Pamela Spence Röportajı

+ Yorum Gönder
Müzik Köşesi ve Sanatçı Tanıtımları Bölümünden Pamela Spence Röportajı ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    Reklam

    Pamela Spence Röportajı

    Reklam



    Pamela Spence Röportajı

    Forum Alev
    “Türkiye’de yaşıyorsan; Türkçeyi reddetme hakkın yok. Öğrenmek zorundasın.”

    Türkçeyle ilgili bütün yayıncılık toplantılarında hep söylediğim bir şey vardı: “Dosya konusu olarak Türkçeyi işliyorsan, muhakkak Pamela’yla söyleşi yapacaksın. Yahu kardeşim babası Amerikalı, kendisi Almanya’da doğmuş. Vatandaşının yurtdışına kapak atma derdi olan Türkiye’de, yaşamayı ve üretmeyi tercih etmiş; bunu da hakkıyla başarmış birisi. Kimsenin aklına ‘Niye’ sorusu gelmiyor mu?” Nitekim bu sorum muhatabı tarafından cevaplandı. Menajeri ve basın danışmanıyla yaptığımız üç günlük telefon trafiğinin ardından, Pamela’yla Saklıkent’te vereceği konser öncesi söyleştik.


    Ebru Cengiz: Amerikalı baba ve Türk annenin çocuğu olarak Almanya’da doğdunuz. Çok kültürlü bir ailede yetişirken; hayatınızda Türkçe’nin yeri neydi?


    Pamela Spence: Aslında yeri çok azdı. Çünkü sonuçta Amerikan okullarında okudum. Hep yutdışındaydım. Ama her yaz mutlaka Türkiye’ye gelip gidiyorduk. Ve en azından ‘Merhaba, iyiyim, kötüyüm’ kendimi “çat-pat” ifade edebileceğim, en azından buradaki akrabalarımla az buçuk da olsa kendimi ifade edebileceğim bir dildi. Ama sonra konservatuarda tiyatro bölümü okumaya başladıktan sonra benim için baş sıraya yerleşti. Çünkü gerçekten bunu iyi konuşmam gerekiyordu. Diksiyonumun iyi olması gerekiyordu. Tiyatroda da başarılı olabilmem için ve okuldan da mezun olabilmem için.


    E.C.: Siz Türkiye’yi seçtiniz. Türkiye’de Türkçe albüm yapıyorsunuz. Aynı çabayla hareket eden gurbetçilere ve burada doğmuş büyümüş anne-babası Türk olan pek çok şarkıcıya kıyasla Türkçe’niz mükemmel. Bu durum herkese örnek teşkil etmeli. İstediğiniz ülkede hayat kurabilme imkânınız olduğu hâlde niye Türkiye ve Türkçe?

    P.S.: Ben çok kaderci bir insan değilim. Ama işte hayat biraz öyle gelişti. Annem babam boşanınca ben Türkiye’ye annem ve kardeşimle birlikte gelmiş oldum. Ve Türkiye’de yaşadığım için tabii ki Türkçe albüm yapmak durumundaydım. Çünkü sonuçta tereciye tere satmam gerekiyordu. Ama bu süreç içerisinde Ankara’da Graffiti’de A Bar’da, Manhatten’da, Saklıkent’te çıkarken hep cover şarkılar, İngilizce şarkıları söylüyordum. Dolayısıyla benim için Türkçe şarkılar söylemek de aslında başka bir şeydi ama o işin tozunu da Teoman’a vokalistlik yaparken yuttum. O benim için iyi bir hazırlık aşaması oldu.

    E.C.: Her yıl olduğu gibi Türkiye Eurovision’a bütün ordularıyla hazırlanıyor. Ve biz bu yıl “Shake It Up Shakerim” adlı çoğu İngilizce tek kelimsi Türkçe bir parçayla katılıyoruz. Sizin bu konuda görüşünüz nedir? Türkiye ana dili olan Türkçe’yle mi yoksa “dünya dili” olan İngilizceyle mi yarışmaya katılmalı?


    P.S.: Ben kesinlikle dünya dili olan İngilizceyle katılmalı diye düşünüyorum. Çünkü sonuçta sadece Türkiye değil, bir çok ülke İngilizceyle katılıyor. Ve bunun nedeni ‘ay biz de özendik İngilizce parça yapalım’ değil. Çoğu ülke artık İngilizceyle katılıyor. Çok nadir kendi dilinde katılan ülkeler. Çünkü İngilizce “maalesef” çok evrensel bir dil. Dünyanın neresine giderseniz gidin İngilizce konuşabilen birini bulursunuz. Yol sormak için, bir şey sormak için… Ve İngilizce az çok herkesin anladığı bir dil. İnsanlar dinledikleri şarkıları tabii ki anlamak da istiyorlar. Ve bu bir Eurovision Avrupa’yı temsil eden bir yarışma olduğu için, özentilikten dolayı değil daha çok kişiye ulaşma ve anlaşılma kaygısından dolayı İngilizce parçayla katmalıyız.


    E.C.: Elbette yabancı dil bilmek şart. Ama işi özentiliğe dökmemek gerekiyor…

    P.S.: Tabii ki. Mesela Almanlar bu konuda çok katıdır bu konuda. Ben uzun yıllar Almanya’da yaşadığım için yakından gözlemledim bunu. İngilizce bilse bile konuşmuyor. “Du bist in deutcland. Du must deutch …” falan diyorlar. Yâni bir dikdatör durumları var.

    E.C.: E ne de olsa Hitler’in çocukları. O kadarcık diktatörlükleri olacak. Burada galiba dile sahip çıkma konusu gündeme geliyor.


    P.S.: Tabii ki diline sahip çıkacaksın ama turist sevmediğin için turiste gıcıklık da yapmayacaksın. Yani ne bileyim Hollanda bence dünyanın en güzel ülkelerinde biri. İnsanlar her zaman güler yüzlü ve bence dünyada da ikinci dil olarak İngilizceyi en iyi konuşan ülkelerden biri. Ve kendi dilleri de olmasına rağmen hiçbir zaman da Hollandaca konuşmaya çalışmıyorlar. Her şekilde her şeye cevap alabiliyorsun. Güler yüz alabiliyorsun. Tabii ki insn diline sahip çıkmalı ama bir turist geldiği zaman da O’na yardımcı olabilmeli.


    E.C.: Sizi konser öncesi daha fazla tutmayalım. Son olarak; yabancı dille eğitim gören, Türkçe konuşmayı bayağılık sayan, aşağılıkça olarak değerlendiren gençlere iki çift lafınız var mı?


    P.S.: Abi o zaman buradan gitsinler. Türkiye’de yaşamasınlar tabii ki. Yani bu benim de Türkiye’de yaşayıp da Türkçe’yi reddetmem anlamına gelir. Sonuçta bu ülkede yaşayan ki çok takdir ediyorum; bir çok işte İngiliz, Amerikalı yapımcı, yönetmen vs. dostum var. Ve çok iyi Türkçe konuşuyor hepsi. Sonuçta hepsi burada Türk insanıyla iş yapıyor ve onlar Türkçeyi gidip öğreniyorlar. Ve bunu da çok güzel konuşuyorlar. Bir dili öğreneceksin eğer o ülkede yaşıyorsan. Eğer turist olarak gitmeyip orada ikamet ediyorsan.




  2. 2
    MÜCEN
    Bayan Üye

    Cevap: Pamela Spence Röportajı

    Reklam



    sanatçı sempatık hareketleriyle sevilen türk rock pop elektronik müzik sanatçısıdır türkiyde üniversiteyi okuyan şarkıcı aslen almanya doğumlu dur türkiyede çok sevilmektedir







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi