Medine'de Günümüzde Ramazan

+ Yorum Gönder
İslami Konular ve Oruç Bölümünden Medine'de Günümüzde Ramazan ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    sayanor
    Üye
    Reklam

    Medine'de Günümüzde Ramazan

    Reklam



    Medine'de Günümüzde Ramazan

    Forum Alev
    Medine'de Günümüzde Ramazan

    Aksiyon Eki
    Medine-i Münevverede ramazan orucu tutmak bir ayrıcalıktır. Çünkü buradaki ramazan orucu, diyebiliriz ki dünyanın hiçbir yerindeki oruca benzemez. Evvela nasıl benzesin ki insanlığın iftihar tablosunun yanında tutulan oruç elbette manen farklı olacaktır. Oradaki o manevi atmosferin her şeye tesiri olduğu gibi oruca da tesiri olacaktır.Bundan dolayıdır ki dünyanın dört bir bucağındaki Müslümanlar umrelerini ramazan ayına saklarlar. İşlerini ona göre ayarlarlar hiç olmazsa ramazanın bir kısmını burada tutabilsinler diye…

    Medine’yi anlayabilmek için onun en şerefli sakini s.a.v. gibi manaya açık olmak gerektir. Medine’nin, içinde barındırdığı kainatın efendisinin hicreti ile her şeyi değişmiş hatta Allah cc. bir takım salgın hastalıkları ve tiksindirici durumları oradan uzaklaştırmıştır. Bundan dolayı ona Medine-i tahire denir. Orada mescidi nebevide bulunan cennet bahçesi olarak tavsif edilen yere de ravza-i tahire denir.
    Hacca veya umreye gelen herkesten işitmişizdir. “Medine bir başka”…Medine ruhlarda bir başka tesir icra etmektedir. Keşke bu satırları benim gibi ülfet perdesi arkasında kalıp bir çok şeyi görmeyen, hissedemeyen biri değil de Medineye yeni ayak basmış hüşyar kalpli ehil biri yazsaydı. Çünkü o her şeyi farklı değerlendirecekti. Ama ne yapalım ki bu anlatımı yukarıda vasfettiğim ben yapacağım. Haddi zatında Medinede ramazanı anlatmak pek kolay bir iş değildir. Belki onunla ilgili bir kitap yazmak gerekir. Ben bu yazıda size işin manevi yönünü değil, belki maddi alemde müşahede ettiğimiz halin bir kısmını aktarmaya çalışacağım. Çalışacağım çünkü konu anlatılacak gibi değil, ancak görülmekle anlaşılır veya yaşanmakla idrak edilir.

    Ramazan ayı dünyanın belki her Müslüman ülkesinde heyecanla karşılanır ve normal günlerden farklılıklar arz eder. Ama kuranın nazil olduğu bu mübarek topraklarda ramazan ay’ı hazları ve yaşantısı elbette daha bir başkadır.

    İlk Hilal Ve Teravihler

    Medineliler ramazan ayının geliş heyecanını ta recep ayının bitiminden itibaren yaşamaya başlarlar. Radyo ve televizyon o gün şaban ayının hilalinin gözlemlenmesini, bunun da ramazan ayının hilale göre tespiti için gerekli olduğunu hatırlatır. Bütün ülke halkı hilali gözetlemeye yetkilidir. Hilali gören en yakın mahkemeye müracaat eder. Mahkeme hilali gören kimselerin kişiliklerini şahitler vasıtasıyla (buna onlar müzekki diyorlar) tespit eder. Netice olumlu ise halka “hilal görüldü” diye duyurulur. Şaban ayı sonu da aynı şekilde tespit edilir. Böylece ramazan hilali de tespit edilmiş olur. Neticeler yüksek mahkeme tarafından radyo ve televizyonlarda açıklanır. O gece herkes pür heyecan, acaba hilali gören var mı diye ….Yatsı namazı esnasında yürekler güvercin yüreği gibi acaba ramazana girdik mi veya birazdan teravih kılınacak mı diye herkeste bir belirsizlik ve bekleyiş ikisi birbirine karışmış durumdadır. Eğer hilal görülmüşse hareme yüksek mahkeme tarafından haber verilir ve imam hemen gecikmeden teravih namazına istevuuu (saflarınızı sık ve düzgün tutunuz diyerek ve akabinde tekbir alarak namaza başlar. Eğer haber gelmemişse yatsı namazı biraz geciktirilir. Bazen da yatsı namazı kılınırken top atışları Medine’nin dört bir tarafında yankılanır. Bundan anlaşılır ki ramazan ayı resmen ilan edilmiştir. Artık herkes sünnetini kılar ve teravih namazını beklemeye koyulur. Genelde imam Huzeyfinin “istevuuu” sesi ruhlarda bir heyecan başlatır. Artık ramazanın ilk teravihi hatimle kılınmaya başlanılmıştır. Medine ve Mekke haremlerinde teravih namazları hatimle kılınır. Medine’nin hemen her camiinde teravih kılınır ama bazısında teravih hatimle değildir. Hatta bazı camilerde teravih 8 veya 10 rekat kılınır. Ama sureler yine uzunca olunur. Namaz 8 veya 10 rekat olmasına rağmen 1 saat kadar sürer. Teravih esansında bazen müezzininin sesi cenaze ilanıyla yükselir. Hemen cenaze namazı kılınır ve arkasında kalınan yerden teravihe devam edilir. 10 rekat tamamlanınca biraz ara verilir. Cemaatin bir kısmı işinden dolayı ayrılır. Saflar yeniden gözden geçirilir. Ve ikinci imamın tatlı sesi “Allahu Akber” diye yükselir. Her gün 20 rekat kınlanan teravihte 1 cüz yani yirmi sayfa kuran okunur. İmam her iki rekatta selam verir. Cemaatten her bir fert istediği kadar rekat kılabilir. İş durumuna göre, gücüne göre zaman zaman safların arasından ayrılanlar olur. Hele ilk 8 veya 10 rekattan sonra çok ayrılanların olduğu gözlenir.

    Ramazanın yirmi dokuzuncu gecesi kuran hatim edilir. Hatmin bittiği yerde yani namazda imam hatim duasını yapar. Ayakta herkes ellerini semaya açarak imamın dünya ve ahiret adına hiçbir konuyu atlamadan yaptığı duaya içten ve yüksek sesle “amin” derler. O esnada gerçekten çok huzurlu ve manevi bir atmosfer oluşur ki görülmeye ve yaşanmaya değer bir andır. Sanki Mescidi Nebevi yerden kesilip arşı alâya varmış o cemmi ğafir’in (büyük kalabalık) Allahın kapısında dua dua yalvardığını hissedersiniz. Zaten hele imam “yarabbi bu gün sen bizi kapından kovarsan biz kime gidelim kimin kapısını çalalım ki bize merhamet etsin” dediğinde ağlama çığlıkları zannederim sema ehlini harekete geçirir yarab onları boş çevirme diye onları da yalvarmaya mecbur eder. Arşı alayı ihtizaza getirir. Sonra hıçkırıklar ve iç çekmeleriyle rukua varılır. Ve böylece son teravih namazı kılınmış olur. Herkeste sevinçle üzüntü karışımı bir duygu vardır. Bir taraftan ramazanı teravihleriyle teheccütleriyle değerlendirmenin sevinci diğer taraftan çarçabuk geçen ve hakkıyla değerlendirilemeyen ramazanı uğurlamanın üzüntüsü. İçlerde bir burukluk ki tarif edilemez. Dudaklarda “Allah’ım tekrar tekrar nasip et” “Allahım bu sene ki orucumuzu kabul et seneye de ramazana bizi tekrar kavuştur.” dualarıyla o cemmi ğafir’in dağılışı bile insanı heyecanlandırmaya yeter.

    Akşama hazırlık

    Ramazanda halk ikindiye kadar evinde istirahat eder. İkindi namazından sonra adete sûr’a üflenmiş gibi her tarafta yeniden günün hareketi başlar. Herkes iftar hazırlığına girişmiştir.Sokaklarda kulübeciklerde seyyar satıcılar sambusek denen kıyma ve yumurta karışımı bir tür böreği satarlar. Bu börek ramazana has bir şeydir. Tabii bunun yanında çeşit çeşit içecekler de satılır. Diğer taraftan haremi şeriflerde (Haremeyn de) müthiş bir hareket vardır. Genellikle yerli halk abaen ced (nesilden nesil’e) adet olan haremi şerifte sofra açma, diğer insanlara ikram etme vazifesini yerine getirmeye çalışmaktadırlar. Akşam vakti yaklaşınca namaza ve haremde iftar etmeye gelenleri karşılamak amacıyla haremin dışında bir çok kimse beklemektedir. Hareme yaklaşanları adeta bir av gibi kapıp ısrarla sofrasına götürmek istemektedirler. Biri sizi kaptı mı ondan kurtulmak çok zordur artık . Hatta siz gitmemekte ısrar edince üzüldüklerini görürsünüz. Büyükler ayakta, kurulan sofraları kontrol ederken diğer taraftan dışarıda öncü kuvvet gibi bekleyip misafir toparlayanlar da getirdikleri misafirleri sofra sorumlusuna münasip bir yere oturtması için teslim ederler. Bu manzara gerçekten insanı derinden etkilemektedir. Nedir bu kadar iftar sofrasına davetteki ısrar. Çünkü bir oruçluya iftar ettirmek (orucunu açtırmak) aynen o oruçlunun aldığı sevabı almak demektir. Bu İslam’da kardeşliğin yardımlaşma, dayanışma ve it’amuttaam (yemek ikram etme) ın en güzel ve toplu bir göstergesidir.

    İftar sofraları

    Medine de ramazan deyince insanın aklına ilk önce iftar sofraları gelir. Gerçekten burada iftar sofraları görülmeye değer bir şeydir. İftar sofraları bir festival gerçekleştiriliyor gibi hazırlanır, düzenlenir. İftar sofralarının bir, ramazanın ilk günü açılışı vardır bir de ondan sonraki günler vardır. Diyebilirsiniz ilk günün ne farkı ola acaba. Evet farkı var. Şöyle ki.

    İlk gün ikindi namazından önce sofra açacak herkes Mescidi Nebeviye erkenden gelir. Sofra açacağı yeri tespit eder. İkindi namazı biter bitmez kapının dışında beklemekte olan, namaz esnasında içeri alınmayan naylon sofralar alınır ve birkaç kişi el çabukluğu ile istenilen yere serilir. Tabii bu bazen böyle kolayca olmaz bazı tartışmalar olur. “Burası benim yerim ben buraya senden önce geldim” demeye kalkışanlar olur. Ama karşıdaki bazen müthiş bir cevap verebilir ki onun altından kalkmak mümkün olmaz. “Buraya ben değil, babam değil, dedem değil, dedemin dedesi sofra açmış ve o gün bu gündür burası bize aittir kardeşim” deyiverir. İşte orda diğerinin diyeceği bir şey kalmamış hemen başka bir yer aramaya koyulmuştur. Evet öyle yerler vardır ki abaen ced aynı yerde aynı duyguyla sofralar açılır, oralara kimse sofra açmaya yanaşamaz. Birinci gün böyle yer tespiti yapıldıktan sonra artık ikinci gün herkes yerini bellemiş olur bu tür tartışma pek olmaz.
    Sofralar, sofra sahibinin gücüne göre uzunlukları değişir. Orada uzunluk ölçü birimi “halı boyudur. Bir halı iki halı üç halı…isteyen istediği kadar uzatır. Naylon rule sofralar bu uzatma işlemine müsait olduğundan yerde yuvarlanarak istenilen yere kadar uzatılır.
    Sofra denince orada çorba, yemek, pilav, tatlı falan yoktur. Ama orda öyle bir şey vardır ki hepsinin yerini tutar az da geçer belki. Orada ana menü hurmadır.
    Aylar öncesinden mevsiminde satın alınıp derin dondurucular da stoklanan, Arapların rutab dedikleri taze hurmalar plastik tabaklara konularak gayet düzgün bir şekilde sofraya dizilir.yanına 200gr lık yoğurt kaseleri konur. Yoğurt kaselerinin üzerlerinde mini birer de kaşık bulunur. Sofranın tam ortasına aynı hizayla yine plastik tabakların içine konmuş bir nevi baharat (toz) görürsünüz. Bu baharata dukka diyorlar. Yoğurtla karıştırılarak yeniyor. Bir de sofranın ayrılmaz veya olmazsa olmaz bir unsuru vardır. O da Arap kahvesi veya acı kahve de denen kahvedir. Bu kahvenin tadı Türk kahvesinden çok farklıdır. Ondan dolayı Türklerden bir çoğu ilk etapta alışamıyorlar ama zamanla alışıp beğendiklerini söyleyenler de az değil.
    Tabii bu mütevazi sofrada ramazana has çıkarılan ekmeklerin birkaç çeşidi birden bulunur. Susamlı simidin den tutun da yağlı tandır veya kepekli ekmeğine kadar rengarenk her çeşidini görebilirsiniz. Mescidi Nebeviyi baştan aşağıya donatan sofralarda standart menü bunlardan ibarettir. Hurma, yoğurt, kahve, ekmek, dukka ve zemzem.
    Şimdi sofrada bulunan maddelerin birbirleriyle uyumluluğu hakkında da birkaç söz söyleyelim. Efendiler efendisi sallallahu aleyhi ve selem hurmayı süt ürünlerinden biriyle yemeyi severmiş. Özellikle ayran veya tereyağı. Hurma tabiatı sıcak bir yiyecektir. Yoğurt ise tabiatı soğuk bir yiyecektir. Bu ikisi bir arada yendiğinde her biri diğerini nötr hale getiriyor. Bu insan sağlığı için çok önemli bir konudur. Yoksa ramazanın bu sıcak iklimde insanı nasıl kavurduğu tahminlerden uzak değildir. Hurma yalnız yense daha çok yakar. Bundan dolayı efendimiz. Hurmayı ya süt ürünlerinden biri veya salatalık kavun gibi şeylerle yermiş ve bunun sebebini de “bunun hararetini şununla bunun soğukluğunu da şununla kırıyoruz” diyerek açıklarmış. Acı kahveye gelince bu kahvenin içinde hell (kakula) denen bir çeşit baharat var. Bu baharat da kahveyle yukarıda hurmayla yoğurt hakkında açıkladığımız uyumluluğu sağlıyor. Aynı zamanda hararetten kavrulan bağırsakları yemek öncesi serinleterek, rahatlatarak regule ediyor ve yemeğe hazır hale getiriyor. .
    Kısacası sofrada bulunan her şeyi birlikte yemekte fayda var. Bu safranın bu çeşitlilikte düzenlenmesinde yüzyılların tecrübesi, sünnetin bereketi ve hikmeti var.
    Ezan okunmadan önce herkesi bu sofraların başında kuran okurken dua ederken bulursunuz sofra sahipleri sizi sofranın başına mescidi nebevinin dışından tutarak getirirler. Sofraya buyur ederken sizin ayakkabınızı alır, ayakkabılığa koyar ve size kuran okuyup okumamak istediğinizi sorarlar. Haremi şerifte hadislerde geçtiği veçhile arı kovanı sesi gibi bir ses hakimdir. Herkes büyük bir coşku ve ruh haletiyle dua ediyor, kuran okuyor veya dalgınlık içerisinde etrafı süzüyordur. Derken Müezzinin o yanık sesi Allahu ekber Allahu ekber diyerek hem oruçluların yeme iznini, hem de tevhidi ilan eder. Büyük bir heyecanla, coşkun bir ruh haletiyle yüz binlerce insan bir anda ellerini sofralara uzatırlar. Bir anda koca mescid sessizliğe bürünmüş sadece müezzinin yanık sesi ortalığı çınlatmaktadır. Hele eşhedu enne muhammederresulullah deyince göz pınarlarında dolmuş, hazır bekleyen yaşlar akmaya başlar. Sanki efendimizin karşısındaymışsınız ve bu şahadeti ona getiriyormuşsunuz gibi hissedersiniz kendinizi… o anda gözler hücre-i saadete doğru kayar iradenizin dışında; can-ı gönülden bir salat-u selamla beraber sanki onun hücre-i saadetten çıkıp cemaatine selam verdiğini görür gibi olursunuz. İşte kainatın efendisinin şehrinde ve onun mescidinde oruç açmanın farkı burada daha bariz belli olur.
    Üç beş dakika içerisinde her şey yenir damarlar ıslanır ruhlar coşar. Herkes yanındakinde olmayan bir şey varsa kendisininkini ona verir veya paylaşır bu kardeşlik ve paylaşma misali ikinci bir yerde yoktur dense sezadır. Müezzin kamet getirmeye başlamıştır. O on binlerce metrekarede açılmış olan binlerce sofra bir iki dakika içerisinde birden toplanır ve namaz düzeninde saflar tutulur ve namaza durulur. Bu arada temizlik işçileri o toplanan sofraları birkaç saniye içerisinde haremin dışına atarlar. Bu kadar iş bu kadar kısa sürede nasıl oluyor hayret edilir. Namazlar kılındıktan sonra bazı yerlerde yeniden sofra naylonları serilmeye başlanır. Bu sofralar geç gelen sofraya yetişemeyen din kardeşlerini de doyurmaya matuf açılan sofralardır. Bu arada cemaate hizmet ederken yeyemeyen hizmetkarlar da o sofrada karınlarını doyururlar ve teravih namazını beklemeye koyulurlar. Yalnız bu ikinci sofrada dikkat çeken bir husus sofrada sadece hurma ve ekmeğin bulunmasıdır. Çünkü diğerleri genelde birinci sofrada bitirilmiştir.Cemaatin bir kısmı evine geri döner fakat bir kısmı da haremi şerifte kalır genellikle bu ikinci sofrada olanlar eve dönmezler. Teravih namazını mescidde kuran okuyarak beklerler.

    Ramazanda Çalışma Hayatı

    Mevsim şartlarından dolayı gündüzleri sokaklar bomboş sanki şehir terkedilmiş gibidir. Caddelerde mecburiyetten dolayı dolaşan çok az araba veya yaya görürsünüz. Gece boyu ayakta kalıp çalışacak olan Medine halkı gündüz istirahat etmektedir. İkindi namazı sularında sanki sura üflenmiş gibi yavaş yavaş hayat canlanmaya başlar. Çarşı ve pazarda iftar hazırlıkları için hareketlilik başlamıştır. Özellikle sambusek denilen içi kıyma ve yumurtayla doldurulmuş olan, bizim de muska böreği dediğimiz börek mutlaka ramazan iftar sofrasında bulunur. Her lokanta ve kafeterya bu böreği ramazanda bulundurur. Akşam iftardan sonra başlayan hayat sahur vaktine kadar çok hareketli bir şekilde devam eder.
    Ramazanın son on günü resmi yerler ve okullar tatil edilir. Bunun sebebi manen çok kıymetli olan bu günlerin ibadetle değerlendirilmesi, dünya işlerinin buna engel olmamasını sağlamaktır. Sabaha kadar ibadetle geçirilen gecelerin gündüzünde işe gitmenin zorluğu da hesab edilmiş olsa gerek…

    Alış veriş

    Ramazan yaklaşırken gözlemlenen diğer bir husus halkın gıda çarşılarına hücum etmesidir. Ramazanda tüketilecek gıda maddesini ramazan girmeden almak isteyen halk hizmetçisini ve çocuklarını alarak çarşıya çıkarlar. Ramazan boyu ibadetle meşgul olacağını düşünen halk, ramazanın içinde alış verişle meşgul olmamak amacıyla alacağı malzemeyi ramazandan önce alır ve evine stok yapar. Tabii siz bunu görünce acaba niye bu kadar alıyorlar “ramazan yeme içme ayı mı? ki”diye hayrete düşersiniz. Ama onlar eşine dostuna hatta haremde tanımadıkları Peygamber misafirlerine ikram etmek için almaktadırlar.
    Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Ramazanda gündüzleri istirahat edildiğinden çarşı-pazar kapalıdır. Alış veriş daha çok teravih namazından sonra başlar ta sahur vaktine kadar devam eder.

    Ramazan ve Çocuklar

    Medine’de ramazanda çok dikkat çeken hususlardan biri de Ramazanın girişi ile beraber Türkçe langırt dedikleri oyunun ortaya çıkmasıdır. Sene boyu nerelerdedir? Neden kimse onu sene boyu oynamaz? bilinmez ama bilinen bir şey o oyunun ramazanın girişi ile beraber ortaya çıkmasıdır. Sanki ramazana has bir oyunmuş gibi ramazan bitince de ortadan kaybolur. Ramazanda hayat daha çok gece yaşanır. Hava sıcak olduğundan Gündüzleri istirahat edilir. Çocuklar ikindiden sonra gece yarılarına kadar bu oyunun başında toplanır kimi oynar kimi seyreder. Bir de hemen hemen her sokağın başında ve sonunda bu oyunu oynayan çocuklara enerji vermesi bakımından hazırlanmış gibi “belile” dedikleri haşlanmış nohut satıcıları ve turşucular da bunlarla beraberdir.

    Hayırlar

    Medine halkı efendisinden ve efendisinin etrafında halelenen sahabi efendilerimizden aldığı örneği aynen uygular gibidir. Efendimiz için ramazanda bereketli rüzgarlardan daha cömert idi derler. İşte Medine haklıda gerçekten ramazanda rüzgarlar gibi coşar ve dünyada bir eşi daha gösterilemeyen müthiş bir sahavet , ikram ve kardeşlik sergiler.
    Zenginler bazen münferit bazen de bir araya gelerek hayır projeleri meydana getirirler. Büyük bir gıda deposunu satın alıp ramazan ayı buyunca sağda solda dağıttıkları fişlerle yada Medine de araştırıp buldukları fakirlere bizzat kendileri gıda malzemelerini götürerek fakirlerin yardımına koşarlar. Bazıları da şeker, un, hurma, yağ, makarna, pirinç gibi temel gıda malzemelerini bir tır’a yükleyerek Medine’nin merkezî bir yerine durur orada her gelene istediği kadar istediği malzemeden verir. Bu, insana Hz. Osman’ın veya Abdurrahman bin Avf’ın dışarıdan gelen Erzak kervanlarını Allah rızası için dağıtmasını çağrıştırıyor insana…
    Tabii 1400 sene aradan sonra bugün sahabiye benzeyen insanları görmek, onların yaptıkları hayırları seyretmek kişiyi müthiş bir duygu fırtınası içine çekiyor.
    Ayrıca bazı zenginler derin dondurucularda depolanan binlerce gövde eti satın alarak ramazan boyu fakirlere dağıtır. Yine Mescidi-i Nebevinin etrafında bir öğünlük tavuklu veya etli pilav dağıtan arabaları veya bir kişinin yeyebileceği iftarlık yiyecek ve içeceklerden oluşan kumanyalarla dolu kamyonetleri veya yanına eşini veya çocuklarını alarak arabasıyla harenim etrafında dolaşarak hazırladığı hurmadan meyve sularından ve muz portakal elma gibi meyvelerden oluşan iftarlıkları dağıtan kimseleri ğıptayla ve hayretle müşahede edersiniz.
    Böyle güzel hasletlerle donatılmış insanlar sayesinde Medine fakirleri bütün ihtiyaçlarını karşılar, ramazanda insanlara el açmaktan kurtulurlar.

    Gece hayatı

    Haremeyn de en çok dikkat çeken hususların başında gece ve gündüzün insan hayatında yer değiştirmesi gelir. Yani insanlar gündüz yapacaklarını gece, gece yapacaklarını gündüz yaparlar. Yani gündüz yatar, gecede çalışırlar. Gecenin saat 2 sinde her tarafta müthiş bir hareket görülür. Çarşı pazar açıktır. Oysa her zaman hareketin başladığı sabahın 7-8 i gayet sakindir. Çünkü herkes gecenin yorgunluğunu çıkarmaktadır. Ancak şu son yıllarda ramazanın serin bir mevsime girmesiyle bu nispeten azalmıştır. Zaman zaman gündüzleri de sokaklarda dolaşan veya çalışanlara rastlanmaktadır.

    Teheccüd Namazı

    Ramazan malumunuz üç kısma ayrılır. İlk on, ikinci on ve son on gün. Ramazanın son on günü, geceleri teheccüd namazı kılınır. Bu namazı haremde kılsanız da kılmasanız da o gecenin asude havasında Medine’nin etrafında yankılanan kuran sesi insanı derinden etkiler. Sanki kuran semadan yeni nazil oluyormuş gibi içinize işler. Bundan dolayı insanı bu namaza iştirak etmeye zorlar. Medine halkının büyük bir kısmı bu mübarek namaza iştirak ederler.. Teheccüd namazı gece saat birde başlar ve takriben iki saat sürer. Secdeler ve rükular gayet uzun tutulur. Secdelerde ağlama sesleri eksik olmaz. Eskiden bu on günde de bir hatim indirilirdi; son yıllarda hatim indirilmiyor ama hatime yakın kuran okunuyor. Teheccüd namazı bittiğinde sahur vakti yaklaşmıştır. Herkes acele acele sahur yapmak için evine gider. Tabii ki sahurdan sonra hemen sabah namazına yetişmek isterler. Sabah namazına yakın tekrar akın akın Hareme dönüş başlar. Böylece gece tamamen ibadetle geçmektedir.

    Ramazan Ve Kur’an

    Efendiler efendisi “kuranın her bir harfine mukabil on sevap var” diyor. Okunan bu kuran, her şeyin binle çarpıldığı Mescidi Nebevide olursa; hele bu da rahmet ay’ı, gufran ay’ı ve Kur’an ay’ı ramazanda olursa…. İşte bunu bilen Medine yerlisi ve Medine’nin bu değerlerini bilen ziyaretçisi ramazanda kuranı elinden düşürmez. Uykunun ve namazın haricinde her an elindedir kuran…
    Mescidi Nebevide bol miktarda kuran bulunur. Belki yüz binlerle… Bazen Kur’an raflarında Kur’an kalmaz. Herkes elindeki kuranı büyük bir zevkle ve aşkla okur. Akşama yakın sofraların başında iftar saatini beklerken kuran okumanın hazzı başka zaman yakalanamaz. Ramazana has olan bu durum ramazanın Kur’an ay’ı olarak isimlendirilmesine ne kadar yakışmaktadır.

    İtikaf

    Ramazan ayında haremi şerifte çok dikkat çeken hususlardan biri de itikaf konusudur.
    İtikaf son on günde kişinin kendisini tamamen ibadete vermek amacıyla mescidde kesintisiz ikamete niyetlenmesi ve bu süre zarfında zaruri ihtiyaçlar haricinde mescidin dışına çıkmamasıdır. Son on gün girince mescidi nebevinin içini battaniyelerle, yastıklarla ve çarşaflarla dolmuş görürsünüz hatta bazen namaz kılacak yer olmaz da önünüzdeki battaniyeleri kaldırmak ihtiyacı olur. İtikafa her seviyeden insan giriyor. Ailenin işlerini görecek biri ayrıldıktan sonra bazen aileden birkaç kişi beraber girebiliyor.

    İtikaf ramazanın bitmesi, şevval ayının başlaması yani bayramın ilanı ile bitiyor. Artık eşyasını alan evin yolunu tutuyor. Medine halkı efendimizin zamanından bu yana bu mübarek ibadeti devam ettire gelmiş ve bu gün çok büyük bir kesim bu ibadeti yerine getirmektedir…

    Aşk ve İştiyak

    Medinede geçirilen ramazan insan üzerinde derinden izler bırakır. Ramazanı bir kere Medine de geçiren bir kimse daha sonra başka bir yerde ramazan geçirirken iç de geçirir. Çünkü orada yaşadıkları gözünde tüllenir. İmkanı varsa tekrar tekrar yine ramazanda gelmeyi planlar. İmkanı yoksa onun hasretiyle yanar kavrulur ve oraları hatırlamakla ve etrafına anlatmakla teselli bulur.
    Allah oruçlarımızı ve tüm ibadetlerimizi kabul buyursun. Hayırlı ramazanlar…



  2. 2
    sagocu_kız
    Bayan Üye

    --->: Medine'de Günümüzde Ramazan

    Reklam



    Efendimiz için ramazanda bereketli rüzgarlardan daha cömert idi derler. İşte Medine haklıda gerçekten ramazanda rüzgarlar gibi coşar ve dünyada bir eşi daha gösterilemeyen müthiş bir sahavet , ikram ve kardeşlik sergiler.


    Ne mutlu onlara...
    Teşekkürler...








+ Yorum Gönder
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi