Kocatepe Faciası-1-

+ Yorum Gönder
Ciddi Konular ve Şehitlerimiz Bölümünden Kocatepe Faciası-1- ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    DENİZEVİ
    Yeni Üye
    Reklam

    Kocatepe Faciası-1-

    Reklam



    Kocatepe Faciası-1-

    Forum Alev
    KOCATEPE FACİASI Sayfa-1-




    KOCATEPE GEMİSİ'NİN ÖZELLİKLERİ:

    29 Ekim 1944'de Bethlehem Steel Corp. (San Pedro, California, U.S.A.)tarafından yapımına başlandı.
    22 Mayıs 1945'de tamamlandı ve 8 Eylül 1945'de Amerikan donanmasında ki görevine USS Harwood (DD861) ismiyle başladı. Gemi ismini iki kere Navy Cross madalyası kazanan ve Leyte Körfezi savaşında şehit olan Commander Bruce L. Harwood 'dan almıştır.

    Tip : Destroyer
    Ağırlık : 2425 BRT
    Uzunluk : 390 feet (46.95m)
    Genişlik : 41 feet (12.1m)
    Yükseklik : 16-20 feet (4.3m)
    Mürettebat : 345 kişi
    Silahlar : 6 x 5"/38 caliber guns
    2 x 40mm twin anti-aircraft mounts
    2 x 40mm quadruple anti-aircraft mounts
    2 x 21" quintuple torpedo tubes
    Max Hız : 34 knot
    Eski Adı : USS Harwood (DD 861)
    Sınıf : Gearing

    Harwood gemisi, Pearl Harbour ve Vietnam olmak üzere birçok savaşta Amerikan Donanmasına hizmet etmiştir.
    Harwood gemisi 1 Şubat 1971'de donanma listesinde çıkarıldı ve 17 Aralık 1971'de Türkiye'ye satıldı ve Kocatepe adıyla Türk Donanmasına hizmet etmeye başladı.


    20 Temmuz 1974'de Kıbrıs çıkarma harekatı başladığında Kocatepe gemisi de Mersin Limanı'nda hazır durumdaydı.
    Harekat sırasında Yunanistan gemilerinin Türk bayrağı çekeceği, ve telsiz operatörü olarak Türkçe bilen kişiler kullanacağı, bu sayede Türk uçaklarının kandırılacağı öğrenilmişti. Bu konuda dönemin Başbakanı Ecevit, Amerikalı yöneticilerle de görüşmüş ancak bir sonuç alınamamıştı. Çıkarma operasyonları devam ederken 21 Temmuz 1974'de bölgede (Baf açıklarında) konvoy halinde Yunan gemileri olduğu yönünde bir istihbarat alınmış ancak bu doğrulanamamıştı.
    Bunun üzerine 301 nci Filo’ya ait S-2E tipi Tracker Deniz Karakol uçakları keşif için gönderildi. Radar görüntüleri, 4 destroyer ve 7 nakliye gemisinin Ada’ya yaklaşmakta olduğuna işaret ediyordu. Teyit için 184 ncü Filo’ya ait RF-84F uçakları da keşif için gönderildi. Elde edilmiş radar bulgularının aksine, denizde olması gereken yerlerde ve Ada ile Antalya arasındaki alanda fiziki hiçbir netice elde edilemedi.Kocatepe ve iki tane daha muhribimiz bölgeye bu konvoyu aramak ve önünü kesmek için gönderildi.

    21 Temmuz 1974

    Pazar sabahı saat 11:00 sularında Ankara’daki ilgili bütün birimler gergin bir bekleyiş içindeydi. Çünkü 6 nakliye gemisiyle 2 Yunan Komando Taburu’nun önemli bir malzemeyle Ada’ya varması endişesi başlamıştı. Uçaklarımızın taradıkları alanda hiçbir gemi olmamasına karşın Anamur radar müfrezesinin ve keşifteki S-2E uçaklarının radar ekranlarında Ada’ya yönelmiş gemiler gözükmeye devam ediyordu. Harekât merkezlerimiz bu birliğin Ada’ya ulaşmasını engellemeye kesin kararlıydı. Gece boyu radarlarda gözüken bu gemilere karşı saat 13:00’de kesin bir saldırı planlandı. Deniz Kuvvetleri sahada kendi gemisi bulunmadığını teyit etmişti.
    Saat 14:00’de 111 nci Filo’nun F-100D ve 141 nci Filo’nun F-104 uçakları havalandı. Olası bir Yunan çıkarmasına karşı çok kararlı bir şekilde söz konusu bölgede ne varsa batırılacaktı. Saat 15:30’da gelen haber büyük bir gerginlik içinde Yunan Gemilerinin bulunmasını, batırılmasını bekleyenleri adeta yıktı, derin bir üzüntüye boğdu. Çünkü bölgede hiçbir gemi bulunmadığı söylenmesine karşın, olmaması gereken yerde bulunan veya bulunması gerektiği halde bulunmadığı söylenen Kocatepe muhribimiz 22 Temmuz 1974'de uçaklarımızca batırılmış,Adatepe ve Mareşal Çakmak muhriplerimiz yaralı halde Mersin’e ulaşmayı başarmışlardı. Bu trajik olayla 54 denizcimiz şehit oldular. Olayların bu şekilde gelişmesinde en büyük neden, her ne pahasına olursa olsun bir Yunan destek harekâtının Ada’ya ulaşmasının engellenmesi çabası ile bunun yol açtığı gerginlik ve bir gün evvel Rum güçlerinin gemilerine Türk bayrakları astıkları, Türkçe konuştukları, cevap verdikleri, helikopterlerimizi Türkçe sahte komutlarla yönlendirmek, aldatmak istedikleri konusunda alınan haberlerdi.
    Silahlı Kuvvetlerimizdeki haberleşme unsurlarının, araç, gereç ve sistemlerinin eksikliği ile Kara-Hava-Deniz koordinasyonunda o günün koşullarında ortaya çıkan zafiyetler sonradan tespit edilerek süratle giderildi. Bu konuda boşluğu doldurmak, tamamen milli çevrim sistemleri ve gereçlerin üretimi için çalışmalar yapıldı.
    Aselsan ve Havelsan gibi kuruluşlar bu konuda hızla geliştirildi. Yine bu olayın üzerinde sonradan yapılan yorumlar ve ortaya atılan iddialara göre ortada bir elektronik yönlendirme söz konusu idi. Kim olduğu bilinmeyen bir güç, sanal olarak radar ekranlarında böyle görüntüler yaratmış ve bizi aldatmış olabilirdi.
    Geminin Akrotiri açıklarında olduğu düşünülmektedir.Gemi batmadan önce kaptan Albay Güven Erkaya'nın emriyle gemi terkedildi. Kurtulanlar çok farklı kişiler tarafından kurtarıldı. Kaptanın da dahil olduğu bir grup İsrailliler tarafından, bir grup İngilizler tarafından, bir grup da diğer muhriblerimiz tarafından kurtarılmışlardır.
    72 kişiyi gemiden gemiye helikopterle kurtaran Captain Ian McKechnie'ye Türkiye tarafından Turkish Distinguished Service Madalyası verilmiştir.
    Kocatepe muhribinin komutani Albay Güven Erkaya yıllar sonra Deniz Kuvvetleri Komutani oldu.
    Sonuçta ABD Disisleri Bakanı Kissinger'in dediği oldu; Türk bayrağı taşıyan ve Türkçe konuşulan gemilerin Türk uçakları tarafından batırılmasından dolayı kimse Türkiye'yi suçlamadı ! Zaten bir süre "Devlet SIRRI" olarak kalan bu facia nedeniyle Türkiye içinde de kimse kimseyi suçlamadı, kimseden hesap sorulmadı !
    Türk Hava Kuvvetleri ile Türk Deniz Kuvvetleri arasında meydana gelen çarpışmada 54 denizci hayatını kaybetmiş oldu.

    PARDON YUNAN GEMİSİ SANMIŞTIK !

    Kocatepe Muhribinin Türk Uçaklarınca Batırılması...

    21 Temmuz 1974 Kıbrıs Açıkları

    ...20 Temmuz sabahı başlayan savaş 21 Temmuz günü de bütün şiddetiyle sürerken Ankara’da savaşı yönetmekte olan Genelkurmay Karargahına gelen bir istihbarata göre Yunanistan’dan Kıbrıs’a doğru yola çıkan bir filo adaya silah ve asker götürüyordu. Baf limanı açıklarına doğru ilerlediği bildirilen bu Yunan savaş gemilerinin durdurulması gerekiyordu. Girne limanında bulunan üç Türk muhribi Kocatepe Adatepe ve Mareşal Çakmak gemilerine bölgeye doğru hareket etmeleri ve bu Yunan filosunu karşılamaları emri verilirken Türk savaş uçaklarına da aynı şekilde bölgeye intikal etmeleri ve Yunan gemilerini vurmaları bildirildi.

    Ama bu arada Ankara’daki savaş karargahı çok ilginç bir şey daha saptadı. Bu Yunan gemileri Türk bayrağı çekmişti ve telsiz konuşmaları da Türkçe yapılıyordu! Karargah hemen bu durumu değerlendirdi; Yunan gemileri Türkleri şaşırtmak ve kendi gemileri sanmalarını sağlamak için Türk bayrağı çekmek ve Türkçeyi iyi bilen Yunan personelini kullanmak gibi çok kurnazca bir savaş hilesine başvurmuşlardı ama Türk Genelkurmayı bu numarayı yemezdi ! Türk ve Yunan askerleri NATO’da birlikte çalıştıkları için ortak yürütülen tatbikatlarda Türk birliklerinin kullandığı dili ve kodları iyi incelemişlerdi ve görüldüğü kadarıyla gayet güzel taklit ediyorlardı.

    Bu durum hemen Başbakan Ecevit’e de bildirilecekti. Çünkü yine o saatlerde ateşkes görüşmeleri de sürüyordu ve ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’la Ecevit arasında sürekli telefon görüşmesi yapılıyordu. Kissinger Yunanistan’ın ateşkes istediğini söylüyor ve Türkiye’nin de buna olumlu yanıt vermesi için baskı yapıyordu. Yoksa savaş Kıbrıs’la sınırlı kalmayarak bir Türk-Yunan savaşına dönüşebilirdi. Adaya çıkartma yapmış Türk birliklerinin ilk hedeflerine ulaşmadan bir ateşkese yanaşmak istemeyen Ecevit de zaman kazanmaya çalışıyordu. Ecevit’e “Türk bayrağı çekmiş ve Türkçe konuşan” Yunan savaş gemilerinin Kıbrıs açıklarında bulunduğu bilgisi verilince Türkiye Başbakanı çok sevindi. İşte Kissinger’ın ateşkes baskısını geriletmek için eline iyi bir silah geçmişti. Kissinger’a Yunanistan’ın ateşkes isterken samimi olmadığını artık kanıtlayabilirdi; hem ateşkesten söz ediyor hem de asker ve cephane yüklü savaş gemilerini Kıbrıs’a gönderiyordu. Ve üstüne üstlük de bu gemilere Türk bayrağı çekip Türkçe bilen personel yerleştirerek kötü bir savaş hilesine başvuruyordu. Kissinger’a tüm bunları anlattığında ABD Dışişleri Bakanının söyleyebileceği bir şey kalmayacaktı.

    Nitekim Başbakan Ecevit ABD Dışişleri Bakanı ile bu konuyu tam da bu çerçevede görüşecekti. Daha sonra Henry Kissinger anılarını yayımladığında o 21 Temmuz sabahı kendisiyle Ecevit arasında geçen telefon görüşmesini bütünüyle aktaracaktı. Ecevit telefonda bazı Yunan savaş gemilerine Türkçeyi iyi bilen personelin yerleştirilip Türk bayrağı çekildiğini ve bu gemilerin batırılacağını söyleyince Kissinger da şaşırmış Ecevit’in sözünü ettiği bölgede Yunan savaş gemilerinin bulunduğu bilgisine sahip olmadığını söylemiş ama Ecevit’in verdiği bilgilere de kuşkuyla yaklaştığı için çok ilginç bir cümle daha kurmuştu Kissinger; “Evet sayın Başbakan” demişti “Türk bayrağı taşıyan ve Türkçe konuşulan gemileri batırdığı için Türkiye’yi kimse suçlayamaz.”

    Kissinger'ın anılarında aktardığına göre Ecevit’le konuşmaları şöyle olmuştu:

    Ecevit: Yunanistan’ın ateşkes istediğinden söz ediyorsunuz ama ortada ciddi bir sorun var. Yunanistan'ın samimiyetinden ve güvenilirliğinden kuşkuluyuz. Yuannides'in şeref sözü bir oyundan ibaret. Yuannides'in sözlerinin gerisindeki oyunu şimdi anladık. Yunan bayrağı taşıyan her gemiye ateş açabileceğimizi söyleyip ardından da gemilerine Türk bayrağı çekiyor !

    Kissinger: Eh kendi gemilerinizi batırırsanız sizi hiç kimse suçlayamaz.

    Ecevit: Hayır Dr. Kissinger onlar bizim gemilerimiz değil. Onlar Yunan gemileri. Türk bayrağı çekmiş Yunan gemileri.

    Kissinger: Evet sayın başbakan Türk bayrağı taşıyan ve Türkçe konuşulan gemileri batırdığı için Türkiye’yi kimse suçlayamaz.

    Ecevit: Yunanlılar hile yapıyorlar. Biz NATO müttefikiyiz ve Yunan pilotlar kodumuzu biliyorlar. Türkçe konuşuyorlar pilotlarımızla Türkçe ve bizim kod kelimelerimizi kullanarak temas kuruyorlar. Bu durumda Yunanistan'ın sözlerine nasıl güvenebiliriz ?

    Kissinger: Tam olarak istediğiniz nedir ? Sizin zeki bir insan olduğunuzu Harvard günlerinden biliyorum. Size saygı duyuyorum ama bu çatışma devam etmemeli. Bu iş böyle giderse altı hafta boyunca devam edebilir.

    Ecevit: Ateşkes istediklerini söylüyorlar ama ateşkesi adaya askeri yığınak yapmak için istedikleri açıkça ortaya çıktı. Yunanlılar bu yöntemlere son vermeliler.
    Kissinger: Hangi yöntemlere son vermeliler ?

    Ecevit: Ateşkese hazır olduklarını söylüyorlar. Ama bir yandan da bize ateşkesi çiğnemekte kullanacakları hileleri de göstermiş durumdalar.

    Kissinger: Bana ateşkesi kabul etmeyeceğinizi mi söylüyorsunuz ?

    Ecevit: Ateşkesi kabul edeceğiz..

    Kissinger: Bugün mü ?

    Ecevit: Şu anda sorunu görüşmekle meşgulüz...

    Kissinger’la bu görüşmenin ardından “Türk bayrağı çekmiş ve Türkçe konuşulan” Yunan gemilerinin batırılması için bir engel kalmamıştı. Çünkü Türkiye resmen Yunanistan’la savaş halinde değildi ama bu gemiler batırıldığında iş bu noktaya kadar gidebilirdi. Ancak ABD Dışişleri Bakanı’nın da onayladığı gibi Yunanistan yaptığı hilenin sonuçlarına katlanacaktı !..

    Türk savaş uçakları üç Türk gemisinin üzerinde görüldüğünde gemidekiler bunların Türk uçakları olduğunu anladılar. Çünkü Yunan uçaklarının menzili bulundukları bölgeye kadar gelip böyle uzun uzun dolaşmalarına yetmezdi. Uçakların saldırıya geçmeye hazırlandığını gören gemiler şaşkınlık içindeydi. Pilotlarla temas kurmaya çalıştılar. Ama tüm çabalar beyhudeydi Türkçe konuşmaları ve kendilerini Türk gemileri olarak tanıtmalarının bir şeyi değiştirmesi mümkün değildi. Zaten pilotlara bunun bir Yunan savaş hilesi olduğu bildirilmişti. Pilotlar kendileriyle temas kurmaya çalışan Türk gemilerinin subaylarına küfürler yağdırarak saldırıya geçtiler ve bombalarını bırakmaya başladılar. Saldıranın Türk uçakları olduğunu bilen gemiler ateş de edemiyor kendilerini savunamıyorlardı. Böylece Akdeniz’in ortasında kolay bir hedef haline gelen üç Türk muhribine Türk uçakları rahat rahat bombalarını attılar. Uçakların ilk saldırısında üç Türk muhribinden Kocatepe ağır yara aldı ve hızla batmaya başladı. Mareşal Çakmak muhribi Kocatepe’nin yanına doğru hareket ederek gemiyi terk etmekte olan personeli kurtarmak istedi. Ama bu durumu gören uçaklar döndüler ve ikinci bir kez daha saldırıya geçerek bu kez yağdırdıkları bombalarla Mareşal Çakmak muhribinde de ağır hasar meydana getirdiler. İsabet alan Mareşal Çakmak da kendi derdine düştü batmaktan kurtulmak için Kocatepe’den uzaklaştı ve hala çalışmaya devam eden tek kazanıyla zigzaglar çizerek Mersin sahillerine doğru çekilmeye başladı. Aynı şekilde Adatepe de yara almış ve o da bölgeyi terk etmeye çalışıyordu.

    Görevlerini başarıyla tamamladığına inanan pilotların üslerine dönerken duydukları bir telsiz anonsu gariplerine gidecekti; Baf bölgesinde Türk gemilerinin batırıldığını bildiriyordu telsiz. Ama üslerine dönene kadar ne olduğunu anlamayacaklar ancak yere indikten sonra faciayı öğrenebileceklerdi.

    Adatepe ve Mareşal Çakmak muhripleri delik deşik vaziyette de olsa ancak ertesi gün Mersin’e ulaşmayı başarırken kaderine terk edilen Kocatepe muhribi Akdeniz’in sularına gömülecekti. Kocatepe mürettebatından 54 kişi hayatını kaybedecek kurtulanlar denizde sallar üzerinde yaklaşık bir gün geçirdikten sonra tesadüfen bir İsrail balıkçı gemisi tarafından kurtarılarak İsrail’e götürüleceklerdi. Kurtulanlar arasında Kocatepe muhribinin komutanı Albay Güven Erkaya da vardı ve yıllar sonra Deniz Kuvvetleri Komutanı olacaktı.

    Sonuçta ABD Dışişleri Bakanı Kissinger’ın dediği oldu; Türk bayrağı taşıyan ve Türkçe konuşulan gemilerin Türk uçakları tarafından batırılmasından dolayı kimse Türkiye’yi suçlamadı ! Zaten bir süre “Devlet Sırrı” olarak kalan bu facia nedeniyle Türkiye içinde de kimse kimseyi suçlamayacak kimseden hesap sorulmayacaktı !..

    Evet bu konuya son vererek Kocatepe anektodlarımı burada kesiyorum.
    Bu hava operasyonu ile kendi muhbirimizi batırmamızın acısı bir yana dursun işin ironik yanı hava operasyonun parolanın "Şenlik Başladı" olduğudur...




  2. 2
    DENİZEVİ
    Yeni Üye

    --->: Kocatepe Faciası-2-

    Reklam



    KOCATEPE FACİASI Sayfa-2-


    KOCATEPE'yi Nasıl Yanlışlıkla Batırdık ?


    KOCATEPE Gemi Komutanı olan Güven Erkaya'nın ağzından


    Kıbrıs Barış Harekatı BM Kore yaptırımı dışında Türkiye Cumhuriyeti’nin dışarıda yaşadığı tek ciddi sıcak savaş olayıdır.
    Harekatın üzerinde en çok konuşulan olaylardan birisi olan şüphesiz Kocatepe gemisinin batışıdır. Kıbrıs Harekatı Kocatepe’nin batışı başta olmak üzere askeri acıdan akademilerde okutulacak karargahlarda incelenecek ve dersler çıkarılabilecek bazı örnek olaylarla doludur. Ayrıca bu gerçeklerin bilinmesinde hatta belli bir yere kadar kamuoyuna açıklanmasında geleceğin selameti bakımından sonsuz yararlar vardır.
    Aradan çeyrek asırdan fazla bir zaman geçtikten sonra konuya belki daha soğukkanlı yaklaşmak mümkün olabilir. Belkide olayları objektif kıstaslarla değerlendirecek ölçüde içinde yaşayan yetkili kişilerin kamuoyuna verecekleri bilgiler bu olayın karanlıkta kalmış yanlarının aydınlanmasına ve gerekli derslerin çıkarılmasına katkıda bulunabilir.

    Amaç suçlu aramak değildir. Bilakis sorumluluklarının ve işin hassasiyetinin bilincinde olan kimselerin izahat ve yorumları ileride çıkabilecek benzer durumlar karşısında takınılacak tavrın tesbitinden olduğu kadar bu alandaki spekülasyonların zararlı olabilecek etkilerine ortadan kaldırmak bakımından da fayda sağlayabilecektir.
    Taner Baytok:

    Bugün seni dışarıdaki güneşli havaya uygun bir aaaif ve neşe içinde buldum. Amacım neşeni ve aaafini kaçırmak değil ama bugün yaşamında büyük iz bıraktığını bilmeme rağmen yerli yersiz tartışmaktanda hoşlanmadığın bir konuya 26 sene önceki Kıbrıs çıkarması sırasında batan Kocatepe gemisi olayına temas edelim istiyorum.
    Sen 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’na katılan ve batan Kocatepe muhribinin komutanıydın. Geminin batışı o zaman kuvvetlerimiz arasindaki koordinasyon eksikliği ile izah edilmişti. O sıcak olayı en yakından yaşayan sorumlu bir kişi olarak olanları anlatıp değerlendirebilirmisiniz ?
    Güven Erkaya:

    Bu olayla ilgili bildiklerimi ve düşündüklerimi naciz vücudumla birlikte öbür tarafa taşımak hakkına sahip değilim. Bununla ilgili olarak söyleyeceklerimin hepsinin kayda geçirilip bilinmesi lazım.

    Kocatepe gemisinin batırılması olayından alınacak büyük dersler vardır. Bu alanda hazırlanacak bir "case study“ akademilerde okutulmalı karargahlarda anlatılmalıdır. Genel Kurmay bununla ilgili bir rapor hazırladı konu kapatıldı. Seninde dediğin gibi asil amaç suçlu aramak değil gerçekleri bir daha vuku bulmaması için açıklıkla ortaya koymak eksiklikleri giderip önlemlerini almaktır.

    Söyleyeceklerim bir yerde yazılı olarak bulunmalıdır. Bunun ne kadarını yayımlayıp yayınlamayacağımızı sonra kararlaştırırız. Bunların kamuoyumuz tarafından bilinmeside insanlarımızın en tabi hakkıdır diye düşünüyorum...
    Hatırlayacaksın ben Kocatepe gemisinin komutanı olmadan önce Genelkurmay‘daydım. GenelKurmay Plan Şubesinde deniz plan subayıdım. Daha sonra Deniz Kuvvetleri’nin Personel Şubesi’ne geçtim ama Genelkurmay’daki görevimide yarı zamanlı iş olarak sürdürdüm.

    1973 senesinin Ağustos ayında Kocatepe’nin komutanlığına atandım. Gemi bizim bahriye lisanında "OVERHAUL“ dediğimiz genel bakımdan yeni çıkıyordu. Gemi personelinin bu genel bakımdan sonra tim eğitimine katılması gerekiyordu. Bu sırada NATO’nun Akdeniz Çağrı Kuvveti’ne bir gemi göndermemiz gerekiyor. Deniz Kuvvetleri Kocatepe’yi seçip NATO’ya onun ismini bildirmiş. Tazeleme eğitimine giremeden doğrudan doğruya Çagrı Kuvveti‘ne katıldık. Çağrı Kuvveti’nin iki (2) tatbikatı oldu. İkisine de benim gemim katıldı. Birisi 1973 sonbaharında diğeri 1974 ilkbaharında idi


    Bu tatbikatlardan sonra ben Brüksel’deki NATO Askeri Delegasyonumuza atandım. Kursumu tamamladıktan sonra Brüksel’deki görevimin başına gideceğim. Ankara’dan bir görev verdiler. "Cumhurbaşkanı Fahri KORUTÜRK Edremit’ten Erdek’e geçecek geminle ona refakat et sonra Brüksel’e gidersin“ dediler. Tam Ankara’ya gideceğim bu sefer Deniz Kuvvetleri Komutanı Kemal Kayacan’ın Karadeniz gezisine katılmamı emrettiler. Onunda arkasından Denizkurdu Tatbikatı’na katıldıktan sonra Kemal Kayacan‘ı Mersin’e bırakıp NATO’ya geçeceğim bildirildi.

    Ben ayrılmak üzereyken Kıbrıs’ta Nikos Somson’un darbe yaptığı haberleri geldi. Gemideki arkadaşlarımı toplayıp bu darbenin Türkiye ile Kıbrıs arasında bir Harp demek olacağını söyledim. Ona göre hazırlık yapmamız lüzumunu belirttim. Ankara’ya dönme durumu artık ortadan kalkmıştı.

    Kıbrıs Harekatı’na Mersin’den katıldım. İlk iş olarak gemi personelinin eğitimine eğildim...Hava savunma ve gemiyi terk eğitimlerine öncelik verdim. Çünkü ABD’nin 2. Dünya Harbi’nde kullandığı elimizdeki Kocatepe Adatepe ve Tınaztepe gemilerinin doğru dürüst hava savunma sistemleri yoktu.

    Bunlar uçak gemisini denizaltılara karşı korumak üzere yapılmış gemilerdi. Üzerlerinde denizaltılara karşı savunma silahları birde 5 pusluk 12.7 cm’lik topları vardır. İkisi başta ikisi kıçta dört namlu. Bunlar Suüstü Harbi ve Kara Bombardımanı maksatlı olarak kullanılırlar. Hava savunmasında pek etkinlikleri yoktur. Atış süratleri düşüktür. Dakikada 16 mermi atarlar. Atış kontrol sisteminin kontrol edebileceği uçak sürati 400 mp/h civarindadır. Süratli uçaklara 2-3 mermi ya atarsın ya atamazsın. İşte o, 2-3 atışta vurdun ne ala... Vuramazsan gitti demektir. Bu gemilerle suüstü savaşını yapabilirsin. Zaafiyet hava savunmasında. Bunun için eğitimde bu sahaya öncelik verdim.

    Eğitimde birde gemiyi terketmeye önem verdim. Bu da başlı başına bir konu. Her bireyin eğitim alması gerekli. Öyle erler varki Donanma’ya girene kadar ayağı deniz suyuna girmemiş. "Gemiyi terk et“ dediğinde adam kendisini denize etmiyor. Erleri buna alıştırdık can salı nasıl denize nasıl atılır sala nasıl çıkılır salda nasıl yaşanır can yeleği nasıl bağlanır bunları göstere göstere erleri eğittik

    Ben gemimle zaten Mersin’deyim. Diğerleri de Mersin‘e gelerek yükleme yaptılar Kıbrıs’a doğru yola çıktık. Harp filosu komutanımız Tınaztepe’de. Bizim komodorumuz İrfan Tınaz ise Mereşal Çakmak gemisinde. İlk planda hedef Magosa olarak belirlenmişti. Sonra hedef Girne Plaji olarak değiştirildi ve planlarda buna göre yeniden hazırlandı.

    Planları hazırlamak için yapılacak işler var. Muhriblerin çıkarma araçlarının yapacakları işler var. Çıkarma birlikleri karaya çıktıklarında yapılacak kara bombardımanı var. Gelecek olan uçaklarla irtibat var. Uçaklarda tanıma-tanıtma var. Yapılacak birçok şey var bunların hepsinin planlanması lazım.

    Bu arada 2nci Taktik Hava Kuvvetleri Yunanistan’dan gelebilecek bir harekata karşı kullanılmak üzere ayrıldı. Kıbrıs’taki hedeflerin belirlenmesi ilk elde sonuçlandırılması gereken konular olarak karşımıza çıktı. Bunda zaman zaman zorluklarla karşılaşıldığını herşeyin herzaman iyi gitmediğini söylemek gerçekci bir davranış olacaktır.

    Rum Kıbrıs'ın iki tane hücumbota sahip olduğunu biliyorduk. Denizaltısı hava kuvveti yok. Yani bize tehdit oluşturabilecek fazla bir kuvvet yok karşımızda. Ama gemideki personelin psikolojisi değişik. Şimdi sana komik gelecek ama içinde yaşanırken ciddi endişeler yaratan ve askeri harekatı büyük hatalara sürükleyebilecek karekterde bir olay anlatayım.

    Denizde giderken birden civarımızda bir denizaltının mevcut olduğu söylendi. Bunun mümkün olamayacağı elimizdeki bilgilerden anlaşılıyor. Ama tedbirli olmak gerekir. Gözcü sancak baş omuzda 500 m’den bir denizaltı rapor ediyor. Hemen gerekli savunma önlemini aldım.

    Sonradan deniazaltı olmadığını anladık. Şimdi biz Girne sahillerine kara bombardımanı yapıyoruz. Mermilerin bakır ve pirinç kovanları güverteye düşüyor oradan da denize... Gemi personelinin görüp denizaltı periskopu sandığı işte bu kovanlardan biri idi... Başkovan batmayıp suyun üstünde yüzüyor. Aşağısı ağır yukarısı hafif olduğu için de periskop gibi görünüyor. Ancak işi bilenin bir bakşta anlayabileceği bir fark var... Bu cisim denizdeki dalgayla birlikte bir sağa bir sola yatıyor. Halbuki denizaltı periskobu olsa dimdik durur ve denizi yarar gider. Ama daha önce harp görmemiş personel tatbikatlarda ve eğitimde öğretilen bu inceliği pek göremiyor.

    Kıbrıs Karasularında Seyreden Rus Tarama Gemisi :

    Bu olaydan kısa bir süre önce Kıbrıs’ın karasularının hemen dibinden bir tarama gemisi görmüştük. Geminin teşhisi görevi bana verilmişti. İyice yaklaştıktan sonra geminin bir Rus tarama gemisi olduğunu gördüm. Ruslar harekatı izlemek için o gemiyi oraya yollamışlar. Hemen rapor ettim ama "O gemiyi oradan uzaklaştırın veya ikaz edin gitmezse batırın“ gibi bir talimat gelmedi. Gemi orada harekat sahasının içinde sakin bir şekilde görevini sürdürdü

    Kıbrıs Rum Hücumbotları ve Ecevit’in talimatı :

    Bu arada biz Girne önüne geldik. Çıkarma gemisinden birliğimizin komutanını personelini araçlarını sahile çıkaracağız. Bu sırada Rum Kıbrıs’ın iki hücumbotunun süratle çıkarma yapacağımız plaja doğru gelmekte olduğunu gördüm. Biz plajın hemen önündeyiz. Girne limanı ve oradan çıkan hücumbotlar doğumuzda kalıyor. Gemilerle aramızda Adatepe muhribi var. O bölgede karakol görevi yapan Mareşal Çakmak gemisi ise Girne’nin batısında bulunuyor. Topçu subayına hedef tarif ettim. Hedef üssüne gelmesini istedim ve iki gemi menzile girdiklerinde "Atış Serbest“ dedim


    Tam bu sırada Başbakan Ecevit’in direktifleri üzerine olduğu beyan edilen bir emir geldi: "Karşı taraf ateş açmadıkça ateş edilmeyecektir“. Nitekim hücumbotlar Adatepe’nin önünden geçtiler Adatepe’den ateş edilmedi.

    Emir bütün askeri bilgilerime okuduğum stratejilere mantığa ters düşmekle kalmayıp bir ülkenin savaşta yenilgise ve büyük prestij kayıplarına uğramasına sebep olabilecek kadar tehlikeliydi de... Yunan hücümbotu torpidosunu atacak çıkarma gemisini içindekilerle birlikte havaya uçurup denize gömecek sen bundan sonra hücumbota ateş açmış sın açmamış sın ne fark eder ki ? Bu çıkarmanın sonu olur diye düşündüm.

    Sayın Başbakanın kararının arkasındaki motifi anlamamak onu taktir etmemek elbette mümkün değildi. Ama o anda içinde bulunulan durum ve yaratabileceği risk bu emre aynen uyulmasını makul göstermemekteydi. Topçuya menzile girildiğinde ateş emrimi tekrarladım. Rotamı doğuya çevirdim. Hücumbotların üpstüne giderek onlar ile çıkarma gemisinin arasına girdim. O sırada havada iki uçak belirdi. Bunlar dalışa geçerek iki hücumbotu batırdılar.

    Bu hususu daha sonra Montreux’den dönerken uçakta Başbakan Ecevit’e anlattım. "Verdiğimiz talimat zamana ve duruma uymadı“ dedim. Savaştaki birliklere harp sahasındaki durumu bilmeden genel yaklaşımlar doğrultusunda emirler verilmesinin sakıncalarını tarihteki misalleriyle anlattım

    Birliklerimizin Kıbrıs’a Çıkışı :
    Güven Erkaya:

    Bizim çıkarma birliklerimiz Girne’ye çıkarken bizde sahildeki Rum hareketlerini izliyoruz. Çıkarma plajının orada kamyonlarla silah havan ve malzeme taşıyorlar. Bir otel binasının önündeki ağaçlarının arkasına mevzilenmiş bir birlik gördüm.
    Bize makineli tüfekle ateş etti. Bende kara bombardımanıyla birliği yok ettim. Üzerlerine atış yapıldığını görünce arkadaki binaya kaçtılar. Bu sefer binayı bombaladım. Herkes kendisine göre gördüğü hedef üzerine atış yapıyor

    Taner Boytok:

    Çıkarma sırasında zaiyat verdik mi ?


    Güven Erkaya:

    Gemide bir tabur askerimiz vardı. Zaiyat vermedik. Yalnızca ilk çıkanlardan fabrikada çalışan bir işci şehit oldu. O anda çıkarma aracının içindeymiş. "Bende çıkacağım“ demiş. Eğitimsiz olduğu için çıkarken mak. tüfek mermisinden korunmasını bilememiş ve isabet almış.

    Taner Boytok:

    Böylece çıkarmanın ilk günü heyecanlı bir şekilde fakat büyük bir aksilik olmadan tamamlanmış oldu değilmi ?

    Konvoy İhbarı :

    Güven Erkaya:

    O geceyi Mersin’de geçirirken Girne önüne dönmemiz emri geldi. Tınaztepe gemisi Deniz Kuvvetleri’yle veya havada bulunan deniz karakol uçağıyla muharebe irtibat gemisi olarak görevlendirilmişti. Tınaztepe Mersin’e ikmal yapmaya gittiğinden bu görevi bana Kocatepe’ye verdiler.

    Bu arada deniz karakol uçağı bir rapor geçti. Raporda bir konvoyun doğuya Baf’a doğru yol aldığı belirtilmekte ve bizden bu gemilerin Kıbrıs’a çıkmalarının engellenmesi istenmekteydi.

    Yaklaşık 10-12 gemiden oluşan bir konvoyun Kıbrıs’a doğru yol aldığına dair Muğla’daki Jandarma İl Komutanlığı'ndan alınan ham bir istihbarata dayanan bir emir ! Emirde konvoyun rotası Baf olarak belirtiliyor. Sürati bildiriliyor.

    Ben Konvoy olarak belirlenen gemi topluluğundaki gemilerin tiplerini ve milliyetini sordum. Deniz karakol uçağından bunların bilinmediği cevabını verdiler. "Sabah alaca karanlığı keşfinde bunları öğrenip birliğe bildirin“ dedim.

    Şimdi ne olmuş burada kesip öncesine döneyim. Muğla’daki İl Jandama Komutanlığı’ndan Muğla valisine ondan Jandarma Genel Komutanlığı’na bu komutanlıktan Genelkurmay’a Genelkurmay’dan da Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bir rapor gelmiş. Rapor aynen şu: "Rodos’ta Mandraki Burnu açıklarında asker yüklü 10-12 gemi...“ İşte bütün olayları başlatan rapor bu !

    Bir hesap yapmışlar. Bunlar gitse gitse 8 mil hadi bilemedin 10 mil süratle gider o süratle Baf’a şu saat de ancak varırlar. Bizden istenende o saat den önce Baf önlerine varıp bunların Baf’a girmesini önlememiz istenmekte idi !

    Bu 10-12 gemilik asker yüklü topluluğu konvoy olarak vasıflandırmışlar. "KONVOY" askeri gemi topluluğu demek. Bir yerden bir yere ya asker ya askeri malzeme ya da yiyecek taşıyor. Bunu koruyan bir Yunan birliği var mı ? Koruyan 10 muhrip varsa biz bunu üç gemiyle nasıl durdururuz ?

    Konvoya Saldırı Emri :

    Beklediğimiz emir sabaha karşı Ankara’dan geldi. Ankara "Efendim siz üç gemiyle konvoya müdahale edeceksiniz“ diyor. "Önce Hava Kuvvetleri sonra siz taarruz edeceksiniz“ deniliyor. Harekat sahasında da uzak durmamız isteniyor. Şimdi harekat sahası neresi ? Harekat sahası diye bir yer çizilmemiş. Harekat sahası belirlenmediğine göre sen kendin tayin edeceksin. Nasıl tayin edeceksin ? Birliği vur emri doğrultusunda. Ben öyle bir yerde bulunmalıyım ki hava taarruzundan sonra oraya ulaşabileyim ve konvoy Baf’a girmeden bunu önlemek imkanına sahip olabileyim !

    Aldığımız emir karşısında benim istediğim bilgiler daha da acil hale gelmiş oluyordu. Tekrar deniz karakol uçağıyla temas kurup gemilerin tipi milliyeti ve refakat durumlarıyla ilgili bilgileri göndermelerini istedim. Cevap ise "Sis yüzünden aşağısını göremiyoruz !“ oldu.

    Bana radar bilgilerini verebiliyorlardı sadece... Bununda yeterli olmadığı meydandaydı !

    Bir ara deniz karakol uçağı Mersin’e intikal emri verilen mayın tarama gemilerimizi de Yunan hücum botu olarak rapor etti, Ama elinde daha fazla bilgi bulunan ve oradaki mayın tarama gemilerinin mevcudiyetinden haberdar olan filo komutanının müdahalesiyle bu yanlışlık düzeltildi. Bilmem durumu anlatabiliyormuyum ?

    Bir türlü konvoy denilen gemi topluluğunun ne olduğunu anlayamıyoruz. Gelen raporlar çelişkili oluyor. Bazen konvoyun 8-10 muhriple korunduğunu duyuyoruz. Biz ise sadece üç muhribiz, Bazen "Korumada muhrip yok“ deniyor bir başka haberde konvoyun yıldız şeklinde dağıldığı bildiriliyor. Biz ise üç muhrip azami süratle Baf’a doğru ilerliyoruz. Orada bir şey var ama ne olduğunu bilemiyorlar. Deniz karakol uçağı konvoyun tesadüfen bir araya gelmiş ticaret gemileri olduğunu dahi söylüyor. Gözle yapılan istihbarata dayanmayan bu bilgilerin hangisinin doğru olduğunu bilmek mümkün değil !

    Taner Boytok:
    Belkide birileri radarları şaşırtıyor !

    Güven Erkaya:

    Oda mümkün ! O bölgede bunu yapabilecek kabiliyette Amerikalılar İsraillliler ve Ruslar var. Amerikalıların ve İsraillilerin bunu yapacaklarını sanmıyorum, Geriye Ruslar kalıyor. Biraz evvel bahsettim bölgede bir Rus tarama gemisi var zaten
    Bize konvoy dedikleri gemiler toplulugunun mevki sürati ve rotasiyla ilgili bilgiler geldikce ben "Bizi ilgilendiren gemilerin tipi milliyeti ve koruma durumudur“ diye mukabil bir mesaj geçtim. Cevap "Kuvvet komutanımız bölgedeki bütün Yunan gemilerinin batırılmasını istemektedir“ şeklinde oluyor !








  3. 3
    DENİZEVİ
    Yeni Üye
    KOCATEPE FACİASI Sayfa-3-



    KOCATEPE'yi Nasıl Yanlışlıkla Batırdık ?


    KOCATEPE Gemi Komutanı olan Güven Erkaya'nın ağzından


    Kocatepe’ye Hava Saldırısı :

    Biz sahaya iyice yaklaştık. Onların verdikleri mevkileri koyduk haritaya. Bölge bizim radarlarımıza girdi. 20 Mil de olsan gemileri bizim görmemiz lazım. Ama konvoy filan görünmüyor. Sadece bizim güneyimizde iki gemi göründü. Iki tekne arasinda 5 mile yakın mesafe var. Diğer muhriplerimizin radar görüntülerini istedim. Onlarda sadece bu iki gemiyi teyit ettiler. Bunlardan başka birşeyi onlarda görmüyorlar.

    Şöyle bir şey geldi aklıma: Burada gemi toplulugu yok. Iki tane gemi var. Deniz karakol uçağının pilotu durmadan konvoy rapor ediyor. Biz buraya yaklaşıyoruz. Daha Hava Kuvvetleri’nin taarruz zamanıda gelmedi. Harekat sahası dedikleri bir alanın içine doğru yaklaşıyoruz. Öyle bir durum olacak ki o iki gemi bizde onları korumakla mükellef 3 muhrip 5 gemi olacağız. Konvoy olarak rapor edilen gemiler bir anda biz oluvereceğiz !..
    Hava Kuvvetleri’ne menzup uçaklarda gelip bize saldıracaklar.
    Bundan endişe ederek Ankara’ya bir rapor geçtim: "bizim mevkiimiz rotamız süratımız nizamimiz şu dur. Nizamdaki gemilerin isimleri şunlardır. Birlik komutanı şu gemidedir. Sizin konvoy diye nitelediğiniz gemi topluluğunun yeri olarak rapor ettiğiniz yerde biz birşey göremiyoruz. Sadece 20 mil mesafede şu ve şu mevkiilerde de 2 gemi var.
    Bunların aralarında da 5000 m. mesafe var. Şimdi bize:

    1) Bu iki geminin geminin tip ve milliyetini söyleyin;

    2) Konvoy diye nitelediğiniz gemi topluluğunun mevkiini bildirin.

    Deniz karakol uçağından pilotundan gelen cevapta karakol uçağının bahsettiğimiz iki geminin üzerinde olduğu bizide gördügü bildiriliyordu. Konvoy denen topluluk bu raporda iki gemiye inmişti. Gemilerden birinin Yugoslav diğerinin İtalyan ticaret gemisi olduğu nihayet anlaşılmıştı. Konvoyun mevkii ise önce bildirilenlerden farklıydı

    Vuzuha kavuşan durumu özetlemek üzere Ankara’ya Deniz Kuvvetleri‘ne bir mesaj yolladım.

    Bu sırada çarkçıbaşım Metin Sürüs köprü üstüne yanıma geldi. Çok da güzel bir hava... Saat 13.00 suları idi... Kumanyalarımızı yiyoruz. Metin " Komutanım buraya Yunan uçakları gelirmi ?“ diye sordu. "Metin buraya Yunan uçakları gelmez ama biraz sonra Türk uçaklarının gelmesinden endişe ediyorum. Biz buraya yaklaştık yaklaştık ve adeta sözü edilen konvoyu oluşturduk. Konvoy sanıp bize taarruz etmelerinden korkuyorum dedim"“
    Ben daha lafımı bitiremeden radardan Türkiye yönünden gelen uçaklari rapor ettiler. Bu yanlışın bir yerinden döneceklerini sanıp başlangıçta ateş etmeyi düşünmedim. Üzerimizden iki roket geçip hemen yanımızda roketler denize düştü. Suyu geminin üstüne sıçrattı... Vay anasına !..Olacak iş değil !.. Ancak o zaman "Ateş Serbest “ emrini verdim.
    Tepemizdeki uçaklar saat 16‘ya kadar gittiler geldiler. 1. ve 2. roketleri sıyırmıştık. Ama 3. Ve 4. roketlerle tam isabet aldık.
    Bunlardan birisi kıçtaki topu vurdu. Diğeride bacayı deldi ve savaş harekat merkezine girdi. Ben o roketleri görünce hemen telsiz kamarasına inip birliğin roket saldırısına uğradığını rapor ettim. Mevkiimizi ve rotamızı bildirdim. Gemi o sırada bir daha sarsıldı. Hemen savaş harekat merkezine çıktım. Roket bu kez harekat merkezinde patlamıştı. Bütün radarlar atış kontrol kulesi devreden çıkmış içeride yangın başlamıştı.

    Taner Baytok:
    "Gemi saldırıya uğradı“ mesajini çekerken bunun kendi uçaklarımız tarafından gerçekleştirildiğini vurgulamış mıydın?

    Güven Erkaya:
    Hayır gemi kıçtan isabet alınca pilot bunu rapor etti. "Bu gemiyi kıçtan vurup topunu susturduk ona kıçtan yanaşacağız“ diye. Silahı olmayan gemiye yaklaşmak elbette daha kolay olmaktaydı. Bu arada diğer iki muhribimizde yara almıştı. Bizde harekat merkezinden sonra telsiz kamarasında da yangın çıktı. Dinamo devreden çıktı. Gemi bir anda çöküp kalmıştı. Deniz suyu devrelerinde takat kalmadı. Yedek yangın tulumbaları güvertedeydi. Onlarda artık yoktu...

    Kocatepe Muhribinin Batışı :

    Uçakların mermileri bitince döndüler ama yine geliyorlar. Diğer iki muhribimiz kuzeye doğru devam etti. Biz bir anda kucakta kaldık.Personel geminin içine girdi. Işıklar sönmüş içerisi duman içinde. Personel ne yapacağını şaşırmış vaziyette. Yara savunma subayı geldi. "Efendim geminin su üstünde durma kabiliyeti kalmadı gemiyi terk kararı vermeniz lazım“ dedi. Geminin su aıip almadığını sordum. Almadığını söyledi. "Siz yangınla mücadeleye devam edin ben zamanı gelince terk emrini veririm“ dedim.

    En tehlikeli durum kazan dairesindeki yangın. Kazan dairesiyle kıçtaki er kamarasındaki yangın cephaneliğe geçerse bütün gemi içindekilerle birlikte infilak edecek. Şimdi iki durum arasında karar vermek zorundaydım. Terk emri versem personel turuncu can yelekleriyle güvertede toplanacak, havadaki uçaklara hedef olacak veya daha can salı denize inmeden kendilerini denize atıp telef olacaklar. Beklesen geminin inflak riski var. Hepsi birden gidecek.Ben böyle düşündüm: Uçaklar havadayken terk emri verirsem bu uçaklar hemen saldıracaklar. Bütün personeli kaybedeceğiz. Geminin ne zaman inflak edeceği ise belli değil. Onun için uçaklar gidene kadar beklemeye karar verdim.

    Uçaklar ortadan kaybolduktan sonra gemiyi terk düzenine geçtim. Personeli indirmeye başladık. Tabii düşünülmeyen bir çok nokta çıkıyor karşımıza... Bazı can salları hava taarruzu sırasında mermi isabeti almış ve delinmiş. Gemi komutanı vasıta motoruyla gemiyi terk eder. Taarruzda vasıta motoruda parçalanmış. Barışta koyulan kuralların Harpte bazen işlemediğinin birçok örneği ile karşı karşıyayız...

    Ben köprü üzerindeyim. Geminin terkini köprü üzerinden idare ediyorum. Herkes sala binip gemiyi terk etti. Benim yanımda muharebe subayı ve seyir astsubayı kaldı. Gemiyi o halde bırakıp gidemiyorum. Çakılıp kaldım. İradem beynime hükmedemiyor. Seyir Astsubayı cebinde bir sigara çıkardı. Buruş kırış olmuş sigarıyı alıp yaktım. Topçu subayı kuledeydi. Ben uçakların olası bir saldırısına karşı Top Personeli ile Cephanelik Personelinin en sona kalmalarını istemiştim. Herkes terk ettikten sonra baş taraftaki bu personelinde sallara binmesini söyledim. Şehit topçu subayı Ercan Dinçoğlu çok mert cesur ve bulunmaz bir çocuktu. Savaş sırasında bütün bu meziyetlerine yakından şahit oldum. Terk etmeden önce bütün gemiyi dolaşmış. Güvertede delinmiş salların erzak torbalarını toplamış. Suda daha uzun süre kalabiliriz diye... Sonra gitmiş silah deposundan hafif silah ve mermilerini almış.

    Onlarda ayrıldıktan sonra seyir ve muharebe subaylarını yanıma alarak baş öne gittim. Bir tarafta benim binmem gereken sal öbür tarafta Şehit Ercan Dinçoğlu’nun salı... "Komutanım ne olur bizim sala gelin“ diyor.

    Muharebe Subayı Necati Gürkaya evladım seyyar telsiz cihazını almış bir naylon torbaya koymuş boynuna bağlamış. Can yelekleri şişirmeli. Baktım muharebe subayı can yeleğini şişirmeden atıyor kendini. "Şişirde öyle atla“ dedim. "Efendim usul şişirmeden atlamaktır denizde şişireceğim“ dedi ve atladı. Boynundaki telsizin ağırlığıyla olsa gerek gömüldü gitti... Ya da yeleğin içindeki karbondioksit gazı bitmişti...

    Seyir astsubayının arkasından bende atladım. Böylece geminin terki tamamlanmıştı. Şehit Ercan Dinçoğlu’nun saıina geçtim. Şiddetli rüzgarda sallar kayıyor... Biz de salların üstünden kayıyoruz... Gemi ise alev alev yanıyor du.

    Mareşal Çakmak gemisi rotasını kuzeye çeviriyor :

    Bir süre sonra kuzeyden bir geminin yaklaştığını gördüm: Mareşal Çakmak gemisi. Herhalde denizin üstünde bizi gördü. Toplamaya geliyor diye düşündüm. Yanılmışım.
    Saat 18.30 sularında bir hava saldırısı daha oldu. Ama sallara değil. Yanan Kocatepe’ye. Mareşal Çakmak gemisi havaya doğru ateş etmeye başladı. Sonra rotasını kuzeye çevirdi. Saat 21.00 sularında Kocatepe büyük bir inflakla battı... Geminin akaryakıt ve cephanesiyle birlikte inflak edişini ve batışını asla unutamıyorum... Saldaki çocuklardan bir kısmı saldırı sırasında kendilerini denize attılar...Ve 5-6 kişiyide böylece kaybettik...

    Suda Kalmanın Ruh Haleti :

    Ben 24 saat suda kaldım. O suda kalma sırasında herkesin ruh haleti değişik oluyor ama herkesi bir ölüm korkusu sarıyor. Bir kısmı suyunun, aşının biteceğinden endişe ediyor. Bir kısmı hava saldırısından endişe ediyor du !.. Bu korkuyla bazıları kendilerinini denize atıp yüzerek karaya çıkmayı denediler. Bir kaç kişiyide bu yüzden kaybettik...
    Salın içinde dur sa sürüden ayrılmasa bir şey olmayacak !.. Ama anlatamıyorsun.

    Gece olunca kötü düşünüp kötü şeyler yapmasınlar biraz oyalansınlar diye bir vardiya sistemi kurdum. Bazılarına gözetlemek bazılarna hafif hafif kürek çekmek bazılarına salı temizlemek bazılarına da olayları not etmek görevini verdim.

    Bizim gemiden 30 sal vardı. İlk taarruzdan sonra sallar iplerini keserek birbirlerinden ayrıldılar. Mani olamıyorsun !.. Aslında usul hepsinin birbirine bağlı olması... Başlarında da motor gidecek hepsini sürükleyecek. Ama motor yok ki... Gideceğin yere gidemiyorsun ama toplu halde bulununca bir kurtarma gelip toptan kurtarabilir. Ama o psikoloji içinde bağlı kalmanın mümkün olamadığını gördüm.

    Bütün gece morallerini yüksek tutmaları için "suyumuz ve erzakımız şekerimiz sigarımız var“ diye konuştum. Susuzluktan korktuklarını görünce gece boyunca su içmeyip mesaj vermeye çalıştım.
    Ertesi sabahta geçti

    İsrail okul gemisi denizden askerlerimizi topluyor :

    Öğleden sonra saat 16.00 ya doğru bir geminin bize yaklaştığını gördük. Ufak bir balıkçı gemisi görünümünde... İsrail Deniz Ticaret Okulu’nun eğitim ve gezi teknesiymiş. Kaptanı İstanbul’da kalmıştı ve Türkçe konuşuyordu. Beni gemiye aldı.

    Yunanistan ziyaretinden dönüyorlarmış. İsrail’e mevki koymak için Kıbrıs’a yaklaşınca bizi görüp rota çevirmişler. Hemen bizim saldaki ve etrafımızda görebildiğimiz 3-4 saldaki çocukları aldık tekneye. Etrafta görülen sal kalmayınca Hayfa’ya doğru yola çıktık.

    Kaptan’a duş yapabilmek için su olup olmadığını sordum. Olumlu yanıtı üzerine en çok ihtiyacım olan şeyi yaptım. Üzerimizdeki iş başıları çıkarıp beraberimdeki büfeciye yıkatıp ütülettim. Geminin kaptanı Binasi kendi iş başılarından birini benimkiler kuruyana kadar giyeyim diye bana verdi. Kot kumaşından kısa bir pantolon ve gömlek. "Sen açsındır“ diyerek birde sofra hazırlanmış. Sofrada peynir ekmek ve şarap var. Sonra ben vurdum kafayı yattım.

    Kaptan binası durumu telsizle Hayfa’ya bildirdi. Kurtarılan personelin listesini verdi. Bir THY uçağının Hayfa’ya gelip bizleri Türkiye’ye götürmesini sağladı. Kendisinden basına haber verilmemesini ve içeriye alınmamalarını rica ettim. Bunuda temin etti.

    Hayfa’ya geldiğimizde bizi limanlardaki ambarlardan birinin içinde kurdukları deskte karşıladılar. Çıkanın adını soyadını alıyorlar uzatmadan gümrük ve polis girdi çıktılarını tamamlıyorlar sonra hepimizin eline birer sandviç soğuk meşrubat ve sigara paketi tutuşturarak yolcu ediyorlardı. Türkçe bilen memurlar ve çok iyi hazırlanmış bir organizasyon sayesinde hiçbir güçlük çekmeden bir otobüse bindirildik...

    Otobüste İsrail’deki ataşe militerimiz bizi karşıladı. Getirdiği bir karton sigarayı personele dağıttı gitti. Ama maalesef oda ihtiyacımız olan bilgileri verecek durumda değildi...

    Ankara’ya vardığımızda bizi karargaha aldılar.

    Denizden çıkmış insanlarız bir kısmı denize atlarken, iş başınısını bile çıkarmış. Karargahta bir tabura geçtik. Deniz Kuvvetleri Komutanı Kayacan çocukların kahramanlıklarını ve geçmiş olsun dileklerini dile getiren bir konuşma yaptı.

    Personele taburda yer hazırlamışlar. Orada yatacaklar. Ben bu personelin savaş alanından geldiğini günlerce denizde ölüm kalım mücadelesi verdiğini bir çoğunun psikolojik tedaviye ihtiyacı olabileceğini söyledim. "Peki“ dediler.

    "Denizin üstünde hala sizden yardım bekleyen bazı personelim var. Bunların kurtarılması için harekete geçildi mi?“ diye sordum. Kuvvet Komutanı Harekat Başkanıyla görüşmem için talimat verdi. Harekat Başkanı benim beklemediğim kadar sert bir tavırla karşıladı. Sanki ben yanlış bir iş yapmışımda onun hesabını soruyordu. "Sen sallarını bir arada tutamamış sın dağıtmış sın şimdi onları ben nereden bulacağım ?“ dedi.

    "Efendim siz denizde saldayken üzerinizden hiç Hava Kuvvetleri uçtumu ? O insanların psikolojisinin ne olduğunu biliyormusunuz ? Kimi kendini denize atıyor kimi salın iplerini kesiyor. Geminin nerede battığı belli... Personelin sallarında o bölgede aranması gerekir“ dedim ve bir plan yapıp onun üzerinde nerelerin aranması gerektiğini anlattım.

    Bir kısım personelde Libya’lılar ve İngilizler tarafından kurtarılıyor :

    Bizim İsrailliler tarafından kurtarılışımızın ardından bir grup personelimizde Libya lılarca kurtarıldı. Kaddafi bu askerlerimizi en mükemmel sofralarda yiyecek ve içeceklerle ağırladıktan sonra yeşil üniformalar ayakkabılar giydirerek ülkemize yolladı. Bir kısım personelimizide denizden İngilizler topladı.
    Kocatepe personelinin komutanlarına bağlılığı :

    Bak bir anektod var onu anlatayım. Benim gelişimden bir gün sonra bir parti personelimiz daha kurtarılarak Ankara ya ulaştırıldı. Hava meydanına ben geminin komutanı olarak Genel Sekreter Mustafa Turunçoğlu Deniz Kuvvetleri’ni temsilen Ankara valisiyle gittik. Uçağa Ankara valisi önce ben en arkada girdik. Vali bir konuşma yapıyor. Bazı personel ağlamaya başladı. Vali Ağlayan evlatlarım bu sizler için bir kahramanlık örneğidir bununla gurur duymanız gerekir“ dedi.
    Astsubaylardan birisi "Ne ağlaması efendim. Bunlar sevinç gözyaşları biz burada komutanımızın hala sağ olduğunu gördük ona sevinip ağlıyoruz"dedi.
    Vali Mustafa Turunçoğlu’na döndü "Bizim burada yerimiz yok galiba biz onları komutanlarıyla baş başa bırakalım“ dedi ve ayrıldılar.
    Uçaktan çıktılar biz ise yeniden sarmaş dolaş olduk. Beni gemide bıraktıklarından akibetimden şüphe ederler miş !..

    Taner Baytok:
    Güven bu olay senin ruh halini nasıl etkiledi ?

    Güven Erkaya:
    Kanaatimce acıların en büyüğü evlat acısıdır. Ben evlatlarımı kaybettim. Onların hatıraları ve yüzlerini terk etmek zorunda kaldığım gemimin alevler içinde yanarken ki, hali hiçbir zaman gözümün önünden gitmiyor. Tek tesellim bu çocuklarin birer vatan kahramanı oluşları ve şehitlik mertebesine erişmiş bulunmalarıdır.

    Aynı derecede kuvvetli birde üzüntüm var. Oda bu kadar ibretle dolu bir olayın tarafımızdan yeterince incelenip gelecekte tekrarlanmaması için gerekli derslerin çıkarılamadığı yolundaki düşüncemdir.

    Kocatepe olayından alınacak dersler :

    Taner Baytok:
    Peki bu dersler sence nelerdir ?

    İstihbaratın teyidi :

    Güven Erkaya:
    Birincisi elde edilen istihbarat. İstihbaratın ilk kuralı alınan bir haberin muhakkak teyit edilmesidir. Nereden ? İkinci bir kaynaktan... Ayrı bir kaynaktan !

    Şimdi bir rapor almışsın "Rodos’ta mendirek üstünde asker yüklü 10-12 cemse (sonradan Rodos Madrake Burnu açıklarında asker yüklü 10-12 gemi olarak düzeltiliyor) var“ diye. Bu haberi teyit ettirmek gerekir. Bunun için zamanın var imkanın var. Haberin teyit edilmesi bir yana eldeki bütün veriler haberin aksini doğruluyor. Bu birinci ders !

    Emrin net ve açık olması :

    İkincisi harp alanına gönderilecek emir net açık ve keskin olmalıdır. "Harekat sahasına girme“ diye bir talimat yolluyorsan harekat sahasını koordinatlarıyla tanımlayacaksın. Hedef veriyorsan hedefi tanımlayacaksın. Görev veriyorsan görevi belirleyeceksin. "Oralarda birşeyler var git bir bak ve birşeyler yap“ la olmayacak !

    Deniz birliğine hava desteği verilmesinin kuralları ve usulü :

    Üçüncüsü düşmana taarruz eden bir deniz birliğine hava desteği verilecekse bunu yapmanın bir usulü yolu yordamı vardır. Bunlar Deniz Kursu tatbikatlarında 8-10 defa yapıldı gösterildi. Eğitimde yapıp fiiliyatta uygulamazsan olmaz. Hava desteği aşağıdan gemiden gelir. Önce aşağısı tarama talebinde bulunacak burada isteklerini muharebe denemesini parolayı yazacak gönderecek bu kabul görecek sonra tahsis edilen uçakların ne zaman oraya geleceği kaç uçak geleceği hangi muharebe devresinden irtibat kurulacağı parolanın ne olacağı belirlenecek ve bildirilecek. Bunları formatı var !

    En önemlisi o gelen uçaklar doğrudan doğruya denizdeki komutanın emrine girecek. Bu usullerin harfiyen uygulanması gerekir

    Kuvvetler arası ve kuvvet içi koordinasyon :

    Alınması gereken dördüncü ders kuvvetler arasında ve kuvvetlerin kendi içlerindeki koordinasyona gereken önemin verilmesidir. Böyle bir harekatın başarısı herşeyden önce kara deniz hava bütün kuvvetlerin bir müşterek harekat odasından idare edilmesiyle mümkündür. Bu ortak harekat odasına Genelkurmay Başkanı ve komutanlar sık sık gitmeli ve olayları bizzat yerinde ve yakından izlemelidir.
    Yukarıda haritanın üzerine bir şeyler koyup ona göre aşağıdan "Komutanın emridir“ diye talimat göndermekle sağlıklı harekat yönetilememektedir“

    Kaynak:
    Bir Asker, Bir Diplomat: Emekli Oramiral Güven Erkaya ve Taner Baytok
    TEĞMENİM
    Senin gözlerin yeşildi teğmenim
    Sen tutunca küpeşte demirler erirdi
    Dize gelirdi ufuklar sen bakınca
    Seni düşünürdü rüyalarında kızlar
    Namus denilince sen gelirdin aklıma
    Sen demirlerdin gönlümde teğmenim
    Hürriyet denilince

    Yurdumun en güzel defnelerini takmıştım alnına
    En beyaz kumaşları sana dokumuştuk
    Sen vardiyadayken ben rahattım
    Deniz seninle güzeldi teğmenim
    Deniz seninle büyüktü

    Gemilerin de kardeşliği vardır teğmenim
    Gemilerin de kaderi vardır
    Şimdi biz omuz omuzayız
    Birimiz Atılay birimiz Dumlupınar
    Biz siperde iki Mehmet gibiyiz

    Ben Oflu Hasan`ım
    Gerzeli Ali de olabilirim
    Belki de Veniköylü Haydar`ım
    Köprüde buluşacaktık yarın
    İnanmaz sarı kız inanmaz
    Ölecek adam mıydım ben teğmenim ?

    Bilirim anacığım bilirim
    Ellerin titrer şimdi
    Gürül gürül yanar için
    Ağrımı sen çektin geceler boyunca
    Aylarca karnında taşıdın
    Büyüttün sonra elimden tutup
    Yürümesini bilmezdim yürüttün
    Gülmesini de beceremezdim güldürdün
    Üstümü örttün kurt ulutan soğuklarda
    Almadan verdin yemeden yedirdin

    Bir bayrak var gözlerimde teğmenim bir bayrak
    Vatan onda,aşkım onda,süngüm onda
    Bana böyle bakma teğmenim
    Kurana el basarım ki öldüğüme yanmam
    Doyamadım Türklüğüme doyamadım
    Kurusun mavileri denizlerin teğmenim
    Beni bayrağa sar,yalnız bunu isterim
    Sonra anama hakkımı helal et derim
    Vatan sağ olsun,
    Ellerinden öperim

    Ayhan HÜNALP











+ Yorum Gönder
kocatepe gemisi
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi