İyilik ve Sadaka!Her yapılan iyilik, nasıl sadaka olarak kabul ediliyor?

+ Yorum Gönder
İslami Konular ve Oruç Bölümünden İyilik ve Sadaka!Her yapılan iyilik, nasıl sadaka olarak kabul ediliyor? ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    RAAJAA
    Emekli
    Reklam

    İyilik ve Sadaka!Her yapılan iyilik, nasıl sadaka olarak kabul ediliyor?

    Reklam



    İyilik ve Sadaka!Her yapılan iyilik, nasıl sadaka olarak kabul ediliyor?

    Forum Alev
    Her yapılan iyilik, nasıl sadaka olarak kabul ediliyor?

    Sadaka, nafile olarak yapılan her türlü hayır ve hasenâtı, insan ve hayvanlara yapılan iyilik, lütuf ve ihsanları, hatta insanların gönlünü hoş eden güzel söz ve çeşitli davranışları kapsar.

    Sadakanın kapsamını özetle şu hadiste görmek mümkündür: “İçinde güneş doğan her gün, insanların her bir mafsalı (eklem) için kendilerine bir sadaka gerekir. Meselâ; iki kişinin arasında adaletle hükmetmen bir sadakadır. Hayvanına binmek isteyen bir kimseye yardım ederek, hayvana bindirmen veya eşyasını hayvana yüklemen bir sadakadır. Güzel söz bir sadakadır. Namaza giderken attığın her adım sadakadır. Gelip geçene sıkıntı veren şeyleri yoldan kaldırman bir sadakadır.” (Buhârî, Sulh, 11)

    Bu hadiste, “sülâmâ” parmak kemikleri demektir. Ancak burada vücuttaki tüm kemik ve mafsallar kastedilmiş, kemiklerin insanın oturup kalkması ve hareket etmesi için ne kadar gerekli olduğuna dikkat çekilmiştir. İşte böyle bir nimete karşılık farz olan sadaka yerine, günlük birtakım hayra yönelik hareket ve davranışların bu nimetin sadakası olduğu belirtilmiştir. Burada nimetin şükür borcunun hafifletildiği görülür. Namaza giderken her adımın sadaka sayılması, her adım karşılığında bir derece yükseltme ve bir günah affetme anlamındadır. (A. Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, V, 374)

    Diğer bir hadis-i şerifte şu ifadeleri görüyoruz: Hz. Peygamber (sas): “Her Müslüman üzerine sadaka vermek gereklidir.” buyurdu. Orada bulunanlar tarafından, “Ey Allah’ın Resulü! Eğer sadaka verecek bir şey bulamazsa ne yapar?” denildiğinde, Allah Resulü (sas), “Çalışır! Elinin emeği ile kazandığını hem kendisi harcar hem de sadaka verir.” buyurdu. “Çalışmaya gücü yetmezse ne yapar?” denildiğinde, “Yardıma muhtaç, zor durumda kalan kimseye yardım eder.” buyurdu. “Böyle bir yardıma da gücü yetmezse ne buyurursunuz?” denildiğinde, “İyilik ile veya hayır ile emreder.” buyurdu. “Bunu da yapmaya kudreti yoksa ne dersiniz?” denilince Allah Resulü (sas), “Kötülüklerden uzak durur, bu da onun için bir sadakadır.” buyurdu.” (Müslim, Zekât, 55)

    Efendimiz (sas) şu ifadesi ile adeta bütün sadaka çeşitlerini özetlemiştir: “Her iyilik sadakadır.” Hadiste geçen ve “iyilik” diye tercüme ettiğimiz “ma’rûf” kelimesi, Allah’a itaat sayılan her şeyi, Allah’a yakınlaşmayı, insanlara iyilik etmeyi, dinin yapmayı emrettiği iyilikleri yapmayı, yasakladığı kötülüklerden uzak kalmayı ifade eden ve güzel sıfatları ihtiva eden çok kapsamlı bir kelimedir. Kısacası insanın iyi niyetle ve ihlâsla yaptığı her iyilik kendisine sadaka sevabı kazandırmaktadır.

    saygı ve sevgilerimle :)




  2. 2
    ENGİN
    Özel Üye

    --->: iyilik ve Sadaka!Her yapılan iyilik, nasıl sadaka olarak kabul ediliyor?

    Reklam



    Neler sadakadır?
    * İnsanlara iyiliği emretmek
    * Allah’a hamd etmek ve O’nu tesbih etmek
    * Bir kimseye yol / adres tarif etmek
    * Gönül alıcı yumuşak söz söylemek
    * Diktiği ağacın meyvesinden insan veya hayvanların yemesi ya da yararlanması
    * Hasta ziyareti
    * Cenazeye katılmak
    * Allah yolunda olanlara yardım
    * Su ikram etmek veya suyu olmayan bir yere su götürmek
    * İnsanlara tebessüm etmek
    * İhtiyacı olana Allah rızası için borç vermek
    * Borçluya mühlet vermek
    * Misafire ikram etmek
    * Dargınları barıştırmak
    *
    İlim öğrenmek








  3. 3
    Ensar
    Özel Üye
    Sadaka çeşitleri


    1) Farz ve vacib olan sadaka,(Farz ve vacib olan sadaka; bütün nevilerine şamil olmak üzere (Arazi zekâtı, hayvanlann zekâtı, ticaret ve nakit paralann zekâtı, maden ve mücevheratın zekâtı ve fitır sadakası gibi) verilen zekâtlardır")

    2 Sadaka-i câriye(sadaka-i câriye; yol, köprü, çeşme, mescid, yoksullar için aş
    evi, hastahane ve okul gibi hayır yerlerini kapsamına alır.)

    2 Fıtır sadakası (Fıtır sadakası vacib hükmünde bir
    sadaka türüdür. Bu, Ramazan ayının sonuna yetişen ve aslî
    ihtiyaçlarının dışında en az nisap miktarı
    bir mala mâlik bulunan her hür müslümanın yoksullara vermesi
    gereken bir sadakadır. )
    3 Nafile olan sadakalar(Gerek Kur'ân-ı Kerîm'de gerekse hadîs-i şeriflerde sadaka kelimesi ile, hem farz olan zekat hem de tatavvu (nafile) olan sadaka kasdedilmiştir.)
    4 Farz ve vacib sadaka dışındaki sadaka (İslâm’da farz ve vacib olan sadakalardan başka,
    kapsamı çok geniş bir sadaka anlayışı
    vardır. Mal veya parayı tasadduk etme yanında, mü’min
    kardeşine aracına binerken veya inerken yardımcı
    olmak, güler yüz veya tatlı dille onun gönlünü hoşnut etmek
    gibi pek çok fiil ve davranışlar sadaka olarak
    nitelendirilmiştir.)


    detaylı bilgi için ...

    SADAKA

    Zekât, Allah rızası için yapılan
    iyilik veya verilen şey, sadaka insanın malından sırf
    Allah rızası için muhtaç olanlara temlik edilmek üzere çıkardığı
    bir vergi türü anlamında bir fıkıh terimi. Zekâta,
    mü’minlerin Allah’ın emirlerine uymadaki sadakatlarini gösterdiği
    için "sadaka" da denilmiştir. Çoğulu sadakât’tır.
    Sadaka kavramında üç temel özelliğin bulunması gerekir:
    İhtiyaç, mülkiyetin nakli ve temlîkin Allah için olması.

    Sadaka, yükümlünün durumuna göre farz, vacib veya
    nâfile hükmünde olur. Sadakanın farz olan kısmı zekâttan
    ibaret olup; tarım ürünlerinin zekâtı olan öşrü;
    hayvanların, ticaret mallarının, altın, gümüş
    ve diğer nakit paraların zekâtı ile, define ve madenlerin
    zekâtını kapsamına alır. Zekât verileceği
    yerleri belirleyen âyetteki "sadakât" çoğul olarak bütün
    bu çeşitleri kapsar. "Zekâtlar; ancak, yoksulların,
    miskinlerin, zekât tahsili işinde çalışanların,
    kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenenlerin, kölelerin,
    borçluların, Allah yolunda cihad edenlerin ve yolcuların
    hakkıdır. Bu, Allah tarafından farz
    kılınmıştır" (et-Tevbe, 9/60).

    Bu âyetlerde de zekâtın farz olan bu çeşidi
    yer alır: "Namazı kılın, zekâtı verin"
    (el-Bakara, 2/43); "Mü’minlerin mallarından zekât al ki, onları
    temizleyip mallarını çoğaltasın" (et-Tevbe,
    9/103); "Hasat günü ürünün hakkını ödeyin"
    (el-En’âm, 6/141). Hz. Peygamber’in çeşitli hadislerinde farz olan
    zekât emredilmiştir: "İslâm beş temel üzerine
    kurulmuştur. Bunlardan birisi de zekât vermektir" (Buhârî,
    İmân, 1, 2; Tefsîru Süre, 2/30; Müslim, İmân, 19-22;
    Tirmizi, İmân, 3; Nesâî, İmân,13). Diğer yandan Hz.
    Muhammed (s.a.s), Muaz b. Cebel (r.a)’i Yemen’e vali olarak gönderirken
    kendisine şöyle buyurmuştur:

    "Onlara bildir ki, Allah Teâlâ kendilerine
    zekâtı farz kılmıştır. Zekatı oranın
    zenginlerinden al, yoksullarına ver" (Buhârî, Zekât, l;
    Tevhîd, 1; Ebû Dâvud, Zekât, 5; Nesâî, Zekât, 46; İbn Mâce,
    Zekât, 1).

    Diğer yandan zekâtın farz oluşu
    üzerinde bütün müctehitler görüş birliği içindedir.
    Ashab-ı Kirâm zekât vermeyenlerle savaşılması
    gerektiği konusunda ittifak etmiştir. Zekâtın farz
    olduğunu inkâr eden kimse dinden çıkar (Zekât için bk. Hamdi
    Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihali, İstanbul 1991, s.
    483-550).

    Fıtır sadakası vacib hükmünde bir
    sadaka türüdür. Bu, Ramazan ayının sonuna yetişen ve aslî
    ihtiyaçlarının dışında en az nisap miktarı
    bir mala mâlik bulunan her hür müslümanın yoksullara vermesi
    gereken bir sadakadır. Buna kısaca, "fitre" denir ki,
    fıtrat sadakası, yani sevap için verilen yaratılış
    atıyyesi anlamına gelir. Abdullah b. Abbas (r.anhümâ)’dan
    rivâyete göre şöyle demiştir: "Rasûlüllah (s.a.s)
    oruçluları gereksiz ve çirkin sözlerden arındırmak ve
    yoksullara yiyecek sağlamak için fitreyi farz kılmıştır.
    Fitreyi kim bayram namazından önce öderse, bu makbul bir zekât,
    kim de namazdan sonra öderse, herhangi bir sadaka olur" (Buhârî,
    Zekât, 70, 71, 77; Müslim, Zekât, 12, 13, 16; Ebu Dâvud, Zekât, 18,
    20; Nesâi, Zekat, 31, 33; İbn Mace, Zekat, 21).

    Ebu Said el-Hudrî (r.a)’den rivayet edilen bir hadiste
    fitre verilebilecek maddeler ve miktarları şöyle belirlenir:
    "Biz fitre zekâtını, Allah’ın Rasûlü aramızda
    iken, yiyecek maddelerinden bir sa’, hurmadan bir sa’, kuru üzümden bir
    sa’, keşden yine bir sa’ olmak üzere bunlardan birisini esas alarak
    veriyorduk. Ben yaşadığım sürece vermeye devam edeceğim"
    (Ahmed b. Hanbel, III, 73, 98). Sa’ bir ağırlık birimi
    olup, şer’î ölçüye göre 2912, örfi ölçüye göre ise 3328
    gramdır. Bazı fakihlere göre buğday cinsinde fitre
    miktarı yarım sa’dır. Burada yoksulların yararına
    olan ve daha ağır olan örfî ölçeği tercih etmek daha
    faziletlidir (Fıtır sadakası için bk. Sadaka-ı
    Fıtır mad.).

    Farz olan zekâtla, vacib olan fitre miktarları
    belirli bulunan sadakalardır. Birincisinde nisab’a mâlik olduktan
    sonra bir yıl geçmesi, ikincisinde ise, sadece nisaba malik olmak
    şarttır. Bunların dışında
    sıkıntı ve zarûret içinde bulunan müslümana ihtiyacını
    giderecek ölçüde yardım etmeyi bildiren bir sadaka daha
    vardır ki; bunun miktarı, sıkıntıyı
    giderecek ölçüye göre ortaya çıkar. Kur’ân-ı Kerîm’de
    şöyle buyurulur: "Yüzlerinizi doğuya ve batıya
    çevirmeniz iyi olmak demek değildir. Fakat iyi olan, Allah’a,
    âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden, malını
    sevmesine rağmen hısımlara, yetimlere, yoksullara, yolda
    kalmışa, dilenenlere ve köle azadına veren, namaz
    kılan ve zekât verendir" (el-Bakara, 2/ 177). Burada Cenab-ı
    Hak, miktarı belli olan zekâtla birlikte yakınlara, yetim ve düşkünlere
    yapılacak malî bir yardımdan da söz etmiştir ki; bunun
    şart ve miktarını sıkıntıda olan yoksulun
    hali belirler.

    Sadaka geniş anlamıyla nafile olarak
    yapılan hayır ve hasenâtı, insan ve hayvanlara
    yapılan iyilik, lütuf ve ihsanları, hatta insanların gönlünü
    hoş eden güzel söz ve davranışları kapsamına
    alır. Sadaka-i câriye, vakfedilmiş sadaka ile diğer
    hayır ve hasenât bu niteliktedir.

    Sadaka-i câriye, sürekli ecir getiren sadaka anlamına
    gelir. Bir hadiste sürekli ecir kaynağı olan ameller şöyle
    belirlenir: "İnsan öldüğü zaman amel işlemesi
    kesilir. Ancak üç şey bundan müstesnadır. Sadaka-i cariye,
    kendisinden yararlanılan ilim veya kendisine hayır dua eden
    salih çocuk" (Dârimi, Mukaddime, 46). Bu hadiste zikredilen
    sadaka-i câriye; yol, köprü, çeşme, mescid, yoksullar için aş
    evi, hastahane ve okul gibi hayır yerlerini kapsamına alır.
    İnsanlar bu gibi yerlerden yararlandığı sürece,
    bunları yaptıranlar, yapılmasına sebep olanlar, yol gösterenler
    ve destek olanlar, gerek sağlıklarında ve gerekse
    vefatlarından sonra ecir almaya devam ederler.

    Yararlı bir ilim bırakan da, bu ilimden,
    kitaptan, keşif ve icattan toplum yararlandıkça, mü’min olmak
    şartıyla, sürekli olarak ecir alır. Nitekim ilim, irfan ve
    irşatlarıyla toplumda iyi bir çığır açanın
    büyük mükafatına kötü çığır açanın da günahına
    hadiste şöyle yer verilir: "Kim iyi bir çığır açarsa,
    bununla amel edenlerin ecri kadar ecri bu çığırı açan
    alır. Kötü bir çığır açan da, bununla amel
    edenlerin günahı kadar günahı yüklenir" (Müslim,
    İlim, 15; Zekât, 69; Nesâî, Zekât, 64; İbn Mâce,
    Mukaddime,14; Dârimî, Mukaddime, 44; Ahmed b. Hanbel, IV, 357, 359-361,
    362). Dine ve topluma yararlı bir çocuk yetiştirmek de, toplum
    bu çocuktan yararlandıkça, onun yetişmesinde katkısı
    bulunan anne, baba, hoca gibi kimselerin sürekli ecir almalarına bir
    sebeptir.

    Vakfedilen gayri menkuller de sadaka-i cariye
    niteliğindedir. Vakıfnâmedeki esaslara göre, hayır yönü
    işletildiği sürece, vakfedene ecir gelmeye devam eder. Önceki
    asırlarda büyük han, hamam, medrese, dükkân ve çarşıların
    vakıf olarak topluma kazandırılması, mâliklerinin
    sürekli bir ecre nail olma istekleri yüzündendir.

    Nâfile Olan Sadakalar

    İslâm’da farz ve vacib olan sadakalardan başka,
    kapsamı çok geniş bir sadaka anlayışı
    vardır. Mal veya parayı tasadduk etme yanında, mü’min
    kardeşine aracına binerken veya inerken yardımcı
    olmak, güler yüz veya tatlı dille onun gönlünü hoşnut etmek
    gibi pek çok fiil ve davranışlar sadaka olarak
    nitelendirilmiştir.

    Hz. Peygamber (s.a.s), Ebû Zer (r.a)’i tasaddukta
    bulunmaya teşvik ederek şöyle buyurmuştur: "Şu
    Uhud dağı altın olarak elime geçse üçüncü geceyi ondan
    bende bir dinar bulunduğu halde geçirmek istemem. Yalnız borç
    ödemek için ayırdığım dinar bunun
    dışında olur, -Önüne, sağına ve soluna saçma işareti
    yaparak- Onu Allah’ın kullarına bu şekilde
    dağıtmak isterim. Şüphesiz malı çok olanlar, kıyamet
    günü sevabı en az olanlardır. Yine yoksullara tasaddukta
    bulunma işareti yaparak, bu durumda olanlar müstesnadır"
    (Müslim, Zekât, bab: 9, H. No: 32).

    Farz ve vacib sadaka dışındaki sadaka
    kapsamının genişliğini şu hadiste görmek
    mümkündür: "İçinde güneş doğan her gün, insanların
    her bir mafsalı için kendilerine bir sadaka gerekir. Meselâ;
    İki kişinin arasında adaletle hükmetmen bir sadakadır.
    Hayvanına binmek isteyen bir kimseye yardım ederek, hayvana
    bindirmen veya eşyasını hayvana yüklemen bir sadakadır.
    Güzel söz bir sadakadır. Namaza giderken attığın her
    adım sadakadır. Gelip geçene sıkıntı veren
    şeyleri yoldan kaldırman bir sadakadır" (Buhârî,
    Sulh, 11; Cihâd, 72,128; Müslim, Zekât, 56; Müsâfirîn, 84; Ebû
    Dâvud, Tatavvu’, 12; Edeb,160; Ahmed b. Hanbel, II, 316, 350, IV, 423, V,
    178). Bu hadiste, "sülâmâ" parmak kemikleri demektir. Ancak
    burada vucuttaki tüm kemik ve mafsallar kastedilmiş, kemiklerin
    insanın oturup kalkması ve hareket etmesi için ne kadar gerekli
    olduğuna dikkat çekilmiştir. İşte böyle bir nimete
    karşılık farz olan sadaka yerine, günlük bir takım
    hayra yönelik hareket ve davranışların bu nimetin
    sadakası olduğu belirtilmiştir. Burada nimetin şükür
    borcunun hafifletildiği görülür. Namaza giderken her adımın
    sadaka sayılması, her adım
    karşılığında bir derece yükseltme ve bir günah
    affetme anlamındadır (Ahmed Davudoğlu, Sahihi Müslim
    Terceme ve Şerhi, İstanbul 1977, V, 374).

    Diğer yandan başka hadislerde, insanlara
    iyiliği emretmenin (Tirmizi, Birr, 36; Müslim, Müsâfirîn, 84;
    Ebû Davud, Tatavvu’, 12), Allah’a hamdetmenin ve O’nu tesbih etmenin bir
    sadaka olduğu belirtilmiştir (Müslim, Mûsafirîn, 84). Bir
    kimseye yol veya adres tarif etmek sadaka sayıldığı
    gibi (Buhârî, Cihâd, 72; Ahmed b. Hanbel, V,154), gönül alıcı
    yumuşak söz (Buhârî, Cihad, 72, Edeb, 34; Müslim, Zekât, 56),
    bir ağaç dikenin bu ağacından insan veya hayvanların
    yemesi ya da yararlanması da sadaka sayılmıştır
    (Ahmed b. Hanbel, VI, 362).

    Sadakanın En Faziletlisi:

    Çeşitli ameller arasında fazilet
    bakımından farklar bulunduğu gibi, ihtiyaç sahiplerine yapılan
    yardım ve tasadduklarda da bir sıra gözetilmiş; öncelikli
    tasadduk alanları belirlenmiştir. Gerçekten kişinin çok
    yakınında, belki aile fertleri arasında büyük sıkıntı
    içinde olanlar varken, uzakta olanlara yardım etmeye
    kalkışması maslahata uygun düşmez. Bu yüzden yardım
    ve infaka en yakınından başlamak prensibi
    getirilmiştir.

    Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

    "Bir kimsenin sarfedeceği en faziletli dinar,
    kendi aile fertlerine infak ettiği dinarla, Allah yolunda
    hayvanına ve yine Allah yolunda cihad edecek olan
    arkadaşlarına harcadığı dinardır" (Müslim,
    Zekât, 38; Tirmizi, Birr, 42; İbn Mace, Cihâd, 4; Ahmed b. Hanbel,
    V, 279, 284). Yine Rasûlüllah (s.a.s), Allah yolunda harcanan, bir köle
    azadı için sarfedilen, bir yoksula verilen veya ailenin geçimi
    için yapılan harcamaları zikrettikten sonra, bunların
    sevap bakımından en üstününün aile fertlerine yapılan
    harcamanın olduğunu belirtmiştir (Müslim, Zekât, 39). Bu
    hadislerde zikredilen aile fertlerinden maksat (iyâl); bir kimsenin
    nafakası kendisine ait olan çocukları, eşi, annesi,
    babası ve hizmetçisidir.

    Sadakanın en sevilen maldan verilmesi daha
    faziletlidir. Kur’ân-ı Kerim’de; "Siz sevdiğiniz mallardan
    infâk etmedikçe iyilik ve taate nail olamazsınız" (Âlu
    İmrân, 3192) buyurulur. Bu âyet inince Ebû Talha (r.a),
    Rasûlüllah (s.a.s)’e gelerek şöyle dedi: "Benim en çok sevdiğim
    malım Beyrahâ adındaki bahçemdir. Bu malım Allah için
    sadakadır. Onun Allah nezdinde sevabını ve âhiret azığı
    olmasını dilerim. Ey Allah’ın elçisi; onu istediğin
    yere sarfet! ". Bunun üzerine Hz. Peygamber, bu kararının
    çok kârlı bir yatırım olduğunu belirttikten sonra,
    bahçesini hısımlarına vakfetmesini bildirdi. Bunun
    üzerine Ebû Talha (r.a) onu hısımları ve
    amcasının oğulları arasında taksim etti.
    Başka bir rivayette, bahçenin verildiği kimselerin Hassân b.
    Sâbit ile Übey b. Ka’b (r.anhumâ) olduğu belirtilir (Müslim,
    Zekât, 42, 43).

    Kadının yoksul olan kocasına tasaddukta
    bulunması teşvik edilmiştir. Hz. Peygamber bir gün kadınlara
    hitab ederek; Ey kadınlar topluluğu zinetlerinizden de olsa
    sadaka verin" buyurmuştu. Bunun üzerine Abdullah’ın
    karısı Zeyneb ile Ensardan bir kadın Allah’ın elçisine
    gelerek kocalarının yoksul olduğunu, onlara sadaka vererek
    destek olup olamayacaklarını sordular. Bunun üzerine Hz.
    Peygamber bu iki kadın için şöyle buyurmuştur:
    "Onların ikisine de ikişer ecir vardır. Akrabalık
    ecri ve sadaka ecri" (Müslim, Zekât, 45).

    Ebû Hanife ile Hanbelîlerde tercih edilen görüşe
    göre, bir kadın zekâtını yoksul bulunan kocasına
    veremez. Çünkü bu takdirde zekât nafaka yolu ile kadına geri döner
    (el-Kâsânî, Bedâyiu’s-Sanâyi’, II, 40; el-Meydânî, el-Lübâb, I,
    156; İbn Âbidin, Reddül-Muhtâr, II, 87). Onlara göre, bazı
    hadislerde zengin olan sahabe hanımlarının kocasına
    destek olması nafile sadaka niteliğindedir. Ebû Yusuf,
    İmam Muhammed, Şâfiî ve Mâlik’e göre ise, kadının
    yoksul bulunan kocasına zekât vermesi caizdir. Dayandıkları
    delil, Hz. Peygamber’in, Abdullah b. Mesud’un karısı Zeyneb
    (r.anhâ)’e verdiği şu cevaptır:

    "Kocan ve çocuğun tasadduk etmeye en lâyık
    olan kimselerdir" (Ebû Dâvud, Zekât, 44; Talâk, 19; bk. Hamdi
    Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihali, İstanbul 1991, s.
    549).

    Bir mü’minin tasaddukunu sevdiği mal cinsinden
    yapması, Cenab-ı Hakkın rızasını kazanmaya
    sebep olur. Halife Ömer b. Abdülaziz çuvallarla şeker alır,
    tasadduk ederdi. Bunun yerine niçin para dağıtmadığı
    sorulunca, şu cevabı vermiştir: "Ben şekeri çok
    severim. Bu yüzden sevdiğim şeyi tasadduk etmek istedim"
    (A. Davudoğlu, a.g.e., V, 352).

    Anne babaya müşrik bile olsalar yardımda
    bulunmak gerekir. Nitekim Esmâ binti Ebi Bekir (r.anhâ) şöyle demiştir:
    "Annem yanıma geldi, kendisi Kureyş devrinde Rasûlüllah
    (s.a.s) onlarla anlaşma yaptığı zaman henüz müşrik
    idi. Ben Hz. Peygamber’e gelerek, "Annem bana rağbet göstererek
    yanıma geldi. Kendisine yardımda bulunayım mı?"
    dedim. Hz. Peygamber; "Evet annene yardımda bulun"
    buyurdular (Müslim, Zekât, 49, 50; Ebû Davud, Zekât, 34; Ahmed b.
    Hanbel, VI, 344, 347). Rivayete göre Hz. Ebû Bekir, Esma’nın annesi
    Kuteyle’yi cahiliye devrinde boşamıştı. Kuteyle
    Hicretten sonra Medine’ye kızı Esmâ’nın yanına
    gelmişti. Kendisine kuru üzüm ve yağ gibi hediyeler getirdi.
    Fakat Esmâ bu hediyeleri almaktan ve onu evine kabul etmekten kaçındı.
    Hz. Peygamber’in izin vermesi üzerine de onu evine aldı (Buhârî,
    Hibe, 29, Cizye,18, Edeb, 8; A. Davudoğlu, a.g.e., V, 363, 364).

    Ölen Kimse Adına Sadaka Vermek Caiz midir?

    Bazı ibadet ve taatların ölen bir kimse adına
    yapılması mümkün ve caizdir. Bunların sevabı ölüye
    ulaşır. Ölü nâmına verilen sadakalar başta gelir.
    Hz. Peygamber’e bir adam gelerek şöyle demiştir: "Ey
    Allah’ın elçisi! Annem ansızın öldü, vasiyet de etmedi.
    Öyle sanıyorum ki, konuşmuş olsa sadaka verilmesini
    vasiyet ederdi. Acaba onun adına ben sadaka versem, anneme sevap olur
    mu?" demiş. Hz. Peygamber; "Evet" cevabını
    vermiştir" (Buhârî, Cenâiz, 95; Vesâyâ, 19; Müslim,
    Zekât, 51; Vasiyye, 12, 13; Ebû Dâvud, Vesâyâ, 15; Nesâî, Vesâyâ,
    7).

    Hz. Enes (r.a), Rasûlüllah (s.a.s)’e; "Biz
    ölülerimize dua ediyor, onlar adına sadaka veriyor ve haccediyoruz.
    Acaba bunların sevabı onlara ulaşıyor mu?" diye
    sormuş, Allah elçisi şöyle cevap vermiştir: "Şüphesiz,
    onlara ulaşır ve onlar sizden birinizin hediyeye sevindiği
    gibi ona sevinirler" (Sahih-i Müslim Terceme ve Şerhi, V, 366).

    Hanefilere göre, bağışlanan her çeşit
    ibadetin sevabı ölülere ulaşır. Ancak ölen kimse namına
    zekât, adak, hac gibi mali yönü olan ibadetleri ifa etmek mümkün ise
    de; namaz, oruç gibi ibadetleri onun namına ifa yeterli
    değildir. Bunların bizzat hayatta iken ifası gerekir.
    Çünkü bu ibadetler, ferdi, beden ve ruh bakımından
    olgunlaştırır, olumlu etkileri bizzat bunları
    yapanların kendilerinde görülür. Başkalarının
    bunları yapmasıyla asıl yükümlü üzerindeki fayda sağlanmış
    olmaz.

    Hamdi DÖNDÜREN







+ Yorum Gönder
sadaka yerine geçen şeyler
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi