İMAMI ŞA'Bİ (İslam Alimi)

+ Yorum Gönder
İslami Konular ve Sahabeler ve Alimler Bölümünden İMAMI ŞA'Bİ (İslam Alimi) ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    mumsema
    Özel Üye
    Reklam

    İMAMI ŞA'Bİ (İslam Alimi)

    Reklam



    İMAMI ŞA'Bİ (İslam Alimi)

    Forum Alev
    İMAMI ŞA'Bİ

    Şa'bî Rahimehullah, tabiînin büyüklerinden, meşhur bir âlim, büyük bir velîdir. Aslen Yemenli oram Şa'bînin asıl adı Amir b. Şerâ-hîl'dir. Hicri yirminci yılda Basra'da doğmuştur. Künyesi Ebû Amr olup. nisbeti Şa'bî'dir. Hemdân kabilesinin bir kolu olan Şal} kabilesine mensup olduğu için, Şa'bî denmiştir.
    Şa'bî sade bir hayat sürer, Allah'ın emirlerine ve nehiylerine riayet husu­sunda çok dikkatli davranırdı. Kudret­li bir âlimdi. Gerek Hadis ilminde ge­rekse Fıkıh ilminde söz sahibiydi. Sa­habenin en büyüklerine erişmiş ve on­lardan rivayetlerde bulunmuştur. Bu meyanda Şa'bî:: "Peygamber Efendimizin asha­bından beş yüz kişiye eriştim." demiştir.
    İbn Şîrîn dedi ki: Kufe'ye gelmiştim. Şabi'nin. büyük bir ilim halkasının bulun­duğunu gördüm. Bu sıralarda Resûlullah'ın ashabından da hayatta olan pek çok zat vardı."
    Asım b. Süleyman der ki: "Basra, Küfe, Hicaz ve diğer bölgelerde Sabiden daha çok Ha­dis ilmine sahip olanı görmedim.'
    Şa'bi nin eriştiği ve hadis rivayet et­tiği sahabeden bazıları şunlardır: Ali b. Ebû Tâlib, Sa'd b. Ebû Vakkâs. Saîd b. Zeyd. Enes b. Malik. Ebû Saîd el-Hud-rî. Amr b. Nüfeyl. Zeyd b. Sabit. Abdul­lah b. Abbas. Abdullah b. Ömer. Adiy b. Hatim, Numan b. Beşir, Berâ b Â-zib, Ubâde b. Sâmit, Ebû Mûsâ el-Eş'arî. Ebû Mes'ûd el-Ensâri. İmran b. Husayn gibi daha pek çok sahabeye erişmiş ve bunlardan hadis rivayet et­miştir. Ayrıca Mesruk. Alkame, Haris b. el-A'ver, Hârice b. Salt, Rebî b. Hay-sem. Süfyân Sevrî, İbVı Ebû Leylâ gibi tabiînden de rivayette bulunmuştur.
    Şa'bî Hazretleri tefsir hususunda çok ihtiyatlı ve tedbirli davranırdı. Tef­sir ile ilgili açıklamaları, Resûlullah'tan ve ashâb-ı kiramdan gelen rivayetlere dayanırdı.
    Çok keskin bir zekâsı vardı. Onun kuvvetli ezber kabiliyeti, darbımesel hâline gelmiştir. Eline kalem alıp, hiç­bir şey yazmamıştır. Bununla beraber, kendisine rivayet edilen hadis-i şerifle­ri hemen ezberler, hiçbirinin tekrar e-dilmesine lüzum hissetmezdi. Derdi ki: "En az rivayet ettiğim şey şiir­dir. Bununla birlikte, istersem si­ze tekrar etmeksizin, bir ay de­vamlı şiir söyleyebilirim." Şa'bî'nin şu beyti insanlar arasında çok söylene gelmiştir:
    "Gerçek hilm ve yumuşaklık sa­kinlik anında değil, asıl yumuşak­lık gazap ve kızgınlık anındadır."
    Süleyman et-Teymî, Ebû Mücliz'in kendisine şöyle dediğini naklediyor:"Şa'bî'yi bırakma, zira ben on­dan daha bilgilisini görmedim.' Ebû Husayn: "Şa'bî, Fıkıh ilmin­de çok yüksek derecelerde idi." demiştir.
    Şa'bî Hazretleri İmam Azam Ebû Hanîfe'nin hocalarındandır. Hatta^ onu ilme, Şa'bî teşvik ermiştir. İmam Azam hem ticaretle, hem de ilimle meşgul olurken zekasını ve dehasını sadece ilme kullanması için Şa'bî Hazretleri onu uyarmış, böylece onu ticaretten kurtarıp ilme yönelmesine vesile olmuştur. Bu­nu İmam Azam şöyle anlatır:"Bir gün zamanımızın âlimle­rinden Şa'bînin yanından geçiyor­dum, beni gördü ve yanına çağırdı:
    "Nereye gidiyorsun?" diye sor­du. Ben de:
    "Çarşıya gidiyorum! Dedim O:
    "Ben senin çarşıya değil, âlim­lerin yanına gitmeni ve onların dersine devam etmeni isterim."
    "Ticaretle uğraştığım için âlimlerin derslerinde devamlı bu­lunamıyorum."
    "Senin ilimle uğraşman ve âlimlerin yanından ayrılmaman ge­rekir! Çünkü ben senin çok zeki, akıllı ve kabiliyetli bir genç oldu­ğunu görüyorum."Şa'bî'nin bu sözleri kalbimde son derece büyük bir tesir bıraktı. Çarşıya ve pazara gitmeyi bıraktım ve ilim tah­siline başladım. Allahu Teâlâ'nın yar­dımı ile Şa'bi'nin sözünün bana çok faydası oldu."
    İmam Şa'bî'nin tavsiyesinden sonra İmam Azam artık ticarî işlerini ortağı vasıtasıyla yürüttü ve ilme sarılıp, ders halkalarına devam etmeye başladı. İmam Âzam önce Kelâm ilmini, iman, itikad ve münazara bilgilerini İmam Şa'bi den öğrendi. Kelâm ilminde yük­sek dereceye ulaştıktan sonra Ham-mâd b. Ebü Süleyman'ın ders halkası­na katılarak Fıkıh ilmini tahsile başladı.
    Denilir ki Saîd b. Müseyyib Medi­ne'de, Mekhûl Şam'da, Hasan Basrî Basra'da, Şa'bî Kûfe'de o asırda dinin dört direği gibiydiler.
    Şa'bi Hazretlerine:"Falanca şahıs âlimdir." dediler. Şa'bî bunu söyleyene. "Onda ilmin kisvesini göremiyorum." dedi. "İl­min kisvesi nedir?" diye sordukların­da "Bildiği konularda kibirli, sert ve kaba olmaz, dinlediğinde ise, izzet-i nefsine dokunacak şeyler de olsa hak söze itiraz etmez." bu­yurdular.
    Şa'bî ilmin önemini beyan etmek için: "Bir kimse Şam'ın en uzak bir yerinden, Yemen'in en uzak köşe­sine yolculuk yapsa, yolculuğu sı­rasında, hayatında faydalı olacak bir kelime öğrense, bu yolculuğu boşuna yapmış sayılmaz." demiştir:
    Şa'bî der ki:"İlmi ehlinden saklamayın, yoksa günah işlemiş olursunuz. Ehil olmayana da vermeyin, yok­sa yine günah işlemiş olursunuz."
    Şa'bi'nin Halife Abdülmelik b. Mervan ile arası çok iyiydi. Onun yakın dostu ve sohbet arkadaşıydı. Şa'bî bu ilminin yanında nerede, nasıl ve ne şe­kilde davranılacağını iyi bilir, sorulan sorulara da en münasip cevapları verir­di. Onun bu özelliklerini bilen Abdül­melik b. Mervan bazı kere onu elçi ola­rak gönderirdi. Rivayet edilir ki. bir ke­resinde Abdülmelik, Şa'bî'yj Rum kay­serine elçi olarak göndermiş: Şa'bî Rum kayserine gidip, söylemesi gere­kenleri söylemiş ve vazifesini yerine ge­tirmişti. Bu görüşmeler sırasında Kay­ser gerek ilmi. gerekse zekâsı ve ferase­ti karşısında Şa'bi'den oldukça etkilen­miş ve Şa'bî hakkında Abdülmelik'e ayrıca bir mektup yazmıştı. Bu mektu­bunda şöyle diyordu: Doğrusu bu Müslümanların hâline şaşılır. Çünkü içlerinde böylesine deha kimseler varken nasıl olmuş da senin gibi birini halife yapmışlar." Abdülmelik bu mektubu Şa'bi'nin yanında da okuyun­ca Şa'bî dedi ki: "Ey Müminlerin emîri! O yal­nız beni gördü. Şayet sizi görmüş olsaydı, böyle yazmazdı."
    Bunun üzerine Abdülmelik, Şa'bî ye şöyle dedi: "Aslında o bu yazıyı kasıtlı yaz­mış. Senin gibi bir âlimden bizleri mahrum bırakmak için, seni öldür­meye beni tahrik etmek istemiş."
    Şa'bî'ye birisi kötü sözler söyledi. Bunun üzerine o: "Hakkımdaki bu sözlerin doğru ise, Allahu Teâlâ beni affetsin. Doğru değil de, yalan söylüyorsan, Allahu Teâlâ seni affetsin." dedi.
    Ebü Zeyd anlatır: Şa'biye bir şey sordum. Bu sorum için bana çok kızdı. Cevabını söylemesi için ısrar edince, o-nu söylemeyeceğine yemin etti. Bunun üzerine gidip ben de kapısının önüne oturdum. Benim bu konuda ısrarlı ol­duğumu görünce bana dedi ki: "Ben, sorunun cevabını söyle­meyeceğime yemin ettim. Fakat sana üç şey söyleyeceğim, iyi din­le. Bunları da aklından çıkarma. Birincisi: Allahu Teâlâ'nın yarattığı bir şey hakkında, "Bunu niçin ya­rattı?" deme! İkincisi: Bilmediğin bir şey hakkında "Ben onu biliyo­rum." deme! Üçüncüsü: Dinî me­selelerde kendi aklına göre, muka­yese yapma! Bakarsın, bir helâli haram, haramı da helâl yapabilir­sin. Neticede ayağın sürçüp, tökezler, mahvolup gidersin."
    Şa'bî der ki: "Bilmediği sorulunca "Bilmiyo­rum" demek, ilmin yarısıdır. Bil­mediği bir şeyde Allah için sükût edenin alacağı sevap, konuşandan az değildir. Çünkü nefse en ağır gelen şey, bilmediğini kabul et­mektir."
    Şa'bî Hazretlerine biri geldi ve cari­yesinin kendisi vasıtasıyla Müslüman olduğunu söyledi. Bunun üzerine Şa'bî Hazretleri ona: "Hayatında en hayırlı gün, bu­günündür." buyurdu.
    Şa'bî Hazretlerine bir gün bir grup geldi ve: "Ey Amr'ın babası! Ramazan ayından önceki ve sonraki günü oruç tutanlar hakkında ne der­sin?" diye sordular. Şa'bî onlara:"Niçin böyle yapıyorlar?" diye sorduğunda "Ramazan ayından her­hangi bir günü kaçırmamak" için dediler. Bunun üzerine Şa'bî şöyle dedi:"İsrailoğullan bu yüzden helak ol­du. Ayın başlamasından bir gün önce ve bitiminden sonra bir gün oruç ekle­diler. Böylece otuz iki gün oruç uttular. O asır geçtikten sonra arkadan gelen­ler ikişer gün eklediler ve otuz dört gün tuttular. Böylece oruçlarını elli güne kadar çıkardılar. Sizler ramazan hilâli­nin doğduğunu gördüğünüzde oruç tutun ve çıktığını gördüğünüzde yiyin."
    Şa'bî dedi ki: "Yalancı ile cimriden hangisi­nin cehennemin daha derin kuyu­suna atılacağını bilmiyorum."
    Yine demiştir ki:"Fakirin sadakaya ihtiyacından fazla kendisinin sadaka sevabına muhtaç olduğunu bilemeyen zen­gin, sadakasını iptal etmiş ve ecri­ni kaybetmiştir."
    Şa'bî bir gün ağlıyordu "Niçin ağ­lıyorsun?" diye soranlara "Ağlayarak geçirmediğim zamana ağlıyorum." diye cevap verdi. Ali b Eş'as b. Siyâr, babasından şöyle nakletmiştir: Şa'bi vefat edince, Basra'ya geldim. Hasan Basrmin huzuruna girdim. "Yâ Ebû Saîd! Şa'bî vefat etti." dedim. Bu­nun üzerine: "İnnâ lillahi ve innâ i-leyhi râciûn. O ömrü uzun, ilmi çok ve İslâm'da seçkin yer sahi­biydi." dedi. Sonra oradan aynlıp yine Şa'bfnin vefatını haber vermek için Ibn Sîrîn'in yanına geldim. Bu haberi du­yunca o da Hasan Basrî Hazretlerinin söylediklerini söyledi.
    Şa'bî Hazretleri hicrî 104 yılında Kûfe'de vefat etmiştir.
    (BEYAN DERGİSİ)




  2. 2
    AYKIZ
    Bayan Üye

    Cevap: İMAMI ŞA'Bİ (İslam Alimi)

    Reklam



    İMAMI ŞA'Bİ (İslam Alimi); Güzel ve tatlı konuşan şanı yüce bir fakih olarak bilinir Vaaz halkasında bulunmayı ve nasihat etmeyi çok severdi.tabiinin büyüklerindendir







+ Yorum Gönder
imam şabi ,  imamı şa bi,  imam şabi sözler,  imam şabi kimdir
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi