Oturulabilir şehir Ve Türk Vakıf Sistemi Hakkında Bilgi

+ Yorum Gönder
Tarihimiz ve Osmanlı Devleti Bölümünden Oturulabilir şehir Ve Türk Vakıf Sistemi Hakkında Bilgi ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    RüzgarGülü
    Bayan Üye
    Reklam

    Oturulabilir şehir Ve Türk Vakıf Sistemi Hakkında Bilgi

    Reklam



    Oturulabilir şehir Ve Türk Vakıf Sistemi Hakkında Bilgi

    Forum Alev
    Oturulabilir şehir Ve Türk Vakıf Sistemi


    Prof. Dr. Bahaeddin YEDIYILDIZ
    Dr. Nazif OZTURK

    Meshur musluman Turk filozofu Farabi, onuncu asrin kirkli yilarinda, el-Medinetu`l-Fadila, yani erdemli, ideal toplum, adiyla(1) yazdigi kitabinda, insanin kendini surdurebilmesi ve mukemmellesebilmesi icin yaratilistan bir cok seye muhtac oldugunu, bunlari tek basina elde edemiyecegini, yaratilisinin gayesi olan mukemmelligine aancak birbiriyle yardimlasan bircok insanin bir araya gelmesiyle" ulasabilecegini vurguladiktan sonra, toplumlari once mukemmel ve eksik diye ikiye, mukemmel toplumu da uce ayirmakta, ve soyle devam etmektedir:

    "Mukemmel toplumlar buyuk, orta ve kucuk olmak uzere uc cesittir. Buyuk toplum, oturulabilir (ma`mûra) dunyanin butununde butun milletlerin bir araya gelmesidir. Orta toplum, oturulabilir dunyanin bir parcasinda tek bir milletin bir araya gelmesidir. Kucuk toplum her hangi bir milletin oturdugu topraklar uzerinde tek bir sehir halkinin bir araya gelmesidir. Bir koy halkinin, mahalle halkinin, bir sokakta oturanlarin, nihayet bir ev halkinin bir araya gelmesi -ki bu sonuncu, en kucuk bir birliktir- kusurlu, eksik bir toplumu meydana getirir. Mahalle ve koyun her ikisi de sehir icin vardir; ancak koyun sehirle iliskisi, ona hizmet iliskisidir. Buna karsilik mahalle sehrin bir parcasi olarak onunla iliski icindedir. Sokak mahallenin, ev sokagin bir parcasidir. Sehir, bir milletin yasadigi topraklarin bir parcasi; millet, uzerinde yasanan dunyanin butun toplumlarinin bir parcasidir.

    "En ustun iyilik ve en buyuk mukemmellige ilkin ancak sehirde ulasilabilir, sehirden daha eksik olan bir toplulukta ulasilamaz. Ancak gercek anlamda iyi, secme ve irade ile elde edilebilir bir ozellige sahip oldugundan, bir sehrin kotu olan bir takim amaclarin elde edilmesi icin insanlarinin birbirlerine yardim ettikleri bir varlik olarak kurulmasi mumkundur. O halde insanlari kendileriyle hakiki anlamda mutlulugun elde edildigi seyler icin birbirlerine yardim etmeyi amaclayan bir sehir, erdemli, mukemmel bir sehir`dir (madina fadila), insanlari mutlulugu elde etmek icin birbirlerine yardim eden toplum erdemli, mukemmel bir toplumdur. Butun sehirleri kendileriyle mutlulugun elde edildigi seyler icin birbirlerine yardim eden bir millet, erdemli, mukemmel bir milletdir. Ayni sekilde erdemli, mukemmel evrensel devlet de ancak icinde bulundurdugu butun milletleri mutluluga erismek icin birbirlerine yardim ettikleri zaman ortaya cikar.(2)

    Devlet (Politeia)`inde Platon, Tanri Sitesi (De Civitate Dei)`nde Saint Augustin, Ronesans doneminin meshur eseri Utopia`da T.Morus, nihayet XVII. yuzyilda Gunes Ulkesi (Civitas Solis)`nde Italyali kesis Campanella da Farabi gibi insanlarin mutlu bir hayat surdurebilecegi ortamlarin hayalini terennum etmislerdir. Bu dusunurleri sirf birer "utopiste" olarak degil, "sosyal adaletciligin gercek onculeri", eserlerini ise "daha bu dunyada bir kardeslik toplumunun refahi icin bir kaideler sistemi kurma denemesi" olarak degerlendirenler vardir.(3) XVI. yuzyil Osmanli dusunuru Kinalizade Ali Celebi, Farabi`nin tasarladigi Medine-i Fadila`nin Kanuni Sultan Suleyman tarafindan gerceklestirildigini ifade ediyor.(4)

    Bugun cevre tahribatinin, sosyal adaletsizligin, esitsizligin, guvensizligin ve yoksullasmanin, dunyamizi tehdit eder hale geldigini goruyoruz. Cevreye saygili olmayan ve sosyal ve beseri gelismeye de ayni agirlikta onem vermeyen iktisadi buyume artik anlamini yitirmistir. Bu ciddi insanlik sorunlarinin cozumunde merkezi idarelerin yetersiz kaldigi; bu sebeple, herkesin, fertlerin ve sivil toplum kuruluslarinin, ozel sektore ve kamu sektorune mensup aktorlerin hepsinin toplum sorumlulugu anlayisi icinde hareket edecekleri katilimci yeni bir demokrasinin ve yerel yonetimlerin onem kazanmasi ve yayginlasmasi icin calisiliyor. Bu yeni anlayisa gore, temel hurriyetlerden yararlanma hakkina sahip oldugu kabul edilen fert, ayni zamanda diger insanlarin ve gelecek nesillerin haklarini korumakla, genel kamu oyunun iyiligine aktif katkida bulunmakla yukumlu kilinmak isteniyor. Birlesmis Milletler Insan Yerlesmeleri, diger adiyla Habitat II organizasyonu, bu anlayis icinde, sosyal ve iktisadi gelismenin surekliligi, tabii cevrenin ve insan haklarinin korunmasi, herkesin kamu hizmetlerinden kolayca yararlanabilecegi saglikli ve guvenli bir hayat ortaminin hazirlanmasi ve daha iyi bir hayat standardinin yakalanmasi, butun bunlarin kulturel farkliliklarin ve kimliklerin yok edilmeden gerceklestirilmesi icin kuresel dayanisma ve isbirligi arayisi icindedir. Avusturalya`nin eski basbakan yardimcisi Brian Howe`un ifadesiyle, Habitat aslinda butun insanligin etik, ahlaki bir devrim yasamasinin dusudur.(5) O halde Farabi`nin tasarilariyla Habitat II cercevesinde olusturulan tasarilar arasinda benzerlikler vardir. Farabi`nin dusuncelerinin XVI. yuzyilda uygulama imkani buldugunun bizzat bu yuyilda yasayan bir fikir ve bilim adami tarafindan ifade edildigini daha once belirtmistik. Gercekten Farabi`nin tasarilari uygulama alani bulabilmis midir? Sorunun cevabi evet ise bu gerceklesme nasil olmustur? Bu sorular bize, klasik Osmanli doneminde, vakif sistemi sayesinde hayat bulan Turk sehirlerini hatirlatmaktadir. Acaba soz konusu tarihi tecrube, yasanabilir huzurlu ortam arayislarimiza isik tutabilir mi? Bazi unsurlarindan yararlanma imkanimiz olabilir mi? Tabii bu degerlendirmeyi yapabilmemiz icin once konunun acik secik sekillenmesi gerekir. Bu sebeple biz burada, vakfi kisaca tanimladiktan sonra, l453`te Turkler tarafindan fethedilen Istanbul`un vakiflar sayesinde imar ve ihya edilerek yeniden nasil bicimlendirildigini anlatmaya calisacagiz.

    Vakif nedir?

    Vakif, iktisadi anlamda, ferdi calisma ve gayretle elde edilen imkanlarin ve mal varliginin gonul rizasiyla paylasilmasini ongoren hukuki bir sistemdir. Bu sistemde, her turlu hirs ve tamahtan uzak bir sekilde, sahsi mal varligi, kamunun kullanimina aktarilmakta, boylece sahsi imkanlar kamu hizmetine donusturulmektedir. Burada faydaci felsefenin aksine, diger insanlarin lehine, sahsin feragati ve fedakarligi sozkonusudur. Katilimcilik ve paylasma ruhu hakimdir. Zira toplumun huzuru saglanmadikca, bireyin mutlulugunun surekliliginden soz etmenin mumkun olmadigi dusunulmektedir.

    O halde vakif, butun insanligin mutlulugunu amaclayan bir sistemler butunudur. Vakif yapan kisi feragatin ve baskalarina yardimci olmanin mutlulugunu; vakiftan yararlanan kisi ise, bir ihtiyacini karsilamis olmanin hazzini duymaktadir. Bu, birbiriyle celismeyen ve biri digerinin hazzini azaltmaksizin dalgalar halinde cemiyetin butun fertlerini saran, topyekun bir mutluluktur.

    Selcuklu ve klasik Osmanli donemlerinde Turklerin vakif anlayisi budur, ve bu anlayisi, Kur`an`daki hayrãt kavrami uzerine temellendirmislerdir. Bu kavram uzerinde baska bir yerde gerekli tahliller yapilmis oldugundan(6) burada tekrar uzerinde durmayacagiz. Ancak hayrat dusuncesi ve uygulamisyla, Turk fethi sonrasinda Istanbul`un nasil imar ve ihya edilerek o caglarda Farabi`nin tasarladigi medine-i fadila orneginde bir huzur sehrine donusturuldugunu aciklamayi deneyecegiz.

    Fetih`ten sonra kurmaylariyla gorusen Fatih Sultan Mehmed, Istanbul`un imar edilmesini; hangi irk ve dinden olursa olsun sehirden kacanlarin geri getirilmesini, hatta ulkenin diger bolgelerinden de buraya nufus aktarilmasini, ve bunlar icin bir takim tesvik tedbirleri alinmasini kararlastiriyor. Bu insanlarin onemli bir takim ihtiyaclarinin bir an once karsilanabilmesi gayesiyle altyapi calismalarina hiz veriyor, ve bur cercevede kendi vakfi, diger bir ifadeyle hayrati olan Fatih Kulliyesi`nin insasina basliyor. Bu kulliyenin hukuki belgesini teskil eden vakfiyesinde Fatih Istanbul`un imari ile ilgili dusuncesini soyle dile getiriyor: aHuner bir sehir bunyad itmekdur/Reaya kalbin abad itmekdur". Bu beyit, marifet, asil is, beceriklilik, bir sehrin temelini atmak, bir sehir kurmak; boylece de halkin kalbini senlendirerek hosnud etmek ve ebedi kilmaktir anlamina gelmektedir. Ilk hucresini olusturan Fatih Kulliyesi(7) ile temeli atilan yeni Istanbul`da bundan boyle kulliyeler birbirini takip edecek ve sehir gunden gune mukemmellesecektir.

    Bir butunu tanimak icin, onu olusturan benzer hucrelerden birini tahlil etmek her halde yerinde bir hareket olur. Oyleyse, musluman Turk sehri icin oncelikle kulliyeyi tanimak gerekir. Sosyal teskilatlar butunlugu olarak tanimlayabilecegimiz Osmanli kulliyeleri uc ana bolumden olusmaktaydi: Ilk bolum mabed ve her seviyede egitim ogretim kurumu ile saglik kuruluslarindan, misafirhanelerden, cesme, sebil ve sadirvanlardan, bahceler, turbeler ve mezarliklardan, imaret ve benzeri hizmet yapilarindan mutesekkildi. Bu birimlerin hepsine birden hayrat deniliyordu.

    Kulliyenin ikinci bolumu, dukkan, han, hamam, carsi ve bedesten gibi is yerlerinden meydana gelmisti. Bu tur ticarethaneler ve imalathaneler birinci bolumdeki hizmet kuruluslarina gelir temin ettikleri icin akarat diye adlandiriliyorlardi.Kulliyenin ucuncu bolumunu ise oncekilerin dis cevresinde yer alan meskenler teskil ediyordu.





  2. 2
    ADVİE
    Bayan Üye

    Cevap: Oturulabilir şehir Ve Türk Vakıf Sistemi Hakkında Bilgi

    Reklam



    Oturulabilir şehir Ve Türk Vakıf Sistemi Hakkında Bilgi ;vakıf Sistemi. İktisadi refahı toplumun tüm kesimlerine yayma aracı olan vakıfların kökeni. Türklerde Uygurlara kadar gitmektedir.







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi