Bursa nilüfer

+ Yorum Gönder
Şehir ve İlçeler ve Marmara Bölgesi Bölümünden Bursa nilüfer ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    yeliz.16
    Üye
    Reklam

    Bursa nilüfer

    Reklam



    Bursa nilüfer

    Forum Alev
    Tarihin İzini Sürerken
    Kimi araştırmacılara göre Bursa bölgesindeki ilk yerleşime ev sahipliği yapan Nilüfer ilçesi, gerek Osmanlı ve Bizans, gerekse tarihin daha önceki dönemlerinin izlerini taşır. Yeni gelişen bir ilçe olduğu için bugünkü Nilüfer’in merkezinde tarihi niteliği olan yapılar bulunmamaktadır. Ancak Nilüfer’e bağlı mahalle, köy ve beldelerde geçmişe ışık tutan izler ve tarihin çeşitli dönemlerine ait yapılar bulunmaktadır.
    Nilüfer’de; Alaaddinbey Mahallesi’nde bulunan Tepecik Höyüğü, Gölyazı, Tahtalı Köyü, Akçalar beldesinin Aktopraklık Höyüğü ve Gölyazı adalar bölgesi, arkeolojik sit kapsamına alınmış bölgelerdir. Bu bölgelerde tarihin çeşitli dönemlerine ait kilise, cami, hamam, çeşme, manastır-kale kalıntıları gibi yapılar ile tescilli anıt ağaçlar ve hatta tarih öncesine ait buluntular yer almaktadır.

    Akçalar
    Akçalar beldesinin, Aktopraklık mevkii tarih öncesi yerleşim yerinin mevcut olduğu çok önemli bir merkezdir. Bu bölge halen Fikirtepe kültürünün bilinen en batı yerleşim yeridir. Aktopraklık mevkii yalnızca Bursa bölgesi için değil, Anadolu ve Balkan kültür tarihi bakımından da büyük önem taşır. Fikirtepe kültürü Marmara Bölgesi'nde yerleşik yaşama geçtiği bilinen en eski tarımcı köy topluluklarını temsil eder. Bu anlamda çiftçiliğin Anadolu'nun kuzeybatı kesimlerine ilk olarak Fikirtepe evresi içinde geldiği ve çok kısa bir süre sonra da Güneydoğu Avrupa'da yaygınlaştığı bilinir. “Neolitik Devrim” olarak da tanımlanan, avcı-göçebe yaşamdan tarım kültürüne dayalı yerleşik yaşama geçilen süreç, kültür tarihinin en önemli aşamalarından biri ve günümüz uygarlığının temellerinin oluştuğu dönem olarak kabul edilir.
    Bölgede 2004 yılında başlayan arkeolojik kazı çalışmalarında, günümüzden yaklaşık 7 bin yıl öncesine ait, akarsu kenarına kurulu ilk tarımcı toplulukların yaşadığı 2 köyün kalıntıları ortaya çıkarıldı. Bölgede ayrıca; yiyecek pişirilmesi ve saklanmasında kullanılan çanak-çömlek, çakmaktaşı, kemikten yapılan aletler, dönemin inanç sistemlerini yansıtan tapınç heykelcikleri, koyun, keçi, sığır gibi hayvan kemikleri ve bitki kalıntıları bulundu.
    Yerleşim yerinin güneybatısında ise geç Roma -Bizans dönemine ait küçük bir iskan yeri ile bir kilise ve çiftlik evinin kalıntılarına rastlandı.
    Tarihin hemen her dönemine ait izlerle günümüze kadar gelen Akçalar, Osmanlı dönemine ait kadı sicillerinde Yıldırım Camii vakıfları arasında gösterilir. Adını, bölgede bir zamanlar çokça bulunan akça ağacından alan beldede, 1978 yılına kadar tarihi özelliklerini koruyarak kullanılmış ve sonradan yenilenmiş bir hamam var.

    Tahtalı

    Uludağ’ın yamaçlarına kurulmuş bir köy olan Tahtalı ve çevresinde çıkan buluntular, Bursa’dan önce bölgedeki en önemli antik yerleşmenin bu köy civarında kurulduğunu göstermektedir. Köy çevresinden çıkan bazı eserlerin Bursa’da varlığına tanık olduğumuz kalıntılardan daha eski dönemleri işaret ettiğini belirten kimi araştırmacılara göre, Bursa bugünkü yerine gelmeden önce büyük olasılıkla bu bölgede kurulmuştur. Köyde bulunan seramik malzeme ile mermer mimari parçalardan, buradaki yerleşimin M.Ö 2. yüzyıla kadar uzandığı tespit edilmiştir. Bu durum da Prusa şehri kurulmadan çok önce bu bölgede bir yerleşimin olduğunu göstermektedir.
    Yörede Bizans döneminden kalma örenler vardır. Bunlardan biri günümüzde özel mülkiyete geçmiş bulunan kale öreni, diğeri de Hagios Theodoros’a adanmış olduğu öne sürülen ve yalnızca temelleri kalmış bulunan kilisedir.
    Tahtalı ve çevre köylerde yaygın söylentiye göre, kale bedenindeki kemerli bir açıklıktan girilen toprakla dolmuş durumdaki tünel, kuzeydeki Kitai (Ürünlü) kalesine değin uzanmaktadır.
    Köyde ayrıca 1850’li yıllarda yapıldığı anlaşılan tarihi bir cami vardır. Yakın geçmişe kadar kullanılan ancak yenisi yapılınca kapatılan ve artık kullanılmayan caminin minare kaidesinde bulunan yazıt taşında, minarenin Halil Ağa adlı biri tarafından yaptırıldığı belirtilmektedir.
    Osmanlı döneminde Türk ve Rumların birlikte yaşadığı ve günümüzde ayakta kalan eski Rum evleriyle o yılların tanıklığını sürdüren Tahtalı, bugün halen atalarının yaşadığı yerleri görmeye gelen Yunanlı turistlerce ziyaret edilen bir bölgedir.

    Ürünlü'de Kite İzleri


    Nilüfer’deki en eski yerleşim yerlerinden biri olan Ürünlü Mahallesi’nin geçmişi, Roma döneminde kurulmuş olan Kite Köyüne kadar uzanır. 1960 nüfus sayımında Bursa'ya bağlı Görükle bucağı içinde bir köy olarak gözüken Kite'nin ismi daha sonra Ürünlü'ye dönüştürülür ve 1987 yılında ise Nilüfer ilçesine bağlı bir mahalle statüsü kazanır.
    Bugün Ürünlü’de, bir bölümü ayakta kalmış antik surların çevrelediği bir tarihi kale kalıntısı vardır. Dikdörtgen planlı kale duvarlarının bir kısmı tahrip edilmiş olsa da, kale çeşitli yüksekliklerde üç parça duvar kalıntısı ve dörtgen planlı köşe burçlarının temel izleri korunarak varlığını sürdürebilmiştir. Kite Kalesi’nin bulunduğu bu alanda tarihi M.Ö. 3. yüzyıla kadar uzanan antik seramik parçalar da geçmişin belgeleri niteliğini taşır. Romalılar’ın Mora Yarımadası’nı ele geçirdiği yıllarda, bu yarımadanın Kite adı verilen kentinden göçen kişilerin buraya yerleştikleri ve bölgeye, daha önce yaşadıkları kentin adını verdikleri söylenir. Osmanlılar, Bursa'dan önce 1324 yılında Kite’yi fethettiğinde burası büyük bir tekfurluktur. Gemlik ve Mudanya arasında bulunan Kite, Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarından başlayıp, 19. yüzyıla dek bölgenin en büyük yerleşim ünitelerinden biri olma özelliğini korur. O tarihlerde Kite ilçe merkezi konumundayken, Gemlik ve Mudanya ise Kite'ye bağlı birer köydür.
    Günümüzde, Ürünlü Köyü içindeki bazı bahçelerde iri gövdeli eski dut ağaçlarına rastlanır. Bu saptama, yörede eskiden ipekböcekçiliğinin yapılmakta olduğunun bir göstergesidir. Kite uygarlığının izlerini taşıyan Ürünlü günümüzde, 2. derece arkeolojik SİT alanı olarak koruma altına alınmıştır.
    Ürünlü’de ayrıca, yapım yılı bilinmeyen, anıtsal yapı niteliğinde eski bir köy hamamı ile doğal anıt bir çınar ağacı vardır.

    Misi


    Nilüfer’in 24 mahallesinden biri olan ve bugün Gümüştepe adıyla anılan yerleşimin eski adı “Misi”dir.
    Misi; Orhaneli yolu üzerinde, etrafı ormanlarla kaplı dört tepenin çevrelediği, eğimli arazi üzerine kurulu bir yerleşim yeridir.
    “Tarihin babası” olarak anılan Heredot'a göre M.Ö. 1816’da Trakya'dan Anadolu'ya geçen altı kavimden biri olan Mysi'ler burada "Misyalılar" olarak bilinen bir birlik kurmuşlardır. Bu kavim dünya tarihinde ilk kez batıdan doğuya geçen kavim olarak bilinir. Misyalılar bu bölgede; “Misipolis” (Misi-şimdiki Gümüştepe Mahallesi), “Misapoli” ve “Eşkel” isimli üç yerleşim kurmuşlardır. M.S. 183 yılında putperest Batı Romalıların baskısıyla Batı Roma’dan İstanbul’a, oradan da Bursa’ya (Prusias) gelen dini kavimlerin içerisinde olan ve adı Alex olarak tarihe geçen bir keşiş, seksen beş kişilik maiyetiyle birlikte Hıristiyanlığın öncüleri olarak İnkaya Köyü ve Misi Köyü’ne yerleşmiştir. İki kola ayrılan keşişler Keşiş Dağı olarak adlandırılan Uludağ’ın (Olympos) eteklerine yayılmışlardır.
    “Misi” kelimesinin kökeni de Misyalıların yurt olarak buraya yerleşmeleri ve misyonerlik merkezi olarak Misi’nin seçilmesinden gelmektedir. Yörenin gizlenmeye elverişli bir boğaz niteliğinde olması keşişlerin burada yüzyıllarca güçlü bir misyonerlik örgütü kurmalarına yol açmıştır. Bu dönemde Misi’de bir konsül toplanarak üç kez yazılmış olan İncil’in ruhu araştırılmış ve Misipoli Manastırı'nda İncil tartışmaları yapılmıştır. Bu bilgiye dayanılarak; Misi’de anılan manastırda İncil’in bir nüshasının gömülü olduğuna inanılmaktadır. 1953 yılında manastırda kazı çalışmasına başlanmış ancak aynı yıllarda köye akın eden define avcıları ve tarihi eser yağmacıları tarafından manastır talan edilmiştir. Günümüzde ne yazık ki bu manastırdan eser kalmamıştır.
    1316’da Orhan Gazi Hıristiyanlık merkezi olan Misi’yi alıp Bursa’yı kuşatma altına almak amacıyla burada ve Kestel’de birer kale yaptırmıştır. Bu dönemde Misi‘nin 10 yıl süreyle geçici başkent olduğu söylencelerde yer almaktadır, ancak bu tarih gerçekte pek bilinmemektedir. Sonra 1326’da Bursa’nın fethiyle birlikte Misi ikinci plana düşmüştür.
    Misi jeolojik özellikleri nedeniyle de her dönemde dikkat çekici bir yerleşim yeridir. Tarih boyunca güneyden kuzeye akan Nilüfer Çayı Bursa Ovası'nı ikiye bölmüş ve Batı’dan gelen yolcular, kervanlar meşhur İpek Yolu üzerinde bulunan Misi’den geçmişlerdir. Çünkü o dönemlerde oldukça güçlü bir akarsu olan Nilüfer Çayı, başka bir noktadan geçit vermemekte, bir tek Misi'de keskin bir dirsek yaparak, uzunluğu üç kilometre civarında olan bir boğazın içinde akmaktadır.
    Misi de eskiden üç tane ahşap han bulunduğu söylenmektedir. Misi ile Bursa arası yaklaşık 15 km. olduğundan, İpek Yolu’nu kullanan tüccarlar o dönemde Misi’ de konaklıyorlardı. Cumhuriyet dönemi ile birlikte yeni İzmir yolunun açılması, Nilüfer çayının kanal ve baraj ile kontrol altına alınması ve yeni köprülerin yapılması ile Misi’nin, milattan önceden beri süregelen önemi ikinci plana düşmüştür.
    Misi şarapçılık ile de ünlüdür. Misi’de geçmişte yer alan beş manastırın dini ayinlerinde tüketilen şarap bizzat manastırların kendi bağlarından elde ediliyordu. Yüzyıllarca Bizans’a buradan şarap gitmiştir. Bu zanaatı miras alan Türkler dini nedenlerle önce şarap yerine pekmez yapımıyla uğraşmışlar, 1935 ten sonra şarapçılığa dönüşebilmişlerdir. Ünlü Misi şarabı yedi imalathanede sürdürülürken bu gün üzüm bağlarının nedeni henüz bilinmeyen bir hastalık sonucu kuruması ve bağların konut alanlarına yenik düşmesi nedeniyle şarap imal eden iki imalathane kalmıştır. Yörede daha önce 4 adet şaraphane, bulunurken bu gün sadece 1 adet şaraphane kalmıştır. Misket Şarabına kaynaklık eden ve özel aromasıyla yalnızca bu yörede yetişen Misket üzümü de tükenme tehlikesi ile karşı karşıyadır.
    Tarihi kaynaklara göre eski Misi halkı üzüm ve ipek böceği üretimiyle uğraşan bir toplumdu. İpek Bursa’nın önemli bir ekonomik girdisi olduğundan, çevre yerleşmelerde bu ekonomik aktiviteden oldukça etkilenmiştir. Misi evleri de geniş sundurmaları ile ipek böcekçiliğine göre inşa edilmiştir. Günümüzde Misi, özgün mimarisiyle günümüze kadar ayakta kalan eski evleri ile de ünlü bir yerleşimdir. Bu nedenle 1989 yılında Kentsel Sit alanı ilan edilen bölgedeki yapıların büyük bölümü 18. yüzyıl ortalarında inşa edilmiş olup 17. yüzyıldan kalma yapıların da bulunduğu tahmin edilmektedir. Köyde bulunan tarihi eserlerden bazıları yerleşmenin 1700'lere kadar uzandığını göstermektedir.


    Gölyazı


    Gölyazı beldesi, Nilüfer ilçesindeki en zengin antik yerleşim yerlerinden biridir. Bursa-İzmir karayolunun 35. kilometresinde bulunan yol ayrımından 7 kilometre uzunlukta bir yolla ulaşılan ve Uluabat Gölü'nün doğu ucunda, derin bir yarımadanın üzerinde kurulan beldenin tarihi M.Ö. 6. yüzyıla dek uzanır. Yazılı kaynaklardan edinilen bilgilere göre; bugünkü Gölyazı beldesinin antik adı, “Rhyndacum üzerindeki Apollonia” demek olan "Apollonia ad Rhyndacum"dur. Antik çağlarda Anadolu'da kurulmuş "Apollonia" adlı dokuz kent olduğu biliniyor ve bu adın hem diğer kentlerden ayrılabilmesi, hem de Aizani (Çavdarhisar) çevresinden çıkan Rhyndacus (Adranos) denilen çaya atfen konduğu kaynaklarda belirtiliyor. Uzun yıllar Bizans egemenliği altında sakin bir hayat süren kent, 14. yüzyıl başlarında bölgede güçlenmeye başlayan Osmanlı akıncılarına dayanamayıp Prusa (Bursa) ve Apamea'dan (Mudanya) kaçanların toplandığı bir kent olarak anılır.
    Roma döneminde kent adına para basılmıştır. Bugüne dek gerçek anlamda arkeolojik bir kazının gerçekleştirilmediği bölgeyle ilgili bazı bilgiler burada bulunan sikkelerin incelenmesi ile elde edilmiştir. Bölgede, M.Ö. 1. yüzyıla tarihlenen Apollonia ad Rhyndacum sikkelerinin yanısıra, bol miktarda Bizans imparatorluk sikkeleri de bulunmuştur. Hem beldede, hem de Uluabat Gölü üzerindeki adalardan Alyos ve Manastır adalarında Bizans döneminden kalma örenler bulunmaktadır.
    Halk arasında "Deliktaş" olarak anılan ve su kemeri olduğu tahmin edilen bir yapı ile "Taş Kapı" diye adlandırılan antik kale kalıntılarının yanısıra, Kız Adası’nda bulunan Apollon Tapınağı’nın kalıntıları, antik tiyatro kalıntıları, yarımadanın çevresinde kalıntılarına rastlanan surlar, 19. yüzyılda burada yaşayan Rum azınlık tarafından yaptırılan Hagios Georgios Kilisesi ve Manastır Adası’nda kalıntıları bulunan Hagios Konstantinos Manastırı Kilisesi bölgenin en ilgi çekici tarihi kalıntılarıdır.
    SiT alanı ilan edilerek koruma altına alınan bölgede ayrıca, yapılış tarihi bilinmeyen tarihi bir cami ve hamam ile bugün “ağlayan ağaç” adıyla anılan ve beldenin yarımadayla bağlantısını sağlayan köprünün başında bulunan 400 yıllık çınar da görülmeye değer bir doğa harikasıdır.
    Gölyazı, Türklerle Rumların ortak tarihi açısından önemli özelliklere sahip bir beldedir. Eski bir Rum köyü olan ve bugün daha çok mübadele ile Selanik’ten göç edenlerin yaşadığı Gölyazı, Osmanlı döneminde Türklerle Rumların birarada yaşadığı ve Rumların çoğunlukta olduğu bir yerleşim merkeziydi.
    Nilüfer'in Köprüleri


    Mihraplı Köprü

    Nilüfer Çayı'nın üzerinde pekçoğu tarihi değere sahip birçok köprü vardır. Bu eserlerden Mihraplı Köprü, Çelebi Sultan Mehmed'in kızı Selçuk Hatun tarafından 15. yüzyılda yaptırılmıştır.
    Nilüfer Deresi'nin iki ana kolu üzerinde kurulmuş, yarım haldeki köprünün müzeye kaldırılmış olan kitabelerinde "Bu köprü, Osman oğlu Orhan oğlu Bayezid oğlu Mehmed'in kızı, kadınların sultanı, melikelerin melikesi, iyilikleri son dereceye ulaşmış olan Selçuk Hatun'un emri ile kuruldu. Allah iffet ve ismetini devam ettirsin" denilmiş ve köprü kalıntısının yetkililerce korunması vasiyet edilmiştir. Günümüzde köprünün hemen yanına yenisi yapılmıştır.


    Nilüfer Köprüsü

    14. yy'da Orhan Gazi’nin eşi Nilüfer Hatun tarafından yaptırıldığı için O’nun adıyla anılan bir diğer tarihi köprü ise Geçit köyünün güneybatısında bulunan ve bugün kullanılmayan Nilüfer Köprüsü’dür. Bursa’nın varlığını sürdüren en eski yapıtlarından ve bilinen en eski köprüsü olan Nilüfer Köprüsü, kesme taşlarla ve tuğla kullanılarak yapılmıştır. Biri büyük olmak üzere 4 sivri kemerden oluşmakta iken sonraki yıllarda yatağın dolması üzerine tuğladan 4 küçük kemer daha eklenmiştir.

    Abdal Köprüsü

    Yine Nilüfer deresi üzerinde yer alan bir başka köprü ise Abdal Köprüsüdür. Günümüzde Osmangazi ilçesi sınırları içerisinde kalan ve 1669 yılında Bursalı tüccar Abdal Çelebi tarafından hayrat olarak yaptırılan Abdal Köprüsü, döneminin önemli sivil mimari eserlerinden biridir. Kesme taşlardan yapılan bu köprü, 1978 yılından sonra restore edilerek araç trafiğine kapatılmıştır. Diğer Tarihi Yapılar
    Nilüfer’in pek çok bölgesinde dağınık durumda tarihi yapılar da var. Osmanlı döneminden kalma cami ve hamamlar ile çeşitli dönemlere ait kilise kalıntıları buna örnek.
    Bugün Çatalağıl köyünde bulunan ve 19. yüzyılın ortalarında yapıldığı sanılan H. Ioannes Theologos Kilisesi bunlardan biri. Çeşitli dönemlerde değiştirilerek orijinal görünümünü yitiren ve doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen planlı olan kilise bugün depo olarak kullanılıyor.

    Bir diğer yapı da Özlüce Mahallesi’nde bulunan Run kilisesidir. Bursa-İzmir yolunun 3 km. kuzeyinde yeralan ve eski adı İnesi Köyü olan Özlüce, Nilüfer’in yeni mahallelerinden biri. Osmanlı döneminde Müslüman ve Hristiyan kökenlilerin birlikte yaşadıkları bir köy olan Özlüce’ye Kurtuluş Savaşı sonrasında Mübadele Anlaşması ile Yunanistan’dan gelen göçmenler yerleştirilmiştir. Bugün Özlüce meydanında bulunan Aziz Helena Kilisesi’nin 18 veya 19. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. 1924 yılında minare-minber ve mahfel eklenerek camiye dönüştütülen yapı, 1992’de yeni caminin yapılması üzerine terk edilmiştir. Nilüfer Belediyesi çatısını onarıp çevresini düzenlediği kilisenin restore edilmesi yönündeki çalışmalarını halen sürdürüyor.
    Yine farklı dönemlere ait ve yenileri yapıldığı için artık kullanılmayan Demirci camisi, Ermeniler ile Müslümanların birlikte yaptığı ve kiliseden camiye dönüştürüldüğü belirtilen Yaylacık camisi ve Kayapa’daki 18. yüzyılda yapılan Merkez Cami’nin özgün kalabilen minaresi ile Demirci hamamı tarihi değeri olan yapılardan bir kaçı.

    Anıt Ağaçlar

    Nilüfer’in çeşitli bölgelerinde anıtsal nitelikte bulunarak korunmak üzere envantere kaydedilen çok sayıda ağaç vardır. Çalı beldesindeki tescilli çınar, servi, çitlembik ve doğu mazası türü ağaçlar ile Demirci Mahallesi, Yaylacık köyü gibi pek çok yerde doğal anıt niteliğinde yaşlı çınar ağaçları buna birkaç örnek.



  2. 2
    ADVİE
    Bayan Üye

    Cevap: bursa nilüfer

    Reklam



    bursanın osmangazi ilçesi ve yıldırk milçesinin ardından en büyük üçüncü ilçesidir nilüfer. Bursa'da nüfus artışı en hızlı olan yerleşim yeridir. Bursa'nın konut ihtiyacını karşılayabilecek toplu konut alanlarıyla yakın zamanda büyük bir gelişme göstermiştir.







+ Yorum Gönder
bursainesi
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi