Yürüyen Taşlar

+ Yorum Gönder
Sohbet Forumları ve Konu Dışı Başlıklar Bölümünden Yürüyen Taşlar ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    liceli21
    Özel Üye
    Reklam

    Yürüyen Taşlar

    Reklam



    Yürüyen Taşlar

    Forum Alev


    320 kg. agirliginda bir kaya parçasi kendi kendine
    200 metre “yürüyebilir” mi? Üstelik, hareket ettiginin
    bir kaniti olarak da ardinda derince bir iz birakarak?..
    ABD’nin Kaliforniya ve Nevada eyaletlerinin
    sinirinda yer alan Ölü Vadi düzlüklerinden biri,
    dünyanin en gizemli doga olaylarindan birine ev sahipligi yapiyor.
    Racetrack Playa adi verilen eski bir göl yatagindaki kimi
    kaya parçalari, görünürde “kendi kendine” hareket
    ediyor. Yaklasik 2 km. genisliginde ve 5 km. uzunlugunda
    olan ve denizden 200 metre yükseklikteki Racetrack Playa,
    kuru, sert ve çatlamis bir zeminden olusuyor.
    Yöreye gelen turistlerin gözüne ilk çarpan sey, çevreye
    rasgele yayilmis küçük kaya parçalari ve arkalarinda
    biraktiklari gizemli izler.

    Ilk bakista hiç kimildamadan duruyormus gibi görünen
    kaya parçalari, yaklasik yarim yüzyildir jeologlari ciddi
    biçimde mesgul ediyor. Yürüyen kayalar ile ilk kez
    1955’te ABD’li jeolog George M. Stanley ilgilendi. Stanley’in
    varsayimina göre kayalarin hareket etmesinin nedeni buz
    verüzgardi. Soguk havalarda bir grup kaya parçasinin çevresinde
    buz tabakasi olusuyor. Rüzgar estikçe buz tabakasi çevreden
    kopuyor, böylece tipki bir yelkenlinin su yüzeyinde süzülmesi
    gibi, kayalar buz tabakasiyla birlikte kayiyorlardi.
    Bu yaklasim uzun yillar dogru olarak kabul edildi.
    Ancak bu teori özellikle küçük taslar için geçerliydi.
    Kimileri 320 kg. agirligindaki kayalarin
    “yürümesi”ni açiklayamiyordu.

    1960’larda Racetrack Playa’nin ünü dünyaya yayildi.
    Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü Jeoloji Bölümü’nden
    Dr. Robert P. Sharp 1969’da yöreye gelerek yedi yil
    sürecek incelemelerine basladi.

    Dr. Sharp, 30 tas seçti ve bunlari isaretledi.
    En büyügü 450 kg. agirliginda olan taslarin her birine
    bir ad verdi. Taslarin kapladigi zeminin belirli yerlerine
    özel çiviler çakarak gelismeleri izlemeye basladi.
    Yedi yilin sonunda, 30 tastan 28’inin hareket ettigini
    belirledi. Taslarin arkalarinda biraktiklari izlerin en
    uzunu 201 metre ile, Dr. Sharp’in “Nancy” adini verdigi
    250 kg. agirligindaki bir tasa aitti.Taslar kuzey–kuzeydogu
    yönünde hareket ediyordu. Dr. Sharp, dogu ya da
    güneydogu yönünde kimi sapmalar da gözlemlemisti.
    Izler ise, düzlügün kurumus ve çatlamis
    sert zemini kadar serttiler.

    Demek ki, kayalar düzlügün kati ya da donmus oldugu
    bir anda degil yumusak oldugu bir sirada hareket ediyorlardi.
    Dr. Sharp, kayalarin hareketinde, yagmurun da en
    az rüzgarkadar önemli bir etken oldugu sonucuna varmisti.
    Amerikan Jeoloji Dernegi’nin yayin organi “Bulletin”da
    yayimlanan makalesinde durumu söyle dile getirmisti:
    “Olayin tüm gizemi, yagmur ve rüzgarin en uygun zamanda
    birlikte oynadiklari oyundadir.”
    “Yagmurla rüzgarin oyunu” teorisi de uzun yillar
    kabul gördü. Ne var ki, 1990’larin basinda yapilan
    yeni gözlemler kayalarin hiçbir biçimde rüzgar etkisiyle
    hareket etmedigini ortaya koydu. Massachusetts
    Amherst College’dan John Reid ve arkadaslarinin
    Racetrack Playa’da 5 cm. yüksekliginde kar suyu
    biriktiginde ve buzlanma oldugunda, bir insanin,
    bu zeminde kaymadan yürümesinin oldukça zor oldugunu
    ama iş kayalarin “yürümesi”ne gelince bununda olanaksiz
    oldugu gözlemlediler. 25 kg. agirligindaki bir kayayi
    buz üzerinde bir milim bile kipirdatmak mümkün olmuyordu.
    Çünkü kayalar dolomit kökenli kireç tasindandi,
    Yüzeyleri ise çok pürüzlüydü. Sürtünme katsayilari
    0.8, bir ayakkabininki ise 0.1 idi. Bu da kayalarin buz
    üzerinde rüzgarin etkisiyle kaymasi yaklasimini tümüyle
    ortadan kaldiriyordu.

    Reid ve arkadaslarinin teorisi ise, kayalarin altinda biriken
    buzlarin, birkaç santimetre derinligindeki suda “yüzmeleri”
    yönünde. Bu yaklasim, meteorolojik verilerle de uyum
    içerisinde. Reid, kayalari hareket halinde saptamak için
    kışın orada aylarca yaşamak ve yeterli araç gereç için de
    yaklasik 1 milyon dolarlik bir yatirim gerektigini belirtiyor.
    Ancak asiri soguk, rüzgar ve nem, yörede yaşami
    olanaksiz kiliyor ve hiç kimse böyle bir işe kalkışamiyor.
    Bugüne dek hiç kimse bu kayalari “yürürken” görmedi.
    Son yillarda, şakaci turistlerin, kimi izlerin başina yeni kayalar
    “koymasi” ya da yapay izler olusturmalari, “yürüyen kayalar”in
    gizemini giderek daha da içinden çikilmaz bir duruma getiriyor

    Kaynak: BilimTeknik-Geo (2003)




  2. 2
    mum
    Özel Üye

    --->: Yürüyen Taşlar

    Reklam



    resim ve bilgiler için teşekkürler







  3. 3
    Heroes*
    Emekli
    http://www.forumalev.net/bilim-tekno...lim-olayi.html

    Burda da dediğim gibi benim fikrim aynen şöyle...

    mıknatıs ve demir düşünün... veya 2 mıknatısın + ve - kutuplarını düşünün.Bunlar birbirlerini çeker öyle değil mi? Belki bu taşlarda(kayalarda) da doğal mıknatıs dediğimiz manyetit vardır...Bu sayede daha ilerde kendilerinden çok daha büyük manyetitler bu taşları çekiyor olabilir.Benim yorumum bu şekilde...







+ Yorum Gönder
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi