Kanuni döneminde düzenlenen Çingene Sancağı Kanunnâmesinde "gayri meşru iş

+ Yorum Gönder
Tarihimiz ve Osmanlı Devleti Bölümünden Kanuni döneminde düzenlenen Çingene Sancağı Kanunnâmesinde "gayri meşru iş ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Fatal
    Özel Üye
    Reklam

    Kanuni döneminde düzenlenen Çingene Sancağı Kanunnâmesinde "gayri meşru iş

    Reklam



    Kanuni döneminde düzenlenen Çingene Sancağı Kanunnâmesinde "gayri meşru iş

    Forum Alev
    Kanuni döneminde düzenlenen Çingene Sancağı Kanunnâmesinde "gayri meşru iş yapan çingene kadınlarından kesim adı altında vergi alındığı" ifade edilmektedir. Bu doğru mudur ve İslama göre nasıl izah olunabilir?

    Bilindiği gibi Osmanlı Devleti, XVI. yüzyıldan itibaren, Rumeli’deki çingeneleri, askeri maksatlarla bir teşkilâtlandırmaya teşvik etmiştir. Merkezi Kırk Kilise olan ve Eski Hisârı Zağra, Hayrabolu, Malkara, Döğenci Eli, İncügöz, Gümülcine, Yanbolu, Pınarhisâr, Prevedi, Dimetoka, Ferecik, İpsala, Keşan ve Çorlu mıntıkalarını özellikle ihtiva eden bir Cingâne Sancağı ihdas edilmiştir.
    Çingene Sancağı Beğine Çingene Beği, Çingene Sancağı Beği veya mîri kıptiyân denirdi. Çingenelerin Müslümanları her hâne başına 22 akçe ve gayri müslimler ise 25’er akçe harâcı muvazzaf verirlerdi. Örfî rüsûmde diğer re’âyâ gibi idiler. Çingenelerden göçebe olanların hangi kazalar içinde göç edebilecekleri tesbit olunmuştu. Hiçbiri cemâ’atini terk edip gidemezdi. Terk ederse yakalanır ve kabilesine teslim olunurdu. Çingene kabilelerine katuna ve reislerine de katuna başı denirdi. Müslüman çingeneler ile gayri müslim çingeneler arasında kız alıp verme yasaktı. Çingenelerden bir kısmı müsellem idi ve bazı örfî rüsumdan mu’âflardı.
    Kanunî devrinde Cingâne Livasını ve bütün çingeneleri ilgilendiren ilk hukukî düzenleme, tahmînen 937/1531 tarihinde yapılmıştır. "Kanunnâmei Kıbtıyânı Vilâyeti Rumeli" yani "Rumeli Eyâleti Çingeneleri Kanunnâmesi" adını taşımaktadır.
    Kanunnâmede çingeneler Müslüman ve kâfir diye ikiye ayrılmış ve bazı hükümler bu esasa göre tanzim olunmuştur. Gayrı meşru iş yani oyun eğlence ile meşgul olanlar da gayrı müslimlerdir.
    Asıl bizi ilgilendiren de bu Kanunnâmenin bir maddesidir: "2. Ve İstanbul ve Edirne ve Filibe ve Sofya’da olan cingânelerin nâ meşru’ fPle mübaşeret eden avretlerinden her ayda yüzer akçe kesim deyü resm verirler".
    İslâm Hukukunda İslâm Ülkesinde yaşayan gayrı müslimler de zina fiilini işleseler, şartları ve unsurları tamam olduğu takdirde, haddi zina tatbik edilir. Ancak buradaki hüküm zahirde buna muhalif gibi görünmektedir. Aslında muhalif değildir. Zira buradaki gayrı meşru1 fiillerden kasıt, zina dışındaki fal bakma, dans, oyun ve eğlence tarzındaki gayrı meşru fiillerdir. Özellikle gayri müslim çingenelerin bu gayri meşru fiilleri meslek haline getirdikleri herkesin malumudur. Bunların cezası, ülü’lemr tarafından tesbit edilecek ta’zir ve daha doğrusu ta’zir bilmal olduğundan, bu tür gayrı meşru’ fiilleri işleyen kadınlardan her ay belli bir para cezası kesim adı altında yüz akçe alınması ceza olarak tesbit ve ta’yîn olunmuştur85.
    86. Kanuni Sultân Süleyman’ın, oğlu Şehzade Mustafa’yı, Hürrem Sultân’ın tahrikiyle haksız olarak öldürdüğü ve bunun Osmanlı Devleti’nin tarihinde kötü bir dönüm noktası olduğu söylenmektedir. Bu meseleyi özetler misiniz?
    "Kader hükmünü icra edince, insanların basar ve basireti bağlanıyor" kaidesi burada da geçerlidir. Meseleyi hemen hükme bağlamak doğru değildir. Ancak bu olayın tasvip edilecek bir yönü de yoktur. Osmanlı tarihçilerinin beyanına göre, Şehzade Mustafa hayatta iken onunla beraber hayatta olan üç şehzade daha vardır: Şehzade Bâyezid, Şehzade Cihangir ve Şehzade Selim. Sadrazam Rüstem Paşa ve Hürrem Sultânın ve hatta bazı tarihçilere göre Kanuni’nin meyli Şehzade Bâyezid’e; Padişah, askerler, âlimler ve meşâyıhın meyli Şehzade Mustafa’ya; harem halkının meyli ise babasıyla Saray’da beraber oturan ve sancağa çıkmayan Şehzade Cihangir’e idi. Şehzade Selim hiç kimsenin aklından bile geçmiyordu. Zira kendi sancağında, çevresine toplanan musahiplerle eğlenceli bir hayat yaşıyordu. Taht işleri gündeme gelince de, "Bakalım Mevlâ neyler?" diye lakayt kalıyordu.
    Ancak Kanuni’nin hanımı Hürrem Haseki’nin Şehzade Bâyezid, Şehzade Selim ve Şehzade Cihangir’in annesi olması; Şehzade Mustafa’nın ise Mahi Devrân Haseki’nin oğlu olması fitneyi ateşlemeye yeterli bir sebepti. Hürrem Haseki’nin ve Kanuni’nin biricik kızı Mihrimah Sultân ile evlenen ve 1544 yılında Sadrazamlık makamına gelen Rüstem Paşa, fitne ateşini körüklemeye başladı. Asıl arzusu Şehzade Bâyezid’in tahta çıkmasıydı. Bunun için Şehzade Mustafa’nın tasfiyesi gerekiyordu. Bu gayeye ulaşmak üzere Damad, Kayınvalide ve kız bir plan hazırladılar. Osmanlı Devleti’ni en çok ürküten politik bir mevzu olan Anadolu’nun Şî’alaşmasını vesile ettiler.
    Kanuni Sadrazam Rüstem Paşa’nın komutasında İran Seferine çıkmak üzere bir ordu çıkarmıştı. Bu olaydan sonrasını Solakzâde’den özetleyelim:
    "Şaşılacak iştir ki, askerin dilinde hiç hoş olmayan sözler dolaşıyordu. Bazı gayrı makul sözler ile çadırlar dolup gizli ve aşikâr söyleniyordu ki, ’Padişah gayet kocaldı, yaşlılık vücudunu yıprattı. Bu günden sonra sefere çıkamaz. Onun için yerine Rüstem Paşa’yı Anadolu’ya serdar tayin etti. İnsaf o ki. Şehzade Mustafa yerlerine tahta geçmek istiyormuş; ancak Rüstem Paşa engel imiş’. Bu tür dedikodular tevatür derecesine geldi. ’Söz yalan olmaz; yanlış olur’ dedikleri gibi, aslında Şehzade Mustafa yaşı kırkı geçmiş, ilim ve kahramanlık itibariyle şehzadeler arasından biricik idi. Ayrıca asker ve halk onu seviyor ve istiyordu. Maalesef bazı ahmaklar iyi niyetle ve bazıları ise kötü niyetle Şehzade Mustafa’ya bu sözleri ulaştırdılar ve onu isyan edecek merhaleye getirmeye çalıştılar".
    İşte bu dedikodular üzerine, fesad şebekeleri, Şehzade Mustafa’nın İran Şah’ı Tahmasb ile gizlice ittifak yaptığına ve onun damadı olup babasını devireceğine Kanuni’yi ikna ettiler. Her ne kadar Kanuni, kendisine ilk olarak bu mevzu açıldığında, "Hâşâ Mustafa Hânım bu küstahlığa cür’et ede. Bazı müfsidler kendi arzularını mülk ve saltanat ona kaimasun deyü iftira ederler" diye sert cevap vermesine rağmen, sahte mektuplar ve benzeri desiselerle onun isyan edeceğine ve hıyanet ettiğine inandı. Hatta 3. İran Seferi için yaptığı hazırlığa, Şehzade Mustafa’nın Konya Ereğlisi yakınlarında 30.000 kişilik bir orduyla katılmasını, ona isyan için geliyor zannetti. Rüstem Paşa’nın tahrikleri kötü amacına ulaşmış ve maalesef Şeyhülislâm Ebüssuud Efendi’den de devlete isyan ettiğinden dolayı idam fetvası kamufleli bir şekilde alınmıştı. Bu fetva bile usulüne uygun alınmamıştır. Böylece araya giren müfsidlerin tahriki ile, Osmanlı tarihinin en acı ve haksız bir idamı gerçekleştirilmiş ve 960/1553 yılının Şevval ayında Sultân Mustafa babası ile görüşmek üzere geldiği çadırda boğdurulmuştur. Katli, devlete isyan suçundan dolayıdır; ancak deliller yanlış ve şahitler yalancıdır.
    Şehzade Mustafa’nın idam edilmesi, her ne kadar kanununa uydurulmuş ve sahte delillerle insanlar kandırılmış dahi olsa, memleket içinde büyük sıkıntılar meydana getirmiştir. Hadiseye üzülen Şehzade Cihangir, aynı yıl üzüntüsünden vefat etmiştir. Asker çok ciddi manada rahatsız olmuş ve ısrarla Sadrazam Rüstem Paşa’nın azli istenmiş ve mecburen azledilmiştir. En acısı da İran Seferinden vazgeçilmiştir; zira askerin önemli bir kısmı karşı tarafa meyletmeye başlamıştır. Halk arasında Şehzade Mustafa destanlaşmış ve adına çok önemli mersiyeler yazılmıştır. Hatta Düzmece Mustafa adıyla ortaya çıkan birisi, binlerce insanı çevresine onun adıyla toplayabilmiştir.
    Bu sefer de Lala Mustafa Paşa, bazı şahsî menfaatleri yüzünden iki öz kardeşin arasını açmaya başlamış ve Şehzade Bâyezid ile Şehzade Selim’in aralarına buz dağlarını sokmaya çalışmıştır. 1558 yılında Şehzade Bâyezid Kütahya’dan Amasya’ya ve Şehzade Selim ise Manisa’dan Konya’ya sancakbeyi olarak tayin edilmişlerdir. Maalesef Şehzade Bâyezid, bazı tahriklere aldanarak gelen bu fermanı dinlememiştir. Padişah’ın emriyle üzerine gelen orduya Konya’da mağlup düşen Bâyezid, İran’ın başşehri Kazvin’e sığınmış ve âsi hale gelmiştir. Sonunda Şah, bazı dedikoduların da etkisiyle âsi oğlunu babası Kanuni’ye teslim edince, 4 oğlu ile birlikte Şehzade Bâyezid 1562 yılında idam edilmişlerdir. İdam fetvasını veren ise, Şeyhülislâm Ebüssuud Efendi’dir ve bu fetvada bir aykırılık bulunmamaktadır. Yani Şehzade Bâyezid’in katli tamamen devlete isyan suçundan dolayıdır ve bağy suçunun cezasıdır.
    Şehzade Bâyezid ile babasının karşılıklı olarak birbirine yazdıkları şu şiir, meselenin künhünü anlatması açısından çok manidardır. Sadece birer dörtlüklerini alıyoruz:

    Şehzade Bâyezid (Şâhî):

    Ey serâser âleme Sultân Süleyman’ım baba
    Tende canım canımın içinde canım baba
    Bâyezid’ine kıyar mısın benim canım baba
    Bî günahım Hak bilir devletlü Sultânım baba.

    Kanuni (Muhibbî):
    Ey demâdem mazharı tuğyânı isyanım oğul
    Takmayayım boynuna herkiz tavkı fermanım oğul
    Ben kıyar mıydım sana ey Bâyezid Hânım oğul
    Bî günahım deme bârî tevbe kıl canım oğul.

    Solakzâde, 521-533; 545-566;
    Âli, Künh’ülAhbâr, Es’ad Efendi, nr. 2162, vrk. 363/a vd.;
    Ahmed Refik, "Konya Muharebesinden Sonra Şehzade Sultân Bâyezid’in İran’a Firarı", TOEM, nr.36, sh. 705-727;
    Busbecq, Ogier Ghiselin De, Türkiyeyi Böyle Gördüm, Haz. Aysel Kurutluoğlu, Tercüman 1001 Temel Eser, İstanbul ts, sh.3740;
    Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, "Babasından Sonra Saltanatı Elde Etmek İçin Kardeşi Selim’le Çatışan Şehzade Bâyezid’in Amasya’dan Babası Kanunî Sultân Süleyman’a Göndermiş Olduğu Ariza", Belleten, c. XXIV, sayı 96(1960), sh. 597-600;
    Yılmaz, Belgelerle Osmanlı Tarihi, c. II, sh. 142-146;
    Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. II, sh. 401-408; ÖTEM, Sene 1, sayı 2, 30 Nisan 1334, sh. 1921;
    Akman, Kardeş Katli, sh. 8498;
    Peçevî, Tarih, sh. 300305; 341-342; İsen, Mustafa, Acıyı Bal Eylemek, Türk Edebiyatında Mersiye, Ankara 1993, sh. 125-165




  2. 2
    Filiz
    Bayan Üye

    Cevap: Kanuni döneminde düzenlenen Çingene Sancağı Kanunnâmesinde "gayri meşru iş

    Reklam



    Osmanlı devletinde özellikle Marmara ve balkan bölgelerinde bulunan çingene kadınlardan o zaman yaptıkları dans,eğlence ve fal bakma gibi işlemlerden ceza kesilirdi.Bunlar Müslüman olmayan çingeneler için geçerliydi.







+ Yorum Gönder
ibrahim paşanın gayri meşru çocuğu
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi