Cedel Kavramı Nedir - Cedel Kavramı Hakkında - Cedel

+ Yorum Gönder
İslami Konular ve İman Bölümünden Cedel Kavramı Nedir - Cedel Kavramı Hakkında - Cedel ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    aybuke
    Usta Üye
    Reklam

    Cedel Kavramı Nedir - Cedel Kavramı Hakkında - Cedel

    Reklam



    Cedel Kavramı Nedir - Cedel Kavramı Hakkında - Cedel

    Forum Alev
    ‘Meşhur olan veya doğruluğu herkes tarafından kabul edilen önermelere dayanan kıyas; tartışmada rakibi susturma yöntemi anlamında kullanılan mantık, felsefe ve kelâm terimi’

    Sözlükte “ipi sağlamca bükmek; birini sert bir yere düşürmek; düşmanlık veya tartışmada çetin olmak, cephe almak” gibi anlamlara gelen cedl veya cedel kökünden isim olup Latince’deki dialectica kelimesinin Arapça karşılığıdır Terim olarak mantık, felsefe ve ilgili diğer ilimlerde farklı şekillerde tarif edilir Mantıkta cedel, “meşhur olan (meşhûrat) ve doğru kabul edilen (müsellemat) öncüllerden oluşmuş kıyas” demektir Felsefe ve kelâmda farklı tarifleri bulunmakla beraber genellikle “bir düşüncedeki çelişkileri tartışarak gösterme sanatı” diye tanımlanır Ayrıca cedel, bir tezin doğruluk veya yanlışlığını göstermek amacıyla yapılan tartışma kurallarından bahseden ilmin adı olarak da kullanılmıştır

    Kur’an’da iki yerde cedel, iki yerde cidal, yirmi altı yerde mücâdele kökünden türeyen değişik şekiller kullanılmıştır Tartışmada başvurulan ve “delil” anlamına gelen hüccet, sultan, burhan gibi kelimeler altmış yerde geçmektedir Mira’ ile muhâcce de Kur’ân-ı Kerîm’de “karşılıklı tartışma ve delil getirme” mânasında kullanılmıştır (bk M F Abdülbâkî, Mu’cem, ilgili kelimeler) Kur’an’da gerçek bilgiye ve kesin delile dayanmayan, yanlışı doğru, doğruyu yanlış göstermek suretiyle hakikati reddetme ve bâtılı savunma amacına yönelik tartışma yasaklanmış, buna karşılık kesin delil ve gerçek bilgiden hareketle yanlış fikirleri çürütme ve gerçeği ispat edip savunma maksadıyla yapılan tartışmalar caiz görülmüş, hatta bu anlamda Hz Peygamber’e muhalifleriyle cedel yapması emredilmiştir (bk en-Nahl 16/125) Hadis mecmualarında cedeli yasaklayan bazı hadisler mevcutsa da (Müsned, IV, 156; V, 252, 258; Dârimî, “Mukaddime”, 17, 29; İbn Mâce, “Mukaddime”, 7) bunları Kur’an’ın hoş karşılamadığı türden tartışmalar şeklinde anlamak gerekir Birçok âyette, İslâm daveti karşısında direnen müşrikleri susturmak veya ikna etmek için tartışmalara girişildiği görülür Ayrıca daha önceki peygamberlerin kendi kavimleriyle aralarında geçen tartışmalardan da örnekler verilir Kur’an’ın sergilediği tartışmalarda değişik üslûpların kullanıldığı, inanmamakta ısrar edenlerin sonu gelmeyen itirazlarına cevap verilirken insanın bütün yetenek ve özellikleri dikkate alınarak yerine göre felsefî, psikolojik, sosyolojik ve tarihî bilgiler ihtiva eden delillerden yararlanıldığı görülür

    İslâm düşünce tarihi boyunca Kur’ân-ı Kerîm’in tartışma yöntemlerini konu alan “cedelü’l-Kur’ân” adlı bir ilim dalı teşekkül etmiş ve bu alanda çeşitli eserler kaleme alınmıştır İbrahim b Hammâd el-Mâlikî’nin Hicâcül-Kur’ân’ı (İbnü’n-Nedîm, s 252), İbnü’l-Hanbeli’nin İstihrâcü’l-cedel mine’l-Kur’âni’l-Kerim’i (Riyad 1981), Muhammed et-Tûmî’nin el-Cedel fi’l-Kur’âni’l-Kerîm’i (Tunus 1980), Yusuf Şevki Yavuz’un Kur’ân-ı Kerîm’de Tefekkür ve Tartışma Metodu (İstanbul 1983), Zahir Avvâd el-Elmai’nin Menâhicü’l-cedel fi’l-Kur’âni’l-Kerîm’i (Riyad 1984) bunlardan bazılarıdır

    Cedelin Batı dillerindeki karşılığı olan diyalektik, İlkçağ felsefesinde Zenon tarafından “karşıt görüşlü kimselerin düşüncelerindeki çelişkinin tartışma yoluyla ortaya çıkarılması” anlamında kullanılmıştır Sokrat’a göre diyalektik gerçeğe ulaşmak, kavramları açıklığa kavuşturmak ve tarif etmek için tez ve antitez halinde yürütülen karşılıklı konuşma yöntemidir Eflâtun’un, varlıkları cinslere ve türlere ayırarak duyular âleminden ideler âlemine (mahsûsattan ma’külâta) ulaşma vasıtası ve mutlak gerçeği keşfetme mantığı olarak gördüğü diyalektik, Aristo’nun sisteminde muhataba belli bir düşünceyi kabul ettirmede rol oynayan ve sonucu itibariyle ihtimal ifade eden akıl yürütmelerde kullanılabilecek zannın mantığı halini alır

    İslâm felsefesinde cedelin özel bir tartışma yahut ispat metodu ve bir mantık disiplini olarak benimsenmesinde Aristo’nun Organon adlı mantık külliyatının beşinci kitabı olan Topica ‘nın önemli ölçüde etkisi olmuştur Sekiz bölümden meydana gelen bu eserin özellikle I ve VIII bölümleri doğrudan doğruya diyalektik konusuyla ilgili olup I bölümde diyalektik üzerine genel düşünceler ve diyalektiğin kanunları, VIII bölümde İse diyalektiğin kuralları ele alınmıştır Aristo Topica’da diyalektiği kısaca ihtimalî öncüllerden sonuç çıkaran kıyas” (bk Mantıku Aristo, II, 489) şeklinde tarif etmiş ve bu şekilde cedelin, II, Analitikler’de işlediği kesin öncüllere dayanan burhandan farkını ortaya koymuştur Buna göre burhanın öncüllerinin bizatihi ilk ve kesin doğrular olmasına karşılık cedelin öncülleri “bütün insanların veya çoğunun, yahut filozoflardan bir bölümünün ya da çoğunun veya en ünlü ve yetişkinlerin zanlanndan oluşan bilgiler”dir (age, II, 490)

    Topica Arapça’ya orijinal ismi yanında el-Cedel ve Kitâbü Mevâzıci’l cedel adlarıyla birkaç defa tercüme edilmiş, ayrıca Fârâbî, Yahya b Adî ve Ebü’l-Ferec İbnü’t-Tayyib gibi filozoflar tarafından şerhedilmiş, Fârâbî eserin bir de özetini yazmıştır (Kaya, s 107)

    Fârâbî, İbn Sînâ, İbn Rüşd ve diğer birçok İslâm düşünürü önemli ölçüde Topica’yı esas alarak Kitâbü’l Cedel yahut benzer isimler altında cedele dair eserler yazmışlar ve cedeli genellikle Aristo’nun anlayışına uygun bir şekilde açıklamışlardır Fârâbî cedeli, “verilen bir cevaba veya kabul edilen bir düşünceye zıt olan başka bir düşünceyi benimsememeye gayret gösterme sanatı” diye tarif etmiştir Bu tarifte cedel, bir fikri savunurken veya tenkit ederken çelişkiye düşmeme sanatı olarak görülmüştür Ona göre diyalektik ispat şekillerinde güvenilebilecek doğru bilgiler oldukça azdır Fârâbî, Organon içinde Burhan’dan sonraki dört kitabın konularını (cedel, hatâbe [hitabet], safsata ve şiir) burhanın uygulandığı yerler şeklinde kabul ederek bunlardan cedeli “yalanı doğrusundan az” olan bir ispat şekli olarak değerlendirmiştir (el-Mecmûc, s 61) Aristo gibi Fârâbî de cedeli yakînî bilgiye ulaşmanın bir hizmetçisi ve aleti saymış, bununla birlikte yakînî bilginin asıl metodunun burhan olduğunu, cedelinse ancak güçlü bir zan verebileceğini belirtmiştir (Ca’fer Âlü Yasin, s 178) İbn Sînâ cedeli epistemolojik bakımdan şöyle tarif etmiştir: “Cedel, bir fikri meşhur veya genellikle kabul görmüş mukaddimelerle ispat etme ve savunulan fikre zıt bir görüş benimsememe sanatıdır” Ona göre aklî ve tabii ilimlerde aklî zaruretlerden doğan burhanın kullanılmasına karşılık dinî, ahlâkî, siyasî ve sosyal problemlerin çözümünde insanların ortaklaşa kabul ettikleri hükümlere dayanan cedel metoduna da başvurulmalıdır İspat veya iptal edilmesi istenen bir iddi aya ait mukaddimedeki konu-yüklem münasebeti tarif, cins, nevi ve hassa açısından inceleneceği için her ispat ve iptal bu noktalar dikkate alınarak gerçekleştirilmelidir Tartışmada bir fikri kabul ettirmek için yapılacak kıyaslarla varılmak istenen sonuç gizlenmeli, bu maksatla akıl yürütme durumunda bulunanlar sonuca en uzak olan mukaddimelerden başlayarak gayelerine ulaşmalıdırlar (İbn Sînâ, s 18-20, 24, 25, 72, 75)

    Fârâbrden itibaren bütün İslâm mantıkçıları cedeli, gerek öncüllerinin gerekse sonucunun kesinliği bakımından burhandan zayıf bir kıyas türü olarak kabul etmişlerdir Bu kıyasın öncülleri, kendiliğinden doğru olup olmadığı belli olmayan, ancak insanlar nezdinde doğru kabul edilen ve öylece yaygınlaşmış (müsellemat ve meşhürat) olan önermelerdir Cedelden gaye, doğru bilgilere ulaşmaktan ziyade ya bir görüş ve inancı kabul ettirmek veya hasmı susturmaktır (Tûsî, I, 462; Ta’rîfât, “cedel” md); bu sebeple cedel daha çok bir tartışma metodu kabul edilmiştir Ancak İbn Sînâ bu tartışmanın yalnızca muhtevasız bir mücadele olmayıp bir münazara, yani “nazar” (görüş, fikir) yüklü bir tartışma olduğuna dikkat çeker

    İslâm filozoflarının cedelle ilgili bu çalışmalarından ayrı olarak itikadî ve fikrî mezheplerin teşekkül edip yaygınlaşmasından sonra, Selef âlimlerinin dinî konularda tartışmayı reddetmelerine karşılık kelâm ve usûl-i fıkıh âlimleri tartışma kurallarını konu edinen çeşitli eserler yazmışlardır Bu eserlerde başlıca iki metot takip edilmiştir: 1 Sadece nas, icmâ ve kıyasa dayanan delillerin kullanılması gerektiğini savunan Pezdevî metodu 2 Hangi ilme ve konuya ait olursa olsun delil niteliği taşıyan bütün bilgilerle istidlal edilebileceğini benimseyen Âmidî metodu Bu metotların teşekkülünden sonra cedelin tarifinde bazı değişiklikler yapıldığı anlaşılmaktadır Nitekim bu husus İbn Haldun’da açıkça görülmektedir Ona göre cedel, “farklı itikadî ve fıkhî mezhep mensupları arasında meydana gelen münazara âdabını öğreten ilimdir” {el-iber, I, 381)

    Tehânevîbu tarifi daha da genişleterek cedeli “dinî konularla ilgili delilleri kullanma usullerini öğreten bir ilim” diye tanımlar {Keşşaf, “cedel” md) Böylece onu bütün dinî konulara ilişkin delillerden bahseden bir ilim dalı olarak kabul eder
    Münazara ve hilaf ilimleri de cedel gibi tartışma kurallarını inceleyen alanlar olmakla birlikte aralarında bazı farklar vardır Münazara ilmi, dinî olsun din dışı olsun her türlü tartışma kurallarını içine alan ve daha çok gerçeği keşfetmeyi hedefleyen geniş kapsamlı bir alandır Hilaf ilmi de fıkhı mezheplerde müctehidlerin görüşlerine ve fıkhî delillerine ilişkin tartışma kurallarını konu edinen bir dal olup sadece fıkhî konularla sınırlıdır Cedel ise dinî veya din dışı ko¬nulara ilişkin tartışmalarda herhangi bir görüşün savunulmasını hedef alır (Taşköprizâde I, 307-308; Keşfu’z-zunun, I, 580) Bâtıl bir fikrin savunulmasında da kullanılan cedel, savunmada başarıya ulaşmak gayesiyle formel mantığa sarılmaya ve kelime oyunlarına başvurmaya kapı açtığı için tek başına gerçeğe ulaştırıcı bir vasıta olarak görülmemiştir Bununla birlikte kullanılan delillerin kesin bilgiye dayanması durumunda tartışma yoluyla doğru sonuçlara varılacağını kabul edenler de vardır Nitekim mütekaddimîn dönemi kelâmcıları bir görüşün doğruluğunu veya yanlışlığını belirlemede en müessir yolun tartışma olduğunu savunmuşlar ve bu görüşleriyle Aristo geleneğini benimseyen İslâm filozoflarından ayrılmışlardır (Cüveynî, el-Kâfiye fi’l-cedel, naşirin takdimi, s 26-27, 52-53) Müteahhir dönemde ise böbürlenme, kendini temize çıkarma, muarızları çekeme-me, onlara karşı kin besleme, gıybet etme, onların eksiklik ve yanlışlarını arama gibi İslâm dininin yasakladığı ahlâk dışı tutum ve davranışlara yol açabile¬ceği düşüncesiyle cedel yerine münazara metodu tercih edilmiş, genellikle delil isteme (men’), delili boşa çıkarma (nakz) ve iddiayı iptal etme (muâraza) tarzında uygulanan tartışma kuralları geniş biçimde bu disiplinde inceleme konusu yapılmıştır

    Kelâm âlimleri tarafından erken devirden İtibaren yazılmaya başlanan ve telifleri her dönemde devam eden çeşitli cedel kitapları mevcuttur

    Ebû Mansür el-Mâtürîdî’nin Kitâbul-Cede’i (Nesefî, vr 111 a),
    Kâ’bî’nin el-Cedel ve âdâbü ehlih’i (İbnü’n-Nedîm, s 219),
    Ebû İshak el-İsferâyînî’nin Edebü’l-cedel’i (Sübkî, IV, 261),
    Cüveynî’nin el-Kâfiye fi’l-cedei’i (Kahire 1399),
    Gazzâlî’nin el-Müntehal fî ilmi’i-cedel’i (Abdurrahman Bedevî, s 32),
    Fahreddin er-Râzî’nin Keşfü’l-esrâr’ı (İbn Haldun, 1, 410),
    Âmidî’nin Şerhu Cedeli’ş-şerifi (Sübkî, VIII, 307),
    İbn Teymiyye’nin Tenbîhü’r-recüli’l-gafil alâ temvîhi’l-cedeli’l-bâtıl’ı [Keşfü’z-zunûn, 1, 487) bunlardan bazılarıdır

    ProfDrYusuf Şevki Yavuz




  2. 2
    EFRUMİE
    Bayan Üye

    Cevap: Cedel Kavramı Nedir - Cedel Kavramı Hakkında - Cedel

    Reklam



    Cedel kelimesinin sözlük anlamı tartışmak, mücadele etmek, münakaşa etmek anlamına gelmektedir. İspata dayanarak önermeler sürülüp karşı taraf susturulmaya çalışılır.







+ Yorum Gönder
Cedel ilmi nedir ,  cedel ilmi,  cedel ilmi ne demek,  cedel ne demek,  cedel nedir
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi