Yaşamın içinden Satır Araları...

+ Yorum Gönder
2. Sayfa BirinciBirinci 123 ... Sonuncu8Sonuncu9
Aşk Sevgi ve Sitem - Pişmanlık Bölümünden Yaşamın içinden Satır Araları... ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 13
    sen_AY
    Usta Üye
    Reklam

    --->: Yaşamın içinden Satır Araları...

    Reklam



    Zaman zaman başkaları tarafından iyi anlaşılamadığımızdan, kendimizi iyi ifade edemediğimizden yada başkalarını anlayamadığımızdan şikayet eder dururuz. Bu durum ile hepimiz hayatımızın belirli dönemlerinde karşılaşmışızdır. Hatta belki felsefesini yaparak derinlemesine konuyu incelemiş, yada umursamadan yalnızca şikayetimizi dile getirmişizdir.

    Bir olayı ifade etmenin, bir düşünceyi söylemenin bin bir çeşit yolu vardır. Sesinizin tonu, seçtiğiniz kelimeler, konuşmaya başladığınız zaman söylediğiniz ilk kelime, sizin aslında istemediğiniz bir biçimde algılanmanıza neden olabilir. Fakat ağzınızdan çıkan bir sözün, yada yazdığınız bir kelimenin artık dönüşü yoktur.

    Hep insanları anlamayı isteriz. Fakat öncelikle, kendimizi anlayabilsek; neden yapıldığımızı, gerçekten ne olduğumuzu, neden böyle davrandığımızı, güçlü yanlarımızı ve onları nasıl kuvvetlendirebileceğimizi, zayıflıklarımızı anlayabilsek, onların üstesinden de gelmeyi bilebilirdik.

    Hep insanları değiştirmeyi isteriz. Diğer insanları anlamaya çalışırken, bizden değişik oldukları için yanlış olmadıklarının farkına varabiliyor muyuz? Bir insanı seviyorsunuz, ama onun beğenmediğiniz yönleri var, onu değiştirmek istiyorsunuz. Peki hiç düşündünüz mü? O insan değişince, sizin sevdiğiniz insan mı olacak, yoksa başka bir insan mı? İnsanları olduğu gibi kabul etmeli, herşeyi ile, bütünüyle. İnsanlar değişime karşı değildir. Onlar değiştirilmeye karşıdırlar

    Hep olaylara kendimiz açısından bakarız. Peki hiç empatiyi denediniz mi? Empati; bir insanın kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır. Kişiler ile iletişim kurarken, ne olduğumuzu değil, karşımızdakinin bizi nasıl gördüğünü düşünerek iletişimde bulunuruz. Bu da bizim kendimize güven duymamızı engeller. Oysa Goethe şöyle söylemiş; Siz kendinize inanın başkaları da size inanacaktır;

    İnsanlara karşı ne kadar dürüstüz? Bu sorunun cevabını; Shakespeare İşte bu herşeyin üstünde, kendine karşı dürüst olmak...Sonra günün geceyi izlediği gibi o kişi artık herkese karşı dürüst olacaktır diyerek vermiştir. Peki biz kendimize karşı dürüst müyüz?

    Eğer insanları anlamak ve anlaşılmak istiyorsak atalarımızın söylediği gibi, öncelikle iğneyi kendimize, çuvaldızı başkalarına batırmalıyız. Kendimize nasıl davranılmasını istiyorsak, başkalarına da öyle davranmalıyız. Kimsenin bize karşı olduğu yok, onlar sadece kendi taraflarını tutuyorlar. Bunun için onları suçlayabilir miyiz?


    Dale Carnegie'den birkaç tavsiye ile yazımı noktalamak istiyorum:

    - Karşınızdakinin fikirlerine saygı gösterin ve asla yanılıyorsun demeyin.
    - Eğer hatalıysanız bunu hemen kabul edin.
    - Konuşmaya içten bir iltifat ve övgüyle başlayın.
    - İyi bir dinleyici olun, karşınızdakine kendinden bahsetmesine izin verin.
    - Yargılamayın ki, yargılanmayınız.
    - Eleştirmeyin, suçlamayın, şikayet etmeyin.
    - Eleştiri boşunadır, çünkü insanları kendilerini savunmaya ve genellikle kendini haklı görmeye iter.
    - Karşımızdakilerle ancak, onlar bizimle ilgilendiğinde ilgileniriz.
    - Çoğu insan, tek istedikleri kendilerini dinleyecek biri olmadığı zaman doktorunu arar.
    - Fikirlerinin yanlışlığı kanıtlanan kişi, hala aynı fikirleri savunur.
    - Nefreti nefretle değil, ancak sevgiyle yok edebilirsiniz.

    ForumAlev --->: Yaşamın içinden Satır Araları...

  2. 14
    sen_AY
    Usta Üye
    Dar ayakkabı...


    O bayram bana ayakkabı almaya karar verdiler.


    Hazır ayakkabı satan mağaza yoktu şehirde. Tek ayakkabı yapan dükkánında


    ayakkabıcı çıplak ayağımı bir kartonun üzerine koydu, iyice basmamı


    söyledikten sonra ağzındaki kurşun kalemi eline alıp ayağımın çevresini


    çizdi.


    O ayağımın çizildiği karton benim ayakkabı numaramdı.


    Günlerce yeni ayakkabılarımın hayalini kurdum. Babamın anlattığına göre


    ayakkabılarım siyah ve bağcıklı olacaktı.


    Kapının her çalınışında koştum.


    Ayakkabılarım bayramdan bir gün önce geldi, siyah-bağcıklı.


    O gün onları giymedim. Bayram gecesi yatağımın altına yerleştirdim yeni


    ayakkabılarımı.


    Arada bir kalkıp kutusundan çıkartıyor, yere koyuyor, yukarıdan, yandan,


    önden bakıp duruyordum. Parlak ve yuvarlak burnunu gecenin karanlığında kim


    bilir kaç kez okşadım.


    Uyku girmedi gözüme.


    Sabahleyin ev ahalisi kalktığında, ayakkabı kutusu kucağımda sandalyede


    oturuyordum ben.


    Ayakkabımı babam giydirdi.


    Ayağıma olmamıştı ayakkabılarım, dardı ve canımı yakmıştı.


    Ama bunu babama söylemedim. O "Sıkıyor mu?" diye sordukça "Hayır" yanıtını


    veriyordum. "Dar, ayağımı acıtıyor" desem, geri gidecekti ayakkabılarım ve


    ayakkabıcının hemen bir yeni ayakkabı yapması olanaksızdı.


    O bayram sabahı canım yana yana yürüdüm.


    Bir süre sonra acı dayanılmaz oldu.


    Dişimi sıktım.


    Topalladım.


    Soranlara "Dizimi vurdum" dedim, ama ayakkabılarımın ayağımı sıktığını


    kimseye söylemedim.


    *


    Doğrusunu isterseniz yaşam dar ayakkabıyla yürümektir.


    Kimi zaman dar bir maaş, kimi zaman sevimsiz bir iş...


    Kimi zaman bir mekan dar ayakkabı olur bize, kimi zaman bir çevre, kimi


    zaman bir sokak, ya da bir şehir...


    Kimi zaman dostluklar, arkadaşlıklar, beraberlikler bir dar ayakkabıya


    dönüşür.


    Kimi zaman zamandır dar ayakkabı, geçmek bilmez.


    Kimi zaman zenginlik, kimi zaman başınızı koyduğunuz yastık...


    Canınız yanar.


    Topallaya topallaya gidersiniz.


    Sonradan öğrendim yaşamın dar ayakkabıyla yürüme sanatı olduğunu...








  3. 15
    sen_AY
    Usta Üye
    Her insan belli bir yaştan sonra,
    "hep çocuk kalsaydım keşke."
    Der, her insan özler çocukluğunu... İster kötü ister güzel geçsin çocukluk dönemi; gene de çocuk saflığıyla yaşamak ister hayatını.
    Nedendir bilinmez küçük bir çocukken ve daha annemiz elimizden tutup parka götürürken bizi oyun oynamaya; en büyük hayalimizdir büyümek ve kocaman bir adam olmak...
    Düşünsenize bir kere o günleri...Hep büyüklere özenerek oynamaz mıydık oyunlarımızı? Öğretmencilik. ..Evcilik. ..
    "Hadi bana komşu gel."
    Derdi arkadaşım, annesinin yeni aldığı oyuncak fincanları göstererek. Büyük bir hazla yapardı yalancıktan kahvelerimizi. Sonra tipik sorular sorardık gülerek birbirimize;
    "çocuklar nasıl?",
    "çayın bitmiş bir tane daha ister misin?",
    "yok ben kalkayım, yemek yapacağım daha.bana da gel."
    Diyerek iç çeker, bir an önce büyümek için dualar ederdik. Böyle giderdi,hepimiz için, küçüklerin hayalindeki büyüklük halleri ve onları örnek alarak yarattığımız çocuk tiyatrosu...
    Hep büyüyünce ne olacağımız sorulurdu da büyük bir gururla cevap verirdik.
    "Doktor olacağım yok yok öğretmen..."
    Her an bir meslek değiştirebilen başka hangi insanoğlu var çocuklardan başka?
    Ne güzeldi o dönemlerimiz öyle değil mi?Ağladığımız yada korktuğumuz zaman babamızın güvenli kollarında huzur bulmamız, annemizin şefkatli kollarında, onun kokusuyla uykuya dalmamız...Ne güzeldi kardeşimizle yaptığımız oyuncak kavgaları.. Bir oyuncağı bile paylaşamazken , başka biri ona zarar vermeye kalktı mı nasılda koruma altına alır yada alınırdık kardeşimiz tarafından.
    …………
    …………
    Ve... Ve...Zaman.. .O günlerin, deli gibi büyümek istediğimiz zamanın hızla akıp geçmesi, zamanın bizi yenişi...
    Düşünün bir kere hangimiz kendimizi çaresiz hissettiğimiz zaman, iki büklüm olup cenin halini almıyoruz.Bir an için annemizin güvenli karnında olmak istemiyoruz. .Hangimiz ağlarken anmaz annesinin ismini yada duymak istemez onun şefkatli sesini? Babamızın güvenli kollarına sığınmak için neler verebilirdik acaba o anlarda?..
    O kadar kaptırmışız ki kendimizi büyümeğe, büyüdüğümüzü anladığımızda çok geç olmuş belki de...

    Peki şimdi yapabileceğimiz sadece,
    "keşke çocuk kalsaydım."
    Demek mi acaba?
    Hayır, tabii ki değil; çünkü çocuk saflığıyla yaşayabilmek, yüreğimizdeki çocuğu çıkarmak kendi elimizdedir her zaman.
    Lunaparka gidip de atlı karıncaya binmeyi deneyin mesela...Yada bir gün toplayın bütün arkadaşlarınızı saklambaç oynayın gecenin bir vakti çığlık çığlığa...Hayır..Hayı r..sakın utanmayın bunları yapmaktan, sakın utanmayın sizi mutlu eden bu şeylerden..Size tuhaf tuhaf bakan gözlere de aldırmayın, emin olun ki onların bakışlarının nedeni ayıplamak değil, bir nevi,
    "keşke bende yapabilsem."
    Düşüncesidir,siz mutlu olacağınız şeyleri yapmaktan hiçbir zaman vazgeçmeyin.. En önemlisi de yüreğinizi o çocuktan uzak tutmayın..Hep sevin, sevilin, gülün ama; bir çocuğun kalbinin şeffaflığıyla yapın bunları...Böylece de daima mutlu olun...
    Hem düşünün 70 yaşına da gelseniz hala biricik anne ve babanızın küçük yavrusu değil misiniz?

    Yüreğinizdeki küçük sizi hep yaşatın ve hep yaşayın...








  4. 16
    sen_AY
    Usta Üye
    YAŞ 5
    Anne ve babamın birbirlerine bağırmalarının
    beni ne kadar korkuttuğunu öğrendim.
    YAŞ 7
    Meşrubat içerken gülersem
    içtiğimin burnumdan geleceğini öğrendim
    YAŞ 12
    Bir şeyin değerini anlamanın en iyi yolunun
    bir süre ondan yoksun kalmak olduğunu öğrendim.
    YAŞ 13
    Annemle babamın alala tutuşmalarının ve
    öpüşmelerinin beni daima mutlu ettiğini öğrendim.
    YAŞ 15
    Bazen hayvanların,kalbimi
    insanlardan daha fazla işittiğini öğrendim.
    YAŞ 18
    İlk gençlik yıllarımın keder, şaşkınlık,
    ıstırap ve aşktan ibaret olduğunu öğrendim
    YAŞ 24
    Aşkın kalbimi kırabileceğini ama
    buna değer olduğunu öğrendim.
    YAŞ 33
    Bir arkadaşı kaybetmenin en kestirme yolunun
    ona ödünç para vermek olduğunu öğrendim.
    YAŞ 36
    Önemli olanın başkalarının benim için ne düşündükleri değil, benim kendi hakkımda ne düşündüğüm olduğunu öğrendim.
    YAŞ 38
    Eşimin beni hala sevdiğini,
    tabakta iki elma kaldığında küçüğünü almasından anlayabileceğimi öğrendim.
    YAŞ 41
    Bir insanin kendine olan güveninin,
    basarisini büyük oranda belirlediğini öğrendim.
    YAŞ 44
    Annemin beni görmekten her seferinde sonsuz mutluluk duyduğunu öğrendim..
    YAŞ 46
    Yalnızca minik bir kart göndererek bile
    birinin gönlünü aydınlatabileceğimi öğrendim.
    YAŞ 49
    Herhangi bir isi yaptığımdan daha iyi yapmaya çalıştığımda, o isin yaratıcılığa dönüştüğünü öğrendim.
    YAŞ 50
    Sevgi, evde üretilmemişse,
    başka yerde öğrenmenin çok güç olabileceğini öğrendim.
    YAŞ 53
    İnsanların bana izin verdiğim bicimde
    davrandıklarını öğrendim.
    YAŞ 55
    Küçük kararları aklımla,
    büyük kararları ise kalbimle almam gerektiğini öğrendim.
    YAŞ 64
    Mutluluğun parfüm gibi olduğunu,
    kendime bulaştırmadan başkalarına veremeyeceğimi öğrendim.
    YAŞ70
    İyi kalpli ve sevecen olmanın,
    mükemmel olmaktan daha iyi olduğunu öğrendim.
    YAŞ 82
    Sancılar içinde kıvransam bile baskalarina
    bas ağrisi Olmamam gerektiğini öğrendim.
    YAŞ 90
    Kiminle evleneceğin kararının hayatta verilen
    en önemli karar olduğunu öğrendim.
    YAŞ 95
    Öğrenmem gereken daha pek çok şeyler
    olduğuunu öğrendim....


  5. 17
    sen_AY
    Usta Üye
    Bilirim hayat sürprizlerle dolusun.
    Bir bakarım bir bebeğin gözlerindeki masumiyet ve dudaklarındaki lal tebessüm gibi açarsın.
    Bir bakarım intihar lezzetinde ayrılıklar bırakırsın avucuma...

    Kul darda kalmayınca hızır yetişmez misali bozkır sıcağında kavrulurken içim, yağmurunu sobelersin gözlerime...

    Bittim derken yeniden başlatırsın. Vazgeçtim derken, vazgeçilmezliklere müsemma bir yol üzere kondurursun adımlarımı...

    Özlemlerim ateş topu olup düşerken ömrüme, kavuşmuşluklarımda gülümsetirsin.
    Dedim ya hayat sürprizlerle dolusun her daim.
    Korkarken, susarken, yorulurken,ağlarken, ölürken, yanarken ve kanarken gittikçe azalsan da gözlerimden...

    Her şeye rağmen ve her şeye karşın , sana yansıyan yanları çoğalıyor içimin.

    İçimde serzenişlerden şükre doğru uzanan nefes alışverişler senin için...


  6. 18
    sen_AY
    Usta Üye
    Kapattik kapilarimizi dostlarimiza
    Mesafeler koyduk araya
    Bir merhaba demek için, girmeleri gerekti siraya...
    Bize çok ihtiyaçlari oldugu an Mesguldük,
    Not biraksinlardi, sonra arardik, baska zaman...
    Sinavdan en iyi notu aldiklarinda, gözlerindeki piriltiyi göremedik,
    Bir küçücük armagan veremedik.
    Canlari yandiginda, bize kosamadilar nefes nefese,
    Ne kadar hasrettiler bir dost sese!
    Görüsürüz; ya sali, ya çarsamba günü, diye diye kacirdik nisani, dügünü,
    Paylasamadik o en çoskulu anlarini, sevecegimiz yanlarini.
    Hayat denen suyun akisinda, birlikte çaglayamadik,
    Ölümlerini bile geç duyduk da, vaktinde aglayamadik. ..
    Bu hikaye hem aci, hem uzun,
    Selam vermeden geçiyoruz artik yanindan komsumuzun.
    Bahanelerle etrafimizi sardik
    Oysa biz, biribirimiz için vardik,
    Adina huzur dedik, is dedik, can cana olmaktan vazgeçtik, .. yalnizligi seçtik.
    Herkes bir yalana kandi,
    Ne olursa olsun sebep, aslinda KAPILAR hep, kendi üstümüze kapandi!


  7. 19
    sen_AY
    Usta Üye
    Yasamam gereken her şeyi yaşadım. Hani deriz ya şu anda ölsem gam yemem deriz ya.
    Sonra birileri çıkar ne kadar kücükmüş hayllerin der sana...
    Sevdiğin birini kendine benzetmeye kalkarsan eger, onun kendisi olmasından
    korkuyoruz demektir bu.Kendimize benzeterek daha kolay basa cıkabilecegimizi düsündügümüz içindir belki..

    Ruh ikizimizi ararız ya hep, her seferinde de yanılırız. Neden mi?
    Kendimiz gibi birini ararız a ondan..Oysa hiç kimse kendimiz gibi değildir ki
    yeryüzünde...

    Zararlı bir seyi yapmak her zaman kötü değildir. Zira onu yapmadıgımızda, ondan cok daha kötü bir seyi yapıp yapmayacagımızı bilemeyiz ki....

    İçine düştügü örumcek agında debelenen arı, kendisini kurtarmaya calışan iyi niyetli bir eli sokmaz ki...

    Ne tuhaftır bu hayat. Yenilgilerimizin mimarlarını bizden daha zeki olanlarda ararız...

    Oysa bizi yenenler, sabırlı, planlı, hayatın anlamını bilmeyen, sevmekten,
    kaptırmaktan, herşeyden vazgecemeyen, dogrusu yanlışı birbirine girmiş kişilerdir...

    Bu kişilerin aynalardan hep kaçarlar. Cünkü bakarsa maskelerini görürler.
    Niye duvara toslamak istesinler ki...

    Olan herşeyi koşulları içinde degerlendirirler...Sanki secenekleri yokmuşcasına,
    feda ettirirler.Tercih ederler. Ta ki, Her sey olup bittikten yıllar sonra,
    şimdiki aklım olsaydı bunu yapmazdım gibisinden hayıflana hayıflana
    ömürlerini tamamlarlar...

    Ne eşek inatcıdır, ne de kedi nankör. Aslında her iki canlının da dogasını tam bilmediğimiz için kendimiz uyduruyoruz bir çok seyi. İyi geliyor sanırım, secenegin olmayınca...

    Yürüyerek gidebilecegimiz bir yere koşarak varmak bir sey kazandırmıyor
    çogu zaman bize.

    Önemli olan,

    OLMAN GEREKEN YERDE TAM ZAMANINDA OLMANDIR....


  8. 20
    sen_AY
    Usta Üye
    Kısa bir öyküden ibaret yasadigim tüm zaman dilimi.. günler söylendigi gibi ömür uzunlugunda geçmiyor benim adıma,bir nefes yolculugu kadar,anlık ve zamansız... sadece fotoğraflarda uzun soluğunu hatırlıyorum ki, sevmem fotoğraf çektirmeyi yani eskiden severdim de artık fotoğraflar üzüyor beni... "hadi bu anı ölümsüzleştirelim" ölüme yenik düşen çok an gizli fotoğraflarda... önce baştacı edilen sonra yerlerde sürünen fotoğraflar... ölümü ölümsüzleştiriyor... neyse... ne diyordum? evet bir an geliyor ve herşey yalan oluveriyor sevinçler, sevgiler, arzular, duygular... sadece bir kadın ismi olduğunda uzun süreli olabiliyor yoksa bitip tükenmeye mahkum herbiri, ikimiz de biliyoruz...

    ben şanslıyım seni tanıdıgım için fakat sende aynı şans var mı bilmiyorum, sana gelirken yanımda taşıdığım sandığın içi biraz rutubet kokuyor senle alakasız zamanların gözyaşları nem yapmış, naftalin de tesirsiz biliyorum sen sıcacık ellerinle havalandıracaksn... buna mecbur değilsin elbet, sen benim yaralarımı sarana kadar, bana ilaç ruhuma inanç olana kadar kalbini kırmaktan seni incitmekten sana zarar vermekten ürküyorum... bilmelisin ki,seni hayal etmek bile bana ummadığın güzellikler yaşatıyordu... varlığına alışmak belki daha zor olacak bunun için olmadığına içten içe inandığın zaman güzel oluyor, hayal etmek herhangi birşeyi, ya da umudun sarsıldığında... tam vazgeçmişken avucuna konuvermesi gibi zümrüd_ü ankanin işte tam da bu sebepten varlığından ürküyorum... bir yalan düş olmanı diliyorum... birgün herşeyin dağılmasını, bir fırtınayla parampara olmasını bir filmin ya da şarkının adıyla... inandıklarımın beni yanıltmasına tercih ediyorum senin de beni yanıltmanı... kötü senaryolar uyduruyorum tam sana koştuğum zamanlarda, aslinda varolmadigini bütün yaşadiklarimizin bir hayal ürününden ibaret bir kandirmaca olduğunu düşünüyorum... beni kandirdiğini bir masken olduğunu ve düşecegini en kısa zamanda... buna inanmak zorundayım yoksa senin varlığın varlığıma sebep olacak... sebepli olan bir yaşam ise beni korkutur...

    gördüklerim pencerenin buğulu tarafından değil tabi sadece, diğer tarafinda sana ait bir dünyam var seninle dolup taşan, her bir karesinde sana ait çiçeklerin yeşerdiği... sen çiçek almadın evet hiç daha, ama her bakışında papatyalar dağılıyor, hanımelleri kokularini dağıtiyor seninle ilgili anlarda ve güller utaniyor kirmiziliklarindan gelincikler ortaya çiktiğinda... işte bu sebepten en güzel olanı arıyorum durmaksizin,
    sana ikinci el cümleler kurmak istemiyorum, taptaze firindan yeni çikmi ekmek sıcakliğinda isimler ariyorum... kirlenmemiş ıslanmamiş, kimsenin lugatında olmamış şimdiye dek ama duyunca yadırganmayacak... sana sadece sarılmak istiyorum, özlemle, hasretle ve bir kadinin taşiyabileceğinden daha uzun süre bu isimleri.
    senden bana karşı birşeyler istemiyorum istiyorum da yani çok fazlasini degil biliyorsun hatta bazen cok azini bile... ama sana sunmak istiyorum aklima daha önce gelmemiş herşeyi... oturup düşünmediğim eksikligini hissetmediğim hayalini kurmadığım birşeyler sunmak istiyorum... sadece sana özel, sen varken yaşanacak ve eğer sen de gideceksen günün birinde, seninle birlikte yokolacak... seni düşündüğüm adını andığım bir gün ansızın aklıma gelecek belki kırgın belki üzgün,hatta belki kızgın olmama rağmen sunduklarımdan pişman olmayacagim... bu biraz da cesaretimi kırıyor çünkü mükemmel olanı isterken herşey sıradan geliyor ve hiç istek kalmıyor içimde... ne zaman mükemmeli istesem elim kolum bağlanır zaten..


  9. 21
    sen_AY
    Usta Üye

    --->: Yaşamın içinden Satır Araları...

    Reklam



    düşünüyorum da,
    sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek.
    Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,
    Cesaretsizliğimizin anlaşılması,
    Korkularımızın paylaşılması
    Sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.
    Kabuklarımızın altında
    Kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız.
    Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında.
    Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden.
    İstiridyeler, deniz minareleri, midyeler.
    Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.
    Sahi koruyor mu bu çatlamamış sert kabuk?
    Kimse incitemiyor mu, duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?
    Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize.?
    Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor gerçek kimliğimizi,
    Duyularımızı bastırıyor, elele tutuşmamızı engelliyor mu?
    Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak.
    Ne çıkar ateş böceği sansalar beni.?
    Belki en hoyrat yürek bile, ateş böceğinin o uçucu, masum, sevimli çocuksuluğunu el kaldırmaya kıyamaz?
    Güçlü kapıların arkasına kilitlesem kendimi, korkaklığımı, sevgi isteğimi
    En insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem, bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup, bir kuş gibi uçacağım özgürce.
    Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım karşımdakine.
    O da çözülecek belki samimi ve güvenliksiz, silahsız biriyle göz göze gelince.
    Oysa bir görebilsek bunu, kalmadı böyle insanlar demesek.
    Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.
    Kırılmaktan korkmasak
    İncinsek yaralansak.
    Ne olur bir darbe daha alsak.
    Yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabuğu
    Denesek
    Risk alsak
    Yanılsak
    Farketmez
    Tekrar tekrar bıkmadan denesek ve kucaklaşsak yeniden, tıpkı eskisi gibi.
    Ne olduğunu anlayamadığımız o onbeş yıldan öncesi gibi.
    O zaman farkedeceğiz.
    Ne kadar özlediğimizi birbirimizi.
    Neler biriktirdiğimizi,
    Kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi
    Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.
    Vakit az, paylaşmak, sarılmak için.
    Yaşadığımız coğrafya zor, şartları ağır.
    Yüreği daha fazla küstürmemek lazım.
    Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan.
    Ve koşullar bir türlü düzelmeyen.
    Sevgiye çok ihtiyacımız var.
    Ufukta kar bir kış görünüyor.
    Ancak birbirimize sokulursak atlatırız o günleri.
    Kırın o sert ağır kabuklarınızı.
    Kurtulun bu yükten.
    Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.
    Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri.
    Hem hepimiz bir yıldızız.
    Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi."


  10. 22
    sen_AY
    Usta Üye
    Giden zamanı geri getirmeye ve gidenleri döndürmeye hangimizin gücü yeter? Hangimiz "o an" söyleyeceklerini söyleyemediği veya yanlış şeyler diline geldi diye "o an"ı tekrar yaşatabilir??

    Kim ağlattığı insanı, ağlattığı anda güldürebilmek için vakti geriye sarabilir??? Kesinlikle bunlar ancak teknoloji yardımıyla insanın beyninde olabilecek şeyler! Araçlar: photo, video, rüya..

    Ama gerçekte???? Ya photo kapanınca, video bitince, rüyadan uyanınca... "Hayat" dedikleri hatta "hayat zor" dedikleri işte o zaman başlıyor.......

    Ben, ben, hiç birşeyi geri alamam, yaşadıklarımı baştan yaşayamam, onlar oldu, bitti, ben, ben bunları düşündükçe "hayat"ımı "zor"laştırırım, herkes gibi "hayat zor" derim, ertesi gün, gülerim, geçerim, onlar oldu, bitti.......

    Gerçekten mi?? Gerçekten bu kadar "basit oldu ve bitti" diyebilir miyim? Hiç hatırlamaz, hiç düşünmez, hiç ağlamaz mıyım?

    Ne zaman "bunu yapmamam lazım!" desem onu olağandan hızlı yerine getiririm, ne zaman "bunu düşünmeyeceğim!" desem onu olağan fazla düşünürüm, ne zaman "burdan gitmem gerek!" desem orda olağandan fazla kalırım, ne zaman "onu söylememem gerek!" desem onu ilk önce sölerim, ne zaman "şu an ağlamam çok saçma!" desem hıçkırıklarla ağlarım....

    Saçma ama denge yoksunu bir insanım!

    Kendim için : hüzünlüydü dün, sakardım, ağlamaklıydım, fazla duygusaldım, durgundum, neşesiz sayılırdım, romatiktim ayrıca..

    Ama bugün....

    Güne bomba başlayıp hızlı bitirmek istiyorum ve yarın geceyi sabaha ulaştırıp içime çekmeyi düşünüyorum!

    Başka türlü gerçekten "hayat zor!"....


  11. 23
    cachady
    Yeni Üye
    okuyabildiğim kadarı harika idi mersilerden bir demet..

  12. 24
    jackef
    Üye
    paylaşım için saol arkadasımm..

+ Yorum Gönder
2. Sayfa BirinciBirinci 123 ... Sonuncu8Sonuncu9
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi