dünya kültüründeki rolünü ortaya koymaktır. Batı insanındaki üstünlük kompleksinden daha doğrusu bir vehimden kaynaklanan monologun, hep kendisinin konuşmasının, böylece duracağını düşünüyorduk. Ferdiyetçiliği yücelten, insanın insanî boyutlarını güdükleştiren, ruh yüceliğinden uzaklaştıran, beraberce yaşama düşüncesini öldüren, ilim ve teknikle hikmet arasına set çeken Batı Medeniyetinin...
    Evet, böyle bir medeniyetin kendi kendisini tükettiğini, insanlığın ona muhtaç olmadığını ispatlayan birçok kitap yazdım. Bir süre önce Batı kültür ve medeniyetinde. Batılı olmayanların payları olmadığını iddiasını çürüten çeşitli kitaplar yayınladım. İslam’ın Müjdeleri ile İslam İstikbalimize Yerleşecek isimli kitaplar da bunlar arasındadır.
    Bütün bunlardan benim İslama, zaten oldukça yakın olduğumu görüyorsunuz. Hayatımın henüz baharında, ona ulaştıran yola girmiş bulunuyordum.

    İslamiyeti seçmesinde son adımı atmasına Katolik Kilisesi'nin sebep olduğunu söylüyor. Katolik Kilisesi'nin bu hatası Filistin Müslümanlarının aleyhinde Yahudiliğin, hatta siyonizmin lehinde olmaktı. Hıristiyanlık ve Kilise üzerindeki Yahudi tesirlerini ve bunların kendisini nasıl etkilediğini şöyle açıklıyor:
    Katolik Kilisesinin, Filistin meselesindeki tutumunun içyüzüne vakıf olduktan sonra, bu yola girdim. Din derslerinde çocuklara "İncil"in öğretimi Siyonist propagandasına göre şekillenmiş. Mesela, Allah'ın Hz. İbrahim'e yaptığı bir vade binaen, Filistin'in Yahudilere ait olduğu intibaını uyandırıyorlar. Bu da Yahudilerin, Hıristiyan eğitim ve öğretimine ne derece nüfuz ettiğini göstermektedir. İsrail'in Lübnan'a yaptığı son istilanın ilk günlerinde, Le Monde gazetesinde uzun bir makale yayınlayarak, siyonizmi takbih ettiğimi açıkladım. Bunun neticesinde, hem ben, hem de Le Monde gazetesinin yazı işleri müdürü, Yahudi aliyhtarı olarak itham edildik. Oysa tamamen aksine, Siyonizm din olarak Yahudilikten çıkmış değildir. O, 18. yüzyılda Avrupa'da ırkçılık ve milliyetçilik atmosferinin hâkim olmasının sonucudur. Siyasî Siyonizmi kuran Teodor Hertzl dindar değildi. Bilakis dinsizdi. İncil'i, sadece iddialarını kuvvetlendirmek maksadıyla kullanmıştır. Her neyse...
    ...Beni Yahudi düşmanlığı ile itham ettiler.
    İslam İstikbalimize Yerleşecek kitabımla ilgili olarak Cenevre'ye konferans vermeye davet edildiğim zaman, Avrupa muhiti içinde canlı bir İslam tablosu gördüm. Gerçi Cezayir, Fas, Endonezya, Mısır ve Irak gibi Müslüman ülkeleri gezmiştim. Bilhassa Cezayir'deki ikametim, bana hayli tesir etmişti. Fakat Müslümanlarla, beşerî münasebetlerim pek olmamıştı.

    Garaudy, aydın Müslümanları tanımasının da Müslüman oluşundaki payını dile getiriyor ve "Niçin Müslümanım" yazısında da İslamı seçişinin temel fikrî sebeplerini açıklıyor. Le Monde gazetesinin birinci sayfasında yayınlanan ve büyük yankılar yapan yazısında İslamî düşüncelerini şöyle özetliyor:
    Batı dışı kültürleri incelediğim sırada, İslamın özel potansiyelinin şuuruna vardım. Ani bir keşif değildi bu İslam, Arap medeniyeti üzerine ilk coşkulu yazımı 1946'da Şeyh İbrahimi'yle çok önem taşıyan karşılaşmamdan sonra yazmıştım. Ama şimdi İslam, hayatımın sorularına cevap getiriyordu.
    Bu asrın tenkidi şuurunu ilgilendiren başlıca üç nokta şunlardır:
    1. Hz. Muhammed (a.s.m.), hiçbir zaman yeni bir din ihdas etme iddiasında bulunmadı. Bize Hz. İbrahim’in temel inancını tebliğ etti. Kuran’da Hz. Musa ve İsa, İslamın peygamberleridir. Dünya, onun içinde Yahudi. Hıristiyan, Müslüman birliğini kurabilir.
    2. İslam, ilmi hikmetten, hikmeti de imandan ayırmaz. Müslüman ilim, Kurtuba Üniversitesi'nin en parlak döneminde sebeplerin araştırılmasıyla gayelerin araştırılmasını birbirinden ayırmıyordu. Bu da ilmin ve tekniğin, ilim ve teknik bürokrasisine; politikanın Makyevelizme dönüşmesini engeller. Sadece "nasıl" değil, "niçin" sorusunu da sormaya zorlar.
    3. İslam, inançla politika arasındaki (insanın iki boyutu) ilişkiler meselesinin ortaya atılmasını sağlar ve onları kilise ile devlet arasındaki ilişkilerle (iki kurum ilişkisi) karıştırmaz Fransa ve Avrupa'da çok sık olduğu gibi.
    Bu idealleştirdiğimiz İslam, nerede mevcut diyeceksiniz? Hiçbir yerde. Doğru. Bir Kitapta ve insan yüreklerinde var sadece Hıristiyan toplumlarında hiçbir zaman mevcut olmadığı gibi.
    Garaudy, bu ideal İslam toplumunun tarihteki tek ve emsalsiz örneğinin Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından Medine'de kurulduğunu söylüyor:
    Böylece İslam, Hıristiyanlıktaki bir boşluğu doldurmuş, topluluğun teşkilatlanmasını gerçekleştirmiştir. Hz. Muhammed'in (s.a.v.) oluşturduğu topluluk ne belirli bir kan, ne belirli bir toprak, ne belirli bir pazar, ne de belirli bir kültür üzerine kurulmuştur. Bir imanda birlik üzerine kurulmuştur ve herkese açıktır. İşte bana bu, insancıl bir toplumun temeli olarak görüldü.
    Ancak, tarih boyunca bir tek örnek İslam için az değil midir, derseniz, ben de, Hıristiyanlıkta. Yahudilikte ve sosyalizmde o bir tek örnek dahi yoktur, derim. Evet, böyle örneksiz bir dünyada bir tek örnek bile çoktur ve önemlidir.
    "İslam nedir?" sorusuna ise şu cevabı vermektedir:
    Bana göre İslam şudur: İslamın büyük Peygamberi, 'yarın ölecekmiş gibi ahirete, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya çalışın' derken, her şeyi anlatmıştır, İslam, anlaşılıyor ki, hem maddeye, hem de manaya hükmetmiştir. Öyle ise, bunların ikisi birbirinden koparılamaz. Nasıl koparılamaz: 'İlim Çin'de bile olsa gidip alınız, çünkü ilim ve hikmet Müslümanın kaybolmuş malıdır, ara bul' diyor, İlmin, çalışmanın burada sınırı yoktur. İslam, dünyayı sarsan bu iki olaya sınır koymadığına göre, dünyayı sarsmıştır.
    Nasıl sarsmıştır?

    Getirdiği sistemle.
    Bu sistem nasıldır?
    İnsanı, yaratılmışların en olgunu ve en şereflisi olarak kabul ederken, onun sömürülemeyeceğini anlatmıştır. İsraf, gösteriş ve lüksü tamamen yasaklayan, kazancı, alın terindeki damlacıklarda arayan, biriken sermayeyi fakire ölçülü ve ahlak kaideleri içinde aktaran, faizi, tembelliğe ve fakiri ezmeye ittiği için yasaklayan ve gayr-ı meşru serveti bu kaideyle imha eden bir sistemler manzumesidir İslam...
    Halife ile kölenin eşit hakka sahip olmasını mecbur kılmıştır. Bir deve olayı vardır ki, bu kralların kılıçlarından daha keskin bir hadisedir. Hz. Ömer ile kölesi bir şehirden bir şehre giderken deveye sıra ile binerler. Zaman zaman devenin yularını halife ceker, zaman zaman da köle. İşte adalet ve hukukta aklın devrimidir bu.





  2. 2
    Fatal
    Özel Üye

    --->: Roger Garaudy (Roger Garaudy Kimdir?

    Reklam



    İslam dinine geçen ve Auschwitz'i inkâr eden Fransız filozof Roger Garaudy, Arap dünyasında hâlâ büyük ilgi görüyor. Yeni yayımlanan bir kitap Garaudy’nin ideolojik ve dinsel düşüncesindeki değişiklikleri sergiliyor.
    Bernhard Schmid’in haberi:

    Alıntı:
    Mitler ve yanılgılarBugün 94 yaşında olan Garaudy’nin yaşamı boyunca bürünmediği kılık kalmadı: Önce Protestandı, sonra Katolik oldu ve en sonunda Müslümanlığı kabul etti. Bir yandan da 1970 yılında partiden atılıncaya kadar Fransız Komünist Partisi’nin 'parti filozofu'ydu; daha sonra Latin Amerika’da özgürlük teolojisinin yandaşı oldu ve kendi hesabına "devlet başkanı adayı" oldu. Sonra Auschwitz’in yaşandığını inkâr etti; bir anlamda, ideolojik açıdan ters şeritte yol alıyordu.
    Roger Garaudy Holokost’u sözlü ve yazılı olarak inkâr ettiği için mahkûm edilmişti; bu ay, bu mahkemenin üstünden 10 yıl geçmiş olacak. Garaudy’nin yargılandığı dava komplo teorisyenlerine ve seçkin tarih revizyonistlerine aynı ölçüde cazip gelmişti: Bu kişiler Garaudy’nin son müttefikleri olmuşlar ve onu desteklemek için yığınlar halinde Paris mahkemesine gelmişlerdi.


    Mit oluşturma ve düşman imgeleri
    Michaël Prazan ve Adrian Minard yeni yayınlanan kitapları "Itinéraire d’une négation"da, bu tartışmalı filozofun içyüzünü ortaya koyuyor ve karanlık yönlerini aydınlatıyorlar. İki yazar da Garaudy’nin davasını izlediler, sayısız kitabını okuyup değerlendirdiler ve dönemin farklı tanıklarıyla görüştüler.
    Roger Garaudy artık aktif olamayacak kadar yaşlı. Son olarak tarihi değiştirmeye yönelik savlarıyla kamuoyunda kendisinden söz ettirmişti.
    Garaudy’nin değişken angajmanının son evresi 1995/96 kış aylarında başlıyor: O sıralar Garaudy "İsrail Politikasının Kurucu Mitleri" (Les myths fondateurs de la politique israéelienne) başlıklı bir makale yayımlamıştı.
    Bu makale önce, Garaudy’nin yandaşlarına posta ile gönderiliyordu, ancak birkaç ay sonra bir kitap olarak yayımlandı. Bu kitapta Garaudy, Avrupa Yahudilerine soykırım uygulanmış olmasına kuşkuyla bakıyor ve bunun, İsrail devletinin saldırgan politikası için bir bahane olarak uydurulduğunu öne sürüyordu.
    Garaudy, kitaptaki çeşitli bölümler yüzünden 1998 Ocak ayında yapılan mahkemenin ilk oturumunda Holokost'u inkâr etmek suçundan dokuz ay tecilli hapis ve 160.000 Fransız Frangı para cezasına çarptırılmıştı.

    İslam dünyasında bir "süperstar"
    Aynı tarihlerde Arap dünyasının bazı kesimlerinde, Garaudy’ye bir tür süperstar muamelesi yapılıyordu. Özellikle Mısır ve Ürdün'de 1998 yılında Garaudy’ye muhteşem karşılama törenleri yapıldı ve üniversitelerde büyük toplantılar düzenlendi; Batılıların ve "Siyonistlerin" dünyasında, onları rahatsız eden düşünce farklılıkları yüzünden, zulme uğramış bir kahraman gözüyle bakılıyordu ona.
    O tarihlerde Garaudy’nin Yakın ve Ortadoğu turnesinin son durağı İran'dı. Garaudy 1998 Nisan ayında Tahran'da İslam Cumhuriyeti'nin en üst otoriteleri tarafından kabul edildi; bu otoriteler arasında, ılımlı kabul edilen Başkan Muhammed Hatemi ve Devrim lideri Ali Hameney de vardı.
    Garaudy İran’da popülerliğini bugüne kadar korudu. Kendisinden "Raca" diye söz ediliyor ve Müslüman medyasında ondan sık sık alıntı yapılıyor.
    Bunun nedenlerinden biri açıkça ortada: Garaudy "İsrail politikasının kurucu mitleri" hakkındaki argümantasyonuyla, İsrail’in varoluş nedenlerinden birini; 20. yüzyıl Avrupasındaki antisemitizmin ölümcül sonuçlarını, kökten yok sayıyor ve böylece İsrail'le karşı yürütülen politik çatışmaya açıkça mühimmat yardımı yapıyor.

    Arap cephesinden aykırı sesler
    Kitabın yazarları Prazan ve Minard daha ziyade İsrail yanlısı olsalar ve batılı devletlerin politikalarını savunsalar da, Garaudy'nin Araplara gerçekte bir iyilik yapmadığını çok iyi ortaya koyuyorlar. Çünkü Garaudy'nin, İsrail'e yönelik eleştirileri tarihsel, politik ve ahlaki açıdan kuşku götürür, tutar yanı olmayan bir 'temele' dayanıyor.
    Ancak Arap dünyasında ve İran'da Roger Garaudy'nin dostu olmayanlar da var: Prazan ve Minard bu bağlamda Garaudy'nin ve Auschwitz'i inkâr edenlerin önde gelenlerinin "Revizyonizm ve Siyonizm" konulu büyük bir konferansa yaptıkları davetten söz ediyor.
    Bu konferans 2001 yılında, Mart sonu ile Nisan başında Beyrut’ta yapılacaktı; ancak iç politikada ve uluslararası camiada protestolarla karşılaşılması yüzünden, son dakikada iptal edildi.
    Önde gelen bir dizi Arap entelektüel bu toplantıya ve Garaudy’nin popülerliğine karşı ortak imzalı bir bildiri yayınlamışlardı. İmzacılar arasında Lübnanlı şair Adonis ve yazar Elias Khoury, Filistinli entelektüeller Edward Said, Elias Sanbar ve şair Mahmud Derviş, Cezayirli-Fransız tarihçi Mohammed Harbi de vardı.


    Bernhard Schmid

    Eserleri

    • Le Terrorisme Occidental (Batı Terörizmi - 2004)
    • Mythes fondateurs de la politique israélienne (İsrail'in kuruluşundaki mitler - 1995): Bu kitabı yüzünden Fransız hükümetince para cezasına çarptırılmıştır
    • Avons-nous besoin de Dieu? (Tanrı gerekli mi? - 1993)
    • Karl Marx (1972 ve 1977): On bir dile tercüme edilmiştir.
    • Pour un Modele français de socialisme (Sosyalizmin bir Fransız modeli üzerine; 1968)
    • Lenine (1968): İtalyanca, İspanyolca, Fransızca, Portekizceye tercüme edilmiştir.
    • La pensee de Hegel (Hegelin düşüncesi - 1966): İspanyolca, Portekizce, Arnavutça ve Yunancaya tercüme edilmiştir.
    • Marxisme du XX siecle (20. yy Marksizmi - 1961) Norveççe, İngilizce, Türkçe, Çekçe'ye tercüme edilmiştir.
    • Dieu est Mort (Tanrı Öldü - 1962): Hegel üzerine inceleme. Almanca ve İspanyolcaya tercüme edilmiştir.
    • Perspectives de l'homme (İnsanın Ufukları - 1955): Sırbo-Hırvatça, İspanyolca, Lehçe, Portekizçeye tercüme edilmiştir.
    • Theorie materialiste de la connaissance (Materyalist Bilgi Teorisi - 1953): Çekçe, Rusça, Almanca ve Japoncaya tercüme edilmiştir.
    • Les sources françaises du socialisme scientifique (Bilimsel sosyalizmin Fransız kaynakları – 1949): Lehçe, Almanca ve Japoncaya tercüme edilmiştir.








+ Yorum Gönder
roja garodi
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi