Bilim Felsefesinin Anlam ve Önemi

+ Yorum Gönder
Öğretim ve Edebi Türler Bölümünden Bilim Felsefesinin Anlam ve Önemi ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Fatal
    Özel Üye
    Reklam

    Bilim Felsefesinin Anlam ve Önemi

    Reklam



    Bilim Felsefesinin Anlam ve Önemi

    Forum Alev
    Bilim Felsefesinin Anlam ve Önemi

    I
    Çağımızın en çok adı geçen felsefe akımları yahut sistemleri arasında Bilim Felsefesinin hemen hemen hiç adı geçmez. Geniş topluluklarda adının geçmemesinden, bu türlü felsefenin canlılığını yitirmiş olduğu sanısına varılabilir. Öyle ya, bugün artık, mekanist maddecilikten, Descartes tarzı akılcılıktan, hatta Yeni Kantcılıktan bugünün insanına birşey verir birer felsefe gibi kim söz açıyor? Bu saydıklarım gerçekten "aktüel"liklerini yitirdiler, ama, onlar gibi, söz konusu olmaktan çıkmış olan bilim felsefesinin duruumu böyle değildir. Çünkü bilim felsefesinden, bilime sıkı sıkıya bağlı bir felsefe düşünüşü anlaşılır. O halde bilim denen şey var oldukça bilim felsefesi de var olacaktır. Nitekim öyledir de... Geniş topluluklarda söz konusu olmaması, yapısından gelir. Gerçekçi, bundan yirmi-yirmibeş yıl önceden beri söylenen "Yeni atom teorileri determinizmi öldürdü", "Acunda hiçbir şey belirlenmiş değildir", gibi ancak kahve köşelerine yaraşır laflar bilim felsefesi adıyla süslenerek yayılmıştır, ama bu gibi sözlerin bilim felsefesiyle ilgisi, "Dünyada herşey görelidir" sözünün, Einstein'ın görelilik kuramı ile ilgisi kadardır.

    II

    Bilim felsefesinin "popüler" olmaması, dediğimiz gibi, bilime sıkısıkıya bağlı bulunmasından ileri gelir. Demek ki bu felsefenin vardığı sonuçları gerçekten izleyebilmek için, bilimin kendisini yakından tanımak gereki, bu da herkesin harcı değildir. Öyleyese, matematik-doğal bilimlerden çok şey anlamayanlara bu felsefenin kapıları kapalı mı kalacak? Hayır. Herkes bu felsefe üstüne, alıcı olarak bilgi edinebilir, ama şimdiye kadar rastladığım popüler bilgiler onu doğru olarak tanıtacağı yerde, yanlış ve üstünkörü bilgi vermektedir. Onun için ben son on-yıllarda gelişmeye başlamış olan bililm felsefesinin yapısını bir tek örnek yardımıyla anlatmaya çalışacağım.

    III

    Çıkış noktası olarak Immanuel Kant'ın felsefesini alacağım. Kant büyük bir bilim filozofudur ve kişiliğinde bir bilim filozofu için gerekli olan koşulları toplamıştır. Yaratıcı olmamakla birlikte iyi bir fizikçi ve matematikçidir. Gençlik yapıtlarından birinin başlığı: "Gedanken über die wahre Schatzung der lebendigen Krafte" (Canlı kuvvetlerin doğru kestirilmesi üstüne düşünceler) dir. Bunun için birçok yapıtı vardır. Ömrü boyunca içinden çıkamadığı Königsberg şehri Üniversitesinde yıllarca fizik coğrafya okutmuştur v.b. ...Sonra, çok ünlü bir sözü vardır; der ki: Bir bilimde nekadar matematik varsa, o bilim o ölçüde gerçek bilimdir". Demek ki, Kant sadece bir hevesli olarak değil, gerçek bir bilim adamı olarak bilim felsefesiyle uğraşmıştır.

    Kant'ın "Kritik der Reinen Vernunft" (Salt Aklın Eleştirimi) adlı ünlü kitabı işte böyle bir bilim felsefesinden başka birşey olmayan bir bilgi kuramını geliştirir. Burada Kant, her türlü bilgimizin deneyle başladığını söyler, ama bunun hemen ardından, "evet ama" der, "herşeyi, hatta deneyi de düzenleyen bir takı düzen ilkeleri vardır ki bunlar a priori, yani deneyden önce gelen temel ilkelerdir. Bunlar zorunludurlar, yani tersi düşünülemez, aynı zamanda evrenseldirler, yani her zaman heryerde hüküm sürerler.", "İnsanın kendisinde bulunan bu sarsılmaz ilkelerden birkaçını söyleyelim: Zaman, uzay, töz, nedensellik... İnsan aklının ilkeleri olan bu ilkelerin yardımı iledir ki insan, deneyi, başka deyimle, bilgisinin konusunu kurar.

    Kant, bu sonuca neden ve nasıl varmıştır? İlkin Leibniz'ci olan Kant, Newton'un fiziğinin güzel matematik yapısı ve başarıları karşısında Leibnitz'den uzaklaşmış ve Newton'un etkisi altına girmiştir. Bu fizikte, her gerçek bilim kuramında olduğu gibi, her şey görelidir, fakat bu görelilik gelip, göreli olayan iki temele dayanmaktadır: mutlak zaman ile mutlak uzay. Sonra bu fiziğin temel ilkelerinden biri, maddenin (yani tözün) değişmezliği ile nedensellik bağının sağlamlığıdır. Birincisi ile şeylerin kaybolup gitmesi önlenmiş oluyor, sonuncusu ile de doğal kanun sağlanmış ve acunda görülen düzenin açıklaması verilmiş oluyor.

    İşte Kant, bu fizik ilkelerini, aklın değişmez ilkesi olarak almış ve bunları, bilime buyuran, emir veren birer temel haline sokmuştur. Kant'ın yapığını başka sözlerle anlatmak istersek şöyle diyebiliriz: Kant, bilim felsefesi yaparken, bilimin doğrudan doğruya kendisine bakarak, onda hüküm süren ilkeleri meydana çıkaracağı yerde, Newton'un, sarsılmaz olduğunu hiç de uzu uzadıya ispatlamadığı ilkeleri, aklın ilkeleri haline sokmakla, aklın bir analizini yapmıştır.




  2. 2
    Fatal
    Özel Üye

    --->: Bilim Felsefesinin Anlam ve Önemi

    Reklam



    IV

    Bunun sonucu ne olmuştur, bilirsiniz. Kant'ın ölümünden sonra yirmi yıl geçti geçmedi, Öklid-dışı geometriler kurulmaya başladı. Bunun Kant bakımından anlamı şudur: Kant için, uzayın, aklın değişmez ilkelerinden biri olduğunu söyledik. Uzayın bilimi ise geometridir. Bu nitelikle de geometri, tıpkı uzayın kendisi gibi sarsılmaz olacaktır. Burada sarsılmazlığı öne sürülen geometri ise Öklid'in ikibin yıldan uzun bir zamandan beri biricik doğru geometri olarak kabul edilen sistemidir. Öklid-dışı geometrinin kurulması, Öklid sisteminin bu biricikliğini ortadan kaldırmış oluyor. Bununla birlikte, Kant'çılar, Kant'ı kurtarmak için şöyle demişlerdir: Evet, Öklid-dışı geometriler, gerçi Öklid geometrisinin biricik geometri olmadığını göstermiştir, ama doğa için geçerli geometri yalnız Öklid'inkidir. Fiziğimiz, mühendisliğimiz, herşey Öklid'e göredir, evlerimiz Öklid'e göre yapılmıştır. Demiryolu raylarımız Öklid'e göredir, v.b... Fakat günün birinde Einstein geldi, evrenin yapısının Öklid-dışı olduğunu (Riemann'ın Öklid-dışı geometrisine uygun olduğunu) öne sürdü, bunun üzerine yapılan astronomi gözlemleri de Einstein'in haklı olduğunu deneyle gösterince, Öklid geometisinin, dolayısıyla yapısı bu geometriye göre olan uzayın da evrenselliği, sarsılmazlığı ortadan kalkmış oldu. Öklid geometrisinin ancak ufarak boyutlarda doğru olan bir yaklaştırmadan başka birşey olmadığı anlaşıldı.

    Modern atom kuramları, çekirdek fiziği ve bunlardan önce 19. yüzyılda kurulmuş olan termodinamik de göstermiştir ki, evrende Newton'un ve Kant'ın öne sürdüğü gibi sıkı nedensellik hüküm sürmemektedir; daha doğrusu, evrende bir nedensellik vardır ama, onu sıkı nedensellik gibi göstermek, tıpkı geometride olduğu gibi, bir yaklaştırmayı tam doğru bir ilke gibi göstermek olur. Çünkü modern bilim göstermiştir ki, doğa kanunları birer istatistik, yani olasılık kanunundurlar. O zaman Newton'un ve asıl Kant'ın sarsılmazilkesi olan nedensellik de sarsılmış oluyor. Öbür ilkeler için de durum böyledir. Böylece Kant'ın bilim felsefesi, bilimin ilerlemesiyle yıkılmış oldu. Bu gün bufelsefe bize bilimin yapısının ne olduğunu verememektedir. Onda yalnız tarih değeri kalmıştır.

    V

    Yeni bilim felsefesi bu hakikati iyice anlamıştır. Ona göre felsefe de, her bilim dalı gibi bir bilgi işidir. Ancak felsefenin peşinden koştuğu bilgi ile, belirli bilim dallarının bilgi kavramı arasında şu ayrılık vardır ki; felefe temellerle, yapı ile, genel problemlerle, mantık bakımından tutarlılık ile v.b. ilgilidir. Felsefe de bir bilgi olunca, onun genel metodu da bilimin metodu olacaktır. Yani felsefe de olaylardan başlayıp, ilkelere varmaya uğraşacaktır. Bu demektir ki felsefe, bilimlerde hüküm süren ilkeleri meydana çıkarmak için aklın bir analizini yapacağı yerde, bilimin analizini yapacaktır. Başka deyimle, bilime, bilgiye, tepeden inme emirler vereceği yerde, bilimin ilkelerini bilimin içinden çıkaracaktır.

    VI

    Yeni bilim felseesi bu davranışı ile hatırı sayılır sonuçlar elde edebilmiştir. Bu başarısında yeni matık ona büyük yardımlarda bulunmuştur. Felsefe bilimin analizini yapmakla ödevli olunca, ona analizlerini temiz ve pürüzsüz bir şekilde yapmasını sağlayacak bir düşünüş disiplini gereklidir. Bu düşünüş disiplini ona dediğimiz gibi, son 60-70 yıldan beri kurulup gelişmiş olan, Lojistik yahut sembolik mantık da denen yeni mantık vermiştir. Böylece bilimin içinde yapılabilmiş olan analizler, yeni mantığın sayesinde büyük bir tutarlılık, hem de büyük bir arılık kazanmıştır.

    VII

    Bu günün bilim felsefesi, aklın eleştirimini yapacağı yerde, bilimin eleştiriimi yaparak ve bu işte yeni mantıktan faydalanarak iyi sonulara varmıştır dedik. Bu sonuçları burada teker teker sayıp dökmektense, bilim felsefesinin karakterini, klasik felsefe ile bir-iki kaşılaştırma yardımı ile belirlemeyi daha doğru buluyoruz.
    Klasik felsefe, bilginin sarsılmaz temelini arar, başka deyimle, bu felsefe iç ve dış acun üstüne şüphe götürmeyecek kadar sağlam bilgiler peşinde koşar, bunu hiçbir zaman elde edemeyeceğini gördüğü vakit de bunun insanın zavallılığından geldiğini öne sürer. Ama sasılmaz bilgiye varılmasa da ona yönelmenin kaçınılmaz ödev olduğun söyler. Felsefe tarihi boyunca tanıdığımız, bilimsel karakterlerde oldukları söylenen bir takım sistemler işte böyledirler. Leibniz'e bakınız. Kendisi büyük matematikçi, hatta büyük mantıkçı. Bu pek büyük bilimcinin kurduğu felsefe ise acun üstüne, evren üstüne, insan üstüne... Mutlak, yani sarsılmaz bilgiyi vermek isteyen bir yapıdır. Ama gerçekte, hayal kurma yetisi pek büyük olan bir kişinin, kavramlarla kurulmuş bir nevi iskambil kağıdı "şato"sudur. Bu sözlerimiz, bu gibi sistemlerin hepsi için doğrudur.

    Bilim felsefesi, buna karşılık, sarsılmaz bilgi düşüncesini, nesnel olarak elde edilemez birşey gibi görmektedir. Daha doğrusu, sarsılmaz bilgi kavramının gerçek bir kavram olmayıp, insanların tasarlama, uydurma yetisini memnun etmek için kurulmuş bir birleşik sözcük olduğunu anlamıştır. Bu felsefe için gerçek bilgide sarsılmazlık söz konusu değildir; çünkü her gerçek bilgi -nerede olursa olsun, ister doğa bilimlerinde, ister "manevi" denen bilimlerde- tümevarımla elde edilir, gerçek bilgiyi elde etmek için gözlem ve tümevarımdan başka yöntem yoktur. Tümevarım ise olasılık kanunlarına sıkısıkıya bağlıdır. Peki bilim felsefesine göre sarsılmaz bilgi yokmudur? Vardır, ama sadece mantık ile matematik alanlarında. Ama matematik ile mantık gerçek bilgi midir? Ben, a+b=c dediğim zaman, bir matematik önermesini öne sürmüş oluyorum. Bu önerme, olduğu gibi alındığında, acun üstüne, evren üstüne hiç birşey söylemez. Bu gibi matematik ve mantık önermeleri boşturlar ve bize ancak insan kafasının işleme yolunu gösterirler. İşte yeni bilim felsefesi, bu ayrımı yapmakla, birçok karanlıkları, belirsizlikleri ortadan kaldırmıştır.

    Klasik Felsefe, Genelin peşinde koşar. Yani düşünceye, bilime, dolayısıyla iç ve dış acuna hükmeden kanunları, ilkeleri araştırmak ister ve çok kere bunların insan kafasında bulunduğunu sanır. Bunun bilimsel yollarla hiçbir zaman erişilemez birşey olduğunu, daha doğrusu böyle birşeyi sormanın anlamı olmadığını bilemediğinden, ancak masallarda, edebiyat yapıtlarında yer alabilecek benzetmelere, karşılaştırmalara başvurmatadır. Bu felsefenin en çok başvurduğu şekiller, insana benzetme ile elde edilen "antropomorphe" şekillerdir. Kiminde tin (Geist), yavaş yavaş uyanan, bir görüşten onun karşıtına geçerek, sona bir basamak daha yükseğe atlayarak aydınlığa varan bir dev varlık gibidir. Başka birinde acun, pek pek büyük bir saat mekanizmasıdır, bu mekanizmanın içinde tanrı doğa kanunlarını koymakla o saati kurmuştur, saat artık dumadan işlemektedir (Bu gibi örneklerden bir çoğunu tanımak için, herhangi bir felsefe tarihini açıp karıştırmak yeter).

    Bilim felsefesi bilir ki, bilgi, gerçekten genel olandır. Ama bu genellik belirli bir olayın betimlenmesi için gözlem, deneyim ve tümevarımla elde edilen genellemeyi aşmaz. Bilim felsefesinin genel'i, "acunu bir tek bilinçli ruh yönetir" şeklinde değil, "madenler ısı etkisiyle genişler ve uzanırlar" türündendir. Sonra dediğimiz gibi, bilim felsefesi, "evreni yöneten genel ilkeler" gibi sözlerin, birşey söylemeyen, boş sözler olduğunu iyice kavramıştır. O, evrenin yapısı işini bilimlere bırakır; bunlar ayrı ayrı yönlerden bu yapıyı adım adım kurmaya uğraşırken, bilim felsefesi bunların nasıl ve ne gibi ilkelerle ve kavramlarla çalıştığına bakar, böylece de doğrudan doğruya bilime dayanan bir bilgi kuramı kurar.








  3. 3
    Fatal
    Özel Üye
    VIII

    Bilim felsefesine karşı bugün hala büyük bir dirence tanıklık ediyoruz. Acaba bu olumsuz tepki nereden geliyor? Bunun nedenlerinden bir-ikisini burada sayabiliriz:

    1. Bilim felsefesi bilimci anlayışla çalışır. Bu demektir ki o da herhangi bir bilim disiplini gibi grup ve ekip çalışmasıdır. Klasik felsefe ise, felsefenin ancak tek düşünür işi olduğunu kabul etmiştir.

    2. Klasik felsefeciler, bilim felsefesini, sadece matematik ve matematiği kullanan doğa bilimlerinin felsefesi sayarlar. Oysa böyle birşey yoktur. Bilim felsefesi, matematik-dışı problemleri de ele almaya hazırdır. Bunları ele almaya başlamıştır da. Örneğin, tarih problemleri, bilim felsefesi çevrelerinde, bilimsel anlayışla eleştirilmeye başlamıştır. Ekonomi gibi disiplinler için ise bu çoktan gerçekleşmiştir.

    3. Klasik felsefe, doğa bilimleri- "manevi" bilimler ikiliğini kabul etmektedir. Kabul etmekle kalmayıp, bu ikiliğin aşılmaz bir uçurum olduğunu öne sürmekte, öne sürmele kalmayıp, böyle olduğunu söylemekten adeta sevinç duymaktadır. Bu görüşe göre manevi denen bilimlerin; bilgi, yöntem ve kavramları büsbütün ayrıdır. Başka deyimle, insan kafası doğa bilimlerinde başka, bu bilimlerde başka türlü işler.

    Bilim felsefesi bu görüşün yanlış olduğunu kavramıştır. Evet, 19. yüzyılda belirli kimselerin -örneğin Auguste Comte'un- yaptığı gibi, "manevi" denen bilimlere, doğa bilimlerinin yöntemini sadece uygulamak çok kaba bir bilimcilik olur, daha doğrusu gerçek bilimcilik olmaz. Ama, bilim felsefesi şunu da anlamıştır ki, her düşünüş yapıtının, bilim olması için, gözlem deney, yahut deneyim (1) ve tüme varım, bir de -ileri basamaklarda- tümdengelim gerekir. Bir yapının matematikle kurulup kurulmaması ikinci derecedendir. Her düşünüş yapıtı, sözcükler ve birbirine bağlı ve doğru diye kabul edilen önermelerden meydana geldiğine göre, öte yandan, bilim felsefesinin araştırma ve eleştirme aracı mantık olduğuna göre, öz bakımından ayrı imiş gibi ayırdedilen "manevi" denen bilimlerin de bilim felsefesinin inceleme sınırı içine girmesi gerekir.

    4. Klasik felsefe yanlısı olanlar, bilim felsefesi için, duyguya, heyecana yer vermiyor diyorlar ve bunu bir eksiklik, bir kusur olarak ileri sürüyorlar. Gerçekten bu kınama çok ilgi çekici bir noktadadır. Klasik felsefe kendini akıl yapıtı olarak görür. Ama bilim felsefesi, onun anlamsız bir takım sözler yığını olduğunu ve klasik felsefenin akılla değil de duygu ile, heyecan ile ilgili olduğunu söyler. Bilim felsefesinin en ileri giden temsilcileri için klasik felsefe bir türlü şiirdir, ama yersiz, yanlış araçlar kullanan, başka deyişle, her şiirin kullandığı araçları değil, akıl yapıtlarının kullandığı araçları, kavramları kullanan bir şiirdir. Öyleyse duyguya, heyecana seslenecektir. Bu söylendiği zaman klasik felsefeciler kızmakta, şiddetle cephe almaktadırlar. Ama bilim felsefesinin duyguya yer vermediğini ileri sürmekle bir yandan çelişkiye düşmekte, öte yandan bilim felsefesine hak vermektedirler.








+ Yorum Gönder
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi