Zindandan Ağlatan Mektup !!

+ Yorum Gönder
İslami Konular ve Kıssalar - Hikayeler Bölümünden Zindandan Ağlatan Mektup !! ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    Reklam

    Zindandan Ağlatan Mektup !!

    Reklam



    Zindandan Ağlatan Mektup !!

    Forum Alev
    OĞLUM! YAKINDA SANA KARTAL NASIL AVLANIR ÖĞRETECEĞİM...

    Ebu Muhammed el-Makdisi

    Saniyeler... Ve Ramazanın ilk akşam ezanı okunuyor...
    Dünyadan kopuk bir mekânda, hüzün dolu dakikalar... Bu hapishanede bizi ziyaret eden dördüncü Ramazan...

    Böyle zamanlarda hatıralara ve hüzünlere teslim olmamak için, zikirle ya da başka faydalı işlerle meşgul olur, kedime yönelirim... Özellikle böyle günlerde ve böyle zamanlarda…

    Her Ramazan ayının ilk günü daima gözümde aynı hatıra canlanır...
    Çocukluğum... Çocuklar iftar sofrasının etrafında toplanmış ezanı bekliyor... Anne, aceleyle gidip gelerek onlara iftar hazırlıyor. Aslında hiç biri oruç tutacak yaşta değil... Ama yinede oruç tutmak için can atıyorlar... Özellikle de Ramazan’ın bu ilk gününde...

    Her defasında aynı şekilde... Çocukluk onu karşılar ve esir alır… Çoğunlukla... Şevk, heves ve sevgi ile...

    Ancak sadece gayret bazen yolları kavuşturmak için tek başına yeterli olmuyor... Öyle değil mi?

    Hapishanenin küçük penceresinden dışarıya bakıyorum. .. Kıraç çölün ortasında batan güneşin, huşu veren muhteşem manzarasını görebilmek için... Güneş garip bir işveyle, haylaz bir telaşla ardında bıraktığı herşeyi sürüklüyor... Akşam ezanı okunuyor.. Ah!! Hayat ne kadar da kısa.. Kan kırmızı ufukta bir kuş sürüsü.. Karanlık basmadan yuvalarında kendilerini bekleyen yavrularına ulaşma telaşında...
    Çocuk sevgisi beşeriyetin doğasında, insanın tabiatında vardır. Rahman’ın beşeriyetin kalbine ekmiş olduğu merhametin eseridir. İnsanlar çocuklarına merhamet ederler. Ne kadar sert, sabırlı ve katı olsa da zaman zaman insana bu duygu hakim olur...

    Bütün bu düşüncelerden kendimi kurtarıyorum.. Onlara aldırmıyorum. Geçtiğimiz günlerde küçük hücremin duvarları arasında kaleme aldığım bir şiirim aklıma geliyor.


    İlahi va’d hakkında şüphe etmedik bir an,
    Kelepçe ve hapisle perçinleniyor iman.
    Ne kardeşimizin hapsi, ne yüzlerce şüheda,
    Olmadı olmayacak, engel yüce davada.
    Eğer Rabbim razıysa, o bizden hoşnut ise,
    En güzel yer zindandır, acılar tatlı bize.
    Yeterki Rabim memnun, O bizden razı olsun,
    Hayatım ve onlarca oğullar feda olsun.


    Bu dakikalarda; Bir Ramazan ayında annesine şöyle diyen küçük oğlum Ömer’in şu sözlerini hatırlıyorum:

    “Biliyorum benim babam çok iyi bir şeyh ve ben onu çok seviyorum, onunla gurur duyuyorum. Ama onun burada, bizimle beraber olmasını istiyorum. Hapishanede değil.”

    Annesi heyecanla ona bu yolun işaretlerine dair bazı şeyleri öğütlüyordu. Akşamın sessizliğinde yankılanan sesini duyar gibiyim.
    “Bu ne demek Ömer? Neden saçmalıyorsun? Sana defalarca babanın Allah’ın dini için hapsedildiğini söylemedim mi? Davası için… Tevhidi için... Sana İbrahim peygamberin davası uğruna nasıl ateşe atıldığını anlatmadım mı? Musa (a.s)’ı, Ashab-ı Kehf’i ve ateş dolu hendeklere atılanalrın kıssasını…”

    Ah Ömercik ! Sanırım sen geçen bayramı hatırladın. O zaman babanla beraberdiniz. Babanız sizinleydi...

    Ama ya hapishaneye girdiğimde beni eleştiren birine verdiğin cevaba ne oldu?

    “Bende babam gibi olmak istiyorum... Büyüdüğüm zaman onun gibi yapacağım ve tağutlarla mücadele edeceğim.”

    Bu gün ne oldu sana? Günler ve geceler daha mı uzun geliyor?

    Ancak bu daha yolun başı küçüğüm… Yoksa küçük omuzlarına hapishane yükü ağır mı geldi? Zaferi ve mutlu sonu beklemekten vaz mı geçtin? Bu yol sana çok çetin mi geldi?


    Bir gece yarısı Allah düşmanlarının evimize yaptığı baskın sırasında senin gözlerinde gördüğüm o parıltıyı hala hatırlıyorum. Hani o kış gecesi onların çirkin sesleri ile korkuyla uyanmıştın. Evin her tarafına dağılmış, her köşeyi araştırıyorlardı. İçlerinde bulunan dinsizin biri sana boğuk bir sesle “Baban nerede?” diye sormuştu da yatağında doğrulmuş gözlerini ovuştururken ona tereddüt etmeden cevap vermiştin: “Bilmiyorum.” Oysa sen o gece babanın nerde olduğunu çok iyi biliyordun.

    Oğlum ! Sizden ayrıldığım son gecede gözlerini dikerek bana doğru bakışını hatırlıyorum... Asla unutmayacağım... Dört yıl önce beni tutukladıkları geceydi. Ellerimi kelepçelemişler, etrafımı sarmışlardı. Beni silahları ve copları ile almış götürüyorlardı. O an gecenin karanlığında balkondan bana baktığını farkettim ve sana şöyle seslendim:

    “Onlardan korkmayın! Onlar Haşerattır... Onlar sadece sinektirler...”
    Altı ay sonra beni gördüğünde bu sözlerimin zihnine nasıl kazınmış olduğunu gördüm. Beni hapishaneye naklederlerken... Sana o geceyi hatırlattığımda hemen hatırlamış ve bana “Evet çok iyi hatırlıyorum, Onlardan korkmayın! Onlar böcektirler... Onlar sadece sinektirler... diyordun” demiştin.

    O gece kopan feryatlar ve onca gürültü patırtı arasında bu sözlerin bu derece aklında kalmış olmasına hiç şaşırmadım.

    O gün sana, hapishaneden gönderdiğim mektuplarda da yazdığım İbni Kayyim’in şu beytini hatırlattım:

    “Sayılarının çokluğu sizi korutmasın,
    Hiç sineklerden korkulur mu?”

    Bunu hatırlıyorum Ömercik... Allah düşmanları bunu söylediğimizde nasılda öfkelenmişlerdi.. Onlara inat bunu daima sana hatırlatmak istiyorum...

    Bu gün sana ne oldu ki aranızda olmam için sabırsızlanıyorsun?
    Bunda şaşılacak bir şey yok... Sen henüz küçüksün...
    Bu yol uzun ve meşakkatlerle dolu... Büyüklerin omuzlarını bile çökertiyor...

    Pek çok kişi yarı yolda vazgeçiyor...
    Sana ve diğerlerine defalarca söylediğim gibi, bizim zindan hayatımız diğer ülkelerdeki kardeşlerimizle kıyaslanınca gerçekten çok kısa...
    Bu daha başlangıç küçüğüm... Bunlar bu değerli dava uğrunda attığımız ilk adımlar daha... Candan başka bir bedel kabul etmeyen, uğrunda feda olacak adamlar olmadan ilerlemeyecek bir dava...

    “Mü’minlerden öyle erler vardır ki, Allah ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi. Kimi de beklemektedir...” (33,Ahzab/23)

    İbni Kayyim şu sözleriyle bu erleri ne kadar da güzel tasvir etmiştir:

    “Sevginin ve cennetin bedeli inanlardan can ve mallarını satın alan, sevginin ve cennetin sahibine canı ve malı feda etmektir. İflas etmiş, yüz çevirmiş bir korkak bu malının ticaretini nerede yapsın. Vallahi bu mal o kadar ayağa düşmedi ki, iflas edenler onun fiyatını sorsun… O kadar değerini yitirmedi ki züğürtler veresiyeyle satın alsın… Bu mal, arayıp soranların çarşısında pazara çıkarıldı. Malın sahibi bedel olarak canları feda etmekten başka bir şeye razı olmamakta… Bu yüzden tembeller geriledi, aşıklar ayağı kalkıp içlerinden kimi canının mala bedel olmaya yaraşır olduğunu gözetlemeye koyuldular. Mal aralarında döndü dolaştı “müminlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı izzetli” (5,Mide/54) olanların eline düştü.

    “Muhabbet iddiasında bulunanlar çoğalınca, kendilerinden davalarının doğruluğuna dair delil getirmeleri istendi; şayet insanlara sırf iddia etmekle, iddia ettikleri şey verilecek olsaydı boş adam meşgul adamın sanatını icra ederdi. İşte böyle muhabbet iddiasında bulunanlar türlü türlü iddialarının doğruluğuna dair türlü türlü şahitler getirmeye başladılar. Onlara denildi ki: “Bu dava şahitsiz ispat edilmez.

    “De ki, siz gerçekten Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok esirgeyici ve bağışlayıcıdır.” (3, Ali İmran/31)

    Bunun üzerine bütün insanlar geride kaldı da, fiillerinde, sözlerinde, tavırlarında ve ahlaklarında Resulullah’ı izleyenler yerlerinde kaldılar. (Onların şahitleri kabul edildi.)

    Bu sefer yerlerinde kalanlardan adil şahitler getirmeleri istendi. Ve kendilerine denildi ki: Adalet ancak “Allah yolunda mücahede eder, hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar” (5, Maide/54) ayetinin tezkiyesiyle kabul edilir. Bunun üzerine muhabbet iddiasında bulunanların çoğu geride kaldı da mücahitler yerlerinde sağlam bir şekilde durdular. (Onların şahitleri kabul edildi.)

    Bu sefer mücahidlere denildi ki: “Aşkların ne canları ne de malları kendilerine ait değildir. Akit konusu olan şeyi teslim edin. Çünkü Allah, inananlardan canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır. Alışveriş akdi, her iki tarafında üzerine düşeni teslim etmesini gerektirir. Tüccarlar, müşterinin azametini, bedelin miktarını, alışveriş akdi elinde gerçekleşecek zatın kadrinin yüceliğini ve bu akdin yazılı olduğu kitabın değerini görünce, satışa çıkarılan malın, başka mallarda bulunan bir değere haiz olmadığını anladılar. Bu malı lezzet ev zevki gidecek, geriye kötü neticesi ve üzüntüsü kalacak sayılı dirhemler karşılığında düşük bir pahaya satmanın apaçık bir ziyan ve aldanma olduğunu, bunu yapan kimsenin ancak ahmak bir kimse olacağını görüp, muhayyerlik şartı ileri sürmeksizin isteyerek, gönül rahatlığı ile, hoşnutluk alış verişini (beyatu-r Rıdvan) gerçekleştirdiler. Ve: “Allah’a yeminler olsun ki, ne sen istediğin için bu alış-verişi bozarız, ne de senden bozmanı talep ederiz” dediler. Akit tamamlanıp satılan malı teslim ettikleri vakit onlara denildi ki: “Canlarınız ve mallarınız artık bizim oldu. Şimdi onları size olduğundan daha bol bir şekilde, mallarınıza kat kat mal katarak geri iade ediyoruz.”

    “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rab'leri katında mızıklanmaktadırlar.” (3, Ali İmran/169)

    Bunu çok iyi anlaman ve unutmaman gerekir oğlum ki bu yolun gerçekte nasıl bir yol olduğunu ve nasıl zorluklarla dolu olduğunu öğrenesin...

    Bu günden sonra sana bu yol uzun gelmeyecek... Ve yaşadığın sürece engebeli olmayacak...

    Son ziyaretini hatırla: Sevinç ve mutlulukla parlayan gözlerine bakıyordum… Ziyaretçi penceresinin ardında... Sen de bana “Babacığım dün dedemle ava çıktım... Ve ilk defa tüfekle güvercin avladım” diyordun.

    “Evet babacığım... İlk defa tüfekle güvercin avladım...”
    Harika! Oğlum, gerçekten mükemmel... Artık sıra kartallara geldi...

    İnşallah çok yakında, sana kartallar nasıl avlanır öğreteceğim…
    Ezan okunuyor…

    Hatıralardan sıyrılıyorum… Gözlerim yaşla dolu... Gözyaşlarımı çabucak siliyorum... Bir dua mırıldanıyorum:

    Ya Rabbi bu gelen geceler ve giden günler... Ve davetçilerinin sesleri... Beni bağışla...



    Ebu Muhammed
    Suvaka Zindanı
    Muhammed (s.av)’in hicretinin 1417.yılı /Ramazan’ın ilk günü




  2. 2
    Elvin
    Bayan Üye

    Cevap: Zindandan Ağlatan Mektup !!

    Reklam



    Çoğu yazar ya da düşünürlerin kaleminden çıkan sözler insanları derinden etkiler. Herkesin kendince bir anlam çıkardı yazılar özellikle derin hisler barındırır.







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi