İstanbul İlinin Beyoğlu İlçesi

+ Yorum Gönder
Şehir ve İlçeler ve Marmara Bölgesi Bölümünden İstanbul İlinin Beyoğlu İlçesi ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Toprak
    Özel Üye
    Reklam

    İstanbul İlinin Beyoğlu İlçesi

    Reklam



    İstanbul İlinin Beyoğlu İlçesi

    Forum Alev
    Beyoğlu, İstanbul

    Koordinatlar: 41°02′13 28°58′39
    Beyoğlu,

    Beyoğlu'nun İstanbul'daki konumuBilgilerBağlı olduğu il:İstanbulYüzölçümü:8.76 km2Nüfus: (2007)247.256 (TÜİK)Nüfus yoğunluğu:26,472 kişi/km2Mahalle sayısı:45Koordinatlar:41°02′13 28°58′39Belediye başkanı:Ahmet Misbah DemircanKaymakam:A. Kamil Başar

    Beyoğlu, İstanbul'un Avrupa yakasında bulunan ilçelerinden biridir. Kuzeyi Şişli, Beşiktaş ve Kağıthane ilçeleriyle çevrili, diğer yönlerden Haliç'e ve Boğaziçi'ne dayanan 8,76 kilometrekarelik bir alandır. Köy yerleşimi olmayan ilçe 45 mahalleden oluşmaktadır.

    Tarihi

    istanbul ilinin Beyoglu ilcesi.jpg




    Beyoğlu, Galata'dan gelen hristiyanlarla yabancıların, elçilikler dolaylarına ve o zamanlar "Grand Rue de Pera" denilen İstiklal Caddesi boyunca yerleşmesiyle Avrupa kenti görünümünde bir yerleşme olarak ortaya çıktı.
    Böylece, İstanbul içinde farklı bir topluluk 17. Yüzyılda gelişmeye başladı. İlk önceleri, Fransız ve Venedik elçilikleri ile onların çevresinde yerleşmiş Fransisken misyonerleri yerleşmenin çekirdeğini oluşturuyordu. 17. Yüzyılın başlarında Galata'yı gösteren bir gravürde surların dışında çok az bina gözükmektedir.

    1700'de Beyoğlu, bugünkü Tünel-Galatasaray caddesinin iki tarafı ile, bu caddenin yan sokaklarına yayılmıştı. Dörtyol, merkez olmak üzere Beyoğlu gelişmişti. Batısında mezarlıklar ve doğusunda ise elçilikler vardı. 18. yüzyılda yavaş yavaş Avrupa etkisi artmıştır. 18. yüzyıl sonunda, İstiklal Caddesi'nde, yapıların tamamı taş veya tuğla, ya da alt katları taş ve üstleri ahşaptır.

    18. Yüzyılın sonunda İstanbul'a gelen Dallaway, Beyoğlu'nu Galata'nın yazlığı olarak tanımlıyor, yolların düzensiz olduğunu belirtiyor ve bu bölgede Fransız, İngiliz, Hollanda, Venedik, Rusya, İsveç, İspanya, Prusya ve Napolili diplomatların kışlık malikanelerinin bulunduğunu yazmıştır.

    Beyoğlu, genel olarak 19. Yüzyılda gelişmiştir. Bu gelişmenin nedeni, bu döneme Osmanlı dış ticaretinin daha önceki dönemlerde görülmemiş boyutlarda büyümesi ve ulaşımın gelişmiş olmasıdır. 19. Yüzyılda , Osmanlı İmparatorluğu'nun dünya kapitalist sistemi ile bütünleşmesi sonucu, Beyoğlu uluslararası bir ticaret merkezi olmuştur. 19. yüzyılın başında, Beyoğlu, bahçeli evleriyle hala bir banliyö görünümünde idi. Bu yüzyılın ilk yarısında , Beyoğlu ve çevresi henüz tam olarak kentleşmemişti. İkinci yarısında ise

    Galatasaray ile Taksim arası gelişti. Beyoğlu, artık kapitülasyonların koruması altındaki yabancıların, tüccarların, bankerlerin, armatörlerin ve kozmopolit bir çevreye yerleşmek isteyen zenginlerin Paris modasını taklit ederek yaşadıkları bir yer olmuştur. Yüzyılın sonunda, burada, Paris'in en ünlü sahne oyunlarını aynı zamanda gösteren üç tiyatro vardı. Bu tarihte, modern toplumun gereksinim duyduğu tramvay, gaz, su gibi altyapı hizmetleri sağlanmıştı. Bu kuruluşların işletme ayrıcalıkları çok uzun süreli sözleşmelerle yabancılara ya da azınlık mensuplarına verilmişti. Bu dönemdeki hızlı yapılaşma, Batı'daki örneklerden etkilenmekle birlikte Osmanlı etkisinde de kalmıştır.

    tographer_Cristoforo_Buondelmonte.jpg/150px-Map_of_Constantinople_%281422%29_by_Florentine_car tographer_Cristoforo_Buondelmonte.jpg
    İstanbul kartoğrafı, 1422


    20. yüzyılda Beyoğlu'nda Galatasaray ile Taksim arası önem kazandı. Bu alanda hala bahçeli konakların bulunması ve bunların apartmana dönüşmesi olanağı, buranın gelişmesini sağlamıştır. Ayrıca 1913'de ilk elektirikli tramvayın Beyoğlu'nu Şişli'ye bağlaması Galatasaray-Taksim arasını, Tünel-Galatasaray arasına göre daha merkezi bir duruma getirmiş, Beyoğlu'nun en kolay ulaşılabilir ve gözde yeri yapmıştır. Bu dönemde Beyoğlu'nun çevresindeki semtlerde çağdaş binalar yapılmış ve yeni semtler gelişmiştir. 20. Yüzyılın başlarında Beyoğlu'nda da yapılan apartmanların cephelerinde Art Nouveau üslubu uygulanmıştır.

    Cumhuriyet Dönemi'nde 1950'lere kadar yabancılardan ve onlar için çalışan azınlıklardan boşalan yerlere, yeni yetişen Türk iş adamları ve Beyoğlu yakasını kentin en çağdaş semti bilen aydın Türkler ilgi gösteriyorlardı. Sinema ve tiyatroları, lokanta ve pastaneleri, sanat galerileri ve lüks mağzalarıyla hala kentin en seçkin semti idi. 1950'lerden sonra, kırsal göç ve hızlı kentleşme sonucu İstanbul'un aşırı büyümesi, yeni semtlerin gelişmesi, eğlence kuruluşlarının, ticaretin ve zengin ailelerin bu yeni gelişen çağdaş alt merkezlere dağılımı ve toplumun kültürel değişimi Beyoğlu'na olan ilgiyi azalttı.

    Hala bazı lüks mağazaların İstiklal Caddesi'ni terketmeyişi ve yoğun bir trafik akışı üzerinde oluşu eski kültürel düzeyinde olmasa bile Beyoğlu'nun canlılığını korumasını sağlamaktadır. Bununla birlikte, pek çok bina boş durmakta ya da atölye olarak kullanılmaktadır. Bu özellikler Beyoğlu'nda yavaş yavaş çöküntü alanının ilerlediğini göstermektedir.

    Beyoğlu, ilk önceleri bir diplomasi merkezi olarak gelişmiş, fakat daha sonraları yabancı ticaretinin, ekonomik kontrolünün artması ve burada yoğunlaşması sonucu İstanbul'un ticaret merkezi durumuna dönüşmüştür. Ticaretin yanısıra eğlence, kültür kuruluşlarının da burada yer alması ve konumu, bütün İstanbul'un odak noktası olmasını sağlamıştır.

    Beyoğlu Adının Tarihi

    Beyoglu adinin ortaya çikisina iliskin çesitli rivayetler vardir. Bunlardan birisine göre; Beyoglu adi, Fatih Sultan Mehmed zamaninda Pontus prenslerinden Aleksios Komnenos’un islamiyeti kabul ederek burada oturmasindan kaynaklanir. Ikincisine göre ise; burada oturan Pontus prensi degil, Kanuni zamanindaki Venedik elçisi Andre Giritti’nin oglu Luigi Giritti’dir. Türkler’in “Bey Oglu” diye andiklari bu adam, elçinin bir Rum kadinla evlenmesinden dünyaya gelmistir.

    Oturdugu konak da Taksim yakininda bir yerdedir. Diger birine göre ise; Kanuni Sultan Süleyman döneminde burada oturan Venedik elçisine yazismalarda Beyoglu dendigi için bu semt de Beyoglu adini almistir. Pera adi, 1925’de resmi yazismalardan çikarildiktan sonra gittikçe unutulur hale gelmis, Buna karsilik Beyoglu adi güç kazanip bölge anlaminda da yayginlasmistir. Pera, Bizans dönemindeki İstanbul’un sonradan gelisen yerlesim yeri olmustur.




  2. 2
    Toprak
    Özel Üye

    --->: İstanbul İlinin Beyoğlu İlçesi

    Reklam



    Beyoğlu'ndaki önemli yapı ve yerler




    Ağa Camii

    İstiklal Caddesi'nde yer alan cami, 1597 yılında İsmail Ağa tarafından yaptırılır. Caminin duvar yazıları, Hattat İbrahim Altınbeşer'e ait. Çinileri yakın zamanlardaki onarımlarda değiştirilmiş. İç avluları yeşil-mavi Kütahya çinileriyle süslü..

    Arap Camii

    Galata'da koloni kuran Cenevizliler tarafından 13. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen bir Latin kilisesidir. Katedralin adı Aziz Dominik idi. İstanbul'un fethinden sonra camiye çevrilmişti. 1900'lerde onarılırken bulunan Katolik mezar taşları İstanbul Arkeoloji Müzesi'ndedir. Araplar tarafından inşa edildiği yönünde yanış bir kanı vardır. İspanya'dan gelen Endülüslü Arap cemaatin buraya yerleştirilmiş olmasından ötürü Arap Camii olarak adlandırıldığı sanılmaktadır.[1] Dikdörtgen planlı ve ahşap tavanlı olan yapı, Haliç'in Galata yakasındaki en büyük camidir. Galata'da, Tersane Caddesi, Galata Mahkemesi Sokağı'nda bulunuyor.

    Atatürk Kültür Merkezi

    1946 yılında dönemin İstanbul valisi Lütfü Kırdar tarafından temeli atılan bina, açılışından 585 gün sonra yanmış. Bugün gördüğümüz bina ise 6 Ekim 1978 tarihinde halka açılmış.

    Cihangir

    Taksim Sıraselviler Caddesi'nin bitiminde bulunan bu semt adını bir Osmanlı Sultanı'nın genç yaşta ölen şehzadesinden alıyor. Oğlunun anısına Topkapı Sarayı'nın tam karşısındaki tepelere bir cami yaptıran bu padişah yıllar sonra kedileri, kafeleri ve sıcakkanlı mukimleri ve esnafı ile nam salacak bu şirin semte bilmeden adını veriyor.

    Cumhuriyet Anıtı

    Taksim Meydanı'nda yer alan anıt, renkli porfirden yapılmıştır. Alan düzenlemesi ve kaidesi Mimar Moniceri'nin eseri. Anıt ise, İtalyan Conanica'nın çalışması. 8 Ağustos 1928'de açıldı.

    Çiçek Pasajı

    Beyoğlu'nun, hatta İstanbul'un mutlaka uğranılması gereken mekanlarından. Yanyana dizilmiş lokanta, barlarıyla turistlerin olduğu kadar bizzat İstanbullular'ın da ilgisini esirgemediği bir yer Çiçek Pasajı. Yemek yerken sokak çalgıcılarını veya yan restorandaki fasıl heyetini dinleme şansına sahipsiniz.

    Galata Kulesi

    Galata surlarının kulesi olarak, 1348'de Cenevizliler tarafından yaptırılır. 1509 depreminde surları yıkılan kulenin sadece kendisi kalmış. Osmanlı devrinde çeşitli amaçlarla kullanılan kule, 16. yüzyılda Kasımpaşa Tersanesi'nde çalışan tutsakların zindanıymış, 18. yüzyılda da yangın gözetleme yeri. 1794'teki yangında tümüyle yanan kule daha sonra dört yana çıkıntılı pencereli bir kat yapılıp üzeri de külahla örtülür. 61 metre yüksekliğinde olan kule, bodrumuyla birlikte 12 katlı. Cenevizliler döneminde kulenin tepesinde bir haç vardı. Günümüzde ise, 6.75 m. yüksekliğinde bir alem duruyor. 1964'ten sonra onarılarak turistik bir yer haline getirildi.

    Galatasaray Hamamı

    Restore edilmiş bu tarihi hamam, 1481´den bu yana bugün bulunduğu yerde.

    Serpuş Han

    Avlusu olmayan hanın, bir Bizans yapısının temelleri üzerine 18. yüzyılda yapıldığı sanılıyor. Taş ve tuğla örgü düzeni, sivri kemerli pencereleri dönemin Osmanlı mimarisini gösterir.

    Taksim

    Taksim semti ve meydanı adını, eskiden Galata-Beyoğlu suyunun "taksim edildiği" -yani dağıtıldığı- merkez olmasından ötürü almış. Meydan olmadan önce, eski evlerin sıralandığı dar bir bölge olan semt, meydan haline getirilip genişletildikten sonra zamanla bugünkü görünümünü almış. Meydanın ortasındaki Cumhuriyet Anıtı ve çevresi bugün tören yeri olarak kullanılıyor, bir de "buluşma yeri" işlevini üstleniyor. Taksim Meydanı'na İstanbul'un gece (veya gündüz) hayatının en işlek eğlence mekânlarını barındıran Beyoğlu'nun bir nevi giriş kapısı da denebilir. Veya İstanbul'un "boy aynası"...

    Tünel

    Beyoğlu'nu Galata'ya bağlayan yeraltı tren yolunun bir kapısı Karaköy'de, diğeri Tünel semtinde. 17 Ocak 1875 tarihinde açılan tünel, İngiliz ve Fransız ortak yapımıdır. Ve zamanın parasıyla 150 bin liraya malolur. Karaköy ile Şişhane arasında bir tünel işletmeyi ilk düşünen ise Gavan adındaki Fransız mühendisidir. Gavan'ın aklına bu parlak fikir, turist olarak geldiği İstanbul'da Yüksekkaldırım'ı nefes nefese çıkarken gelir. Saray'a duyurduğu fikir büyük ilgi görünce 1871'de inşaata başlanır ve 1874'de de tamamlanır.
    İlk tünel seferi kuzular ve koyunlar içindir, kaza ihtimaline karşın.

    İlk vagonları açık olan ve oturacak yer olmayan tünel, elektrik olmadığı için kandillerle aydınlatılır. Önceleri İstanbullulardan pek ilgi görmeyen tünel, aylar sonra insanların bu yeniliğe alışmasıyla vazgeçilmez olur.








+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi