Depresyon ve Maneviyat

+ Yorum Gönder
Sağlık ve Sağlık-Genel Bölümünden Depresyon ve Maneviyat ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    GüllereVurgun
    Usta Üye
    Reklam

    Depresyon ve Maneviyat

    Reklam



    Depresyon ve Maneviyat

    Forum Alev
    Depresyon ve Maneviyat



    ABD’de yapılan araştırmalar kişilik bozukluğunun iki katına çıktığını gösteriyor. Bunda genç nesillere değer aktarılamamasının ve televizyon kültürünün üzerinde duruluyor. Antisosyalitede ülkemizde de büyük bir patlama var. Medya aracılığıyla merhametin olmadığı bir dünya sunuluyor. Televole programları toplumun altını oyuyor. Türk televizyonları Türk toplumunun ruh sağlığını tehdit eden en büyük unsurdur. Bu programlar, insanları değersizleştiriyor, metalaştırıyor. Bunun sonucunda da toplumda birbirine saygı duymayan, nesne muamelesi yapan bir gençlik türüyor...”
    Toplumları bu tehlikelerden kurtarmak için ilim adamları çalışmalar yapıyorlar. Fakat gündemleri yine maddi; maneviyat yok. İnsanı sadece maddi bir varlık gördükçe, dünyanın yaratılış gayesini bilmedikçe, bunu kabullenmedikçe insanoğlunun, sıkıntıdan depresyondan kurtulması mümkün değildir.
    Dünya mihnet ve sıkıntı üzerine kurulmuştur. Sıkıntının ise, sabretmekten başka çâresi, kabullenmekten, katlanmaktan başka kurtuluş yolu yoktur. Başa gelen her sıkıntının; hastalık, ölüm, malının elden çıkması ve göz, kulak gibi uzuvların görmemesi ve işitmemesi gibi insanın isteği ile ilgisi olmayan musîbetlere sabretmekten fazîletli sabır yoktur. Belâlara sabır, sıddıkların derecesidir. Bunun için Peygamber aleyhisselâm “Yâ Rabbî! Bana o kadar yakîn ver ki, musîbetler bana kolay ve hafif gelsin” diye dua ederdi..
    Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
    “Allahü teâlâ buyurdu ki: Ben kullarımdan herhangi birine, bedeninde, malında veya evlâdında bir musîbet verdiğim vakit onu güzel bir sabırla karşılarsa, Kıyâmet günü onun için mîzân ve hesap kurmaktan hayâ ederim.”
    “Herhangi bir mü’mine bir felâket geldiği vakit, Allahü teâlânın buyurduğu gibi “Allahtan geldik, Allaha gideceğiz” dedikten sonra, Allahım, bu felâketten dolayı beni mükâfatlandır ve bundan hayırlısını bana ver, derse, mutlak sûrette Allahü teâlâ dileğini yerine getirir.”
    Bir kimse Resûlullah efendimizin huzûruna gelip, “Ey Allahın Resûlü, malım gitti, param gitti, vücûdum hasta oldu, bunun mükafatı nedir?” diye sorunca, Peygamber efendimiz buna şöyle cevap verdi: “Malı gitmeyen, parası bitmeyen ve hasta olmayan kimsede hayır yoktur. Zîrâ Allahü teâlâ bir kulunu severse, onu belâya mübtelâ kılar. Ona belâ verdiğinde, ona sabır ihsân eder.”

    İnsanın rûhî ve manevî cephesini hiç dikkate almayan materyalist çözüm ve formüllerin insanı içine düştüğü sıkıntı ve bunalımlardan kurtarmak için sağladığı maddî konfor ve refah şartlarının özlenen huzur ve mutluluğu sağlayamadığı, gelişmiş ülkelerdeki psikolojik problem ve hattâ intihar teşebbüslerinin istatistik sonuçlarıyla ortadadır. Bu yüzden modern batı dünyasında kiliseler insanların dînî ve metafizik konulara ilgisini taze ve canlı tutmanın sebep ve yollarını aramaktadır. Yazılı ve görsel medyanın bu konuda sağlayabileceği imkân ve kolaylık
    lardan azamî ölçüde yararlanmak istemektedirler.

    İnsanın psikolojik ve sosyal sıkıntılarının temelinde onun kendine yetmezliği kadar önüne koyduğu amaçların, manevî güç ve imkânların çok üstünde olmasının da rolü ve etkisi büyüktür. Bütün bu çaresizliklere bir de ekonomik ve sosyal şartların beklenmedik şekildeki olumsuz gelişmeleri de eklenince problemler krize dönüşme istidâdı göstermektedir. Bu da çoğu kez rûhî ve manevî iflâs demek olan intihar teşebbüslerine götürebilmektedir.

    Rûhî bunalımlar ve intihara kadar uzanan olumsuz psikolojik gelişmeler ciddî şekilde temelden incelenirse mes’elenin aslının insanın gerçek yaratılış gaye ve hikmetinden gafil ve habersiz kalmaya dayandığı açıkça görülecektir. En elverişsiz sosyoekonomik (geçim) şartları içinde yaşayan öyle gariban ve mütevekkil insanlar görürsünüz ki dünyada bulunuş hikmetini iyice kavradıklarından hiçbir bunalım, isyan ve şikâyet hâli belirtmezler. Dünyanın en müreffeh şartlarında yaşayanların yüzünde göremediğiniz huzur ve sükûnu bulursunuz onların simâlarında ve gözlerinde. Dikkatlice bakarsanız ışıl ışıl gözlerinden ruhlarındaki derûnî mutluluğu duyabilirsiniz. Onlar o ümitsiz ve çaresiz ortamlarda bile tevekkül ve teslimiyetin îzahı imkânsız saadet atmosferiyle bambaşka bir hüviyet kazanmışlardır. Maddî değerlerle ifade edilebilecek hiçbir şeyleri yoktur ama dünyalarla değişmeyecekleri iman ve rûh salâbetleri vardır. Allah’ı anmak, O’nun yardım ve inâyetine güvenmek onların iç dünyasında bambaşka bir güç ve aydınlık hâsıl etmiştir. Allah’a böylesine güvenen ve tevekkül gösterenler “Gerçek imana erip de gönülleri Allah’ı anmakla huzur bulan kimselerdir. Evet unutmayın ki kalpler Allah’ı anmakla huzur ve rahata erer (gerçek mutluluğu bulur).” (Bkz. er-Ra’d, 28)




  2. 2
    GüllereVurgun
    Usta Üye

    --->: Depresyon ve Maneviyat

    Reklam



    ABD’de yapılan araştırmalar kişilik bozukluğunun iki katına çıktığını gösteriyor. Bunda genç nesillere değer aktarılamamasının ve televizyon kültürünün üzerinde duruluyor. Antisosyalitede ülkemizde de büyük bir patlama var. Medya aracılığıyla merhametin olmadığı bir dünya sunuluyor. Televole programları toplumun altını oyuyor. Türk televizyonları Türk toplumunun ruh sağlığını tehdit eden en büyük unsurdur. Bu programlar, insanları değersizleştiriyor, metalaştırıyor. Bunun sonucunda da toplumda birbirine saygı duymayan, nesne muamelesi yapan bir gençlik türüyor...”
    Toplumları bu tehlikelerden kurtarmak için ilim adamları çalışmalar yapıyorlar. Fakat gündemleri yine maddi; maneviyat yok. İnsanı sadece maddi bir varlık gördükçe, dünyanın yaratılış gayesini bilmedikçe, bunu kabullenmedikçe insanoğlunun, sıkıntıdan depresyondan kurtulması mümkün değildir.
    Dünya mihnet ve sıkıntı üzerine kurulmuştur. Sıkıntının ise, sabretmekten başka çâresi, kabullenmekten, katlanmaktan başka kurtuluş yolu yoktur. Başa gelen her sıkıntının; hastalık, ölüm, malının elden çıkması ve göz, kulak gibi uzuvların görmemesi ve işitmemesi gibi insanın isteği ile ilgisi olmayan musîbetlere sabretmekten fazîletli sabır yoktur. Belâlara sabır, sıddıkların derecesidir. Bunun için Peygamber aleyhisselâm “Yâ Rabbî! Bana o kadar yakîn ver ki, musîbetler bana kolay ve hafif gelsin” diye dua ederdi..
    Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
    “Allahü teâlâ buyurdu ki: Ben kullarımdan herhangi birine, bedeninde, malında veya evlâdında bir musîbet verdiğim vakit onu güzel bir sabırla karşılarsa, Kıyâmet günü onun için mîzân ve hesap kurmaktan hayâ ederim.”
    “Herhangi bir mü’mine bir felâket geldiği vakit, Allahü teâlânın buyurduğu gibi “Allahtan geldik, Allaha gideceğiz” dedikten sonra, Allahım, bu felâketten dolayı beni mükâfatlandır ve bundan hayırlısını bana ver, derse, mutlak sûrette Allahü teâlâ dileğini yerine getirir.”
    Bir kimse Resûlullah efendimizin huzûruna gelip, “Ey Allahın Resûlü, malım gitti, param gitti, vücûdum hasta oldu, bunun mükafatı nedir?” diye sorunca, Peygamber efendimiz buna şöyle cevap verdi: “Malı gitmeyen, parası bitmeyen ve hasta olmayan kimsede hayır yoktur. Zîrâ Allahü teâlâ bir kulunu severse, onu belâya mübtelâ kılar. Ona belâ verdiğinde, ona sabır ihsân eder.”

    İnsanın rûhî ve manevî cephesini hiç dikkate almayan materyalist çözüm ve formüllerin insanı içine düştüğü sıkıntı ve bunalımlardan kurtarmak için sağladığı maddî konfor ve refah şartlarının özlenen huzur ve mutluluğu sağlayamadığı, gelişmiş ülkelerdeki psikolojik problem ve hattâ intihar teşebbüslerinin istatistik sonuçlarıyla ortadadır. Bu yüzden modern batı dünyasında kiliseler insanların dînî ve metafizik konulara ilgisini taze ve canlı tutmanın sebep ve yollarını aramaktadır. Yazılı ve görsel medyanın bu konuda sağlayabileceği imkân ve kolaylık
    lardan azamî ölçüde yararlanmak istemektedirler.

    İnsanın psikolojik ve sosyal sıkıntılarının temelinde onun kendine yetmezliği kadar önüne koyduğu amaçların, manevî güç ve imkânların çok üstünde olmasının da rolü ve etkisi büyüktür. Bütün bu çaresizliklere bir de ekonomik ve sosyal şartların beklenmedik şekildeki olumsuz gelişmeleri de eklenince problemler krize dönüşme istidâdı göstermektedir. Bu da çoğu kez rûhî ve manevî iflâs demek olan intihar teşebbüslerine götürebilmektedir.

    Rûhî bunalımlar ve intihara kadar uzanan olumsuz psikolojik gelişmeler ciddî şekilde temelden incelenirse mes’elenin aslının insanın gerçek yaratılış gaye ve hikmetinden gafil ve habersiz kalmaya dayandığı açıkça görülecektir. En elverişsiz sosyoekonomik (geçim) şartları içinde yaşayan öyle gariban ve mütevekkil insanlar görürsünüz ki dünyada bulunuş hikmetini iyice kavradıklarından hiçbir bunalım, isyan ve şikâyet hâli belirtmezler. Dünyanın en müreffeh şartlarında yaşayanların yüzünde göremediğiniz huzur ve sükûnu bulursunuz onların simâlarında ve gözlerinde. Dikkatlice bakarsanız ışıl ışıl gözlerinden ruhlarındaki derûnî mutluluğu duyabilirsiniz. Onlar o ümitsiz ve çaresiz ortamlarda bile tevekkül ve teslimiyetin îzahı imkânsız saadet atmosferiyle bambaşka bir hüviyet kazanmışlardır. Maddî değerlerle ifade edilebilecek hiçbir şeyleri yoktur ama dünyalarla değişmeyecekleri iman ve rûh salâbetleri vardır. Allah’ı anmak, O’nun yardım ve inâyetine güvenmek onların iç dünyasında bambaşka bir güç ve aydınlık hâsıl etmiştir. Allah’a böylesine güvenen ve tevekkül gösterenler “Gerçek imana erip de gönülleri Allah’ı anmakla huzur bulan kimselerdir. Evet unutmayın ki kalpler Allah’ı anmakla huzur ve rahata erer (gerçek mutluluğu bulur).” (Bkz. er-Ra’d, 28)

    Stresin sebepleri çok çeşitlidir. Gürültü, sıcak, soğuk, yağış, uykusuzluk, aşırı yorgunluk, münâkaşa, üzüntü, öfke, huzursuzluk, hastalık, vs. Sebeplerden meydana gelir.

    Uzun süren stresler kalp kaslarını yorar, kalbin ritmini bozar ve adalelerde ağrılı kramplara sebep olurlar.

    Boyun, sırt ve omuzlarda meydana gelen ağrıların bir kısmı stresin sonucudur.

    Stres fazla terletir, solunumu hızlandırır, ağızda kuruluk meydana getirir, yüzün rengini soldurur, kandaki şeker oranını yükseltir, midedeki asit salgısını artırır ve vücudun direncini zayıflatır.

    Stresler kalp, damar, şeker, gut, enfeksiyon hastalıklarına ve ülsere sebep olur.

    Stresli insanlar, çok alıngan, çabuk sinirlenen ve fazlaca öfkelenen kişilerdir. Strese çağımızın hastalığı da denir.

    Tedavi edilmezse, insanı Cehennem hayatı yaşatır. Sanki Cehennemi içine yerleştirmiştir, nereye gitse onu da beraberinde götürür ve böyle bir hayat da çekilir gibi değildir.

    Stresten kurtulmak ve korunmak için bazı şartların yerine getirilmesi gerekir. O şartlar da şunlardır:

    Tatlı dilli, güler yüzlü ve hoşgörü sahibi olmak. Bunun için her zaman müsbet duygu ve düşüncelere sahip olmak lazımdır.

    Öfkeye kapılmaktan ve münakaşadan sakınmak.

    Çünkü öfke normal düşünmeyi ve normal davranmayı engeller; münakaşa ise sevgi, saygı ve güveni yok eder.

    Kalbi sevgi ile dolu olmak, kendini üzenleri affetmek, kendi hataları için özür dilemek, o zaman insan vicdan azabından kendini korumuş olur.

    Kendini ve sorumlu olduğu kimseleri, her türlü kötü düşünce söz ve davranışlardan uzak tutmak.

    Sağlıkla beslenmek, yürüyüş ve spor yapmak, temizliğe çok dikkat etmek.

    Aşırı yorgunluktan, uykusuzluktan ve aşırı uyumaktan sakınmak. Bütün işlerini bilenlere danışmak, düzenli çalışmak, boş zamanları değerlendirmek.

    Gerekirse geçici veya daimi olarak mekân değiştirmek, kendisine olan güvenini hiçbir zaman kaybetmemek, ümitsizliğe düşmemek.

    Kendisine, ailesine, milletine ve insanlığa faydali hedefler seşerek çalışmak ve bunu da hayatının sonuna kadar devam ettirmektir.








+ Yorum Gönder
depresyon ve maneviyat
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi