Türkiye’de Yılbaşı Kutlamaları ve Tarihsel Gelişimi

+ Yorum Gönder
Sohbet Forumları ve Konu Dışı Başlıklar Bölümünden Türkiye’de Yılbaşı Kutlamaları ve Tarihsel Gelişimi ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    xRockİnGirLx
    Süper Moderator
    Reklam

    Türkiye’de Yılbaşı Kutlamaları ve Tarihsel Gelişimi

    Reklam



    Türkiye’de Yılbaşı Kutlamaları ve Tarihsel Gelişimi

    Forum Alev
    Türkiye’de Yılbaşı Kutlamaları ve Tarihsel Gelişimi


    Son yıllarda yoğunlaşmaya başlayan Batı kaynaklı kültür istilasının Türkiye ve Türk dünyasına getirilerinden biri de yeni yıldır. Atatürk dönemi Cumhuriyet’in bize kazandırdığı yeniliklerden biri de batı kaynaklı miladi takvimin kabulü, eski takvimlerin dünya-ay, dünya-güneş dönüşümünden kaynaklanan gün sayısındaki belirsizlikleri göz önüne alıp buna bir de o dönemin ticarette, sanatta, siyasette ileri gitmiş ülkelerinin de bu takvimi kullanmalarını düşünürsek kuşkusuz gerekli ve yerinde bir karardır. Türkler güneşin dönüşü ve ayın dönüşüne göre iki farklı türdeki takvimi de kullanmışlardır. Bunlardan güneş dönüşümlü takvim 365 gün 6 saat, ay dönüşümü esas alınan takvim 354 gün 6 saattir. Yeniçağın ileri bilimli incelemeleri, ekinlerin ekilip biçilmesi; hayvanların otlatılıp döllenmesi ve bunun gibi yaşamsal etkinlikler için en uygununun 365 gün 6 saat olan bugün kullandığımız takvim olduğunu kanıtlamıştır.



    Yeni takvimin 1925 yılındaki kabulü gerekli bir düzenleme olup bugünkü kutlama görüntüleri, zamanın çağdaş batısının bilimini almaktan çok onlara benzeme yarışına dönüşmüştür.



    Türk kültürü, kutlamalardaki bu çirkin görüntüleri hiç bir zaman kendi öz geleneği olarak kabullenmemiştir. Türk dünyası bilinçli olarak 1 Ocak’a kendi ses değişimlerine uydurarak “yeni yıl” demiş “yılbaşı” yapmamıştır. Örnekleri çoktur; Kazaklar “jaña jıl”, Tıvalar “çaa çıl”, Özbekler “yañgı yıl” deyişi gibi.



    Yılbaşının Türk tarihindeki yerine kısaca göz atacak olursak kaynaklardaki ilk belirtiler Çinli Çian Ken’in M.Ö. 119 yılında Çin hükümdarına sunduğu Hunların yaşayışıyla ilgili yazanakta Ergenekon destanından söz etmesiyle başlar. Ergenekon destanı sanıldığı gibi Gök Türkler zamanında ortaya çıkmış gökten inme veyahut bir kişinin kaleminden çıkma olmayıp Türk düşüncesinin yüzyıllar içerisinde kimi zaman değişikliklere uğrayıp yansımasıdır. Bu destan Gök Türkler, Moğollar hatta Kızılderililer tarafından özleştirilip bugünlere gelmiştir. Kesin çıkış tarihi saptanamayan Türk takviminin yılbaşı günü de 21 Mart’tır. Biraz daha yaklaştığımızda “Kutadgu Bilig” ve “Divan-ı Lugat’it – Türk”te görürüz. Yılbaşının buradaki adı “yeñgi kün” Biruni’nin yazmalarında, Nizamülmülk’ün Siyasetnamesinde, Melikşah’ın takviminde, Uzun Hasan’ın kanunlarında, Selçuklu, Osmanlı, Türkiye sürecinde adını saydığımız veya sayamadığımız birçok belgede yılbaşı kutlamalarının duraksamadan bugünlere geldiğini görürüz.



    Halk arasında “9 Mart Bayramı” olarak da bilinen bu bayram güneş ve ay dönüşümlü takvimler arasındaki belirsizlikten çıkıp eskiden 21 Mart günü ile aynı güne denk idi.



    Yılbaşı Türkiye ve komşumuz olan Türk elleriyle Osmanlının yurt tuttuğu bazı Türk topraklarında şu adlarla kutlanmaktadır: Türkiye’de Nevruz, Nevruz-i Sultani, Sultan Nevruz, Mart Dokuzu, Mart Bozumu; Batı Trakya Türkleri’nde Mevris, Yugoslavya Türkleri’nde Sultan-ı Navrız, Kıbrıs’ta Mart Dokuzu, Kırım Tatarlarında Novrez, Gündönümü; Azerbaycan’da Bahar Bayramı, Novruz; Türkmenistan’da Nevruz adlarıyla kutlanır. Bu bayrama sayılan adlandırmalardan başka Azerbaycan’da “Bozkurt”, Kuzey Batı Türklerinde “Ergenekon” adları da verilmektedir.



    Bu adlandırmalarda özellikle Nevruz sözü dikkate değerdir. Farslarla Türkler arasındaki etkileşimlerin sonucu olarak “Yengi Kün” sözünün çevirisidir. “Yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış” sözünde olduğu gibi Türk ve komşu ulusları da içine alan geniş bir coğrafyanın yılbaşısı olmuştur. Nevruz sözü Farsçanın dilbilgisi kurallarına dahi uymaz. Eğer doğru bir çeviri yapılmış olsaydı bu bayramın adı Rüz-i Nev olmalıydı.



    Osmanlı ailesinin kökü olan Oğuzların, Bozok Kolunun Kayı Boyuna üye olan Karakeçililerin 21 Mart tarihinde Ertuğrul Gazi türbesinde toplanıp yılbaşını kutladıklarını, bu kutlamalara da “Yörük Bayramı” adını verdiklerini biliyoruz.



    Manisa’da bugün bile “Mesir Bayramı” törenleri yapılır. Söylentiye göre 41 çeşit baharattan yapılan mesir macunu Kanuni’nin annesi Hafsa Sultan’ı iyileştirmiş, Kanuni de yılda bir defa olmak üzere bu macunun halka dağıtılmasını buyurmuştu. Osmanlılarda güneşin koç(kamel) burcuna girdiği bugün, saray tarafından olduğu gibi halk tarafından da büyük coşkuyla kutlanmaktadır. Bu günde eğlenceler düzenlenir, eczanelerde yapılan “Nevruziye” adındaki macun halk tarafından yenilirdi. Nevruziyenin yanında Arapça “sin” harfiyle başlayan 7 yiyecek ev büyüğünün önüne getirilir ve diğer üyelerle birlikte yenirdi. Bu 7 yiyecek geleneği büyük olasılıkla İslamla karşılaşmadan sonra gelen bir gelenektir. Nitekim Tacikistan’da da aynı geleneği görmekteyiz. Bununla birlikte Türk dünyasında da yılbaşına özgü yemekler vardır. Kazak ve Kırgızların Nawrız Köje, Novruz Köcö dedikleri yiyecekler, kurdukları sofralar buna örnek sayılabilir.



    Selçuklularda da yılbaşı kutlamaları Osmanlılardan farklı değildir. Sultan Melikşah’ın hazırlattığı Güneş dönüşümlü Celali Takviminde 21 Mart yine yılbaşı sayılmıştır. Bu değişiklik bir nevi eski Türk takvimine dönüştür. Bu dönüşüme olan gereksinim, ay dönüşümlü takvimin vergi toplamadaki yetersiz kalışıdır.



    Uzun Hasan tarafından düzenlenen Akkoyunlu Kanunlarında, 21 Mart ilk vergi toplama günüdür. Bu uygulama Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde de canlılığını korumaktadır.



    Cumhuriyet dönemi yılbaşı kutlamalarına gelecek olursak, daha cumhuriyet ilan edilmeden 22 Mart 1922 tarihinde Mustafa Kemal, komşu devlet başkanlarıyla birlikte Ankara’nın Keçiören semtinde büyük kutlamalar gerçekleştirmiştir. Sonraki yıllarda da bu kutlamalar sürdürüldü.



    Aslen dini bayram özelliği olmayan bu bayrama Anadolu Alevi-Bektaşileri dini bir görünüm kazandırdılar. Anadolu Bektaşilerine göre bu gün Hz. Ali’nin doğum günü, Hz. Ali ile Hz. Fatma’nın düğün günü, Hz. Muhammed’in veda haccı dönüşü Hz. Aliyi halife olarak atadığı gün kabul edilir. Buna benzer yakıştırmalar Türk tarihi ve kültüründe seyrek değildir. İslamla karşılaştıktan sonra Oğuzhan Destanı’nı da İslam’a uyarlayan Türkler, dini Araplara, hatta peygambere dahi bırakmak istemeyip İslam’a aykırı da olsa Oğuzhan’ı Tanrının elçisi(yalvaç, peygamber) ilan ederek bundan en aşağı 5 bin yıl önce İslam’ı Türklere getirdiğini varsaymışlardır.



    Mersin-Silifke bölgesi Toros Yörükleri, yılbaşında ağaca “Mart İpliği” dedikleri bir çaput bağlayıp adak adarlar. Yaylalara çıkılır, gelen konuklar yayla evlerinde ağırlanır. Konuklar havaya silah atar, yayla başkanı da havaya bir el silah atarak gelen konukları selamlar. “Nevruzunuz kutlu, dölünüz hayırlı ve bereketli olsun” dualarında bulunurlar.



    Tahtacı Türkmenleri Hicri Takvimin 9 Martında kutlarlar. Bu günlerde yeni bayramlıklar alınıp mezarlıklara gidilir.



    Gaziantep ve yakınlarında 22 Mart günü kutlanan yılbaşı halk arasında farklı bir inanç oluşturmuştur. Buna göre Sultan Navruz çok güzel bir kızdır. 21 Mart’ı 22 Mart’a bağlayan gece batıdan doğuya doğru göçer. Sultan Navruz’un geçeceği vakit uyanık olan kişilerin dileklerinin kabul edileceğine inanılır. Diğer bir inanç ise Türk Mitolojisinde sıkça karşılaşılan uçan derviştir.



    Malatya’nın Arguvan ilçesinde yılbaşı “Kış Bitti Bayramı” olarak kutlanır.



    Ağrı ve yakınlarında dilek tutup, kapı dinleme geleneği yaygındır. İçerideki konuşmaları yorumlayarak dileğinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bulmaya çalışırlar. Yine bu bölgede genç delikanlı, tuzlu hamurdan yapılmış “Tuzlu Gıllık” adlı çöreğin yarısını yiyip uyur. Düşüne girip kendisine su veren kızla evleneceğine inanılır. Ertesi gün çöreğin kalan yarısı evin damına veya bacasına bırakılır. Gelen karga çöreği alıp hangi eve konarsa o evin kızına, hiçbir eve konmayıp uzaklaşırsa, uzaklardan biriyle evleneceğine inanılır.



    Kars ve yakınlarında genç kız ve erkekler, küçük bir çocuğu su almaya gönderirler. Çocuk sessizce, arkasına bakmadan bir kova su alıp getirir. Evde bulunanların adına simgesel olarak renkli iplik ve iğneler atılır. Birbiriyle birleşen iğne ve iplik sahiplerinin evleneceklerine inanılır.



    Tunceli ve yakınlarında erkekler alınlarına karalar sürerek su kaynaklarına giderler. Karaları temizleyip dua okur, dilek dilerler.



    Iğdır ve yakınlarında 19 Mart’ı 20 Mart’a bağlayan gece kız ve erkekler Tanrıdan dilek dileyerek akarsu da yıkanır ve en az üç defa dalıp çıkarak dileklerinin kabul edileceğine inanırlar. Sabah erken kalkıp taze su içilir, sonra da hayvanlara verilir. Yeni giyimler giyen halk kaynamış yumurta tokuştururlar. Bu gün evinden yeni ölü çıkmışlar dahi kutlamalara katılmak durumundadır. İnanca göre yılbaşında yas tutmak büyük günahtır.



    Giresun’da “Mart Bozumu” adıyla 14 Mart’ta kutlanır. O gün erkenden kalkılıp akarsulardan getirilen sular hayvanların üzerlerine serpilir.



    Edirne’de 22 Mart günü kutlanan yılbaşında eski hasırlar yakılıp “mart içeri, pire dışarı” diyerek ateşin üzerinden atlanır.



    Kırklareli ilinde de yılbaşı “Mart Dokuzu” adını alır. Bu gün halk boyalı yumurtalarla, börekler, lokmalarla kırlara gidip yiyeceklerini yer ve eğlenirler.



    İzmir Urla’da “Mart Dokuzu Şenlikleri”, Tire’de “Sultan Nevruz Bayramı”, Uşak’ta “Yıl Yenilendi” gibi adlarla kutlanır.



    Yukarıda sayılan yılbaşı kutlamalarından örnekler, kutlamaların küçük bir bölümüdür. Bazı bölgelerimizde ise yılbaşı kutlamaları “Hıdırellez” gününe dönüşmüştür.



    Türkiye Cumhuriyeti, 1991 yılında yeni kurulmuş olan Türk Cumhuriyetleriyle birlikte dinlenme günü olmaksızın 21 Mart’ı ulusal bayram olarak duyurmuştur.



    Yılbaşı kutlamalarını genel olarak ülkemiz ve Türk Dünyası esas alınarak on bölüme ayırabiliriz. Bunlar; yılbaşına hazırlık, bayram yemeği, mezarlık ziyareti, akraba ve eş-dost görüşmeleri, kır gezileri, ateşle ilgili öğeler, suyla ilgili öğeler, eğlenceler, edebi etkinlikler ve yardımlaşma.


    alıntıdır




  2. 2
    MuhammeTR
    Üye

    --->: Türkiye’de Yılbaşı Kutlamaları ve Tarihsel Gelişimi

    Reklam



    Yazıyı aldığınız yerden TAM , EKSİZKSİZ ve KAYNAKLI alınız !

    Son yıllarda yoğunlaşmaya başlayan Batı kaynaklı kültür istilasının Türkiye ve Türk dünyasına getirilerinden biri de yeni yıldır. Atatürk dönemi Cumhuriyet’in bize kazandırdığı yeniliklerden biri de batı kaynaklı miladi takvimin kabulü, eski takvimlerin dünya-ay, dünya-güneş dönüşümünden kaynaklanan gün sayısındaki belirsizlikleri göz önüne alıp buna bir de o dönemin ticarette, sanatta, siyasette ileri gitmiş ülkelerinin de bu takvimi kullanmalarını düşünürsek kuşkusuz gerekli ve yerinde bir karardır. Türkler güneşin dönüşü ve ayın dönüşüne göre iki farklı türdeki takvimi de kullanmışlardır. Bunlardan güneş dönüşümlü takvim 365 gün 6 saat, ay dönüşümü esas alınan takvim 354 gün 6 saattir. Yeniçağın ileri bilimli incelemeleri, ekinlerin ekilip biçilmesi; hayvanların otlatılıp döllenmesi ve bunun gibi yaşamsal etkinlikler için en uygununun 365 gün 6 saat olan bugün kullandığımız takvim olduğunu kanıtlamıştır.
    Yeni takvimin 1925 yılındaki kabulü gerekli bir düzenleme olup bugünkü kutlama görüntüleri, zamanın çağdaş batısının bilimini almaktan çok onlara benzeme yarışına dönüşmüştür.
    Türk kültürü, kutlamalardaki bu çirkin görüntüleri hiç bir zaman kendi öz geleneği olarak kabullenmemiştir. Türk dünyası bilinçli olarak 1 Ocak’a kendi ses değişimlerine uydurarak “yeni yıl” demiş “yılbaşı” yapmamıştır. Örnekleri çoktur; Kazaklar “jaña jıl”, Tıvalar “çaa çıl”, Özbekler “yañgı yıl” deyişi gibi.
    Yılbaşının Türk tarihindeki yerine kısaca göz atacak olursak kaynaklardaki ilk belirtiler Çinli Çian Ken’in M.Ö. 119 yılında Çin hükümdarına sunduğu Hunların yaşayışıyla ilgili yazanakta Ergenekon destanından söz etmesiyle başlar. Ergenekon destanı sanıldığı gibi Gök Türkler zamanında ortaya çıkmış gökten inme veyahut bir kişinin kaleminden çıkma olmayıp Türk düşüncesinin yüzyıllar içerisinde kimi zaman değişikliklere uğrayıp yansımasıdır. Bu destan Gök Türkler, Moğollar hatta Kızılderililer tarafından özleştirilip bugünlere gelmiştir. Kesin çıkış tarihi saptanamayan Türk takviminin yılbaşı günü de 21 Mart’tır. Biraz daha yaklaştığımızda “Kutadgu
    Bilig” ve “Divan-ı Lugat’it – Türk”te görürüz. Yılbaşının buradaki adı “yeñgi kün” Biruni’nin yazmalarında, Nizamülmülk’ün Siyasetnamesinde, Melikşah’ın takviminde, Uzun Hasan’ın kanunlarında, Selçuklu, Osmanlı, Türkiye sürecinde adını saydığımız veya sayamadığımız birçok belgede yılbaşı kutlamalarının duraksamadan bugünlere geldiğini görürüz.
    Bu yazıdaki amacım yılbaşı kutlamalarının Türklere ait olduğunu kanıtlamak ve Türk Dünyasındaki kutlama örneklerini uzun uzun anlatmak değil, günümüz Türkiyesi yılbaşı kutlamalarını tanıtmaktır.
    Halk arasında “9 Mart Bayramı” olarak da bilinen bu bayram güneş ve ay dönüşümlü takvimler arasındaki belirsizlikten çıkıp eskiden 21 Mart günü ile aynı güne denk idi.
    Yılbaşı Türkiye ve komşumuz olan Türk elleriyle Osmanlının yurt tuttuğu bazı Türk topraklarında şu adlarla kutlanmaktadır: Türkiye’de Nevruz, Nevruz-i Sultani, Sultan Nevruz, Mart Dokuzu, Mart Bozumu; Batı Trakya Türkleri’nde Mevris, Yugoslavya Türkleri’nde Sultan-ı Navrız, Kıbrıs’ta Mart Dokuzu, Kırım Tatarlarında Novrez, Gündönümü; Azerbaycan’da Bahar Bayramı, Novruz; Türkmenistan’da Nevruz adlarıyla kutlanır. Bu bayrama sayılan adlandırmalardan başka Azerbaycan’da “Bozkurt”, Kuzey Batı Türklerinde “Ergenekon” adları da verilmektedir.
    Bu adlandırmalarda özellikle Nevruz sözü dikkate değerdir. Farslarla Türkler arasındaki etkileşimlerin sonucu olarak “Yengi Kün” sözünün çevirisidir. “Yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış” sözünde olduğu gibi Türk ve komşu ulusları da içine alan geniş bir coğrafyanın yılbaşısı olmuştur. Nevruz sözü Farsçanın dilbilgisi kurallarına dahi uymaz. Eğer doğru bir çeviri yapılmış olsaydı bu bayramın adı Rüz-i Nev olmalıydı.
    Osmanlı ailesinin kökü olan Oğuzların, Bozok Kolunun Kayı Boyuna üye olan Karakeçililerin 21 Mart tarihinde Ertuğrul Gazi türbesinde toplanıp yılbaşını kutladıklarını, bu kutlamalara da “Yörük Bayramı” adını verdiklerini biliyoruz.
    Manisa’da bugün bile “Mesir Bayramı” törenleri yapılır. Söylentiye göre 41 çeşit baharattan yapılan mesir macunu Kanuni’nin annesi Hafsa Sultan’ı iyileştirmiş, Kanuni de yılda bir defa olmak üzere bu macunun halka dağıtılmasını buyurmuştu. Osmanlılarda güneşin koç(kamel) burcuna girdiği bugün, saray tarafından olduğu gibi halk tarafından da büyük coşkuyla kutlanmaktadır. Bu günde eğlenceler düzenlenir, eczanelerde yapılan “Nevruziye” adındaki macun halk tarafından yenilirdi. Nevruziyenin yanında Arapça “sin” harfiyle başlayan 7 yiyecek ev büyüğünün önüne getirilir ve diğer üyelerle birlikte yenirdi. Bu 7 yiyecek geleneği büyük olasılıkla İslamla karşılaşmadan sonra gelen bir gelenektir. Nitekim Tacikistan’da da aynı geleneği görmekteyiz. Bununla birlikte Türk dünyasında da yılbaşına özgü yemekler vardır. Kazak ve Kırgızların Nawrız Köje, Novruz Köcö dedikleri yiyecekler, kurdukları sofralar buna örnek sayılabilir.
    Selçuklularda da yılbaşı kutlamaları Osman-lılardan farklı değildir. Sultan Melikşah’ın hazırlattığı Güneş dönüşümlü Celali Takviminde 21 Mart yine yılbaşı sayılmıştır. Bu değişiklik bir nevi eski Türk takvimine dönüştür. Bu dönüşüme olan gereksinim, ay dönüşümlü takvimin vergi toplamadaki yetersiz kalışıdır.
    Uzun Hasan tarafından düzenlenen Akkoyunlu Kanunlarında, 21 Mart ilk vergi toplama günüdür. Bu uygulama Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde de canlılığını korumaktadır.
    Cumhuriyet dönemi yılbaşı kutlamalarına gelecek olursak, daha cumhuriyet ilan edilmeden 22 Mart 1922 tarihinde Mustafa Kemal, komşu devlet başkanlarıyla birlikte Ankara’nın Keçiören sem-tinde büyük kutlamalar gerçekleştirmiştir. Sonraki yıllarda da bu kutlamalar sürdürüldü.
    Aslen dini bayram özelliği olmayan bu bayrama Anadolu Alevi-Bektaşileri dini bir görünüm kazandırdılar. Anadolu Bektaşilerine göre bu gün Hz. Ali’nin doğum günü, Hz. Ali ile Hz. Fatma’nın düğün günü, Hz. Muhammed’in veda haccı dönüşü Hz. Aliyi halife olarak atadığı gün kabul edilir. Buna benzer yakıştırmalar Türk tarihi ve kültüründe seyrek değildir. İslamla karşılaştıktan sonra Oğuzhan Destanı’nı da İslam’a uyarlayan Türkler, dini Araplara, hatta peygambere dahi bırakmak istemeyip İslam’a aykırı da olsa Oğuzhan’ı Tanrının elçisi(yalvaç, peygamber) ilan ederek bundan en aşağı 5 bin yıl önce İslam’ı Türklere getirdiğini varsaymışlardır.
    Mersin-Silifke bölgesi Toros Yörükleri, yılbaşında ağaca “Mart İpliği” dedikleri bir çaput bağlayıp adak adarlar. Yaylalara çıkılır, gelen konuklar yayla evlerinde ağırlanır. Konuklar havaya silah atar, yayla başkanı da havaya bir el silah atarak gelen konukları selamlar. “Nevruzunuz kutlu, dölünüz hayırlı ve bereketli olsun” dualarında bulunurlar.
    Tahtacı Türkmenleri Hicri Takvimin 9 Martında kutlarlar. Bu günlerde yeni bayramlıklar alınıp mezarlıklara gidilir.
    Gaziantep ve yakınlarında 22 Mart günü kutlanan yılbaşı halk arasında farklı bir inanç oluşturmuştur. Buna göre Sultan Navruz çok güzel bir kızdır. 21 Mart’ı 22 Mart’a bağlayan gece batıdan doğuya doğru göçer. Sultan Navruz’un geçeceği vakit uyanık olan kişilerin dileklerinin kabul edileceğine inanılır. Diğer bir inanç ise Türk Mitolojisinde sıkça karşılaşılan uçan derviştir.
    Malatya’nın Arguvan ilçesinde yılbaşı “Kış Bitti Bayramı” olarak kutlanır.
    Ağrı ve yakınlarında dilek tutup, kapı dinleme geleneği yaygındır. İçerideki konuşmaları yorumlayarak dileğinin gerçekleşip gerçek-leşmeyeceğini bulmaya çalışırlar. Yine bu bölgede genç delikanlı, tuzlu hamurdan yapılmış “Tuzlu Gıllık” adlı çöreğin yarısını yiyip uyur. Düşüne girip kendisine su veren kızla evleneceğine inanılır. Ertesi gün çöreğin kalan yarısı evin damına veya bacasına bırakılır. Gelen karga çöreği alıp hangi eve konarsa o evin kızına, hiçbir eve konmayıp uzaklaşırsa, uzaklardan biriyle evleneceğine inanılır.
    Kars ve yakınlarında genç kız ve erkekler, küçük bir çocuğu su almaya gönderirler. Çocuk sessizce, arkasına bakmadan bir kova su alıp getirir. Evde bulunanların adına simgesel olarak renkli iplik ve iğneler atılır. Birbiriyle birleşen iğne ve iplik sahiplerinin evleneceklerine inanılır.
    Tunceli ve yakınlarında erkekler alınlarına karalar sürerek su kaynaklarına giderler. Karaları temizleyip dua okur, dilek dilerler.
    Iğdır ve yakınlarında 19 Mart’ı 20 Mart’a bağlayan gece kız ve erkekler Tanrıdan dilek dileyerek akarsu da yıkanır ve en az üç defa dalıp çıkarak dileklerinin kabul edileceğine inanırlar. Sabah erken kalkıp taze su içilir, sonra da hayvanlara verilir. Yeni giyimler giyen halk kaynamış yumurta tokuştururlar. Bu gün evinden yeni ölü çıkmışlar dahi kutlamalara katılmak durumundadır. İnanca göre yılbaşında yas tutmak büyük günahtır.
    Giresun’da “Mart Bozumu” adıyla 14 Mart’ta kutlanır. O gün erkenden kalkılıp akarsulardan getirilen sular hayvanların üzerlerine serpilir.
    Edirne’de 22 Mart günü kutlanan yılbaşında eski hasırlar yakılıp “mart içeri, pire dışarı” diyerek ateşin üzerinden atlanır.
    Kırklareli ilinde de yılbaşı “Mart Dokuzu” adını alır. Bu gün halk boyalı yumurtalarla, börekler, lokmalarla kırlara gidip yiyeceklerini yer ve eğlenirler.
    İzmir Urla’da “Mart Dokuzu Şenlikleri”, Tire’de “Sultan Nevruz Bayramı”, Uşak’ta “Yıl Yenilendi” gibi adlarla kutlanır.
    Yukarıda sayılan yılbaşı kutlamalarından örnekler, kutlamaların küçük bir bölümüdür. Bazı bölgelerimizde ise yılbaşı kutlamaları “Hıdırellez” gününe dönüşmüştür.
    Türkiye Cumhuriyeti, 1991 yılında yeni kurulmuş olan Türk Cumhuriyetleriyle birlikte dinlenme günü olmaksızın 21 Mart’ı ulusal bayram olarak duyurmuştur.
    Yılbaşı kutlamalarını genel olarak ülkemiz ve Türk Dünyası esas alınarak on bölüme ayırabiliriz. Bunlar; yılbaşına hazırlık, bayram yemeği, mezarlık ziyareti, akraba ve eş-dost görüşmeleri, kır gezileri, ateşle ilgili öğeler, suyla ilgili öğeler, eğlenceler, edebi etkinlikler ve yardımlaşma.
    En aşağı 2000-2500 yıllık süregelen yılbaşı geleneğimizi bu son yüzyılda, özellikle Türkiye topraklarında, batı kaynaklı kültür yayılmacılığı ve buyuran ağabeylerinin bir gün kendisini de yiyip bitireceğini bilmeyen bölücü devlet düşmanlarının baskıları tarafından yitirme tehlikesiyle karşı karşıyayız.
    Bugün daha geçmiş günlerde kutlanan “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” dünya kadınlarının eğitimsizlik, cinsel kölelik, özellikle az gelişmiş ülkelerdeki kadının insan olarak algılanmama gibi sorunlarının gündeme getirilmesi açısından oldukça önemli bir gündür. Ancak bu günü amacından uzaklaştırıp salt eğlence gününe dönüştürmek kadınların kendi zararınadır.
    Ulusal bayram ve anma günlerimiz, ulus olma bilincimizi ve tarihimizle olan bağımızı güçlendirip toplumsal bütünleşmemizi sağlamaktadır.
    Kuşkusuz dini bayramlarımız da ulus olma bilincimizi güçlendirdiği gibi Allah’ın bizi yaratmasındaki amacı anımsamamız açısından gereklidir.
    “Dünya Aids ile Mücadele”, “Dünya Verem ile Mücadele” gibi günler çağımızın hastalıklarını tanıma, önlem alma konusunda toplumu bilgilendirici öneme sahiptir.
    Hatta, Anneler Günü, Babalar Günü, Yaşlılar Günü, Öğretmenler Günü, Sevgililer Günü vb… günler de gereksiz değildir. “Sevgiyi bir güne sığdırmak gerekli mi ki!” gibi düşünceleri bir kenara bırakıp sevdiklerimizi hatırlamamız, onları sevindirmemiz açısından, gereksiz ve uçuk masraflara girmeden kutlanması halinde, gelecekte geçmiş günlerin resimlerine bakıp hatırlanması açısından güzel olabilir. Bu günler elbette ki öz tarihimizle ilişkili olsa daha iyi idi.
    Bu sayılanların dışında kutlamaların başından sonuna dek yabancı ve zararlı öğeler taşıyan, kutlamalarda insan onuruna yakışmayan davranışlarla erdemsizlik örneği sergilemenin, üstüne üstlük bunu 2000-2500 yıllık yılbaşı geleneğimizi hiçe sayarak yapmanın gereği nedir? Yeni yıl kutlamaları hiç olmasın mı? Bana kalırsa hiç olmasın. Çünkü, her yeni yıl kutlamaları bir öncekinden daha zararlı, daha masraflı olmaya başladı. Artık yeni yıl kutlamaları eskisi gibi yabancı devletlerin elçilerinin katıldığı küçük ve göstermelik kutlamalar değil. Artık Taksim meydanında hayvanlara dahi yaraşmayan cinsel edepsizliklerin yaşandığı, insan olmanın gereklerinin unutulduğu, özellikle kadınlara yapılan eylemlerle çirkinleşmiş ve kirlenmiş bir yeni yıl.

    Turan Tigin


    Kaynakça

    1, Türklerde Yılbaşı ve Bahar Geleneği, Prof. Dr. Ahmet Pirverdioğlu, Türkler Ansiklopedisi, 3. Cilt, Sf 44

    2, Tarihte ve Mitolojide Nevruz, Yrd. Doç. Dr. Hasan Tutar, Türkler Ansiklopedisi, 3. Cilt, Sf 611

    3, Nevruz ve Renkler, Yayına Hazırlayanlar Prof. Dr. Sadık Tural – Elmas Kılıç, Atatürk Kültür Merkezi

    4, Osmanlılarda Nevruz Kultlamaları, Yusuf Halaçoğlu, Nevruz ve Renkler

    5, www.ozturkler.com

    6, www.kultur.gov.tr

    7, Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, 1. Cilt








+ Yorum Gönder
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi