Malatya

+ Yorum Gönder
Şehir ve İlçeler ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Bölümünden Malatya ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    elifizmir
    Özel Üye
    Reklam

    Malatya

    Reklam



    Malatya

    Forum Alev
    Malatya / Akçadağ

    malatya akcadag.jpg

    Doğu Anadolu Bölgesi’nde, Malatya iline bağlı bir ilçe olan Akçadağ, doğusunda Malatya merkez ilçesi , güneyinde Yeşilyurt ve Doğanşehir ilçesi, batısında Kahramanmaraş iline bağlı Elbistan ilçesi, kuzeyinde Darende ve Hekimhan ilçeleri ile çevrilidir. İlçe, ova ve dağlık bir kesimde kurulmuştur. Torosların uzantısı olan Nurhak Dağları batıdan ilçe topraklarına girer ve Sultan Suyu’na dökülen çeşitli çay ve derelerle parçalanır. Ovalık kesimler ilçenin kuzeydoğusu ile güneyindedir. Bu düzlükler ilçenin en önemli su kaynaklarından Sultan Suyu ile Eber Çayı tarafından sulanır. Nurhak Dağlarının alçak kesimlerinde Büyük Kuruca ve Küçük Kuruca platoları bulunmaktadır.

    Deniz seviyesinden 925 m. yüksekliktedir. Yüzölçümü 1.193 km2 olan ilçenin 2000 Yılı nüfus sayımına göre; toplam nüfusu 48.670’tir. İlçede karasal iklim sürmekte olup, yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk, sert ve yağışlı geçer.

    İlçenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Çiftçiliğin her türlüsüyle uğraşılmakta, genellikle aile ekonomisi tarıma dayanmaktadır. Yetiştirilen başlıca tarımsal ürünler, buğday, fasulye ve nohuttur. Bunun yanı sıra meyvecilik yapılmaktadır. Ovalık ve sulak alanlarda kayısı yetiştirilir. Levent ve Kürecik bucaklarında ise ilçenin ünlü “Hocamız” armudu yetiştirilmektedir. Hayvancılıkta ise büyük ve küçükbaş hayvan besiciliği yapılmaktadır.
    İlçe sınırları içerisinde Tigem’e bağlı Sultan Suyu üretme çiftliği olup, bu çiftlikte tarım ve meyvecilikle birlikte hayvancılık yapılmaktadır. Ülkenin ünlü yarış atları burada yetiştirilmektedir.

    Akçadağ yöresinde ilk yerleşim eski Tunç Çağında başlamış, Geç Hitit, Med, Pers, Makedonya, Roma ve Bizans dönemlerinde de burada yerleşim devam etmiştir. Akçadağ Höyük ve Akçadağ kasabasında yer alan Ören Höyük ve Akçadağ Ören kasabası yolu üzerinde bulunan İkinciler Höyükte yapılan yüzey çalışmaları bunu kanıtlamıştır.

    Akçadağ’ın bugünkü yeri eski çağlarda Arka ismi ile tanınmıştır. Daha sonra bu isim Arga’ya dönüşmüştür. Bu kentin olduğu yer Anadolu ile Suriye, Mısır arasındaki ticaret yolu üzerinde bulunduğundan tarihin her döneminde önemini korumuştur. Osmanlı döneminde de bu yol Hac yolu olarak kullanılmıştır. Bizanslılar burada bie sınır valiliği kurmuş bu yüzden de Abbasiler döneminde buraya Avasım (Sınır Şehri) denilmiştir. Halife Mutasım zamanında bölgeye Türkmenler yerleştirilmiştir.

    Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Emir Afşin Akçadağ yöresini ele geçirerek burada Selçuklu egemenliğini sağlamıştır. Yıldırım Beyazıt 1399’da Malatya ve yöresini ele geçirmişse de Ankara Savaşı’nda (1402) Timur’un ordusu buraya egemen olmuştur. Sonraki yıllarda Osmanlılarla Memlüklular arasında yöre çekişmeye neden olmuş, daha sonra Dulkadiroğulları’nın yönetimine geçmiştir. Yavuz Sultan Selim 1515’te Malatya yöresi ile birlikte Akçadağı’da kesin olarak Osmanlı topraklarına katmıştır.
    XVI.yüzyılda Osmanlı-İran Savaşları nedeni ile imparatorluk içerisinde yer yer isyanların olduğu bir dönemde, Kiziroğlu Mustafa Bey Akçadağ’a gelip bugün Kiziroğlu Çayırı ismiyle anılan Aktepe ve Başpınar mahallelerinin ortak kullanıldığı Akpınar mevkiine yerleşerek uzun süre burada yaşamıştır.

    Osmanlı döneminde, 1850 yıllarında bugünkü Levent bucağında kurulan Akçadağ, Arga’ya nakledilmiş ve ilçenin ismi de Akçadağ olarak değiştirilmiştir. Osmanlı salnamelerine göre; 1847 yılında Malatya kaza merkezi, Harput eyalet olunca, Akçadağ da Malatya-Harput sancağına bağlanmıştır. Sultan II.Abdülhamit Döneminde Doğu Anadolu’da kurulan Hamidiye Alaylarının at ve zahire ihtiyacı buradan sağlanmıştır. Cumhuriyet döneminde Malatya’ya bağlı ilçe merkezi konumuna getirilmiştir.

    İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Ören, İkinciler ve Akçadağ Höyükleri, Düvencik Köyü civarındaki Ferik Kale kalıntıları bulunmaktadır.




  2. 2
    elifizmir
    Özel Üye

    --->: Malatya

    Reklam



    Malatya / Arapgir

    malatya-arapgir.jpg

    Doğu Anadolu Bölgesi’nin batı kesiminde, Yukarı Fırat bölümünde, Malatya iline bağlı bir ilçe olan Arapgir, doğuda Elazığ, barıda Sivas’a bağlı Divriği ilçesi, Arguvan, kuzeyinde Erzincan’a bağlı Kemaliye ilçesi, güneyinde Elazığ’a bağlı Baskil ve Keban ilçeleri ile çevrilidir. İlçenin kuzeyini Yama Dağı’nın uzantıları, güneydoğusunu da yine Yama Dağı ile Göldağı engebelendirir. En yüksek tepesi At Kuyruk Sallamaz zirvesinde 2.393 m.yi bulan Göldağı, sert kayalıklar ve derin vadilerle bölünmüştür. Ormanlardan yoksun olan bu dağ, yaylacılığa elverişli bir konumdadır. Bu dağlarda 1.500 m. yüksekliğinde platolar yer almaktadır. Sarı Çiçek Yaylası, Dutluca Ovası, Fırat vadisine doğru inen Dişterik Yazısı ilçenin belli başlı düzlükleridir. İlçenin Elazığ ile olan doğal sınırının bir bölümünü Fırat Irmağı’nın küçük bir bölümü oluşturur. Göldağı’ndan kaynaklanan akarsular ilçenin su gereksinimini sağlamaktadır. Ayrıca ilçe topraklarını sulayan diğer akarsular, Kozluk (Arapgir)Çayı, Berenge Çayı, Söğütlü Çayı ve Çit Çayı’dır. Ayrıca Keban Baraj Gölü’nün küçük bir bölümü de ilçe sınırları içerisindedir. Bu akarsuların vadi tabanlarında ova niteliğinde düzlükler bulunmaktadır. Deniz seviyesinden 1250 m. yüksekliktedir. Yüzölçümü 964 km2 olan ilçenin 2000 Yılı Genel Nüfus sayım sonuçlarına göre; toplam nüfusu 17.070’tir.

    İlçe arazilerinin büyük bölümü steplerle kaplıdır. Bundan da anlaşılacağı üzere orman bakımından oldukça fakirdir. Mevcut orman alanları da kaliteli bir orman durumunda değildir. Daha çok küçük meşe korulukları halinde olan ağaç topluluklarıdır. Bunun dışında dere ve çay boylarındaki çınar, kavak, söğüt ve tarım alanlarındaki meyve ağaçları ilçenin bitki örtüsünü oluşturur. İlçe merkezi ile ilçenin doğu kesimleri oldukça yeşildir. bu yeşilliklerin bir kısmını korular, bir kısmını da meyve bahçeleri oluşturur. Ayrıca Kozluk Çayı ve Berenge vadileri aşağıdan yukarıya tamamen yeşilliklerle kaplıdır. Bu vadiler çınar, kavak, söğüt ve meyve ağaçları ile çok güzel bir görünüm kazanır. Vadilerde sık sık kaynak sulara da rastlanmaktadır.

    İlçede karasal iklim hüküm sürmekte olup, kışlar kar yağışlı ve soğuk, yazları ise yüksekler serin, alçak kesimler daha sıcaktır. Oldukça engebeli olan ilçede yaz sıcaklıkları arazinin yükselti seviyesi ile paralellik gösterir.

    İlçenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Yetiştirilen başlıca tarımsal ürünler, buğday, arpa, nohut, mercimek, kayısı, üzümdür. Ayrıca dağlık alanların vadilerinde sebze ve meyve yetiştirilmektedir. Hayvancılıkta ise sığır, koyun, kıl keçisi, at ve kümes hayvanları yetiştirilmektedir.

    Arapgir’in eski adı Daskuza’dır. Daskuza (Arapgir) civarındaki yerleşim birimlerinin en eskilerinden olup, tarihi Malatya ili ile paralellik göstermektedir. Arapgir’in ilk yerlileri Muşkiler’dir. Şehrin M.Ö. 1200 yıllarında kurulduğu sanılmaktadır. Sırasıyla M.Ö. 850 yılında Asur, M.Ö. 612 yılında Medler’in egemenliğine girmiştir. Medlerden sonra Persler yörede 200 yılı aşkın hakimiyet kurmuşlar, ardından Makedonyalılar ve Romalılar burada egemen olmuşlardır. Ancak Roma dönemine ait Arapgir yöresinde herhangi bir kalıntıya rastlanmamıştır. Bizanslılar, 627’de Heraklius döneminde bütün Anadolu, Suriye ve Filistin’i ele geçirirken Arapgir yöresini de hakimiyeti altına almıştır. Bizans döneminde kervan yolları üzerinde bulunan Arapgir’de iki han yaptırmışlardır. Yöre Bizanslılar, İranlılar ve Araplar arasında sık sık el değiştirmiştir.

    Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Danişmentli’ler, 1178 yılında Anadolu Selçuklu Devleti, Selçukluların Moğollar’a Köse Dağı Savaşı’nda yenilmesinden sonra Moğolların, Anadolu Beylikleri’nin kurulmaya başladığı dönemde Karakoyunlu’ların eline geçmiştir.

    Yavuz Sultan Selim’in 1515 Çaldıran Savaşı’ndan sonra Osmanlı topraklarına katılmıştır. İlk Osmanlı Tahrir defterinde (1518) Diyarbakır eyaletinin 12 sancağı gösterilmekte olup, bu defterde Aragir’in de ismi 10.sırada geçmektedir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Sivas valiliğine bağlı bir sancak merkezi olmuş, 1834’de Diyarbakır ve 1847’de Mamuret-ül Aziz (Elazığ) sancaklarına bağlanmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra 1927-1928 tarihinde yapılan düzenleme ile Malatya’ya bağlı bir kaza konumuna getirilmiştir.

    İlçeden günümüze gelebilen tarihi eserler arasında;

    Arapkir Kalesi
    Ulu Cami
    Mirliva Ahmet Paşa Camisi
    Gümrükçü Osman Paşa Camisi
    Cafer Paşa Camisi
    Molla Eyüp Mescidi
    Hankâh
    Osman Paşa Hamamı
    Çarşı Hamamı
    Ispanakçı Mustafa Paşa Kütüphanesi
    Büyük Kozluk Köprüsü
    Kale Köprüsü ve
    Türk sivil mimari örneklerinden evler bulunmaktadır. Ayrıca ilçede;
    Onar Mağarası
    Orman Sırtı Mağarası gibi doğal oluşumlar vardır.








  3. 3
    elifizmir
    Özel Üye
    Malatya / Arguvan

    malatya-arguvan.jpg

    Doğu Anadolu Bölgesi’nde, Malatya İline bağlı bir ilçe olan Arguvan, doğuda Arapgir, batıda Hekimhan, kuzeyde Sivas ile Divriğ ilçesi, güneyde Malatya Merkez ilçe ve Elazığ ile çevrilidir. İlçe toprakları dağlık ve engebeli bir arazi yapısına sahiptir. Büyük bir bölümü Sivas’ta bulunan Yama Dağı’nın uzantıları ilçe topraklarını engebelendirmektedir. Güneye doğru alçalan 1.500 m. yüksekliğindeki bu uzantılar ilçenin batısındaki Doyuran Tepesinde en yüksek noktasına ulaşır (1.516 m.). Bu dağlar üzerinde platolar yer alır, burası zengin çayırları ile hayvan yetiştirilmesi yönünden önemlidir. İlçedeki bir diğer yükselti de Göldağı olup, bu dağın güney yamaçlarından Fırat Vadisine doğru alçalan Söğütlü Çay vadisi Arguvan’da genişler ve Arguvan Yazısı ismini alır. İlçenin en büyük düzlüğü olan bu ova tarım yönünden elverişli değildir.

    İlçenin doğusundan geçen Fırat Nehri’nin bir bölümü ile Şotik Çayı, Bömere deresi, Morhamam Deresi, Çavuş Çayı ve Söğütlü Çayı yöreyi sulamaktadır.Deniz seviyesinden 1.150 m. yüksekliktedir. İl merkezine 64 km. uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 1.037 km2 olup, 2000 Yılı Nüfus Sayım sonuçlarına göre; toplam nüfusu 10.584’tür.

    İlçenin bitki örtüsü genellikle çıplaktır. Ancak, kuzey ve kuzeybatısında bozuk baltalık ve orman özelliğini yitirmiş meşe örtüsü bulunmaktadır. İlçe 2. derece deprem kuşağı bölgesindedir. Arguvan ilçe merkezi devamlı yer kayması sebebiyle iki defa değişmiştir. Yeni yerleşim yeri, eskisinin 2 km. kuzeyindedir.
    İlçede karasal iklim hüküm sürmekte olup, kışlar çok soğuk ve kar yağışlı, yazlar sıcak ve kurak geçer.

    İlçenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Yetiştirilen başlıca tarımsal ürünler, buğday, arpa, çavdar, baklagillerdir. İlçenin ekonomisinde en büyük önemi meyvecilikte kayısı ve elma yetiştiriciliği taşımaktadır. Dağlardaki yaylalarda hayvancılık yapılır.

    Arguvan yöresi tarih ve arkeolojik bakımdan tam olarak incelenmemiş olmakla beraber, eski çağda yörede bir yerleşim olduğu Morhamam, İsaköy ve Karahöyük Köyleri ve civarında bulunan höyüklerden anlaşılmaktadır. Buna göre; ilk yerleşimin Tunç Çağına kadar uzandığı sanılmaktadır. Kalkolitik dönemde de burada yerleşim olmuş, bunu Hitit, Roma ve Bizans dönemleri izlemiştir.

    Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Danişmentli’ler, 1178 yılında Anadolu Selçuklu Devleti, Selçukluların Moğollar’a Köse Dağı Savaşı’nda yenilmesinden sonra Moğolların, Anadolu Beylikleri’nin kurulmaya başladığı dönemde Karakoyunlu’ların eline geçmiştir. Yavuz Sultan Selim’in 1515 Çaldıran Savaşı’ndan sonra Osmanlı topraklarına katılmıştır.

    Osmanlı döneminde Tahir Bucağı adı ile Arapgir’e bağlı olan Arguvan, sonradan ilçe olarak Diyarbakır’a bağlanmış 1873 yılında da Tahir adıyla Keban’a bağlı bir nahiye haline getirilmiştir. Cumhuriyetin ilanıyla merkez ilçesi olarak Malatya’ya bağlanmış, 1954 yılında Tahir nahiyesi merkez olmak üzere, Arguvan ismi ile Malatya iline bağlı bir ilçe konumuna getirilmiştir.

    İlçede günümüze gelebilen herhangi bir tarihi eser bulunmamaktadır. Yalnızca Morhamam, İsaköy ve Karahöyük köyleri yakınında höyükler bulunmaktadır.








  4. 4
    elifizmir
    Özel Üye
    Malatya / Battalgazi

    malatya battalgazi.jpg

    Doğu Anadolu Bölgesi’nde, Malatya İli’ne bağlı bir ilçe olan Battalgazi, doğusunda Elazığ, batısında Akçadağ, kuzeyinde Arguvan, güneyinde Malatya ile çevrilidir. İlçe toprakları Güneydoğu Torosların devamı olan Beydağları’nın çevrelediği Malatya Ovasının kuzeyinde yer almaktadır. İlçe topraklarında önemli bir yükselti olmayıp tamamen düzlüktür. İlçe topraklarından kaynaklanan önemli bir akarsuyu yoktur.

    İlçede karasal iklim hüküm sürmektedir. Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kar yağışlı geçer. Yağışları Akdeniz üzerinden gelen alçak basınç sağlar. Doğu Anadolu üzerinde bulunan basınç etkisiyle alçak basıncın hareketini ağırlaştırarak devamlı yağış alır. Bununla beraber hangi mevsim olursa olsun her türlü iklim hareketine elverişlidir. Yıllık sıcaklık ortalaması 13.5 derece civarında olup, yıllık ortalama yağış miktarı 400-500 mm.yi bulmaktadır. Deniz seviyesinden yüksekliği 900 m.dir. Yüzölçümü 213 km2, toplam nüfusu 28085’tir.

    İlçenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünlerin başında buğday, arpa olmak üzere en fazla şeker pancarı gelmektedir.meyve ve sebzecilik son yıllarda artmış, kayısı üretiminin yanı sıra, başta domates olmak üzere biber, patlıcan, salatalık, kavun, karpuz, ıspanak, marul, maydanoz gibi sebze üretimi yapılmaktadır. Sulanabilir arazilerin çok olmasından ilçede tarım ürünlerinin hemen hepsi yetiştirilmektedir. Hayvancılıkta ise büyük ve küçükbaş hayvan besiciliğinin yanında süt hayvancılığı ve tavukçuluk gelişmiştir. Karakaya Baraj Gölü’nün oluşmasıyla, baraj gölünde yapılan su ürünleri avcılığı baraj kıyılarındaki köylerde gelir kaynağı oluşturmuştur. Bu amaçla iki adet su ürünleri kooperatifi kurulmuş ve çalışmalarını sürdürmektedir.


    Eski ismi Eski Malatya olan Battalgazi’nin tarihi oldukça eskiye dayanmaktadır. Malatya şehrinin ilk kuruluş yeri bugünkü Bahçebaşı Kasabası içinde yer alan Aslantepe Höyüğüdür. Aslantepe Höyüğündeki bu yerleşim yeri bugünkü Eski Malatya üzerine kaymıştır. Bu nedenle Battalgazi ilçesinin tarihi Malatya tarihi ile paralellik göstermektedir. Buna göre de yörede ilk yerleşimin Tunç Çağına kadar uzandığı sanılmaktadır. Kalkolitik dönemde de burada yerleşim olmuş, bunu Hitit, Asurlular, Medler, Persler, Makedonyalılar, Roma ve Bizans dönemleri izlemiştir.
    Perslerin Anadolu egemenliği Büyük İskender’e kadar sürmüştür. İskender’in M.Ö. 323 yılında ölümünden sonra bu büyük İmparatorluk, onun komutanları ve Satrapları arasında bölüşülmeye başlandı.

    Malatya bölgesine ilk önce, İskender’in Kapadokya Satrabı Eumenes’in egemenliğine girmiştir. Eumenes’in M.Ö. 315’de komutan Antiogonos’a yenilmesi üzerine bu kez yöre Antiogonosların egemenliğine girmiştir. Böylece, M.Ö . 312’de Seleukos devletinin temelleri atılmıştır. Seleukosların Malatya ve yöresini de içerisine alan topraklarda yeni bir krallık kurması, Lisimaukhos’u M.Ö. 281 ’de yenilgiye uğratmasından sonra gerçekleşmiştir. Seleukosların Malatya’da egemenlikleri yalnızca bir yıl sürmüş, yöre halkının isyanı sonucu Seleukoslar Malatya’yı terk etmek zorunda kalmışlardır. Bundan sonra yöre Kapadokya Krallığı’nın egemenliğine geçmiştir. Ne var ki Kapadokya Krallığı, bir süre sonra “Sofen Presleri” diye anılan ve Harput yöresinde bağımsızlığını ilan eden prenslere boyun eğmiş ve Malatya yöresinin yönetimini bırakmak zorunda kalmıştır. M.Ö. 212’de bölgedeki yönetim, tekrar Seleukosların eline geçmiştir. Bu yönetimden de memnun olmayan yöre haklı, kuzeyde bulunan Pontus Kralı Farmekes’in koruması altına sığınmıştır (M.Ö. 170).


    Malatya yöresi uzun süre Pontus Krallığına bağlı olarak kalmıştır. Pontus Kralı Mitridates Evpator’un (M.Ö. 120-63), Pompeius komutasındaki Roma ordusuna yenilmesinden sonra bölge, merkezi Kelkit Irmağı kıyısındaki Kabira olan Roma eyaletinin sınırları içerisine alınmıştır (M.Ö. 66). Roma döneminde eski kavşak yollarından ötürü, Roma ordularının uğrak yeri haline gelen Malatya; kuzeyi güneye, doğuyu batıya bağlayan bir düğüm noktası konumundaydı. Ayrıca Fırat nehrinin doğu ile batıyı birbirinden ayırması, buranın önemini daha da artırmıştır. Bu bölgeye Romalılar iki Legionu (lejyon) yerleştirmişlerdir. Bu lejyonlardan biri Melitene’ye (Malatya) gönderilerek görevlendirilen lejyon XII. Fulminita’dır. Diğeri ise Samosata (Samsat-Adıyaman) gönderilen lejyon XVI. Flavia’dır. Roma’nın .30 lejyonundan ikisini Fırat kıyısına yerleştirmesi bölgenin önemini gözler önüne sermektedir. Melitene’de yerleştirilen 12. lejyon doğudaki Roma’nın en önemli askeri bir üssü olmuştur. Bu lejyonlar bölgede asayişi sağlayarak, Karadeniz’den Zeugma’ya kadar uzanan doğu sınırlarının ileri karakolu olmuştur. Romalıların 12. Lejyonu buraya yerleştirmelerinin nedeni; önemli bir yol kavşağında olmasının yanı sıra Fırat’ın burada geçit vermesi, su kaynaklarının ve yiyecek depolarının bol olmasıdır. 12. lejyonun Malatya’da yerleştirilmesi ile Aslantepe’deki şehrin yeri değiştirilmiş, şehrin etrafı surlarla çevrilmiştir. Şehir surları (M.S. 98 -117) Traianus döneminde yapılmıştır. Traianus zamanında, Melitene (Malatya), Part’lara karşı önemli bir sınır üssü olmuş, askeri yolların bir geçit noktası haline gelmiştir.

    Romalılar döneminde sınır şehri olma özelliğini taşıyan Melitene ’ye komşu devletler tarafından sürekli saldırıya uğramıştır. Savaşlar nedeniyle zarar gören şehir surları, İmparator Constantinus (M.S. 363) zamanında onarılarak genişletilmiştir. Bütün Roma’da olduğu gibi, Melitene’de (Malatya) de isyanlar artmış, şehir sürekli el değiştirmiştir. Daha sonra Pers Kralı Sapor’u Bizans İmparatoru Valens yenerek bölgede Roma egemenliğini yeniden sağlamıştır. Romalılar tarafından askeri bir karargâh olarak kullanılan Malatya’da o döneme ait eserler tahrip olduğundan günümüze ulaşamamıştır.

    Roma İmparatorluğu’nun M.S.395’te ikiye bölünmesinden sonra Doğu Roma (Bizans) imparatorluğu içinde kalmıştır. Bizanslılar, Malatya’yı Sasanilere karşı bir hudut şehri olarak kullanmışlardır. 575 yılında Sasanilerle Bizanslılar arasında büyük bir meydan savaşı olmuş, Sasani imparatoru 1. Hüsrev yenilgiyi hazmedemeyerek intikam amacı ile şehri yakıp yıkmıştır. Bizans ve Araplar arasında paylaşılamayan bir merkez konumunda olan Malatya, VII. yüzyıldan itibaren sürekli Arap akınlarına uğramıştır. 1993 yılında Battalgazi’de Belediye Hamam inşaatı hafriyatı sırasında ele geçen VII. Mikhael Dukas (1071-1078) dönemine tarihlenen altın sikkeler, Bizans döneminin bu tarihte Malatya’da son bulduğunu işaret etmektedir.


    VII.-X. Yüzyıllar arasında Araplar ile Bizanslılar arasında bir çok kez el değiştiren yöre, 1101’de Danişmendlilerin, 1105’te de Anadolu Selçuklularının eline geçmiştir. Yıldırım Beyazıt 1399’da Malatya’yı ele geçirmişse de Ankara Savaşı’nda (1402) Timur’un ordusu tarafından şehir yağmalanmıştır. Sonraki yıllarda Osmanlılarla Memlüklular arasında çekişmeye neden olan Malatya, daha sonra Dulkadiroğulları’nın yönetimine geçmiştir. Yavuz Sultan Selim 1515’te Malatya’yı kesin olarak Osmanlı topraklarına katmıştır. Dulkadiriye Eyaletine bağlı Malatya Sancağının Merkezi yapılmıştır.
    1577 yılında Suriye’de, Şam Diyade adlı Türkmen aşiretinden Şah İsmail olduğunu iddia eden bir kişi ayaklanmıştır. Malatya yöresindeki Türkmenlerin de ona katılmasıyla asiler, Kırşehir yöresine kadar ilerlemişlerdir. 1582 yılından sonra İran’la yapılan savaşlar Anadolu’da karışıklıkları daha da arttırmıştır. Malatya ve Sivas yöresinde ayaklanan Kiziroğlu Mustafa buraları haraca bağlamış, Onun ölümünden sonra adamları, Malatya’dan Niğde’ye kadar yayılarak ayaklanmalarını sürdürmüşlerdir.


    Kavalalı Mehmet Ali Paşa 1839’da Osmanlı ordusu ile çarpışmaya giderken burada konaklamış, askerlerini Malatya’daki evlere yerleştirmiş, bunun üzerine halk bir sayfiye yeri olan Aspuzu’ya göç etmiştir. Askerlerin buradan ayrılmasından sonra harap olan eski evlerine dönmeyerek Aspuzu’nun olduğu yerde bugünkü Malatya kentini kurmuşlardır. Malatya’dan geçen İngiliz gezgin, W. F. Ainsworth, askerlerin ayrıldığı kentte, yıkık 500 ev bulunduğunu yazmaktadır. Charles Texier de, kervansarayların ıssız, evlerin perişan olduğunu belirttikten sonra Eski Malatya’nın yakında kent olmaktan çıkacağını belirtmektedir. Yeni Malatya’nın kurulduğu Asbuzu yöresi, sulu bahçeler ve bağlardan oluşmakta, ayrıca bağ ve çevrelerinde ufak yerleşim yerleri de bulunmaktaydı. Zamanla dış mahalleler Asbuzu ile birleşmiştir. 1839’da Eski Malatya eski bir yerleşim birimi olarak varlığını sürdürmüştür.

    Cumhuriyet Döneminde Malatya’nın il olmasından sonra Eski Malatya’da 1928 yılında belediye, 1932 yılında nahiye olmuş, 1987 yılında Eski Malatya ismi, ünlü Türk İslam Komutanı ve Kahramanı Battalgazi’nin burada yaşamasından dolayı değiştirilerek Battalgazi yapılmıştır. 1987 yılında da ilçe konumuna getirilmiştir.

    İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında;

    Malatya Kalesi
    Eski Malatya Ulu Camisi
    Ak Minare Camisi
    Karahan Camisi
    Melik Sunullah (Adile) Camisi
    Emir Ömer Mescidi
    Sütlü Minare Camisi
    Hal Fetih Minaresi (Hötüm Dede Minaresi)
    Ahmet Duran Mescidi
    Sitti Zeynep Kümbeti
    Kanlı Kümbet
    Nefise Hatun Kümbeti
    Ali Baba Türbesi
    Şahabiyeyye-i Kübra Medresesi
    Çingene Hanı
    Silahtar Mustafa Paşa Kervansarayı
    Ali Baba Namazgâhı
    Kırk Kardeşler Şehitliği ve
    Türk sivil miamri örneklerinden evler bulunmaktadır. Ayrıca Karakaya Barajı Gölü veArpuzu Bağları ilçenin belli başlı mesire yerlerindendir.


  5. 5
    elifizmir
    Özel Üye
    Malatya / Darende


    malatya-darende.jpg

    Doğu Anadolu Bölgesi’nin batı kesiminde Malatya İli’ne bağlı bir ilçe olan Darende’nin batı ve kuzeyinde Sivas, doğusunda Hekimhan, güneyinde Akçadağ, Elbistan, kuzeybatısında Gürün, kuzeyinde Kulancak ve Kangal ilçeleri bulunmaktadır.

    İlçe topraklarını Güneydoğu Torosların kuzeye doğru yönelmiş dağ sıraları ve bunların arasında bulunan çöküntü alanı engebelendirmektedir. Bu alanın güneyinde Nurhak Dağları’nın uzantıları bulunmaktadır. Ayrıca kuzeydoğuya doğru uzanan ve Tohma Suyu vadisi ile kesilen bu dağlık alanda ayrı ayrı dağlar bulunmaktadır. Güneydoğu Torosların bir kolu olan Hezanlı Dağı (2.283 m.) ilçenin batısını engebelendirir.

    Darende’nin doğu sınırı boyunca uzanan Akçababa Dağları ise Nurhak Dağları’nın kuzeydoğu uzantılarıdır. Ancak bunlar çok fazla yüksek dağlar değildir. Akçababa Çalı Tepe (2.164 m.) ve kuzeydeki Leylek Dağı (2.052 m.) bu bölümdeki en yüksek dağlardır. İlçede aşınma sonucu ortaya çıkmış platolar oldukça geniş bir yer tutmaktadır.

    İlçe topraklarını Tohma Suyu ile onun kollarından Balıklıtohma Çayı sulamaktadır. Bu iki akarsuyun birleştiği yerde ilçenin en önemli ovası olan Mığdı Düzü Ovası bulunmaktadır. Yaklaşık 5000 hektarlık bir alana yayılan Mığdı Düzünün orta kesimleri düz olup, kenarlara doğru yükselir ve engebeli bir görünüm alır. Akarsuların taşıdığı alüvyonlardan ötürü bu ova tarım yönünden oldukça verimlidir. İlçede sulanabilir arazi olarak Tohma Çayı boyundaki araziler sayılabilir. Yeniköy, Balaban, Ağılyazı ve Başdirek ovaları ilçenin tarım yapılabilen diğer ovalarıdır.

    İlçede karasal iklim hüküm sürmektedir. Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlı geçer. İlçenin deniz seviyesinden yüksekliği 1.006 m. dir. Yüzölçümü 1.540 km2 olup, 2000 Yılı Nüfus sayımına göre 54.438’dir.

    İlçenin ekonomisi tarım hayvancılığa dayalıdır. Yetiştirilen başlıca tarımsal ürünler, arpa, buğday, şeker pancarı, nohut, patatestir. Sulak kesimlerde de sebzecilik yapılmaktadır. İlçe meyve bahçeleri ile ünlü olup, dut, kayısı ve üzüm önde gelmektedir. Hayvancılıkta sığır, koyun ve kıl keçisi besiciliği yapılmaktadır. İlçe topraklarında krom ve demir yatakları vardır.

    İlçenin en büyük gelir kaynağı kayısı olup, 1 buçuk milyon civarında kayısı ağacı vardır. Malatya’nın toplam kayısı üretiminin 4’te birini karşılayan Darende sadece Türkiye’ye değil, dış ülkelere de kayısı satıyor. Mişmiş diye de tabir edilen kayısı, tam bir şifa deposu, kalpten üreme sistemine, böbrek, mide ve bağırsak rahatsızlıklarından kansere, kansızlıktan kemik hastalıklarına kadar iyi gelmektedir.


    Tohma’nın suyuyla hali hazırda kendi elektriğini üreten Darendeli, Gökpınar tamamlanınca verime verim katacak. Kış aylarında enerji üretimi için elektrik santraline su taşıyacak kanallar, yaz aylarında da tarımsal amaçlı sulama için hizmet verecek.

    Geçmişte Timelkia, Tiranda, Tiryandafil, Derindere, sonraları da Darende ismi ile anılmıştır. İlçe yüzyıllar boyunca bir kültür ve ticaret merkezi olmuş, stratejik özelliğini her zaman korumuş. İlçenin sembollerinden Zengibar adıyla anılan Darende Kalesi bunun kanıtlarından biridir.
    Darende tarihi yönden olduğu kadar turizm yönünden de son derece zengin bir yapıya sahiptir. İlçenin 20 km. güneybatısında, Yeniköy mevkiindeki Aslantaşlar bulunmaktadır.

    Koca Ragıp Paşa’nın “Olamazsın Beş Beldenin Birinden” sözü ile Osmanlıca tabirle Belde-i Hamse-i Mutahhara yani Temiz seçilmiş Beş Belde içerisinde; Divriği, Gürün, Eğin, Arapgir ve Darende'yi kastetmiş ve asırlardır bu tabir dilden dile aktarılarak bugünlere kadar gelmiştir.


    Darende 7000 yıllık tarihi bir geçmişe sahiptir. Hititlerin yerleştiği buraya Asurlular hâkim olmuş, Mezopotamya ile Anadolu arasındaki ticaret merkezlerini ellerinde tutabilmek için Tohma Suyu boyunda koloniler kurmuşlardır. Sonraki yıllarda Persler tarafından işgal edilmiş, buradaki Zengibar Kalesini askeri üs haline getirmişlerdir. Darende’nin ilk yerleşim bu kalenin içerisinde idi. Makedonyalılardan sonra Romalılar ve Bizanslılar yöreye egemen olmuştur. VIII. yüzyıldan sonra Araplar buraya hâkim olmuş ve Zengibar Kalesindeki yerleşimi kültür ve ticaret merkezi haline getirmişlerdir.

    Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Selçuklular buraya egemen olmuş ve yerleşim Zengibar Kalesinin dışarısına yayılmıştır. Yıldırım Beyazıt 1399’da Malatya ve yöresini ele geçirmişse de Ankara Savaşı’ndan (1402) sonra Timur bu topraklara hâkim olmuştur. Sonraki yıllarda yöre Osmanlılarla Memlüklular arasında çekişmeye neden olmuş, Yavuz Sultan Selim 1515’te Malatya ve yöresini kesin olarak Osmanlı topraklarına katmıştır.

    XVII. yüzyılda Darende’ ye gelen Evliya Çelebi Seyahatname’sinde; o günün Darende’ si hakkında “Kalesi harap olduğundan Dizdarı ve neferleri yoktur. Şehir nehir kenarında kerpiç ve tasla yapılmış 1000 kadar haneli, bağlı ve bahçeli, 7 mihrap camili, hanı, hamamı, çarsısı, pazarı olan şirin bir kasabadır” diye söz etmektedir.

    XIX. yüzyılda Sivas’a bağlı bir ilçe yapılmıştır; kaynaklarda “Sivas Vilayeti Merkez Sancağı’nda, Tohma Çayı kıyısında kaza merkezi bir kasaba” olarak tanımlanmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra 1934’te Malatya’ya bağlı ilçe konumuna getirilmiştir.

    İlçede her yıl Haziran ayında, Darende Belediyesi ve Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi Vakfı’nca organize edilen Darende Somuncu Baba ve Hulusi Efendi Kültür Etkinlikleri yapılmaktadır.

    İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında;

    Zengibar Kalesi
    Ulu Cami
    Abdurrahman Erzincani Camisi
    Abdurrahman Gazi Camisi
    Sadrazam Mehmet Bey Camisi
    İkiz Türbe
    Somuncu Baba Türbesi
    Hasan Gazi Türbesi ve Şehitlik Anıtı
    Hasan Paşa (Çarşı) Hamamı
    Şeyh Hamid-i Veli (Somuncu Baba) Zaviyesi
    Mehmet Paşa Kütüphanesi
    Şeyh Hamid-i Veli Cami Kitaplığı
    Hacı Hulusi Ateş Efendi Kitaplığı
    Hacı Hüseyin Paşa Bedesteni
    Taş Köprü
    Nadir Köprüsü
    Kavlak Köprüsü
    Türk Sivil Mimari Örneklerinden evler bulunmaktadır. Ayrıca ilçede;
    Balaban İçmesi
    Gürpınar Şelalesi Mesire Yeri
    Somuncu Baba ve Çevresi Mesire Yeri gibi doğal güzellikler vardır.


  6. 6
    elifizmir
    Özel Üye
    Malatya / Doğanşehir

    malatya-dogansehir.jpg

    Doğu Anadolu Bölgesi’nde, Malatya İli’ne bağlı ilçe olan Doğanşehir’in kuzeyinde Akçadağ, kuzeydoğusunda Yeşilyurt, doğu ve güneyinde Adıyaman, batısında da Kahramanmaraş ili bulunmaktadır. Güneydoğu Torosların kollarından Malatya Dağları ilçenin güney ve doğusunu kaplamaktadır. İlçenin batı ve kuzey kesimini Güneydoğu Torosların kollarından Nurhak Dağları (2.600 m.) engebelendirmektedir. İlçenin kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan bu dağlar engebeli bir arazi yapısı göstermektedir. Sultan Suyu vadisinin iki yanında irili ufaklı ovalar olup, bunların tümüne Doğanşehir Ovası ismi verilir. Bu ovanın da engebeli bir arazi yapısı vardır. İlçe toprakları içerisindeki diğer önemli ova da Sürgü Çayı vadisinin alüvyonlarla dolmasından oluşmuş Sürgü Ovası’dır.

    I.derece deprem kuşağında olan ilçe en son 1986 yılında, 5,6 şiddetinde deprem yaşamıştır. Müteakip zamanlarda ise deprem kuşağı üzerinde bulunan ilçe maddi ve manevi zararlara uğramıştır.
    İlçe topraklarını Malatya Dağları’ndan kaynaklanan Sultan Suyu, Sürgü Çayı, Büyük Kurtluca Çayı, Polat Deresi, Erkenek Deresi, Tobük Çayı ve Sancar Çayısulamaktadır. Polat ve Sürgü Barajları ile Suçatı Regületörü de sulama amaçlı yapılmıştır. Malatya’ya 58 km. uzaklıktadır. Deniz seviyesinden 1.252 m. yükseklikteki ilçenin yüzölçümü 1.290 km2 olup, 2000 Yılı Nüfus Sayım sonuçlarına göre, toplam nüfusu 60.708’dir.

    Karasal iklimin hüküm sürdüğü Doğanşehir’de yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer. İlçede en düşük sıcaklık -26 C en yüksek sıcaklık ise +38 C.dir. Metrekareye düşen yağış miktarı 450 kg.dır.

    İlçenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Yetiştirilen başlıca tarımsal ürünler, buğday, patates, soğan, tütün, kayısı, elma, çilek, şeker pancarı, fasulye ve üzümdür. Hayvancılıkta büyük ve küçükbaş hayvan besiciliği ve arıcılık yapılmaktadır. Takaz mesire yerindeki havuzlarda balıkçılık yapılmaktadır.

    İlçenin eski çağ tarihi ile ilgili yeterli bilgi bulunmamaktadır. Tarihi kaynaklarda ilk kez MÖ.66’da Romalıların buraya yerleştiği belirtilmektedir. Bunun ardından Bizanslılarla Abbasiler arasında zaman zaman çekişmeler olmuştur. Bizanslılar buraya Zapetra (Zibatra) ismini vermişlerdir. Abbasiler döneminde şehir imar edilmiş, sonra yeniden Bizanslılar yöreye egemen olmuştur. 1101’de Danişmendlilerin, 1105’te de Anadolu Selçuklularının eline geçmiştir. 1899 yılında Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Bunun ardından bir süre Timur buraya egemen olmuş, şehir yakılıp yıkılmıştır. Yavuz Sultan Selim, 1515 yılında yöre ile birlikte burasını da kesin olarak Osmanlı topraklarına katmıştır.

    Osmanlı döneminde Viranşehir veya Harap Şehri ismi verilmiştir. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında doğudan getirilerek yöreye yerleştirilen halkından dolayı Muhacir Köyü diye adlandırılmıştır. Besni’ye bağlı bir köy iken, aynı yılda nahiye merkezi olmuştur. Cumhuriyetin ilanından sonra, 1929’da da bucak merkezi olmuştur. 1933 yılında yıkık bir şehir olan Viranşehir’i Başbakan İsmet İnönü’nün ziyareti sonucunda “Böyle güzel bir şehre Viranşehir adı yakışmaz burası olsa olsa Doğanşehir olur” demiş ve bunun üzerine şehrin ismi Doğanşehir olarak değiştirilmiştir. Doğanşehir 1946’da Akçadağ ilçesinden ayrılarak Malatya’ya bağlı bir ilçe konumuna getirilmiştir.

    İlçede Harap Şehir İçmesi, Sürgü Mesire Yeri, Takaz Mesire Yeri ve Sulu Mağara gibi doğal güzellikler bulunmaktadır.


  7. 7
    elifizmir
    Özel Üye
    Malatya / Hekimhan


    malatya hekimhan.jpg

    Doğu Anadolu Bölgesi’nin, Yukarı Fırat Bölümünde, Malatya İli’ne bağlı bir ilçe olan Hekimhan, doğusunda Arguvan, batısında Kuluncak ve Darende, kuzeyinde Sivas’ın Kangal ilçesi, güneyinde Yazıhan, Akçadağ ile çevrilidir. İlçe toprakları dağlık, engebeli ve oldukça yüksek bir arazi yapısına sahiptir. Kuzeyde Yama Dağı’nın güney uzantılarından Ayran Dağı bulunmaktadır. İlçe topraklarında bu dağ, Hasbek Doruğunda 2.310 m.ye yükselir. İlçenin batısında Akçababa Dağı (2.164 m.) ile Leylek Dağı (2.052 m.) bulunmaktadır. Zurbahan (2.004 m.), Ayranca (2.520 m), Kırınkaya ilçenin diğer yükseltileridir.

    Hekimhan ilçesinin jeolojik yapısı, Alp kıvrımlaşması sonrasında oluşmuştur. III. Jeolojik zamanın sonuyla IV. Zamanın başlarında ortaya çıkan tektonik hareketler sırasındaki kırılma ve kıvrılmalarla kimi kesimleri yükselmiş ya da çökmüştür. İlçe alanında çok şiddetli aşınmalar olmuş, çöküntü alanları alüvyonlarla dolmuştur. Bu nedenlerle ilçe alanında III. Zaman yaşlı kalker ve konglomeralar, volkanik küller çok yaygındır. Yükseltisi 915-950 m. arasında değişen bu çöküntü alanının kuzeyi beyaz ve yeşil marnlarla kaplıdır. İlçe alanını III. Zaman neojen kalkerleri egemen durumdadır. 50-60 metre kalınlıkta yatay tabakalar oluşturan aynı yaştaki konglomeralar Tohma ve Kuruçay vadilerine doğru yayılmıştır.


    Malatya ilinde platolar geniş yer tutmaktadır. Hekimhan’da da Yama Dağı’nın eteklerinde Yama Platoları ismi ile bilinen yüksek düzlükler bulunmaktadır. İlçenin kuzeyindeki platolar Sivas ili sınırlarında daha geniş ve düz olup, değişik yükseltilerde taraçalı bir yapıdadır. Yama Dağı’nın batı eteklerinden başlayan Kuruçay Vadisi Tohma ve Fırat vadileri ile birleşir. Kuruçay Vadisinde Çapıtlı Yazısı ile Yazıhan düzü dışında ovalık alan bulunmamaktadır. Kuruçay Vadisinde, Hasançelebi yöresini kaplayan düzlüğe Çapıtlı Yazısı denilmekte olup, bu ova düz olmakla beraber yer yer dalgalı bir yapıdadır. Han Yazısı, karadere yazısı, selimli ve Kömülü Yazıları ilçenin diğer düzlükleridir. Hekimhan’da büyüklü küçüklü pek çok yayla bulunmaktadır. Bunların başında Yamadağ, Başak, Ovacık, Işıklı, Dikili ve İğdir yaylaları gelmektedir.

    İlçe topraklarını Kuruçay ile Yağca Çayı sulamakta olup, bunlar Fırat Nehri’nin kollarındandır. Hekimhan ilçesinin doğal bir gölü yoktur. Yalnızca dağlık kesimlerden akan suların toplanması ile oluşan göletlere ve yüzeye çıkan suların oluşturduğu küçük kaynaklar vardır. Bunların dışında sulama amaçlı Boztepe sulama barajı, Güzelyurt sulama göleti, Karadere sulama göleti, Budaklı sulama göleti bulunmaktadır. Bu göletlerin genelde kayısı yetiştirilmesinde önemli payı bulunmaktadır. Deniz seviyesinden 1.040 m.yükseklikteki ilçenin yüzölçümü 1.844 km2 olup, 2000 Yılı Genel Nüfus Sayım sonuçlarına göre; toplam nüfusu 42.515’tir.

    İlçe bitki örtüsü bakımından yoksul olup, bozkır bitki örtüsüne sahiptir. İlçede eskiden meşe koruluklarına bulunuyorsa da bunlar erozyon, yerleşim ve düzensiz kesimler sonucunda yok olmuştur. Böylece ilçenin bitki örtüsü bozkıra dönüşmüştür. Bununla beraber, Kızılcık, yabani meyve ağaçları, kaynak ve vadi boylarında kavak ve söğütler yer almaktadır.

    İlçede Karasal iklim hüküm sürmekte olup, yazlar sıcak ve kurak, kışlar kar yağışlı ve soğuktur. Kar yağışı uzun süre devam eder.

    İlçenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Yetiştirilen başlıca tarımsal ürünler; buğday, arpa, soğan, baklagiller, patates, kayısı, elma ve üzümdür. Son yıllarda kayısı üretimine çok önem verilmiştir. Hayvancılıkta da sığır, koyun, kıl keçisi yetiştirilmektedir. Ayrıca Yama Dağı’ndaki köylerde hayvansal ürünlerin yanı sıra halı ve kilim dokumacılığı da yaygındır.

    1953 yılında Bilfer madencilik Şirketi ilçede mevcut demir madenlerini işletmeye başlayınca İlçede önemli ölçüde istihdam alanı açılmıştır.1978 Yılında Demir Çelik İşletmeleri Genel Müdürlüğüne devredilmesi sonucu bu sahadaki çalışmanın daha genişletilmesi iş kapasitesini arttırmıştır. Ayrıca ilçede faaliyet gösteren birkaç tamir atölyesi ve marangoz atölyesi, tuğla fabrikası Kayısı işletme tesisi bulunmaktadır. İlçe topraklarında demir, dolamit, krom ve kireçtaşı yatakları vardır.


    Hekimhan ve çevresindeki ilk yerleşimin M.Ö. 4000-3000 yılları arasında Geç Kalkolitik döneminde başladığı yapılan arkeolojik kazılardan anlaşılmıştır. İlçenin tarihi geçmişi Malatya ve yöresi ile paralellik göstermektedir. Güzelyurt Höyükteki yüzey araştırmalarında ele geçen buluntulardan yörenin MÖ.5000 yılında yerleşime sahne olduğu anlaşılmaktadır. Burada ele geçen tek renkli koyu astarlı keramiklerin Suriye’deki Tel-Halaf keramikleri ile eşdeğerdir. Bu bakımdan Hekimhan yöresinin Mezopotamya ile bağlantılı bir ticaret yolu üzerinde olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca ilçenin kuzeybatısında bulunan Ardahan (Beykent) Köyü’nde eski su kemerleri, kilise kalıntıları, yine aynı köyün güneyinde Asar Kaya denilen yerde yer altı şehri kalıntıları, yine ilçenin Girmana (Kirmanlı) beldesinde Toprak Höyük, Kocaözü Kasabasında Kırma Taş Höyük, Ansur, Mişevge, İbocuk Köyü’nde ve Kanlıdere civarında kabartma resimler ve yapay mağaralar, Boğazgören (Şirzi) ve Başak köylerinde Hititlere ait hiyeroglif yazıtlar, Güzelyurt Kasabasında Hasartepe Höyük, Doğu Romalılara ait kale, mezar ve kilise, Hasançelebi’ye bağlı Bahçedamı Köyü sınırları içerisinde Kalatepe Höyüğü, Kuluncak’ta Eşref Höyük, Ballıkaya’da Roma dönemine ait mezarlar gibi tarihi kalıntılar bulunmaktadır. Bu buluntular Hekimhan yöresinin Prehistorik Çağlardan başlayarak, Hitit, Asur, Urartu, Med, Pers, Makedonya, Seleukos, Roma, Bizans, Selçuklu, Danişmend, Memlük, Sasani, Emevi, Abbasi ve Selçuklu dönemlerini yaşadığını göstermiştir.
    Malatya ile birlikte Hekimhan yöresi de Yavuz Sultan Selim tarafından 1517 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlı döneminde, 1556-1561 yıllarında Köprülü Mehmet Paşa askeri amaçlı olarak bugünkü Hekimhan’ın ilk temelini atmıştır. Hekimhan aynı zamanda eski İpek Yolu’nun ve kervan yollarının bir konaklama yeri olmuş, Osmanlı döneminde de askeri amaçlı konaklama yeri özelliğini sürdürmüştür.

    XIX.yüzyıl sonlarında Mamuretü’l Aziz (Elazığ) vilayetinin Akçadağ kazasına bağlı bir nahiye merkezi olan Hekimhan, Osmanlı döneminin sonlarında kaza konumuna getirilmiş, Cumhuriyetin ilanından sonra, Malatya’ya bağlı ilçe konumunu sürdürmüştür.

    İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında;

    Taşhan
    Köprülü Mehmet Paşa Camisi
    Köprülü Mehmet Paşa Hamamı
    Kilise
    Türk sivil mimari örneklerinden evler bulunmaktadır. Ayrıca ilçede; Güzelyurt, Ilıcak, Şıpşıpı, Yücekaya, Hasanağa Pınarı, İmam Pınarı, Gümüş Pınar, Kalfa Pınarı gibi mesire yerleri vardır.


+ Yorum Gönder
malatya akçadağ,  malatya akçadağ kol köyü,  darende migdi,  malatya merkez karahan köyü
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi