BAzı dını hıkayeler

+ Yorum Gönder
2. Sayfa BirinciBirinci 12
İslami Konular ve Kıssalar - Hikayeler Bölümünden BAzı dını hıkayeler ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 13
    keremy
    Üye
    Reklam

    Reklam



    BU AKŞAM HİNDİSTAN'DA


    Hz. Süleyman'ın sarayına kuşluk vakti saf bir adam telaşla girer. Nöbetçilere, hayati bir mesele için Hz. Süleyman'la görüşeceğini söyler ve hemen huzura alınır. Hz. Süleyman (a.s) benzi sararmış, korkudan titreyen adama sorar:
    "Hayrola ne var? Neden böyle korku içindesin? Derdin nedir? Söyle bana..."
    Adam telaş içinde:
    "Bu sabah karşıma Azrail (a.s) çıktı. Bana hışımla baktı ve hemen uzaklaştı. Anladım ki, benim canımı almaya kararlı..."
    "Peki ne yapmamı istiyorsun?"
    Adam yalvarır:
    "Ey canlar koruyucusu, mazlumlar sığınağı Süleyman! Sen her şeye muktedirsin. Kurt, kuş, dağ, taş senin emrinde. Rüzgarına emret de beni buradan ta Hindistan'a iletsin. O zaman Azrail (a.s) belki beni bulamaz. Böylece canımı kurtarmış olurum. Medet senden!"
    Hz. Süleyman, adamın haline acır. Rüzgarı çağırır ve:
    "Bu adamı hemen al. Hindistan'a bırak!" emrini verir. Rüzgar bu... Bir eser, bir kükrer. Adamı alır ve bir anda Hindistan'da uzak bir adaya götürür.
    Öğleye doğru Hz. Süleyman, divanı toplayarak gelenlerle görüşmeye başlar. Bir de ne görsün, Azrail (a.s.) da topluluğun içine karışmış, divanda oturmaktadır. Hemen yanına çağırır:
    "Ey Azrail! Bugün kuşluk vakti o adama neden hışımla baktın? Neden o zavallıyı korkuttun?" der. Azrail (a.s) cevap verir:
    "Ey dünyanın ulu sultanı! Ben, o adama öfkeyle,hışımla bakmadım. Hayretle baktım. O yanlış anladı. Vehme kapıldı. Onu, burada görünce şaşırdım. Çünkü Allah (cc) bana emretmişti ki:
    "Haydi git, bu akşam o adamın canını Hindistan'da al!"
    "Ben de bu adamın yüz kanadı olsa, bu akşam Hindistan'da olamaz. Bu nasıl iştir, diye hayretlere düştüm. İşte ona bakışımın sebebi bu idi."


    ForumAlev

  2. 14
    keremy
    Üye
    Yapilan iyilik Konusulmamalidir


    Vaktiyle bulundugu küçük yerde geçim sikintisi çeken dürüst ve temiz yaratilisli genç bir adam, bir gün memleketine çok uzakta bulunan bir sehir merkezine giderek is bulup çalismaya, kendine yeni bir hayat düzeni kurmaya karar verdi Bu niyetle vakit kaybetmeden hazirlanip yola koyuldu Genç adam bu yolculugu sirasinda yorum ve açiklamasi kendisi için imkânsiz olan bir takim olaylarla karsilasti

    Bunlardan biri suydu: Bazi kimseler bir tarlaya bugday ekiyorlar, ekilen bugdaylar hemen yetisip olgunlasiyor, onlar da hiç vakit kaybetmeden hasat ediyorlar, sonra bunlari atese verip yakiyorlardi

    Ikinci olarak suna sahit olmustu: Bir adam büyük bir tasi kaldirmaya çalisiyor, kaldiramiyor; ama bu tasa bir tane daha ekleyince kaldirabiliyor, bir üçüncüyü ekleyince daha da rahat kaldirabiliyordu

    Sahit oldugu bir baska olay da su idi: Bir adam bir koyuna binmis, onun üzerine birkaç kisi daha binmis kosturuyorlar, arkalarindan birileri de onlara yetismek için çabaliyor ama yetisemiyorlardi

    Adam bunlarla kafasi Karismis birhalde uzun yolculugun nasil geçtigini anlamadan sehrin kapisina geldi Burada nurani bir ihtiyar kendisini durdurup nereden geldigini, niçin geldigini yolculugun nasil geçtigini sordu Adam herseyi anlatti ve yolda karsilastigi alisilmamis hadiseleri de serüvenine eklemeyi unutmadi Bunun üzerine ihtiyar bu genç adama rastladigi olaylari bir bir açikladi:

    \"Senin yolda ilk rastladigin bugday ekip hemen hasat eden ve sonra atese verip yakan insanlar, iyilik edip de onu sagda solda konusarak degerini sifira indiren insanlari simgeler

    Tas kaldirmaya çalisan kimse de sunu anlatir: Insana ilk isledigi günah agir gelir, onun altinda ezilir Ama ona tevbe etmeden baska günahlar islemeye devam ederse artik o günahlar ona hafif gelmeye baslar

    Koyun ve ona binenlere gelince, koyun cennet hayvanidir Sirtindakileri cennete tasimaktadir Koyuna ilk defa binen alimlerdir Ondan sonra binenler her siniftan müminlerdir Bunlara yetismek için kosanlar ise inançsizlardir










  3. 15
    keremy
    Üye
    Şimdi Pişer

    Hz. Ömer (r.a.). Halife... Devlet Başkanı.... Sık sık kıyafet değiştirerek halkın arasına girer. Bir gece dolaşırken şehrin dışında küçük bir ışık pırıltısı görür. Mutlaka orada bir yaşayan vardır diyerek, ışığın parladığı yere ulaşır. Bakar, orada yaşlı bir kadın, üç çocuğu ile eski bir çadırda barınmaktadır.

    Çocuklar :
    - Anne açız... Yemek...
    İhtiyar kadın çömleğin içine doldurduğu su ve bir kaç taşı karıştırırarak:

    - Şimdi pişer, sabredin çocuklar.

    Hz.Ömer (r.a.) selam vererek:
    - Çocuklar neden ağlıyor?

    Kadın:
    - Yoksuluz evladım. Kimsemiz yok. Bugün yiyeceğimiz kalmadı. Çocuklar açlıktan ağlıyor. Ne yapacağımı şaşırdım. Çömleğe su ve taş koyup karıştırıyorum ki onları avutup susturayım. Halife bizim halimiz görmüyor. Allah'ın huzurundfa ondan davacı olacağım.

    Hz.Ömer (r.a.) duygulanarak :
    - Siz Halifeye söylemezseniz sizin bu halinizi nereden bilecek?

    Kadın :
    - Halife, idaresi altında bulunanların hallerini soracak, ihtiyaç içinde kıvrananların yardımına koşacaktır. Yoksa Allah ondan bu perişan halimizi sorar.

    Bunun üzerine Hz.Ömer (r.a.) pür telaş Medine'ye dönüp bir çuval un ve bir miktar yağ alıp bizzat kendi sırtıyla taşır. Sonra hemen sıcak bir çorba hazırlatıp çocuklara yedirir. Daha sonra onların huzur içinde uyuduklarını görünce Allah'a hamdeder.İhtiyar kadına kendisinin Halife olduğunu bildirir ve onu Beytülmal'dan maaşa bağlar.










  4. 16
    keremy
    Üye
    Zekat, Malı Korur

    Hazreti Peygamber Efendimiz, bir gün ashabına zekâtın faydalarından
    bahsediyor:

    — Zekât malınızı manevî bir kal'a ile kal'alar ve muhafaza altına
    alır, buyuruyordu.

    Yoldan geçmekte olan bir Nasranî, bu sözleri duydu ve denemeye karar
    verdi; eve gitti nesi varsa zekâtını ve sadakasını ayırdı; fakir-fukaraya
    taksim etti. Bu sıralarda onun bir ortağı ticaret maksadıyla sefere
    çıkmıştı. Hristiyan:

    — Eğer diyordu, Muhammed'in dediği doğru çıkarsa onun hak peygamber
    olduğuna karar verir dinini kabul ederim, yok eğer bu kadar malı taksim
    ettiğim halde bir aidesi olmazsa, kılıcımı alır onunla har-bederim,
    diyordu.

    Hristiyan, verdiği sadakanın neticesini beklerken ortağından bir
    mektup aldı. Mektupta:

    — Maalesef yolumuzu eşkiyalar kesti ve kervanda ne varsa herşeyi
    aldılar, deniyordu.

    Hristiyan beyninden vurulmuşa döndü. Kılıcı aldığı gibi Hazreti
    Muhammed'i öldürmek üzere yola çıktı. Pür - hiddet yoluna devam ederken
    ikinci bir mektup daha geldi ortağından. Orda ise şöyle yazıyordu:

    — Daha evvel size yazdığım mektup tamamen ters çıktı. Bizim devenin
    biri sakatlanmış ve ben kervandan birkaç yüz metre geride kalmıştım,
    önümdeki kervanın tamamen yağma edildiğini görünce mutlaka beni de
    yakalarlar diye sana birinci mektubu yazmıştım. Fakat ne hikmetse beni
    görmeden çekip gittiler ve bizim malımız eşkiyalardan böylece kurtuldu.
    Hiç müteessir olmayınız sağ-salim yolumuza devam ediyoruz.

    Adam ortağından bu haberi alınca, doğru Resûlüllah'ın huzuruna varıp:

    — Ya Resûlallah! Bana İslâmiyeti tarif et. Senin söylediklerini
    denedim ve faidesini gözlerimle gördüm. Artık Müslüman olmak istiyorum,
    der ve şehadet getirip Müslüman olur.


  5. 17
    gizemli_47
    Emekli
    teşekkürler arkadasım ddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddd

  6. 18
    mum
    Özel Üye
    bu hikayeyi ilk okuduğumda çok etkilenmiştim:)

    Yesil Elbise

    Yolda karşılastığımızda ezan okunuyordu.
    -"Gel seni camiye götureyim" dedim. "Bugün cuma biliyorsun."
    -"Sende benim camiye gitmedigimi biliyorsun."dedi.
    -"Biliyorum ama sebebini gerçekten merak ediyorum."
    -"Ne bileyim,olmuyor işte. Hem pantolonumun ütüsü bozulup,dizleri cıkar diye endişe ediyorum."dedi.
    Gayri ihtiyari gülmeye başladım.
    -"Herhalde şaka yapıyorsun. Bunun icin cami terk edilir mi?
    -"Ciddi söylüyorum. Giyimime ve özellikle yeşile düşkün olduğumu bilirsin."dedi.
    Gerçekten de öyleydi. Giydiği birbirinden güzel elbiseleri; mutlaka yeşilin bir başka tonundan seçer ve her zaman ütülü tutardı.
    -"Peki" dedim. "Hayatında hiç camiye gitmedin mi?"
    -"Çocukken dedemle birkaç kere gitmiştim. Hem o yaşlarda dizlerimin aşınacak diye herhalde endişe etmiyordum. Fakat artık camiye gidebileceğimi zannetmiyorum."
    Söyledikleri beni son derece şaşırtmış ve bu konuyu açtığıma pişman etmisti. Daha sonra tokalaşıp ayrıldık. Onunla konuşmamızdan iki ay sonra; kendisinin camide olduğunu söylediler.Hemen gittim. Bahcedeki namaz saflarının en önünde duruyordu ve yine yeşiller vardı üzerinde . Yavasca yanına yaklaştım ve Kısık bir sesle:
    "Hani camiye gelmiyecektin ?" dedim
    Hiç sesini çıkartmadı. Çünkü musalla taşının üzerinde, yeşil örtülü bir tabut içinde yatıyordu..


+ Yorum Gönder
2. Sayfa BirinciBirinci 12
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi