Ayasofya Camii Osmanlı Devletinin Balkanlarda Bırakmış Oldugu Mimari Eserler

+ Yorum Gönder
Tarihimiz ve Osmanlı Devleti Bölümünden Ayasofya Camii Osmanlı Devletinin Balkanlarda Bırakmış Oldugu Mimari Eserler ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Gülehasret
    Süper Moderatör
    Reklam

    Ayasofya Camii Osmanlı Devletinin Balkanlarda Bırakmış Oldugu Mimari Eserler

    Reklam



    Ayasofya Camii Osmanlı Devletinin Balkanlarda Bırakmış Oldugu Mimari Eserler

    Forum Alev
    Ayasofya Camii(Müzesi)

    ayasofya camii.jpg

    Eşsiz güzellikte, muhteşem bir mabet yaptırmaya karar veren İmparator Justinianus emeline kavuşmuş, idealini gerçekleştirmiştir. Dünyaya bir mimarlık harikası kazandırmıştır.
    Fakat insanlık bugün bu şaheserle övünüyorsa, bu, Türklerin sayesindedir. Onu bugünlere sapasağlam ulaştıranlar, sanat harikalarının koruyucusu olan Türklerdir.
    Amerika kıtasında, Mayalar'ın, Aztekler'in, İnka'ların eserleri bugün harabe halindedir. Çünkü bu kıtayı 15. Ve 16. Yüzyılda fetheden Avrupalılar, o şaheserleri korumak söyle dursun, yağmaladılar, yakıp yıktılar. Yıkılmadan kalabilenler, balta girmemiş gür ormanlarda bulunanlardır.
    Roma imparatoru Jül Sexar Kleopatra devrinde Mısır'a saldırdığı zaman muhteşem İskenderiye kütüphanesini yakıp yıkmıştı. Bu kütüphanede bulunan 700 bin kitabin külleri, günlerce bir matem bulutu gibi şehrin üzerinden ayrılmadı. Bazı tarihçiler buna ''Rönesans'ı en az asır geciktiren olay'' diyorlar.
    Piramitler, her biri tonlarca ağırlıkta blok taslardan örülü oldukları için yıkılamadı ama sakladıkları hazineler yine yağma edildi. Yüzlerce yıl sonra bölgeye hakim olan başka kuvvetler de, Gize'deki ünlü sfenksi nişan taşı olarak kullandılar, top ateşine tutarak bu şaheserin burnunu, sakalını kopardılar.
    1204 yılında İstanbul'u zapt eden Haçlılar, bu şehri misli görülmemiş şekilde yağmaladı, sanat eserlerini tahrip ettiler. Olayın görgü tanığı olan Bizanslı ve Avrupalı tarihçiler ''Tarihte böylesine vahşi, böylesine barbar bir yıkım görülmemiştir'' diyorlar. Bunların Ayasofya'yı ne hale getirdiklerini, diğer harika eserlere neler yaptıklarını önceki bölümlerde bir nebze yaptıklarını önceki bölümlerde bir nebze anlatmıştık. Daha başka neler yaptıklarını da aşağıda göreceğiz.

    FATİH'İN İLK EMRİ

    1453'te Türkler İstanbul'u fethedince, Fatih Sultan Mehmed'in ilk emirlerinden biri, acınacak şekilde harap ve bakımsız bırakılan Ayasofya'nın onarılması olmuştur.
    Türklerin Ayasofya'yı nasıl bulduklarını, sonra ne hale getirdiklerini, onu nasıl koruduklarını aşağıda okuyacağız. Fakat daha önce bu eserin nasıl meydana getirdiğini ve mimari özelliklerini anlatacağız. Bu özellikleri anlatmadan önce sunu da belirtelim ki, dünyanın yedı harikasını tespit edildiği yıllarda Ayasofya henüz yapılmamıştı. Yapılmış olsaydı, bu yedi harikadan biri mutlaka Ayasofya olurdu.


    ESKİ MABETLERIN SÜTUNLARI İSTANBUL'A GETİRİLİYOR

    Bugünkü Ayasofya'nın bulunduğu alanda, ilk kilise 12 Mayıs 360 yılında yapılmıştı. O zamanki Bizans'ın en büyük mabedi olan bu yapı 44 yıl sonra bir yangınla harap oldu. 415 yılında onun yerine yapılan yeni kilise de 532 yılında başka bir yangınla yok oldu.
    İste bu ikinci yangından sonra İmparator Justinianus, Hazreti Âdem'den bu yana görülmemiş ihtişamda, yangınlara, depremlere karsı koyabilecek, gelecek çağlara ulaşabilecek sağlamlıkta bir eser yaptırmaya karar verdi.
    Justinianus bu büyük yapının inşaasına Aydınlı Antonius ile Miletli Isodoros adli mimarları memur etti. Mimarlar hemen ise koyuldular. Önce kilisenin yapılacağı alan iyice açıldı. Bu maksatla orada bulunan saraylar, evler yıkıldı. Sonra, İmparatorluğun, harabe halinde bulunan eski mebdelerin, evlerin en güzel malzemeleri toplatılarak İstanbul'a getirildi. Mesela sekiz sütun Efes'teki Diana mabedinden alındı. Ayni sütunlar daha önce Efes'e Heliopolis'teki Güneş mabedinden getirilmişti. Atina, Roma, Delf ve öteki mebedlerden de bazı sütunlar toplandı. Böylece, her biri ayrı bir mabede yücelik kazandırmış olan mermer sütunlar, simdi bir araya gelecek, en büyük mebdede buluşarak gelecek çağlara ulaşacaklardı. Ayrıca dünyanın en meşhur mermer ocakları de Ayasofya için çalıştırılyordu. Prokonez beyaz mermerlerini, Eğriboz Adası açık yeşil mermerlerini, Karia'daki ocak beyaz-kırmızı mermerlerini, Mısır meşhur porfirlerini, Teselya ve Lakonya eski yeşil mermerlerini, Siga damarlı pembe taslarını İstanbul'a yolladı.


    EY SÜLEYMAN SENİ AŞTIM!

    Bu çok değerli malzemeden essiz bir anıt meydana getirmek mimarlar da en büyük güçle desteklenmeliydi ve desteklendi.
    İnşaat aralıksız beş sene devam etti. Bu süre içinde Ergün bin isçi çalıştı. İmparator sık sık çalışmaları denetliyor, çalışanları yüreklendiriyordu. Nihayet inşaat bitince, 27 Aralık 537'de, büyük bir açılış töreni yapıldı. Justinianus 14 atın çektiği tören arabası ile Ayasofya'nın, o zaman Kram Kapısı denilen büyük kapısının önüne gelince, büyük eseri gururlu seyrederken söyle dedi: ''Tanrım, sana şükürler olsun ki böyle essiz bir eserin başarısını bana lütfettin, beni buna layık gördün!''
    Sonra heyecanla mihraba doğru atılarak şöyle demekten de kendini alamadı: ''Ey Süleyman, bu eserle seni aşmış, seni yenmiş bulunuyorum!'' o zamana kadar en büyük mabedi yaptıranın kadar en büyük mabedi yaptıranın Hz. Süleyman olduğu kabul ediliyordu.

    AYASOFYA'NIN BOYUTLARI

    ayasofya-camii-boyutlari.jpg

    Ayasofya'nın bina olarak kapladığı alan 77 metre uzunlukta ve 71x70 metre genişlikte bir yerdir. Bu alanda yükselen binanın çok geniş bir avlusu vardı. Avlunun etrafında revaklar, ortasında ise avluyu aslan ağzından akan bir çeşme bulunuyordu. Mabede 9 büyük kapıdan giriliyordu.
    Ayasofya'nın kubbesi 31,36 metre çapında ve 55.60 m. yüksekliğindedir. Kubbenin kendi yüksekliği 81 metreyi bulur. Kubbe. Çok hafif tuğlalardan, birbirine takip eden tabaklarla meydana getirilmiştir. Kubbe kasnağı 40 pencerelidir. Bunlardan dördü kapalı durur. Yapıyı 107 sütun ayakta tutar. Bunların 40 tanesi alt. 67'si de üst kısımdadır. Bina zamanının altına geniş sarnıçlar yapılmış, bunların içine büyük fil ayakları dikilmiştir. Böylece yapıya, sekmelere karsı esneklik ve dayanıklılık verilmiştir. Buna rağmen Ayasofya Bizans devrinde birkaç defa depremden hasar gördü ve tamir edildi.

    20 TON GÜMÜŞ

    Ayasofya'nın ihtişamı yalnız boyutlarında değildir. İç süslemeleri bakımından da essiz bir eserdir. Daha doğrusu Haçlı yıkımına uğrayıncaya kadar öyle idi. Daha sonra Türklerin onarımı ile ve bu defa Türk sanatının inceliğiyle, yine essiz bir anıt oldu.
    Ayasofya'nın içi, Latinlerin işgalinden önce, mozaikler, renkli mermerler, fildişi levhalar, altın, gümüş ve diğer kıymetli taslarla, ağır islemeli kumaşlarla süslüydü. Tavanlarında altın zemin üzerinde dekoratif göbekler, rozetler, gümüş mozaikler vardı. İnsan resmi taşıyan mozaikler de bulunuyordu. Halen yerinde duran büyük kapının üzerindeki mozaik taht üzerinde oturan Meryem'i, kucağındaki çocuk ise Hz. İsa'yı temsil ediyor. Meryem'in sağındaki İmparator Konstantin Meryem'e İstanbul şehrini, Justinianus isa Ayasofya'yı sunarken görülüyor.
    Kubbenin altında ve orta yerde duran, fildişinden yapılmış ve değerli taşlarla süslenmiş bir kürsü vardı. Mihrabın önünde de üzeri altın yaldızlı gümüş bir bölme bulunuyordu. Gümüş kaplamalar ve mozaikler günün her saatinde bir başka yönden süzülen ışıkla pırıl pırıl olurdu.
    Tarihçiler Ayasofya'da bulunan gümüş kaplamaların ve süslerin 20 ton civarında olduğunu yazıyorlar. O devirde Bizans'ta elçi olarak bulunan yabancılar, yeryüzünde böyle muhteşem ve ışıklı bir mabed olmadığını yazmışlardı. Mesela Rus elçileri hükümdarlarına Ayasofya'yı söyle anlatmışlardı: ''Acaba gökte miyiz? Diye düşündük, çünkü yeryüzünde böyle bir ihtişamı insan tasavvur edemez. Gördüklerimizi size tarif etmekten aciziz.''
    İstanbul'u işgal eden Haçlılar ordusunda bulunan Robert de Clari ise gördüklerini söyle anlatıyordu: ''Bu mabedin bütün kapıların kilit ve sürgüleri som gümüşten idi. Paha biçilemeyecek değerde olan mihrabın üzerinde ondört ayak uzunluğunda som altından bir ayin masası vardı ve bunun üzeri değerli taslarla süslüydü. Mihrabın etrafındaki sütunlar da gümüştendi. Kilisedeki on kadar avizenin her biri insan kolundan kalın gümüş zincirlerle asılıydı...''

    ÖRÜMCEKLER AĞ KURMUŞ

    Türkler İstanbul'u aldıkları zaman Ayasofya'yı çırıl çıplak buldular. Anlatılmakla bitmeyen güzel mozaiklerinin çoğu; altın, gümüş ve değerli taslarla süslü olan her şeyi, Haçlılar tarafından yağma edilmişti. Mabed bakımsızdı. Bu durumu, onu fetih gününde gören Dursun Bey söyle anlatıyor: ''Onun rahnesine taş koyacak bir mimar kalmamış, mamur olarak sadece bir kubbesi kalmış.. Padişah-ı Cihan bu binayı haram ve yebab (yıkık) görünce, ahir harap olmasın deyüp tamirini ve bakımını emretti. Sonra'da, şu beyti söylemekten kendini alamadı:
    Perdedari miküned der taki kisra ankebut
    Bum nevbet mizenet der kale-i Efrasiyab..
    (Kısra'nın takına örümcekler ağ kurmuş, perdedarlık yapıyor,
    Kayserin kalesinde ise baykuş nöbet tutuyor)
    Fatih Sultan Mehmet'in emriyle camiye çevrilen eser, bu suretle gelecek yüzyıllara yıkılmadan, ihtişamını arttırarak ulaşma sansına kavuşmuş oluyordu.
    Kilise camiye çevrilince, resimlerden bazıları ve haçlar, Bozulmayacak şekilde badana ile örtüldü. Diğer süslere ve melek resimlerine hiç dokunulmadı. Mabedin güneydoğu tarafı görülen lüzum üzerine iki payanda ile takviye edildi. Bu köşeye tuğladan bir minare ve camiye bir medrese ilave olunca, ikinci minareyi II. Bayezid yaptırdı.

    KOCA SİNAN DA ONARIYOR

    Kanuni Sultan Süleyman devrinde yıkılma tehlikesi gösteren bina, Kanuni'nin emriyle ve dahi Mimar Koca Sinan'ın maharetiyle destek duvarlara kuvvetlendirildi.
    Koca Sinan Ayasofya'ya iki minare daha ekledi. Caminin yanında II. Selim için de bir türbe yapıldı. Sokullu Mehmet Paşa kubbeye büyük bir alem koydurdu.
    Caminin içini Türk eserleriyle en çok süsleyen hükümdarlardan biri III. Murat'tır. Bergama'dan getirtilen ve Helenistik devirde kalma iki büyük mermer küpü camiye koyduran da odur. Bu küplerin her biri 1250 litre su almaktadır.
    IV. Murat'ın yaptırdığı mermer mahfiller, minber ve taş kütsü bir sanat harikasıdır. Yine bu hükümdar mabedin duvarlarına ve boş kalan yerlere Bıçakçızade Mustafa Çelebi'nin dünyada eşi benzeri olmayan nefis hattı ile ayetler yazdırdı. Bugün büyük kubbede asılı duran kandili ise III. Ahmet yaptırdı.


    AYASOFYA MÜZE OLUYOR

    Padişahlar arasında Ayasofya'yı Türk eserleriyle en çok süsleyen hükümdar I. Mahmut'tur. I. Mahmut'un camii için yaptırdığı çok güzel bir kütüphane vardır ki devrin şaheseri sayılır. Bu kütüphanede 7 binden fazla el yazması ve basma kitap bulunmaktadır. Kütüphane duvarlarını da çok güzel Türk çinileri süslemektedir.
    Türklerin gösterdiği ihtimamla Ayasofya korunmuş, güzelleştirilmiş, sağlamlaştırılmıştır.
    918 yıl kilise, 482 yıl cami olarak kullanıldıktan sonra, 1 Şubat 1935 tarihinde müze haline getirilen Ayasofya'yı bugün ziyaretçiler hayranlıkla seyredebiliyorsa, bu, Türklerin bu sanat harikasına sahip olarak onu korumaları sayesindedir.
    Ayasofya'nın ve civarındaki eserlerin yüzlerce yıl önce bugünkünden çok daha heybetli göründüklerini de söylemeliyiz. Çünkü eskiden İstanbul'un yedi tepesinden biri olan Ayasofya ve çevresinde zemin, yüzyılların birikimi olan dolgularla on beş metre kadar yükselmiş bulunmaktadır. Bunu anlamak için eski gravürlere bakmak yeter. Bir eski gravürde, Sultanahmet Meydanı'ndaki hiyeroglif yazılı dikilitaş, meydanın dolup yükselmediği zamanki haliyle görülmektedir. Bu taşın kaidesini oluşturan kabartma heykellere bakmak için, resme göre insanın başını yukarı kaldırması gerekir. Oysa bugün ayni kaide çukur içinde kalmıştır ve ancak eğilerek görebiliyoruz.




  2. 2
    Filiz
    Bayan Üye

    Cevap: Ayasofya Camii Osmanlı Devletinin Balkanlarda Bırakmış Oldugu Mimari Eserler

    Reklam



    Ayasofya İstanbul'da Bizanslıların kilise olarak inşa ettirdikleri muhteşem bir binadır.İstanbul'un fethi ile Cami olarak değiştirilmiş ve Cumhuriyet döneminde ise müze haline getirilmiştir.







+ Yorum Gönder
osmanlı devletinin balkanlardaki mimari eserleri,  osmanlı devletinden kalan eserler,  OSMANLI DEVLETİNİN BALKANLARDA YAPTIĞI CAMİLER,  ayasofya camii
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi