Yılmaz Erdogan Fan Club

+ Yorum Gönder
Müzik Köşesi ve Fan Club Bölümünden Yılmaz Erdogan Fan Club ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    bucali
    Emekli
    Reklam

    Yılmaz Erdogan Fan Club

    Reklam



    Yılmaz Erdogan Fan Club

    Forum Alev
    İlk olarak Biyografisi


    Yılmaz Erdoğan'ın Hayatı (1968 - ....)
    Tiyatro, dizi ve film senaryosu, dans gösterisi, hikâye ve şiir yazarı olan Yılmaz Erdoğan, 1967 yılında “her şeyin bittiği yerde başlayan şehir” olarak tarif ettiği Hakkari'de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara'da tamamladı. Daha sonra İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği’ni kazandı fakat ağır basan tiyatro tutkusu eğitimini yarıda bırakmasına neden oldu. Tiyatroya 1987 yılında Ferhan Şensoy'un "Nöbetçi Tiyatrosu"nda amatör yazar ve oyuncu olarak başladı. Ardından da Levent Kırca'nın "Olacak O Kadar" adlı televizyon programında başyazar olarak görev yaptı. TRT'de yayınlanan "Umut Taksi" adlı diziyi yazıp bu dizide oyuncu olarak rol alan Erdoğan, daha sonra Türkiye'nin en büyük oyuncu kadrosuna sahip olan "Gereği Düşünüldü" isimli oyunu yazdı. Türk sanatseverler tarafından çok beğenilen oyun dört yıl kapalı gişe oynadı. Bu oyundan sonra tiyatro çalışmalarına Yasemin Yalçın Tiyatrosu'nda başlayan sanatçı, "Haşlama Taşlama" ve yine bu tiyatroda 5 yıl sahnelenen "Kadınlık Bizde Kalsın" adlı oyunları yazdı.
    Yılmaz Erdoğan tiyatro yaş----- bundan sonra ortağı Necati Akpınar ile birlikte kurduğu Beşiktaş Kültür Merkezi'nde devam etti. Burada yine başrollerini Demet Akbağ ile paylaştığı "Bir Demet Tiyatro" adlı diziyi yazdı. Dizide “Mükremin Abi” tiplemesiyle de izleyenlerin beğenisini topladı. Yine kendisinin yazdığı "Otogargara" adlı oyun “Gereği Düşünüldü” adlı oyun gibi tiyatro severlerin yoğun ilgisiyle dört yıl kapalı gişe oynadı. Bu arada sanatçının kendisinin yazıp oynadığı tek kişilik "Cebimdeki Kelimeler" adlı oyunu Beşiktaş Kültür Merkezi'nde sahnelendi.
    Oyun yazarlığının yanı sıra şair yönüyle de bilinen Erdoğan, "Kayıp Kentin Yakışıklısı” adlı ilk şiir kasetini müzikseverlerin beğenisine sundu. Bu albüm; Yılmaz Erdoğan'ın yazdığı 17 şiirden ve bu şiirlere eşlik eden Metin Kalender, Nizamettin Ariç ve Ali Aykaç'ın bestelediği ezgilerden oluşuyor. Şair'in albümdeki şiirleri aşkı, sevdayı, korkuyu ve çocukluğunu geride bırakışını anlatıyor. Ayrıca sanatçının albümündeki şiirlere Türk Sanat Müziği'nden örnekler, türküler, etnik müzikler gibi geniş bir müzik yelpazesi eşlik ediyor ve albümde sanatçının kendi sesinden kısa bir türkü de bulunuyor.
    Başarılı sanatçı, albüm çalışmasının ardından, 2001 yılına gelindiğinde; o güne dek en çok izlenme başarısı göstermiş olan Vizontele isimli sinema filmine yönetmen, senarist ve oyuncu olarak imzasını attı. 1970’lerin başlarında Van-Gevas’ta geçen filmin ana konusu bu yöreye vizontelenin (televizyonun) ilk defa gelişi üzerine kurulmuş. Reklam filmlerinde de oynayan sanatçı, Broadway’da sahnelenmek üzere hazırlanan “Sultans of the Dance” isimli gösteriye de senarist ve süpervizör olarak imzasını attı.
    TİYATRO OYUNLARI: Kanuni Sultan Süleyman ve Rambo, Kadınlık Bizde Kalsın, Otogargara, Cebimde Kelimeler, Sen Hiç Ateş Böceği Gördün mü, Bana Bir Şeyhler Oluyor.
    KİTAPLARI: Hüzünbaz Sevişmeler, Kadınlık Bizde Kalsın, Kayıp Şehrin Yakışıklısı, Haybeden Gerçek Üstü Konuşmalar, Anladım

    TELEVİZYON DİZİLERİ: Bir Demet Tiyatro
    SİNEMA FİLMLERİ: Vizontele



    ALKOL İKİNDİSİ

    biz ne zaman içsek

    köfte geç gelir
    ve oturur muhabbetin terkisine
    çıplak bir efkar sözcüğü
    biz ne zaman içsek
    sabah akar meyhanecinin cebine
    günde kaç kez öpüşür ki
    akrep ile yelkovan
    biz ne zaman içsek
    iç değilizdir aslında
    dışımızda bronz bir
    akşam sözcüğü
    çırıl bir
    efkar sözcüğü
    üften püften bir kar beklentisi
    delikanlı kıvamında
    sevda değilse de
    tabansız sevişmelerdeki
    el değmemiş pişmanlık
    biz ne zaman içsek
    iç değilizdir aslında
    bu alkol ikindisi şiirde
    şimdi burada
    açılsaydın
    adımın baş harfi gibi
    belki ağustos kokardı ağustos
    sen...
    fikrini ipotek etmiş kiralık sevdalara
    seninle boyuna sevilmiş sen
    yalanı sevdasından büyük sen
    bir bil sen.!
    biz ne zaman içsek
    seni düşünüyoruz
    genzimizde göl göz
    yaşları...
    biz ne zaman içsek
    iç değilizdir aslında...
    dışımızda bronz bir izmir akşamı.!


    ANLADIM

    anladım
    sabahları açılır
    esnaf çarşıları yeminle
    "bedreddinim bir ağaca asılır"

    anladım
    en büyük yalan yemindir
    edilir sabahları
    gecesini hatırlamayan esnafların

    tüm merasimleri gömdüm
    ömrümün reklam amaçlı takvimlerine
    anladım
    kimse üzgün değildi
    bayraklar yarıya indiğinde

    bir tek el isteyen
    yordam ve özür dileyen

    anladım
    herkese kötü şeyler hatırlatan yüzüm
    evet yüzümdü
    her görüşmeye taşıdığım
    kandırılmaya gönüllü bir gönülle
    az sütlü neskafelere sigaralar iliştirdim
    göz gördüm başka açılara ayarlı
    uzun bir yüz gördüm
    meğer filmin sonu diye ayarsız
    fin yazardı se end zamanında
    bir zamanlar
    fransızlar hep fransız kalacaklar
    sabah sinemasında pazarları

    aklımı alıp doğduğum evin
    müze olma isteğine saklayacaklar
    ama kavaklar büyüyecek
    herkesten gizli boyatmak
    bir kavağın becereceği iştir ancak

    anladım ki ağaçlar
    toprağa acı verdikçe büyüyorlar

    her pazartesi and içip
    cumaları marşa basan
    camiler dolusu yemin edip
    taburlarca yalan söyleyen
    bu toprakta bu ağaç
    kuruyacaktır elbet

    anladım
    kimseye acı vermeden
    büyünmüyor
    namusum ve şerefim ve
    çocukluğumun üzerine beton dökerim ki
    tüfek filan değil
    çimento icat edildi de
    bozuldu mertliğin mimarisi
    esrarlı bir ülkeye göçtü sabrin taş ustaları

    anladım
    altı dükkan olsun istiyor evinin
    ve ağlamaklı bulmuyor apartımanları
    benim taş ustamın karısı
    ve her yerde
    şube açmak istiyor
    iskender kebabını icat eden
    büyük iskender’in çocukları
    ki gölge filan etmez
    yoğurtlu bir ziyafet çekerdi
    diyojen’le karşılaşsaydı.

    anladım
    bursalı iskender’in
    romalı arkadaşından daha çoktur
    uygarlığa katkısı

    oysa
    bu satırlarla üstünü örten ben
    kelimelerle sargı bezi ve
    melhem yapan
    ozanlığı en çok kendini üzen ben
    anladım
    sadece öğlenleri açarım yaramı
    ve hiçbir yerde şubesi olmaz
    bu kanamalı hastanın

    anladım.



  2. 2
    bucali
    Emekli

    --->: Yılmaz Erdogan Fan Club

    Reklam



    AŞK HAYATI

    sevmek gibi geliyordu her şey,
    sevmek gibi gidiyordu kadın
    adının anlattığı, canın teni yakmasıydı,
    bir bulut evet ama aslolan
    bulutun suyu yağmasaydı...

    "bir insanı sevmekle başlıyordu her şey"
    ve boşanmak için
    en az iki şahit gerekiyordu!




    BAŞKALAŞAN AŞK

    adını anmak güzeldi
    dost ağızlarda sana dair cümlelerin
    ıslatılması...
    adını anmak...
    yüksek sesle, kimsesiz gecelerin düşsel
    avuntularına sırt çevirip senden söz açmak...
    biraz gülünç, biraz sitemkar...
    güzeldi...
    adının türkçedeki yankısı özeldi...

    seninle yoğurt yemek, kendi Kanlıcanlı,
    sülalesi kandilli yoğurtçunun mekanında...
    denize amors durup, yüzüne
    cepheden bakmak güneşli bir mavilikte....
    güzeldi..

    ipe sapa konuşlanmaz bahanelerle elini tutmak,
    yüzünde
    yüzyıllık bir hasreti gidermek güzeldi...

    Güzeldi'li geçmiş zamanları düşünüyorum
    şimdi...
    cümlelerimiz öznesiz... umursayan yok
    Kanlıca'daki yoğurdu...

    ve eşikteki öpücük, tarih bilinci olmayan bir
    aşkın mührüdür artık...


    ,
    BEYOĞLU'NDAN DOLMABAHÇE'YE TAŞINAN BİR ARALIK AKŞAMI

    Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul'muydu yüzün, yoksa
    çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne
    Dolmabahçe da çay tadında....
    Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında,
    tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu.
    Ben rehnedilmiş yelkovan gibi... hani akrep'i seven ama
    yüreği takvim yokuşlarında...

    Sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı,
    sesinin sesimde yankılanmasının... sanki perdedekine
    üzülmüş ya da sevinmişsin de tesadüfen akmış yüzün
    içime... Yalan! Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim
    seyir defterimde.. ve ben amerikanca bir filmi kürtçe
    seyrediyorum...

    Kadın Beyoğlu'nun bir kış akşamında,
    üstündeki deri montun sahibine küs, soğukluğundan
    muzdarip yürüyordu... Adam da... Yürümek hiçbir şeyi
    çözmüyordu, bazı Aralık akşamlarında... Parmağında
    yaralı bir öyküyü taşıyordu adam... Kadının yüzünde
    bir hüzün... Hüzünlü aralık akşamında bir yüzük...
    Yüzüğün yüzünde dünya güzeli bir kadının kehaneti...
    ... Soğuğun ve karanlığın vehameti!

    Hayatı, bir başkasının pantolonu gibi, küçültülmüş,
    daraltılmış... İlk sahibinin o pantalonla yaşadığı şeyler,
    yani pantalonu pantalon yapan anılar, bazı ilkbahar
    bereleri yüzünden yapılan yamalar, ter tüketen
    yazlar... Hepsi daraltılmış... Yaşananlara bir beden
    büyük geliyor artık hayat!

    Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık
    olmak içinse erken... Beni sevda yerimden vurdu yine
    zaman... Şimdi sana söylenecek tek cümle:

    Bende sana yetecek kadar ben kalmadı...







  3. 3
    bucali
    Emekli
    BİLDİĞİN GİBİ DEĞİL

    bizi bilirsin
    avuçla su içmeyi
    marifet biliriz,
    yenilmeyi bir de
    kendi sahamızda...

    bizi bilirsin
    saçımızı ıslatmayı fiyaka biliriz.
    limonla!
    tespih yaparız,
    düş kırıklarından...

    bizi bilirsin
    ağzının içinde oturmak isteriz.
    ve rutubetin en yakıştığı yer biliriz
    ağzını...

    bizi bilirsin,
    yaşamak biliriz,
    vademiz dolduğunda
    avuçlarına gömülmeyi...



    BÜYÜYORUM

    büyüdükçe,
    sentetik zamanlara
    kangren ayaklar bastım,
    izi kaldı
    ömrümün...

    kara çaldılar yüzüme
    bütün kara parçalarında
    elbette
    "afrika dahil"
    parça başı çalışan
    kiralık katildi zaman

    gülüşüm sivas yangını
    ağlarsam kızma...
    ölmek bile
    yakışıyor bazı adama...







  4. 4
    bucali
    Emekli
    Şiirlere mola Sımdı Bıraz resımlere Bakalım










  5. 5
    bucali
    Emekli
    şiirlere dewamm

    CEMRE

    gözüme ilişti gözün
    içimde infilak saati!
    yasak baktın nikotin sıcaklığıma,
    bir sigara daha yaklaşıyor bahar...
    ellerin yanında değil,
    gemiler kalkıyor avuçlarından
    bütün limanlara bir telaş,
    yaklaşıyor bahar...
    deniz altında bir zindan düşü,
    ayıp sarılmalar, lanetli öpücükler
    bilinmez bir nemrut esrarı
    arkadaş dağlar gibi korkusuz korkular...
    kekikler yeşeriyor
    yaklaşıyor bahar
    bir deliliğin eşiğinde
    amansız mekansız
    sofrasız
    yani aç, ilaçsız
    ve
    hiçbir şiirin eskitemediği
    gözlerin,
    gözlerimin önünde
    el pençe divan...
    bahar damarı çatladı toprağın
    bir nefes daha yaklaşıyor bahar.!


    ÇÖL DAHA İYİ !

    çöle kıyısı olan kentlerin
    limanları sıkıcı olur
    kuş uçar gemi geçmez,
    kervan zaman içinde.
    böyle kentlerde insan
    fırtına gibi sever,
    sevdiği için ağlamayı.
    hangi türküde sevmekten bahsedilse
    ben hicaz olurum
    elimi ıslatır elinin teri
    ziyan olurum
    seni sevmekle ıslanır akşam sefalarım
    hangi türküde sevmekten bahsedilse
    bu çölde ben
    "şair burada yaşadığı kenti çöle benzetiyor"da
    bahsedilen şair olurum!


    gülüşünde bir mana var
    saklayamazsın
    sarılışında ne düşler
    ne düşükler
    sakınamazsın

    aynı yolları,
    kimsesiz mekanları
    birlikte özleme hasreti...
    yalnızlığımın dert ortağı gastrit...

    gülüşünde bir mana var
    saklayamazsın

    bütün iç savaşlarda
    rehin alındı bu yürek
    kandıramazsın

    hangi çekilişin
    büyük ikramiyesi bu,
    en uzak sevişmelerin
    yeni yetme utancı
    lakin aşk
    biraz da utanmaktır yaşamaktan...
    sakınamazsın...
    yeni yetmelik işine gelince
    o zaten hepimizin gizli öznesi
    Türkçe'de var
    bazı dillerde yok

    gülüşünde bir mana var
    saklayamazsın
    kime niyet kime felaket bu aşk
    anlayamazsın

    ödümüz patlıyor acı çekmekten
    oysa
    biraz da acıdır
    aşkın mayası...
    kaçınamazsın...

    gülüşündeki manayı saklayamazsın
    tutunacak verimiz yok
    resmi tutanaklarda

    gülüşünde bin yıllık hasret var
    saklayamazsın
    .

    bu yazık karşılaşmanın
    alnımıza çakılıyor anafikri :

    aşka cesaretimiz yoksa
    başka zaman görüşürüz!

  6. 6
    bucali
    Emekli
    HEPSİ BU

    değişen ben değilim
    dönüşen savaş
    yaşlanmakla ıslanmak aynı şey:

    bir yağmurun gölgesinde ihtiyarlamak

    şimdi ölüm bile yetmiyor
    acılarımızı tartmaya
    dostlar
    alıngan bir sahili pinekliyorlar
    bir merhaba'yı bıçaklar gibi artık
    selamlaşmalar

    değişen ben değilim
    dönüşen savaş

    artık zaman bile yetmiyor
    yaşadığımızı sanmaya

    yine de ışıklar bu kenti
    güzelmiş gibi gösteriyor
    geceleri...

    geceler...
    yani
    Ahmet Haşim'in kafiyeleri...

    seni aklıma düşüren
    yerçekimi değil
    yalancı yıldızlar
    öyle uzaksın ki
    üflesem soğuyacaksın
    sarılsam okyanus

    bir aşka yetecek kadar
    ve anımsatacak kadar
    sebepsiz bir ölümü,
    acılarımız
    ve kafiyelerimiz var...

    işte hepsi bu kadar...



    İMGESİ KENDİNDEN KALIN

    orada
    bizans
    orada
    topkapı ve surlar
    ve rutubet, aslanım!
    şimdiki zamanlarda aklım
    geniş zamanlardaki
    rehavet!

    şiirdik bütün aşkşamları
    seninle
    saçından bir dal düştü
    yüzünün en ıssız yerine

    yine sen
    ve yine sizlik
    sensiz artık bu şehir
    faşistanbul!


    ISLIK

    senin sesinle başlayan bir ıslık
    kehribar kokusu kulaklarımda
    nasıl bir nargile yakmak bu fitil gibi
    sarhoşlukta...

    kim bu öldürücü musikinin
    güftesini gömebilir kuytuluğun makamına
    yalnız hicazdı felaket efem saatlerinde
    kimi görsem göz yarası yüzümde,
    kimi duysam
    senin sesinden ıslak bir ıslık
    ve ben artık her şarkıda
    kendime vokal yapıyorum,
    yüzüm gözüm ıpıslak...

    İSMİNİ HATIRLAYAMADIM

    Böyle zamansız güneşli,
    Umulmadık mavi günlerde
    Bir bekleme salonu yalnızlığına bürünüyorum
    İliklerimdeki yitik bir aşkı
    Sarhoş bir unutkanlığa ilikliyorum
    sanki şiirini bilmediğim bir fransız akşamında
    Kaldırım taşlarını sayıyorum kalbimin
    Ömrümde ayak izin
    ve ben ne zaman kiminle sevişsem
    Hala seni aldatıyorum....

  7. 7
    bucali
    Emekli
    İŞSİZ ŞİİR

    bu imkansızlıklar
    bu yaralar
    hepsi,
    hepsi insan işi

    sevda diye bağıran yüzün,
    bir kitabın en sır satırını
    okuyan sesin,
    beni bana düşman eden,
    ağlamaklı gecelerimin
    tek temsilcisi
    ve hiçbir yerde şubesi
    olmayan yüzün
    yani baştan ayağa sen...

    bu bakışlar
    bu bakır tadı
    hepsi,
    hepsi insan işi
    ve insanın insana ettiği
    en yalan yemin: Aşk!
    hepsi,
    hepsi insan işi...



    KARDİYOLOJİ

    kalbim bir etten organ sadece
    kalbim yüreğim olur,
    sen gelince...


    KAYIP KENTİN YAKIŞIKLISI

    Dokuzunda kayboldu mayıs'ın,
    Cesedi bulundu
    Onikisinde...
    Kaçırıldığında da
    Kaybolduğunda da
    Ve cesetken de
    Yakışıklıydı..
    Amcamdı

    KIZIM BERFİN'E...

    Berfinim,
    içimin güler yüzü,
    yaşanılası iklimim hoşgeldin.

    (adımın çapraz yazılması kimin
    umrunda...
    denize düşen yılana öykünür
    biraz da...)

    bir aralık sızıverdin işte
    ömrümüzün en gevrek zamanı...
    çıt diyor kırılıyoruz,
    öfke kadar saydamız o zamanlar
    ve kırılgan
    bıçak kadar!

    kızım demeyi öğrettiğin için
    o tanrısal kokun
    ve gülüşündeki baban için

    ki hala zilleri çalıp kaçmak istiyorduk
    yarım yamalak aşk kırıntıları
    tabakta bırakılmış, yazık atılacak bir sevda
    haritası,
    hatta el değmemiş delilikler istiyorduk...
    çocuktuk daha
    büyümeye direniyorduk,
    iş toplantılarında lolipop zamanlar düşlüyorduk

    ama sızıverdin işte...
    bir avuç yeşil gevrek rokaydık,
    mayışmamıza bir limon yetecekti...
    biz garsonu bekliyorduk,
    sen çıkageldin...

    hoşgeldin berfinim...
    kızım kızgınlığım...
    bilmiyorduk daha,

    objektiflerin objektif olmadığını,
    ikimize yeter sanıyorduk ikimizin toplamı,
    meğer doyurmak çok zormuş
    içimizdeki hayvanı...

    habersiz geldin, kusura bakma
    ortalık biraz dağınıktı...
    şimdi hemen toparlarız sanıyorduk,
    olmamıştık daha...

    işin zor kızım,
    hem büyüyecek
    hem bizi büyüteceksin...
    baban mı var, derdin var kızım...

    hoşgeldin kızım,
    içimin gülen yüzü, hoşgeldin...

  8. 8
    bucali
    Emekli
    MEVSİMLİK ŞARKI

    kanıyor takvimden gamsız ağaçsız
    evlatlarını döver gibi seven bir sonbahar
    güvertesinde adresini şaşırmış
    kayıp bir nisan yağmuru

    ömrümün sol anahtarısın
    hazan makamının kapısını açan
    ne nisanlar gördüm ben
    ilkbahardan kaçarken
    bir mızrapa tutunan

    ne bileyim ben
    böyle bir şeydir herhalde
    bir mevsimin şarkısı
    ya da mevsimlik bir vivaldi sancısı...

    ekim kasım işlerini öğrenirken bir keman
    ağlamayı bir de,
    şarkıya söz yürür,
    yeşile aldanır suyun kudreti
    ve sen hiçbir zaman
    sol anahtarı yaptıracak bir çilingir bulamazsın
    bana kalırsa sen,
    ömrünün sonuna kadar,
    o şarkının kapısında kalacaksın!


    NİSANLIK ÖLDÜ MÜ?

    koşulacak bir sancı gibi inceden
    genceden aktım geceye
    ihtiyar sokaklarda acemi lambalar
    ve ıslak bir ışık ilkbahara
    ilkbaharın günahı olmaz nasılsa...

    çocuklar bulmuş, getirdiler
    kanadı kırılmış bir nisan yağmurunu
    nisan'ın kuyruğuna teneke bağlar mı insan,
    çocuk olmasa?...
    aşk şakasını kaldırır mı insan,
    çocuk olmasa...

    bir celsede boşanıyor mağrur bir yağmur,
    nisanların yenildiği yalancı baharlarda...
    ilkbaharın günahı olmaz nasılsa !


    ÖMRÜM ÖMRÜM

    mum yanar
    mum ışıldar
    kendileri yoktur, gölgeleri oluşur
    ferinden korkulsa da rahmetin
    yenilmez toprağa can katmanın kudreti
    bir ömre kaç hayat sığar görülecektir...

    mum aydınlar
    mum sınar
    ayrılık acısı kadar seversin
    ve sevmenin coşkusu kadar koyar insana
    aşk sözcüğünden ayrılmak

    mum yaralanır
    mum sürer
    kem söz sahibini sürükler
    son çağındır artık
    gövdende birikir
    senden eriyen parçalar

    mum biter
    mum söner dibine hayatın
    işte yaşadığım dediğin
    bir mum ömrüdür

    eren
    ve
    eriten kendini...

  9. 9
    bucali
    Emekli
    ÖYLE BAKMA ÇÜNKÜ...

    güzel bahçeli bir ilkokulun penceresinden
    dünyaya,
    hayret, hasret ve biraz da
    bayat bayram şekeri kederiyle bakan,
    aklı canbaz, yanağı al,
    sesi çilek aroması
    bir çocuk oturuyor
    gözlerinde...



    PASTIRMA YAZI

    böyle zamansız güneşli,
    umulmadık mavi günlerde
    bir bekleme salonu yalnızlığına
    bürünüyorum...
    iliklerimdeki yitik aşkı
    sarhoş bir unutkanlığa ilikliyorum...

    sanki şiirini bilmediğim
    bir fransız akşamında
    kaldırım taşlarını sayıyorum kalbimin...
    içimde ayak izlerin,
    aylak bir yaz geçiyor avuçlarımdan...

    ve ben ne zaman,
    kiminle sevişsem,
    hâlâ seni aldatıyorum!

    SANA KALAN SAZ

    sana
    yaralarımdan çiçekler,
    ilk yardım geceler biraz da
    ve yangında kurtarılması imkansız acılar
    bırakıyorum...

    seni özümün gizinde saklıyorum...
    bütün aşklarımın izlerini sayıklayarak
    ve aldatarak tüm sevdiklerimi,

    sana
    cinayetimin ipuçlarını bırakıyorum...
    vasiyeti olmayan ölüler ülkesinden
    (türkülerin sırtındaki muamma!)
    yazık bir nakarat bırakıyorum sana

    "ben sana gülüm demem
    gülün ömrü az olur"

    öç biter,
    biter şarkı,

    yaz olur...


    SANA BAKMAK

    Herşey yapılabilir
    Bir beyaz kağıtla
    Uçak örneğin, uçurtma mesela.
    Altına konulabilir
    Bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
    Sallanan bir masanın.
    Veya şiir yazılabilir
    Süresi ötekilerden kısa
    Bir ömür üzerine..

    Bir beyaz kağıda
    Herşey yazılabilir,
    Senin dışında..
    Güzelliğine benzetme bulmak zor,
    Sen iyisimi sana benzemeye çalışan
    Herşeyden:
    Bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor.
    Belki tabiattadır çaresi
    Senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin..
    Ve benim
    Bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim..
    Anlarım bitkiden filan
    Ama anlatamam
    Toprağın güneşle konuşmasını
    Sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

    Sen bana ışık ver yeter
    Bende filiz çok..
    Köklerim içimde gizlidir
    Gelen giden, açan soran, bere budak yok
    Bir şiir istersin
    "içinde benzetmeler" olan
    Kusura bakma sevgilim
    Heybemde sana benzeyecek kadar
    Güzel birşey yok

    Uzun bir yoldan gelen
    Tedariksiz, katıksız bir yolcuyum
    Yaralı yarasız sevdalardan geçtim
    Koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
    Herşeyi anlattım..
    Olan olmayan, acıtan sancıtan..
    Bilsem ki sana varmak içindi
    Bütün mola sancıları
    Bütün stabilize arkadaşlıklar
    Daha hızlı koşardım
    Severadım gelirdim
    Gözlerinin mercan maviliğine..

    Sana bakmak
    Suya bakmaktır..
    Sana bakmak
    Bir mucizeyi anlamaktır..

    Sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
    Aşk sorgusunda şahanem
    Yalnız kelepçeler sanıktır
    Ne yazsam olmuyor
    Çünkü bilenler hatırlar..
    Hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
    Bahçıvan değil tüccarlardır
    Sen öyle göz,
    Sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
    Sen teninde cennet kayganlığı iken,
    Sana şiir yazmak ahmaklıktır..

    Bir tek söz kalır
    Dişlerimin arasından
    Ben sana gülüm derim
    Gülün ömrü uzamaya başlar

    Verdiğim bütün sözler
    Sende kalsın isterim
    Ben sana gülüm derim
    Gül sana benzediği için ölümsüz..
    Yazdığım bütün şiirler
    Sana başlayan bir kitap için önsöz

    Sana bakmak
    Bir beyaz kağıda bakmaktır.
    Her şey olmaya hazır
    sana bakmak
    suya bakmaktır..
    gördüğün suretten utanmak..
    sana bakmak
    bütün rastlantıları reddedip
    bir mucizeyi anlamaktır..
    sana bakmak
    Allah’a inanmaktır.

  10. 10
    bucali
    Emekli
    SEBEBİM DERLER YA...

    ölümüm senden olur

    bilinsin
    ne uçsuz bir kan akışı
    ne buğusu kadehte rakının,
    ela ve sonsuz bir teneşir uykusu
    gözlerinin ağlamaklı bebeğine...

    acemi zamanlar silinsin
    ölümüm senden olur
    bilinsin
    sen istesen aslında
    bütün kafiyeleri eskitirsin

    aklında kalmayacak aklım
    başka kollar başka sarılmalar
    ve her defasında alsancak
    platonik rutubet kokacak
    aklına bir fikir gelecek
    bir çift iri memenin kuşkusuna
    fidye vereceksin

    bütün iklimlerin feri silinsin
    ölümüm senden olur
    bilinsin

    gözlerin bir içim çaydı bizansta,
    gözlerin,
    ela teneşir uykularıma kapanan kırık pencere...


    SESSİZ

    Kavun kokulu odaların rahiyasıdır
    Karışan sulara
    Senin fikrinle yoğrulmuş bir eser yoktur
    Yüzümün sana tıraşlanmış bölümünde
    Çoğu çiçekli
    Kimi şarkılar geçer aklımdan
    Sesime sesim dökülür
    Bir ıssız bir mutlu koro başlar
    Ardından
    Şarkıya
    Çünkü benim sessizliğimde
    Seninde susuşun var.


    SEVMEKTEN GİDİNCE

    Sen beni sevmekten gidince ben bana borçlu kaldım
    Ya sen bana fazla geldin ya ben sana az kaldım
    Gitme bir adım öteye gülüm bir adımda gurbet olur
    Gitme bir nefes öteye gülüm her nefes hasret olur

    Aşk yasaklandı artık halka açık yerlerde
    El tutmak yol açıyor diye hesapsız
    Susmalara kaldırdık tüm tutuşmaları
    Yasak kelime oyunu yapmak
    Yalan söylemek mecburi ve serbest ayyuka çıkmak
    Artık yağmur sonraları toprak kokmak yok
    Tomurcuklanmak günah
    Ve bir insan gözü yüzünden yüz gün art arda uyumamak
    Kimse ölmesin diye
    Kimsenin aklında her sevdalı verdiği sözü geri alacak
    Güneşi ayı ve hatta hiç bir tabiat olayı
    Şahit gösterilmeyecek hiç bir sevdaya
    Ne deniyorsa onu atacak kalp
    Ve süresi 24 saate çıkarılacak meskun mahallerde ağlamanın

    Sen sesini alıp gidince ben burda dilsiz kaldım
    Ya sen bana fazla geldin
    Ya ben sana az kaldım
    Gitme bir adım öteye gülüm bir adımda gurbet olur
    Gitme bir nefes öteye gülüm her nefes hasret olur

    SON DURAK

    kilitlenmiş beton kanatları kuşların
    oksit gibi yapışkan bir mayışmayla ağarmış gün
    pas tutan kelimeler için bir iksir belki de
    ya da aklına susamış sevgililerin safdilliği
    acıtmış ömrünü çekirgelerin
    medyatik soruşturmalardaki enflasyonist yargılar
    haber değeri taşımıyor haber spikerinin ölümü
    herkes kendi manşetinde satır arası
    hiçbir bakışı aydınlatmıyor florasan buğusu

    burası son durak inecekler için son fırsat
    bir daha ne süper ne mega kupon verilecek
    kalanlar şoförün evini göremeyecekler hiçbir zaman
    onları sonsuza götürecek, afaroz edilmiş bir merak
    burası son durak

    hafızada kalan tek numara için
    telefona uzanır elleri
    ölümüne randevulu insanların
    temize çekilemez not defterleri

    SUSUŞTU YÜZÜN

    bu ufukta bitiyor yüzün
    ve başka bir gökyüzü başlıyor
    komşu ellerle sarmalanıyorsun
    yanıyorsun...

    ne kadar övülsen az
    avazım çıktığı kadar susuyorum
    ismindeki sesli harfleri

    mayınlı bir gülümsemeyle
    senin karasularında olmak,
    üstünde ilkbahar bir entari,
    sanki
    yeniden
    eski bir öyküye başlamak...

    yüzündeki o billur akşam kahvaltısı
    sürgülerken özümü,
    ne kadarını sustuk
    konuştuklarımızın?..

    TARİHÇE

    önce hain bir uykunun sevimsiz sabahı
    gibi sıradan mahmur,
    aynı sabahın
    ilk sıcak çayı gibi ferah
    bir karşılaşma...
    -Merhaba!

    sonra güzel
    ve en sıcak gülüşmelerin ev sahibi
    bir yüz...
    -Görüşürüz!

    derken
    sanki elin elimde
    kem gözlere keder
    dünya güzeli sohbetler
    -Ara beni!

    ardından
    derimizin altına sızan
    hani katiyen rakı içme mecburiyeti çağrıştıran
    bir korku ki
    -Eyvah!

    ve şimdi
    kalbimi karanlıklarda hançerleyen
    aklımı başımdan eyleyen
    çok uzun yollarda
    hiç uykulu otobüs saatleri gibi
    acıtan
    kanatan
    yani korktuğumuz
    yani başımıza gelen
    büyüdükçe büyüleyen
    aşk...
    -Seni seviyorum!

    şimdi sen
    kalbimin közünde kıvılcım kıvamında
    ağrıyan...

  11. 11
    bucali
    Emekli

    --->: Yılmaz Erdogan Fan Club

    Reklam



    YAĞDIKÇA

    Yer ile yeksan, ıslak saçlı, kem gözlü,
    Kavim göçlerinden bu yana ağlayan
    Ve durmadan
    Cep kanyağı yakıcılığında ezgiler
    Çalan, çaldıran, yakalatan
    Adı bende gizli bir kadındı İstanbul

    Şehre bir yağmur yağdı
    Ben ağladım

    Sevilirken ayrılmak mı kaldı Bizanstan
    Yalan dolan yoktu gözlerde sadece ses
    Verilen sözler birdi edilen yeminler sıfır
    Eşyalar alındı fotoğraflar söküldü yerlerinden
    Bir aşkın izlerini yok edecek yeni bir aşk
    sipariş edildi yeniden

    Bir şehre yağmur yağdı
    Ben ağladım

    Kim daha çok yalan söndürdü çay bardaklarında
    Hangisi talandı demli öpücüklerin
    Ve buğularda yitirilen kimin adıydı
    Bir aşktan diğerine kaç saate gidiliyordu
    Soyulur muydu kabuğu hayatın
    Yoksa bütün vitamini kabuğunda mıydı?

    Yağmur şehre bir yağdı
    Ben ağladım

    Ben giderken ençok seni götürdüm
    Aklımın nakliyesiydi asıl yoran taşıyıcıları
    Yardan düşmüştüm yaralarım yardan armağandı
    Kutsal kitabımdı ziyan edilmiş sevgililer atlası
    Ben sevmeyi beceremedim belki de sevilmeyi
    Benim sevmeye engel evcil acılarım vardı

    Ben yağmur ağladım bir şehre yağdı
    Ben şehre ağladım bir yağmur yağdı
    Ben bir ağladım şehre yağmur yağdı

    Ben...
    Yağmur...
    Ağladım...

    YASAK

    yasak bana gözlerini anlamak
    ellerin
    bana yasak

    ah olaydım
    gözünde yaş
    fikrinde telaş
    düşünce suçun
    beraatin olaydım

    fakat yasak
    yasak bana gözlerini anlamak
    ellerin bana yasak

    ah olaydım
    yüzünde sürgün
    yatağında mülteci
    vatanın
    anayurdun olaydım

    fakat yasak
    yasak bana gözlerini anlamak
    ellerin, uyruğum
    bana yasak...

    YAŞAYABİLME İHTİMALİ

    soğuk ve şehirlerarası
    otobüslerde vazgeçtim
    çocuk olmaktan
    ve beslenme çantamda
    otlu peynir kokusuydu babam...

    Ben seninle bir gün Veyselkarani`de haşlama yeme ihtimalini sevdim.

    İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında
    (ankara`da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman)
    özlemeye başladım herkesi...
    Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki,
    adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra...

    Bizim Kemalettin Tuğcu`larımız vardı...
    Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı...
    Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan
    kahverengi sıralarda, solculuk oynamaya başladık...
    Ben doktor oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla...
    Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu, pütürlü duvarlara
    ve Türk Dil Kurumu`na inat bir Türkçeyle...
    Ağbilerimizden öğrendik, Ş harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi...

    Ankara`ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.
    Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri
    Oysa Ankara`da hiç sevişmedim ben.
    Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim...
    (Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak...)
    Ankara`ya usul usul kurşun yağıyordu...
    Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri...
    Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim...
    Ve hiçbir mahkeme tutanağına geçmedi adım...
    çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece...

    sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde
    ama sen yoktun...
    Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni tenefüs saatlerinde...
    Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu...
    Ben, senin benimle Tunalı Hilmi Caddesi'ne gelebilme ihtimalini seviyordum...

    Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.
    yaz sıcağı toprağa çekiyordu tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini...
    Sonra otobüs oluyordum,
    kırık yarık yoların çare bilmez sürgünü...
    Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum Muş ovasının yalancı maviliği...
    Otobüs oluyordum bir süre...
    Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum,
    yanağım otobüs camının garantisinde...
    Otobüs oluyordum...
    Bir ülkeden bir iç ülkeye...
    Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum...

    Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin...
    Korkuyordum...
    Sonra iniyordum otobüsten...
    Çarşıdan bizim eve giden,
    ömrümün en uzun,
    ömrümün en kısa,
    ömrümün en çocuk,
    ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum...
    Çünkü sonunda annem oluyordum
    babam kokuyordum sonunda...

    Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim, çocuk olmaktan...
    Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam...

    Ben seninle bir gün Van`daki bir kahvaltı salonunda...
    Ben seninle (sadece bilmek zorunda kalanların bildiği) bir yol üstü lokantasında...
    Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan Doğubeyazıt`ın herhangi bir toprak damında...
    Ben seninle herhangi bir insan elinin terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim...

    Ben senin,
    beni sevebilme ihtimalini sevdim!

    YAZMAK İÇİN

    mevsim dışı
    sarışın bir kederdin
    soğuk yazlıkta...
    Sayfiye hanımın tembel düşlerine
    ve çıplak ayakla
    betona basıyordu yaz...

    bense paslanmış bir keyifle
    hayatımı yazamak istiyordum
    sensizliğe
    gül buğusu bir edebiyat arıyordum...

    her tanışmada
    bir "memnun oldum" öldüren
    devrik katillerdik hepimiz

    ve sen
    faili yaz bir cinayettin
    o maktül yazlık akşamında...

    mum yaralanır
    mum sürer
    kem söz sahibini sürükler
    son çağındır artık
    gövdende birikir
    senden eriyen parçalar

    arkadaşlar benden bu kadar birazda sizden alalım :)

+ Yorum Gönder
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi