Totalitarizm

+ Yorum Gönder
Öğretim ve Edebi Türler Bölümünden Totalitarizm ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Fatal
    Özel Üye
    Reklam

    Totalitarizm

    Reklam



    Totalitarizm

    Forum Alev
    Totalitarizm kelimesinin, ona olumlu bir anlam yükleyen Mussolini tarafından icat edildiği sanılmaktadır. Mussolini, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra etkili olan merkezi otoriteye karşı yıkıcı güçler yüzünden savunmasız kalmış bir ulusun birliğini ve ulus aracılığıyla da devlette cisimleşen tarihi bir topluluk kimliğini hedefliyordu. Faşizm, devletin birey üzerindeki üstünlüğünü ve bu devletin gücünün sınırsız biçimde yayılmasını öngörür.
    Mussolini "faşizme göre, her şey devletin içindedir ve devletin dışında insani veya ruhsal hiçbir şey yoktur, dahası onun dışında hiçbir şeyin değeri yoktur. Bu anlamda faşizm, totaliterdir ve bütün değerlerin sentezi ve birliği olan faşist devlet, bir halkın yaşamının tüm yönlerini ifade eder, geliştirir ve güçlendirir" diye yazıyordu. Totaliter sistemlerin diğer rejimlerle farkı tanımlanmaya çalışılmıştır. Bütün totaliter sistemlerin egemen tarihi ve ideolojik unsuru olabilecek özellikler üzerinde bir anlaşma yoktur. Ama "totalitarizm" terimini, devletin hedef olarak seçtiği şeye ulaşmak için "bütün yollar"ın kullanılması anlamına geldiği de açıktır. Bundan dolayı, istekleri ne olursa olsun bütün totaliter rejimler güncel tekniklerle siyasi despotizmi güvence altına almak, devlet tarafından belirlenen bir ekonominin dışındaki çıkarları kısıtlamak, demokratik bile olsa tek tip ideolojik kuralları dayatmak gibi başka özellikler de taşır. Totalitarizm, toplumsal yaşamın bütün yönlerini içerir.



    Tanımlama

    Carl Friedrich ile Zbigniew Brzezinski totaliter rejimlerin 6 ortak özelliğini şöyle vurgular:
    1. Ütopyacı gelecek vaadi ve binyılcı egemenlik iddiasıyla gelişmiş bir ideoloji.
    2. Tek kişi, tek lider, tek parti.
    3. Terör sistemi, fiziksel veya psişik.
    4. Medya tekeli.
    5. Silah tekeli.
    6. Bürokratik koordinasyonla, ekonominin merkezi yönetimi.
    Totalitarizm faşist, komünist, teokrasist sistemlerin belirgin tanımıdır. Total rejim, halkın beynini yıkama, halkı güdümlemedir. Bireyin özerkliği ve öznelliği yoktur. Birey, yönetimin manipülasyonlarına açıktır. Düşünce ve ifade özgürlüğü bulunmaz. Yönetim aleyhine fikir öne sürenler sürülür, işkence edilir, öldürülür.
    Lider tek güçtür, tanrısaldır, herşeyi bilir, herşeye hakkı vardır. Liderin ruhunu okşayan lütfuna mazhar olur, eleştiren hiçlikte kaybolur. Herşeye o karar verir, hukuk odur.
    Total rejimle otoriter rejim arasındaki fark, total rejimin otoriterliği içine almasından başka, yönetici elitin zorla kurgusal bir toplum inşa etmek istemesidir. Bu arzu kaba görünebilir, bilimsel de olabilir. Bu rejimde tehdit, kuşku, korku, ceza, ihbar, taciz, işkence, öldürme, toplama kampları bulunmaktadır.
    Aile ve gruplar düzen için örgütlenir. Rejim, bir rüyaya bir ütopyaya dayanır veya amaçlar. Özgürlük yoktur, insanların kendi geleceklerini düşünmeleri imkansızdır, herşey toplumun mutluluğu içindir.
    Totalitarizm, toplumun ve toplumsal gerçekliğin bütününü kavradığını iddia eder. Kendi rejiminin değişmezliğini ayırdedebilmek için bir öteki terimi icat eder ve insanları, benden olanlar ve benden olmayanlar diye ikiye ayırır.




  2. 2
    Fatal
    Özel Üye

    --->: Totalitarizm

    Reklam



    Eleştiriler

    Faşist, komünist, teokrasist rejimlerde mutlak düşünce hakimdir. İnsanoğlunun doğuşundan beri kültür macerası sonsuza dek yeniden düşünülmeye, yeniden yorumlanmaya açık özelliktedir, ama totalitarizm bu kapıları kapatır, nihai açıklamaları bulduğunu söyler, tartışma hürriyetini baştan kesip atar. Böylece, geçici olmayan hiçbir mutlak olmadığını çelişik bir biçimde açıklar ve çöker. Durmadan değişen bir dünya, değişmez bir hakikatte nasıl dondurulabilir?
    Jacques Derrida, bu sistemlerin metafizik olduğunu, temellerinin mantıksal olmadığını, şiddet kullanarak ayakta kalabildiğini ideolojilerinin dilinden ortaya çıkarmıştır. Bunların üstünlükleri akıldan değil, kendinden menkul zorbalıktan gelir. Ötekinin insan bile sayılmaması, dışlama ve hoşgörüsüzlük, herkesin çarkın bir parçası olması, özgürlüksüz özgürlük, eşitliksiz eşitlik, dinsiz din, ahlaksız ahlak ve sansür. Herşey önceden belirlenmiştir: Siyaset, hukuk, cinsellik, kültür, ekonomi, bilim. Dünya cennetini amaçlamak. Ancak bunu dünyayı cehenneme çevirerek yapmak.
    Toplum sistemlerini açık toplum ve kapalı toplum olarak ikiye ayırırsak, kapalı toplumlar açık toplumun düşmanıdır ve er geç açık toplumu yok etmek isterler. Kapalı toplum vahşet ve teröre dayanır, baskı ve zulme dayanır, patolojik ve akıldışıdır. İnsanların zulme başkaldıracak yolları tıkanmıştır.
    Devlet herşeydir. İnsanlara nasıl yaşayacağını dikte eder. Bireysellik bir puttur. Putları, düşünce polisi izler. Rejim, insanların doğal yapısını öyle bozar ki, insan insanlıktan çıkar, bu insanlar şu an varolmazlar veya gelecekte varolması gereken bir sistemin araçlarıdırlar veya gelecekteki sistemin varolması gerekmeyenleridir.
    Rejimler totaliterdir ama isimleri cafcaflı olabilir: Halk cumhuriyeti, halk demokrasisi.. Rejimin rüyası uyanıkken gördürülür, bekası devrimci coşkuyla ayakta kalır. Karl Popper bunu şöyle tasvir eder: "Tavizsiz radikallik. Tüm toplumsalın yapısını kökten dönüştürecek kıyametimsi bir devrim rüyası. Taş üstünde taş bırakmadan toplumu bir bütün olarak ele alma."
    Üstün bir güç, bir parti, bir lider, bir grup, bir komite, bir aygıt bütün insanları yutan bir karadeliktir. Çoğulculuk ve özel alan suçtur. Militarizm rejimin sembolü olmuştur. Bütün bu sıkılığa rağmen bazıları daha eşittir.
    Totalitarizmin en parlak örnekleri son yüzyılda ortaya çıktı. Hitler, Mussolini, Stalin, Pol Pot isimleriyle toplama kampları, soykırım, ölüm tarlaları birlikte anıldı.








  3. 3
    Fatal
    Özel Üye
    Aşkta totalitarizm

    'Sensiz yaşayamam' sözü, bir başkasına kendimizi sunmak anlamına gelir. Bu sözü söyleyen kişinin demokrasi, bağımsızlık, özgürlük konusunda 'vazgeçilmez' inançları olabilir.
    Ama aşkta, bunların tam karşıtı değerleri benimseriz. Sevdiğimize sahip olma karşısında biz de sahiplenilmeyi öneririz.
    Aşkı ifade eden sözlerimiz yalnız birbirimize hükmetmenin bir belirtisi olarak kalmaz, kendi bireysel aşkımızı her şeyin üstüne yerleştirdiğimizi gösterir. Aşkımızın, işimize, başkalarıyla olan ilişkilerimize, yaşam biçimimize, değer yargılarımıza hükmetmesine izin veririz. Yaşam, aşk uğruna inanç ve davranışlarını tümüyle değiştiren kişilerle doludur.
    Aşkın totalitarizmi kıskançlıkta da kendini gösterir. Aşk kavramımız totaliter olmasıydı, aşk ile kıskançlığın aynı kişide varlığını sürdürmesi olanaksız olurdu. "Kıskançlık, sürekli bir ilişkinin besinidir," der Proust. Ama neler pahasına.
    Aşka, tüketilecek, sahip ya da teslim olunacak bir nesne gözüyle bakıldığı zaman nefret de ortaya çıkar. Âşıklar arası cinayet oranı neden bu denli yüksek?
    Aşk öylesine bencil, öylesine büyük bir kendini koruma güdüsüyle ifade edilir ki, insan tüm duygularını sergilemez. En azından hepsini aynı anda sergilemez. Duygular, adım adım, taksit taksit açıklanır. Böylece karşılık görmek garanti altına alınır. Hatta, bunda öyle ileri gidilir ki, ne zaman 'seni seviyorum' sözcüklerini kullanacak olsak karşımızdakinden de aynı sözcükleri bekleriz adeta mübadele ekonomisinde değiş tokuş yapıyormuşuz gibi.
    İşte bu mutlak teslimiyet yüzündendir ki aşk sürekli olamıyor. Aşka sahip çıkmakla aşkı bitirmiş oluyoruz. Aşkı yaşarken geliştirdiğimiz ifadeler ve jestler giderek yoğunluğunu ve içtenliğini yitirir, sonunda ilişki biter. 'Sensiz yaşayamam' sözleri, sevgililerden biri ayrılmak istediğinde diğerinden gelen umutsuz bir çağrıdan başka bir şey değildir artık.
    Aşkın bu denli çabuk tüketilmesi, hatta herhangi bir şekilde tüketiliyor olmasının hiçbir sebebi yok aslında. Burada sorgulanması gereken kafamızdaki aşk kavramıdır, aşkın buyurduğu özel dil ve âdetler yüzünden birbibirimize karşı takındığımız tavırdır. Aşka öyle bir üniforma giydirmiş, onu öyle totaliter bir biçimde tanımlamışız ki, âşık olma hali anlık bir şey olup çıkmış...
    Aşkta totalitarizmin bir başka örneği de bir aşk deneyimini başka bir aşk deneyiminin ışığında değerlendirmekten, birini diğeriyle kıyaslamaktan kaynaklanıyor. Girdiğimiz her yeni ilişkide, bundan önceki ilişki(ler)de neyin kötü olduğunu birbirimize anlatırız. Yürüdüğü sürece neden yürüdüğünü değil de, sonunda neden yürümediğini konuşur dururuz. Tüm sürecin anlamını değerlendirecek yerde, aşkı unutup ilişkiyi ve onun sonucunu yargılarız. Oysa yaşadığımız her aşk, tüm geçmiş aşkların bir devamıdır.
    Ve ABD'li yazar Saul Bellow'un dediği gibi "Radyasyondan çok birbirlerinin kalplerini kırmaktan ölüyor insanlar."








+ Yorum Gönder
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi