Komedi tarzı bir skeç hazırlamak istiyorum

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Komedi tarzı bir skeç hazırlamak istiyorum ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Komedi tarzı bir skeç hazırlamak istiyorum





  2. 2
    RüzgarGülü
    Bayan Üye





    Cevap:
    AVUKAT(skeç-komedi)
    • HİZMETLİ: (Ortalığı temizler, avukatın masasını temizlerken avukat oturmaktadır.) Vallahi avukat bey çok zekisin avukat yazısının altına Made in Japan yazdırmakla iyi ettik galiba, herkes Japon malı sanıyor sizi. Televizyonun, elektronik eşyaların Japon malı olanları var da avukatın Japon malını ilk kez görüyorum. Japon malı avukat Ahmet Adıgüzel.
    • AVUKAT: Japon malı deyip durma işine bak be…
    • HİZMETLİ: Ayten isimli bir bayan aradı ve sizinle görüşmek istediğini söyledi. Bir iki saat sonra geliyorum dedi. Miras işiymiş.
    • AVUKAT: Miras işi mi? Tamam ilginç bir olay ama parasıyla değil mi ilgileneceğiz. Sen bu günlerde fazlaca kilo aldın, onları versen iyi olur. Küt diye kereste gibi devrilir, geberirsin valla! Sekretersin kendine dikkat etmelisin.
    • HİZ: Yok canım, kilom fazla mı ?
    • AV: Büyüyünce fil olacakmış gibi bir halin var.
    • HİZ: Yapmayın avukat bey. O kadar değil tartıldım seksen beş kiloyum. Yani bir eşeği tartsan daha ağır gelir.
    • AV: Zaten biraz daha kilo alırsan ondan farkın kalmayacak. Bol bol egzersiz yap. Kilo ver. Sonra kalp krizinden gidersin vallaha…
    • HİZ: Sahi mi söylüyorsunuz ?
    • AV: Tabi ki, sürekli çalış iş yap. En iyi zayıflama yolu çalışmaktır, ev işi yapmaktır.
    • HİZ: Ben eve gideyim o zaman.
    • AV: Akıllı, ev işi yapmak için eve gitmeye gerek yok, burada da aynısını yapabilirsin. Bol bol temizlik yap. Kilo verirsin.
    • HİZ: Ne güzel !
    • AV: Evet mesela şu sehpayı getir, masanın üstüne koy. (Hizmetli sehpayı alır getirir koyar.) Yakıştı mı ?
    • HİZ: Yooo.
    • AV: İyi o zaman geri götür, yerine koy.
    • HİZ: Zayıflamak için devamlı böyle mi yapacağım ?
    • AV: Buna benzer işler… (Kapı çalar.) Kapıya bak.
    • HİZ: Buyurun.
    • (İçeri bir erkek bir bayan girer.)
    • AV: Buyurun hoş geldiniz.
    • KOCA: Hoş bulduk.
    • KADIN: Hoş bulduk .
    • AV: Hayırdır, bir avukata ihtiyacınız var herhalde.
    • KOCA: Hayır efendim, bizim anlayışa, sevgiye, düzene, mutlu bir yuvaya ihtiyacımız vardı. Ama olmadı. Şimdi mecburen avukata ihtiyacımız var. Boşanmak istiyoruz.
    • AV: Öyle mi? Ne güzel! Değil tabi. Demek boşanacaksınız. Biliyorsunuz ki boşanmak ciddi bir durumdur. Çok iyi düşünmeniz gerekir.
    • KOCA: Evet, düşündük, taşındık… Zaten o düşünemiyor. Ben onun yerine de düşündüm ve karar verdim.
    • KADIN:Niye düşünemiyor muşum? Başlamayalım yine.
    • KOCA:Tabi başlamaya gerek kalmadı, zaten bitti… Her şey bitti.
    • AV: Efendim şimdi niçin boşanmak istediğiniz konusuna açıklık getirelim isterseniz.
    • KOCA: Tabi getirelim, açıklık getirelim, niçin boşanıyoruz ulan biz?
    • KADIN: Bunun için boşanıyoruz işte!
    • KOCA: Evet bunun için boşanıyoruz değil mi? Bunun için bizi boşayın hakim bey, pardon avukat bey. Hatta made in Japon Bey.
    • AV: Tamam, önce şu konuya bir açıklık getirelim. Beyefendi niçin boşanıyorsunuz?
    • KOCA: Efendim şunun için boşanıyoruz. Eee eee şey için eee anlaşmıyoruz…
    • AV: Tamam, demek bunun için boşanıyorsunuz Allah Allah
    • KOCA: (Karısına) Görüyor musun? Adam bile bize hak verdi. Allah Allah bile dedi.
    • AV: Hanımefendi siz neden boşanıyorsunuz?
    • KADIN: Efendim ben eee şey için boşanıyorum. Eee işte anlaşamıyoruzmuşuz bunun için boşanıyoruz.
    • AV: Ne güzel! değil. Demek boşanacaksınız.
    • KOCA: Tabi avukat bey, üstelik boşanmak için bu kadar çok sebep varken dün bir de demez mi? Ben Fenerbahçeliyim diye. İşte ipler o zaman koptu. Evlenmeden önce arkadaşın kendisini uyarmıştım.
    • AV: Ne diye?
    • KOCA: Fenerbahçe’nin adını ağzına almayacaksın diye. Fenerli olduğunu yıllarca gizlemiş. Yıllardır bir fenerliyle evliymişim de haberim yokmuş.
    • KADIN: Fenerbahçeli olmak suç mu şimdi yani?
    • KOCA: Evet suç. Ulan tutacak başka takım mı yok? Mesela git Mersin İdman Yurdunu tut
    • AV: Şimdi tam anlayamadım da. Siz karınızdan FB’li olduğu için mi boşanıyorsunuz.?
    • KOCA: Tam olarak öyle değil tabi. Mesela hanımefendinin matematiği ve kimyası da oldukça zayıf. Yani böyle olmaz ki. Anlaşamıyoruz. Lisedeyken müzik dersi de zayıfmış zaten.
    • KADIN: Her akşam eve sarhoş geliyorsun, senin eziyetini çekiyorum sürekli, bıktım artık. Dayanamıyorum. İnsan evlenince huzur, mutluluk ister. Biz hiç huzur bulamadık mutlu olamadık ki. Ben mutluluğu pembe dizilerde seyrettim.
    • KOCA: Görüyorsunuz zeytinyağı gibi üste çıktı. Huzurlu değilmiş miş miş miş. Çarpılırsın ulan yalan söyleme. Sana huzur bulasın diye Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur adlı romanını bile aldım.
    • KADIN: Yine suçlu ben oldum. Sen çocuğumuzun kız olmasından bile beni sorumlu tuttun.
    • AV: Çocuğunuz da mı var ?
    • KOCA: Evet Ona çocuk denirse var. Daha doğrusu, o kız hanımefendinin. Önceden anlaştık, erkek olacaktı, olmadı. Bir erkek çocuk bile veremedin bana, yazıklar olsun!
    • KODIN: Tamam, onun suçu da benim, suçsa tabi.
    • AV: Bu tartışmalara bakılırsa aranızda çözülmeyecek sorunlar var. Siz en iyisi boşanın olmaz mı?
    • KOCA: Eeee bak bu çok iyi bir fikir, bunu hiç düşünmemiştim. Hatırlattığınız için teşekkürler avukatçığım. (Sinirlenir) Kardeşim biz buraya boşanmak için geldik, sen ne diyorsun?
    • AV: Hanımefendi siz ne diyorsunuz ?
    • KADIN: Ben ne diyeyim, kocam her şeyin en iyisini bilir.
    • AV: Kocanız sizden boşanmak istiyor.
    • KADIN : Kocam bilir valla! Ben ne diyeyim?
    • AV: Hanımefendi siz çalışıyor musunuz?
    • KOCA: Evet, ev işleri yapıyor, çamaşır, bulaşık falan…
    • AV: Öyle değil, paralı maaşlı bir işte çalışıyor mu ?
    • KOCA: O ne demek ulan? Kafamda boynuz falan görüyor musun sen ?
    • AV: Beyefendi konuyu saptırmayın. Hanımefendi çalışmıyorsa ve boşanmak istemezse ona boşanınca nafaka vermek zorunda kalacaksınız.
    • KOCA: Nafaka mı o ne? Sadaka gibi bir şey mi?
    • AV: Hayır aylık belli bir miktar parayı sürekli vereceksin.
    • KOCA: Hadi ya! İyi valla! Karıyı hem boşayalım, hem de para verelim. Ulan nişanlanırken para, evlenirken para, boşanırken para, boşadıktan sonra para… Ne ulan bu karı milletinden çektiğimiz? Medeni Kanun değişsin, böyle olmaz arkadaş!
    • KADIN: Vallahi avukat bey kocam en iyisini bilir. Geçende bir filmin sonunda ne olacağını bile bildi. Şaştım kaldım.
    • KOCA: Salak, o filmi önceden izlemiştim .
    • AV: Sizin boşanma kararınız kesin mi ?
    • KADIN: Vallahi ne desem bilmiyorum. Babam beni bu adama verdi. Birkaç kere telefonda konuştuk, sonra evlendik. Ben üzerime düşen görevleri yapıyorum. Temizlik, bulaşık, yemek, çamaşır falan, ama kocam olan bu adam da üzerine düşeni fazlasıyla yapıyor: İşe gidiyor, geliyor, hatta fazlasını yapıyor. İşten yorulup geliyor, bir de beni dövüyor, iyice yoruluyor, ben bu duruma üzülüyorum. İki yaşında kızımız var, onu gözümüz görmez oldu neredeyse.
    • KOCA: Kızımız deme o senin kızın. Kahvede bile herkes benimle dalga geçiyor, “kız babası” diye. Çok zoruma gidiyor. Üstelik çocuk 2 yaşına geldi, çarpım tablosunu bile bilmiyor.
    • AV: Bu tartışma uzar gider. Siz kararınızı verin, beni de boş yere yormayın. Biz sekreterimle egzersiz yapacağız daha. Evet hanımefendi, boşanmak istiyor musunuz ?
    • KADIN: Tabi ki gururlu, şerefli bir insan olarak, beni sevmeyen benle yaşamak istemeyen biriyle evli kalmak istemem.
    • -SON-








  3. 3
    Heroes*
    Emekli
    BABA: Oğlum gel bakalım buraya!
    ÇOCUK: Buyur baba!
    BABA: Bu hafta yapılan sınavda kaçıncı oldun?
    ÇOCUK: 25. oldum baba.
    BABA: Ama nasıl olur! Daha geçen hafta 21. idin. Nasıl dört sıra birden geriledin? Tembel herif.
    ÇOCUK: Ne yapayım baba? Sınıfa dört tane yeni öğrenci daha geldi. Dolayısıyla 21.likten, 25.liğe geriledim. Hem bana kızmaya senin hakkın yok.
    BABA: Bak şu bacaksıza! Bu kadar tembel olacaksın ve benim sana kızmaya hakkım olmayacak, öyle mi?
    ÇOCUK: Tabii… Demek ki mükemmel bir çocuk dünyaya getirememişsiniz. El âlem öyle çocuk yapıyor ki! Hepsi süper zekâ.
    BABA: Kızdırma beni alırım ayağımın altına bak. Sınıfta kalmış abuk subuk, aptal saptal konuşuyor.
    ÇOCUK: Niye kızıyorsun baba? Sınıfta kaldıysak ne olmuş! Daha iyi ya!
    BABA: Neresi iyi bunun?
    ÇOCUK: Sürekli maddi sıkıntıdan bahsediyordun, düşünsene yeni sınıf için yeni kitaplar almak zorunda kalacaktın. Şimdi buna gerek kalmadı. Aynı kitapları yeniden kullanacağım.
    BABA: Yahu şu karneye bak.Bütün dersler bir, bir, bir…. Allah aşkına bir tane bile iki yok. Yuh sana, nasıl becerdin bunu?
    ÇOCUK: Hepsi bir mi, emin misin baba?
    BABA: Bir de utanmadan şaşırma numarası yapıyor. Utan, utan! Al da kendi gözlerinle bir daha bak karneye.
    ÇOCUK: Allah, Allah! Ver bakalım şu karneyi. Hepsi bir olmamalıydı…
    BABA: Şunun söylediğine bak. Doğru hepsi bir olmamalıydı. Sıfır olmalıydı.Bir sene boyunca yattın tabi… Bir bile fazla sana. Ben senin yaşındayken sınıfın en iyisiydim. Karnemde bütün notlarım “5″ idi, “5″….
    ÇOCUK: Yapma baba. Bu benim karnem değil. Dün bu karneyi tavan arasında buldum. Senin karnen bu.

    BABA:Neee! Benim karnem mi? Hadi canım…Ver bakiiimL.Aaa! Sahi ya… Eee… Şeeey yani. Diyecektim ki!..
    ÇOCUK: Demek bütün notların beşti haa… İşte bak bu da benim karnem. İtiraf et baba, ben senden daha çalışkan




    BABA: Tamam, tamam anladık, para istiyorsun. Söyle ne kadar vereyim?
    ÇOCUK: Şeey! Ne desem bilmem ki! 500 yeter. Ama şimdilik…
    BABA: Ne 400 mü? 300 neyine yetmez? Al şu 200´ü 100´ ünü geri getir.
    ÇOCUK: Ama baba…
    BABA: Aması maması yok. Al şunu! Dur bakim, senin eline ne oldu böyle?
    ÇOCUK: Önemli değil baba
    BABA: Nasıl önemli değil oğlum? Avuçların kıpkırmızı olmuş. Ne oldu?
    ÇOCUK: Öğretmen dövdü.
    BABA: Öğretmen mi dövdü? Hangi çağdayız? Dağ başı mı burası? Ben ona sorarım.
    ÇOCUK: Dur, dur! Dur baba. Tabiki burası dağ başı değil. Ama galiba kabahat bendeydi.
    BABA: Niye, ne oldu ki?
    ÇOCUK: Arkadaşım öğretmenin sandalyesine raptiye koymuştu.
    BABA: Raptiye koyan arkadaşınsa seni niye dövdü? Onu dövseydi ya!
    ÇOCUK: Asıl olay ondan sonra.
    BABA: Nasıl yani?
    ÇOCUK: Ben de öğretmen raptiyenin üzerine oturmasın diye, tam oturacağı sırada sandalyeyi çektim. Hooop! Gümm! Tabiki…
    BABA: Hak etmişsin. Bu gün okulda ne yaptınız?
    ÇOCUK: Bu gün okulda dinamit yaptık.
    BABA: Peki yarın ne yapacaksınız okulda?
    ÇOCUK: Hangi okulda? Dinamit yaptık yaptık diyorum, okul falan kalmadı ortada.








  4. 4
    xRockİnGirLx
    Süper Moderator
    ÜNİVERSİTEYE HAZIRLIK

    (SKEÇ-Komedi)

    Üniversiteyi hedefleyen bir gençle bu yolun başında, koşmadan yorulan bir gencin karşılaşması ve kıyaslanması üzerine...

    Mustafa: Nerde kaldı bu kız da ya! İşte geliyor. Şimdi bununla tanışmak farz oldu. (Ellerini kaldırır.) Hey büyük Allah’ım! (kızı göstererek) Böyle güzellikleri yaratıyorsun ve bana haber vermiyorsun. Oluyor mu yani? (Kıza bakarak) Allah Allah, bu bir insan olamaz yahu. Bu, başka türlü bir yaratık olmalı. Hayır hayır, bu kesinlikle bir insan olamaz. Ya benim şimdiye kadar gördüklerim insan değildi ya da bu, insan değil. Ortada bir terslik var. Ulan yoksa ben mi insan değilim? (telefon çalar) Hayret bir şey! (Telefonu açar.) Alo! Ha aslanım, şu anda iz üstündeyim. Birisiyle tanışmak üzereyiz. Daha tanışmadık. Kız tanışmak için can atıyor da ben soğuk davranıyorum. O şimdi karşımda. Tren bekliyor. Buradan tren geçmiyor mu? Ben de biliyorum. Zaten ben dolmuş bekliyorum. Daha tanışamadık da evlenince balayına Kanarya Adaları’na gitmeyi düşünüyoruz. Tabi, o da kabul ederse. Herhalde üniversite sınavına hazırlanıyor, görünüşü öyle. Duyuşum, fazlaca inekmiş, ama ben onu evcilleştiririm. Sen dolmuşçuya söyle, geç gelsin. Yok yok, hatta bir yerde kaza falan yapsın, hiç gelmesin. Görüşürüz...

    Mustafa: Siz de mi dolmuş bekliyorsunuz?

    Kız: Evet.

    Mustafa: Aman Allah’ım, bu konuşabiliyor. Konuşuyor, konuşuyor!

    Kız: Efendim, anlamadım.

    Mustafa: Ben de dolmuş bekliyorum. Ne güzel, ikimiz de bir dolmuşu bekliyoruz. Dolmuştaki şansa bak. İnşallah bu dolmuş iyice dolmuştur da bizi almaz.

    Kız: Dolmuş çok gecikir mi? Dershaneye geç kalacağım da.

    Mustafa: Yok, birazdan gelir. Bizim dolmuşun şoförü kör de dolmuşu yandaki adam kullanıyor. Onun için biraz geç geliyor.

    Kız: İlginç, o nasıl oluyor öyle?

    Mustafa: Valla, ben de bilmiyorum, öyle duydum. Siz de mi Eminönü’ne gidiyorsunuz?

    Kız: Hayır, ben oraya gitmiyorum.

    Mustafa: Öyle mi, ne tesadüf. Ben de oraya gitmiyorum. Nereye gidiyorsunuz?

    Kız: Niçin sordunuz?

    Mustafa: İzninizle ben de oraya gideceğim de.

    Kız: Ben dershaneye gidiyorum.

    Mustafa: Dershaneye mi ne güzel! Dershaneyi bitirince ne olacaksınız?

    Kız: O ne demek?

    Mustafa: Bizim arkadaşlar dershanenin birine yıllardır gidiyorlar ve üstelik hala aynı sınıftalar.

    Kız: Dershane bizim için bir basamak. Amacım, iyi bir üniversiteye girerek geleceğe güvenle bakmak.

    Mustafa: Üniversiteyi bitirenler hep boş geziyorlar ama. Boş gezmek için üniversite bitirmeye gerek yok. Bak, ben üniversite bitirmediğim halde gayet boş gezebiliyorum.

    Kız: İyi bir üniversiteyi veya iyi bir bölümü bitirenler boş gezmiyorlar. Siz nerde okuyorsunuz?

    Mustafa: Ben liseyi bitirdim.

    Kız: Üniversite sınavına girdiniz mi?

    Mustafa: Evet girdim. Üstelik kazandım bile.

    Kız: Nereyi kazandınız?

    Mustafa: Açıköğretim Fakültesini kazandım. Ama babam uzak diye göndermedi.

    Kız: Benimle dalga geçmeye çalışıyorsunuz herhalde!

    Mustafa: Hayır, dalga geçtim bile.

    Kız: Öyle mi? Senin adın Zeki mi?

    Mustafa: Evet ama o göbek adım. İsterseniz tanışalım. Çünkü adını bilmediğim bir insanla evlenmemi kimse benden bekleyemez, değil mi? Ayrıca, benim adım “Musti”, ama siz kısaca “Mustafa” diyebilirsiniz.

    Kız: (Biraz bekler, şaşırmıştır.) Bir dakika sayın “kısaca Mustafa Bey”, evlilikle ilgili söylediklerinizi tam anlayamadım da.

    Mustafa: Tabi, kusura bakmayın. Evlilik ağzımdan kaçtı. Eeee, balayı diyecektim evlilik dedim. Balayına Kanarya Adaları’na gideriz, olmaz mı? Ben gittim, pek beğenmedim ama senin için bir daha giderim.

    Kız: Siz ne evliliğinden bahsediyorsunuz? Kiminle balayına gidiyorsunuz?

    Mustafa: Seninle. Ama gitmek istemiyorsan ben de gitmem.

    Kız: Bakın “kısaca Mustafa Bey”, ne demek istiyorsun anlamıyorum, ama iki dakika önce görüştük, tanışmıyoruz bile. Sen evlilikten bahsediyorsun.

    Mustafa: Niye, ne var ki? Zaman bunu gerektiriyor. Siz gazete okumuyorsunuz herhalde. Bakın millet akşam tanışıp evleniyor, sabah boşanıyor. Üstelik bunlara sanatçı deniyor. Bizim onlardan ne eksiğimiz var? Üstelik fazlamız var. Mesela ben lise mezunuyum.

    Kız: Haklısınız da ben kendime onları örnek almıyorum. Benim ideallerim var. Onları gerçekleştirmekten başka bir şey düşünmüyorum.

    Mustafa: İdealleriniz var demek? Çok iyi, sizin idealiniz ne acaba?

    Kız: Benim idealim fizikçi olmak.

    Mustafa: Çok güzel. Bu fizikle ancak fizikçi olunur zaten.

    Kız: Sizin işiniz gücünüz yok mu Allah aşkına?

    Mustafa: Şu anda aslında çalışıyorum ben.

    Kız: İşiniz ne?

    Mustafa: Babamın parasını yemek.

    Kız: Aaa! Siz de geleceğe boş gözlerle bakanlardansınız herhalde. Bir amacınız, idealiniz yok.

    Mustafa: Olur mu ya! İdealim var.

    Kız: Neymiş o?

    Mustafa: Babamın ölmesini bekliyorum. O ölünce mirasa konacağım. Sonra da gel keyfim gel!

    Kız: Çok boş birisiniz.

    Mustafa: Evet çok boşum. Zaten birisini arıyorum. Ha, adınızı söylemediniz.

    Kız: Etiketler önemli değildir.

    Mustafa: Olur mu canım? İsminizi bilmezsem cep telefonunuzu ne adıyla kaydedeceğim? “Sapık” diye kaydedemem herhalde. Konuşmayız, sürekli mesajlaşırız. O daha ucuza gelir.

    Kız: Benim cep telefonum yok. İhtiyacım da yok.

    Mustafa: Yapma ya, ne kadar üzücü bir durum.

    Kız: Bu dolmuş da nerde kaldı?

    Mustafa: Dolmuşu ne yapacaksınız ki? Gelmese de olur. Ne güzel konuşuyoruz.

    Kız: Hayır, siz salak salak konuşuyorsunuz, ben de dolmuş gelinceye kadar dinliyorum.

    Mustafa: Şu anda tanışmış olmamız gerekiyor, ama hala olmadı.

    Kız: Niye tanışmış olmamız gerekiyormuş ki?

    Mustafa: Bütün Türk filmlerinde öyle oluyor da onun için. Ama bir eksik var. Siz hızlı hızlı gelirken çarpışacağız. Sonra elinizdeki kitaplar yere düşecek, onları birlikte toplayacağız. Bu şekilde tanışmış olacağız. Bu kısım eksik, istersen çarpışalım.

    Kız: Allah’ım çattık belaya ya! Nerde kaldı bu dolmuş?

    Mustafa: Dolmuş kaldı bir yerde zor gelir artık. İstersen bir şiirimi okuyayım sana. Şiir benim ha, kendi ellerimle yazdım.

    “Ellerinde kitaplarla dolmuş beklersin,

    Dertlerime yenilerini eklersin.

    Babam ölsün de gör.

    Seni hemen alıp kaçarım.”

    Sonu pek uymadı, ama neyse, her güzelin bir kusuru vardır.

    Kız: Allah’ım kafayı yemeden şu dolmuş gelseydi.

    Mustafa: Sıkıldın herhalde. Sana bir şiir daha okuyayım.

    Kız: Allah aşkına artık tamam!

    Mustafa: Ama bu şiir benim değil, büyük bir İngiliz şairin.

    Kız: (Şaşırır) Öyle mi? Oku bakalım.

    Mustafa: “Good evening

    Welcome to BBC news

    And now today’s”

    Nasıl güzel, değil mi?

    Kız: Şiir bu mu?

    Mustafa: Evet.

    Kız: Bu, İngilizce: “İyi akşamlar, BBC haber bültenine hoş geldiniz. Şimdi bugünün haberleri.” demek.

    Mustafa: Yok ya! Demek yanlış şiiri ezberledik. Bu şiiri komşunun radyosundan duymuştum.

    Kız: Allah’ım bana sabır ver! Nerde kaldı bu dolmuş?

    Mustafa: Sıkıldınız herhalde. Neyse zamanla alışırız birbirimize.

    Kız: Ne alışması ya? Sizinle bu dünyada bir daha karşılaşmamak için öbür dünyaya, hatta cehenneme gitmeye bile razıyım.

    Mustafa: Valla, oraya da gelirim.

    Kız: Allah aşkına yeter! Nerde kaldı bu dolmuş ya?

    Mustafa: Sonuç olarak benim hakkımda edindiğiniz izlenim nedir?

    Kız: Bak kardeşim, sizi tanımıyorum, tanımak da istemiyorum, ama sizin hakkınızda edindiğim izlenim şu: Eğer siz dünyaya daha önce gelmiş olsaydınız “aptal” kelimesi sözlüklerde olmazdı.

    Mustafa: O niye?

    Kız: Çünkü “aptal” kelimesi hiçbir insana senin kadar yakışmaz.

    Mustafa: Sen bana aptal demeye çalışıyorsun, ama yazık, üzüldüm yani.

    Kız: Allah Allah, bu dolmuş nerde kaldı?

    Mustafa: Ne yapacaksın dolmuşu? Ne güzel muhabbet ediyoruz. Ha, senin baban ne iş yapıyor?

    Kız: Ne yapacaksın?

    Mustafa: Benim babam senin babanı döver de onun için sordum.

    Kız: Benim babam komiser.

    Mustafa: Yok ya! Gerçekten mi? Zaten benim babam da cumhurbaşkanıdır kendisi.

    Kız: İstersen araştır bak.

    Mustafa: Hadi ya! Desene sert kayaya çarptık. Başımızı belaya sokmayalım bari. Allah Allah, nerde kaldı bu dolmuş ya!

    -SON-


  5. 5
    RüzgarGülü
    Bayan Üye
    AVUKAT(skeç-komedi)

    HİZMETLİ: (Ortalığı temizler, avukatın masasını temizlerken avukat oturmaktadır.) Vallahi avukat bey çok zekisin avukat yazısının altına Made in Japan yazdırmakla iyi ettik galiba, herkes Japon malı sanıyor sizi. Televizyonun, elektronik eşyaların Japon malı olanları var da avukatın Japon malını ilk kez görüyorum. Japon malı avukat Ahmet Adıgüzel.
    AVUKAT: Japon malı deyip durma işine bak be…
    HİZMETLİ: Ayten isimli bir bayan aradı ve sizinle görüşmek istediğini söyledi. Bir iki saat sonra geliyorum dedi. Miras işiymiş.
    AVUKAT: Miras işi mi? Tamam ilginç bir olay ama parasıyla değil mi ilgileneceğiz. Sen bu günlerde fazlaca kilo aldın, onları versen iyi olur. Küt diye kereste gibi devrilir, geberirsin valla! Sekretersin kendine dikkat etmelisin.
    HİZ: Yok canım, kilom fazla mı ?
    AV: Büyüyünce fil olacakmış gibi bir halin var.
    HİZ: Yapmayın avukat bey. O kadar değil tartıldım seksen beş kiloyum. Yani bir eşeği tartsan daha ağır gelir.
    AV: Zaten biraz daha kilo alırsan ondan farkın kalmayacak. Bol bol egzersiz yap. Kilo ver. Sonra kalp krizinden gidersin vallaha…
    HİZ: Sahi mi söylüyorsunuz ?
    AV: Tabi ki, sürekli çalış iş yap. En iyi zayıflama yolu çalışmaktır, ev işi yapmaktır.
    HİZ: Ben eve gideyim o zaman.
    AV: Akıllı, ev işi yapmak için eve gitmeye gerek yok, burada da aynısını yapabilirsin. Bol bol temizlik yap. Kilo verirsin.
    HİZ: Ne güzel !
    AV: Evet mesela şu sehpayı getir, masanın üstüne koy. (Hizmetli sehpayı alır getirir koyar.) Yakıştı mı ?
    HİZ: Yooo.
    AV: İyi o zaman geri götür, yerine koy.
    HİZ: Zayıflamak için devamlı böyle mi yapacağım ?
    AV: Buna benzer işler… (Kapı çalar.) Kapıya bak.
    HİZ: Buyurun.
    (İçeri bir erkek bir bayan girer.)
    AV: Buyurun hoş geldiniz.
    KOCA: Hoş bulduk.
    KADIN: Hoş bulduk .
    AV: Hayırdır, bir avukata ihtiyacınız var herhalde.
    KOCA: Hayır efendim, bizim anlayışa, sevgiye, düzene, mutlu bir yuvaya ihtiyacımız vardı. Ama olmadı. Şimdi mecburen avukata ihtiyacımız var. Boşanmak istiyoruz.
    AV: Öyle mi? Ne güzel! Değil tabi. Demek boşanacaksınız. Biliyorsunuz ki boşanmak ciddi bir durumdur. Çok iyi düşünmeniz gerekir.
    KOCA: Evet, düşündük, taşındık… Zaten o düşünemiyor. Ben onun yerine de düşündüm ve karar verdim.
    KADIN:Niye düşünemiyor muşum? Başlamayalım yine.
    KOCA:Tabi başlamaya gerek kalmadı, zaten bitti… Her şey bitti.
    AV: Efendim şimdi niçin boşanmak istediğiniz konusuna açıklık getirelim isterseniz.
    KOCA: Tabi getirelim, açıklık getirelim, niçin boşanıyoruz ulan biz?
    KADIN: Bunun için boşanıyoruz işte!
    KOCA: Evet bunun için boşanıyoruz değil mi? Bunun için bizi boşayın hakim bey, pardon avukat bey. Hatta made in Japon Bey.
    AV: Tamam, önce şu konuya bir açıklık getirelim. Beyefendi niçin boşanıyorsunuz?
    KOCA: Efendim şunun için boşanıyoruz. Eee eee şey için eee anlaşmıyoruz…
    AV: Tamam, demek bunun için boşanıyorsunuz Allah Allah
    KOCA: (Karısına) Görüyor musun? Adam bile bize hak verdi. Allah Allah bile dedi.
    AV: Hanımefendi siz neden boşanıyorsunuz?
    KADIN: Efendim ben eee şey için boşanıyorum. Eee işte anlaşamıyoruzmuşuz bunun için boşanıyoruz.
    AV: Ne güzel! değil. Demek boşanacaksınız.
    KOCA: Tabi avukat bey, üstelik boşanmak için bu kadar çok sebep varken dün bir de demez mi? Ben Fenerbahçeliyim diye. İşte ipler o zaman koptu. Evlenmeden önce arkadaşın kendisini uyarmıştım.
    AV: Ne diye?
    KOCA: Fenerbahçe’nin adını ağzına almayacaksın diye. Fenerli olduğunu yıllarca gizlemiş. Yıllardır bir fenerliyle evliymişim de haberim yokmuş.
    KADIN: Fenerbahçeli olmak suç mu şimdi yani?
    KOCA: Evet suç. Ulan tutacak başka takım mı yok? Mesela git Mersin İdman Yurdunu tut
    AV: Şimdi tam anlayamadım da. Siz karınızdan FB’li olduğu için mi boşanıyorsunuz.?
    KOCA: Tam olarak öyle değil tabi. Mesela hanımefendinin matematiği ve kimyası da oldukça zayıf. Yani böyle olmaz ki. Anlaşamıyoruz. Lisedeyken müzik dersi de zayıfmış zaten.
    KADIN: Her akşam eve sarhoş geliyorsun, senin eziyetini çekiyorum sürekli, bıktım artık. Dayanamıyorum. İnsan evlenince huzur, mutluluk ister. Biz hiç huzur bulamadık mutlu olamadık ki. Ben mutluluğu pembe dizilerde seyrettim.
    KOCA: Görüyorsunuz zeytinyağı gibi üste çıktı. Huzurlu değilmiş miş miş miş. Çarpılırsın ulan yalan söyleme. Sana huzur bulasın diye Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur adlı romanını bile aldım.
    KADIN: Yine suçlu ben oldum. Sen çocuğumuzun kız olmasından bile beni sorumlu tuttun.
    AV: Çocuğunuz da mı var ?
    KOCA: Evet Ona çocuk denirse var. Daha doğrusu, o kız hanımefendinin. Önceden anlaştık, erkek olacaktı, olmadı. Bir erkek çocuk bile veremedin bana, yazıklar olsun!
    KODIN: Tamam, onun suçu da benim, suçsa tabi.
    AV: Bu tartışmalara bakılırsa aranızda çözülmeyecek sorunlar var. Siz en iyisi boşanın olmaz mı?
    KOCA: Eeee bak bu çok iyi bir fikir, bunu hiç düşünmemiştim. Hatırlattığınız için teşekkürler avukatçığım. (Sinirlenir) Kardeşim biz buraya boşanmak için geldik, sen ne diyorsun?
    AV: Hanımefendi siz ne diyorsunuz ?
    KADIN: Ben ne diyeyim, kocam her şeyin en iyisini bilir.
    AV: Kocanız sizden boşanmak istiyor.
    KADIN : Kocam bilir valla! Ben ne diyeyim?
    AV: Hanımefendi siz çalışıyor musunuz?
    KOCA: Evet, ev işleri yapıyor, çamaşır, bulaşık falan…
    AV: Öyle değil, paralı maaşlı bir işte çalışıyor mu ?
    KOCA: O ne demek ulan? Kafamda boynuz falan görüyor musun sen ?
    AV: Beyefendi konuyu saptırmayın. Hanımefendi çalışmıyorsa ve boşanmak istemezse ona boşanınca nafaka vermek zorunda kalacaksınız.
    KOCA: Nafaka mı o ne? Sadaka gibi bir şey mi?
    AV: Hayır aylık belli bir miktar parayı sürekli vereceksin.
    KOCA: Hadi ya! İyi valla! Karıyı hem boşayalım, hem de para verelim. Ulan nişanlanırken para, evlenirken para, boşanırken para, boşadıktan sonra para… Ne ulan bu karı milletinden çektiğimiz? Medeni Kanun değişsin, böyle olmaz arkadaş!
    KADIN: Vallahi avukat bey kocam en iyisini bilir. Geçende bir filmin sonunda ne olacağını bile bildi. Şaştım kaldım.
    KOCA: Salak, o filmi önceden izlemiştim .
    AV: Sizin boşanma kararınız kesin mi ?
    KADIN: Vallahi ne desem bilmiyorum. Babam beni bu adama verdi. Birkaç kere telefonda konuştuk, sonra evlendik. Ben üzerime düşen görevleri yapıyorum. Temizlik, bulaşık, yemek, çamaşır falan, ama kocam olan bu adam da üzerine düşeni fazlasıyla yapıyor: İşe gidiyor, geliyor, hatta fazlasını yapıyor. İşten yorulup geliyor, bir de beni dövüyor, iyice yoruluyor, ben bu duruma üzülüyorum. İki yaşında kızımız var, onu gözümüz görmez oldu neredeyse.
    KOCA: Kızımız deme o senin kızın. Kahvede bile herkes benimle dalga geçiyor, “kız babası” diye. Çok zoruma gidiyor. Üstelik çocuk 2 yaşına geldi, çarpım tablosunu bile bilmiyor.
    AV: Bu tartışma uzar gider. Siz kararınızı verin, beni de boş yere yormayın. Biz sekreterimle egzersiz yapacağız daha. Evet hanımefendi, boşanmak istiyor musunuz ?
    KADIN: Tabi ki gururlu, şerefli bir insan olarak, beni sevmeyen benle yaşamak istemeyen biriyle evli kalmak istemem.
    -SON-


  6. 6
    RüzgarGülü
    Bayan Üye
    ÜNİVERSİTEYE HAZIRLIK

    (SKEÇ-Komedi)

    Üniversiteyi hedefleyen bir gençle bu yolun başında, koşmadan yorulan bir gencin karşılaşması ve kıyaslanması üzerine...

    Mustafa: Nerde kaldı bu kız da ya! İşte geliyor. Şimdi bununla tanışmak farz oldu. (Ellerini kaldırır.) Hey büyük Allah’ım! (kızı göstererek) Böyle güzellikleri yaratıyorsun ve bana haber vermiyorsun. Oluyor mu yani? (Kıza bakarak) Allah Allah, bu bir insan olamaz yahu. Bu, başka türlü bir yaratık olmalı. Hayır hayır, bu kesinlikle bir insan olamaz. Ya benim şimdiye kadar gördüklerim insan değildi ya da bu, insan değil. Ortada bir terslik var. Ulan yoksa ben mi insan değilim? (telefon çalar) Hayret bir şey! (Telefonu açar.) Alo! Ha aslanım, şu anda iz üstündeyim. Birisiyle tanışmak üzereyiz. Daha tanışmadık. Kız tanışmak için can atıyor da ben soğuk davranıyorum. O şimdi karşımda. Tren bekliyor. Buradan tren geçmiyor mu? Ben de biliyorum. Zaten ben dolmuş bekliyorum. Daha tanışamadık da evlenince balayına Kanarya Adaları’na gitmeyi düşünüyoruz. Tabi, o da kabul ederse. Herhalde üniversite sınavına hazırlanıyor, görünüşü öyle. Duyuşum, fazlaca inekmiş, ama ben onu evcilleştiririm. Sen dolmuşçuya söyle, geç gelsin. Yok yok, hatta bir yerde kaza falan yapsın, hiç gelmesin. Görüşürüz...

    Mustafa: Siz de mi dolmuş bekliyorsunuz?

    Kız: Evet.

    Mustafa: Aman Allah’ım, bu konuşabiliyor. Konuşuyor, konuşuyor!

    Kız: Efendim, anlamadım.

    Mustafa: Ben de dolmuş bekliyorum. Ne güzel, ikimiz de bir dolmuşu bekliyoruz. Dolmuştaki şansa bak. İnşallah bu dolmuş iyice dolmuştur da bizi almaz.

    Kız: Dolmuş çok gecikir mi? Dershaneye geç kalacağım da.

    Mustafa: Yok, birazdan gelir. Bizim dolmuşun şoförü kör de dolmuşu yandaki adam kullanıyor. Onun için biraz geç geliyor.

    Kız: İlginç, o nasıl oluyor öyle?

    Mustafa: Valla, ben de bilmiyorum, öyle duydum. Siz de mi Eminönü’ne gidiyorsunuz?

    Kız: Hayır, ben oraya gitmiyorum.

    Mustafa: Öyle mi, ne tesadüf. Ben de oraya gitmiyorum. Nereye gidiyorsunuz?

    Kız: Niçin sordunuz?

    Mustafa: İzninizle ben de oraya gideceğim de.

    Kız: Ben dershaneye gidiyorum.

    Mustafa: Dershaneye mi ne güzel! Dershaneyi bitirince ne olacaksınız?

    Kız: O ne demek?

    Mustafa: Bizim arkadaşlar dershanenin birine yıllardır gidiyorlar ve üstelik hala aynı sınıftalar.

    Kız: Dershane bizim için bir basamak. Amacım, iyi bir üniversiteye girerek geleceğe güvenle bakmak.

    Mustafa: Üniversiteyi bitirenler hep boş geziyorlar ama. Boş gezmek için üniversite bitirmeye gerek yok. Bak, ben üniversite bitirmediğim halde gayet boş gezebiliyorum.

    Kız: İyi bir üniversiteyi veya iyi bir bölümü bitirenler boş gezmiyorlar. Siz nerde okuyorsunuz?

    Mustafa: Ben liseyi bitirdim.

    Kız: Üniversite sınavına girdiniz mi?

    Mustafa: Evet girdim. Üstelik kazandım bile.

    Kız: Nereyi kazandınız?

    Mustafa: Açıköğretim Fakültesini kazandım. Ama babam uzak diye göndermedi.

    Kız: Benimle dalga geçmeye çalışıyorsunuz herhalde!

    Mustafa: Hayır, dalga geçtim bile.

    Kız: Öyle mi? Senin adın Zeki mi?

    Mustafa: Evet ama o göbek adım. İsterseniz tanışalım. Çünkü adını bilmediğim bir insanla evlenmemi kimse benden bekleyemez, değil mi? Ayrıca, benim adım “Musti”, ama siz kısaca “Mustafa” diyebilirsiniz.

    Kız: (Biraz bekler, şaşırmıştır.) Bir dakika sayın “kısaca Mustafa Bey”, evlilikle ilgili söylediklerinizi tam anlayamadım da.

    Mustafa: Tabi, kusura bakmayın. Evlilik ağzımdan kaçtı. Eeee, balayı diyecektim evlilik dedim. Balayına Kanarya Adaları’na gideriz, olmaz mı? Ben gittim, pek beğenmedim ama senin için bir daha giderim.

    Kız: Siz ne evliliğinden bahsediyorsunuz? Kiminle balayına gidiyorsunuz?

    Mustafa: Seninle. Ama gitmek istemiyorsan ben de gitmem.

    Kız: Bakın “kısaca Mustafa Bey”, ne demek istiyorsun anlamıyorum, ama iki dakika önce görüştük, tanışmıyoruz bile. Sen evlilikten bahsediyorsun.

    Mustafa: Niye, ne var ki? Zaman bunu gerektiriyor. Siz gazete okumuyorsunuz herhalde. Bakın millet akşam tanışıp evleniyor, sabah boşanıyor. Üstelik bunlara sanatçı deniyor. Bizim onlardan ne eksiğimiz var? Üstelik fazlamız var. Mesela ben lise mezunuyum.

    Kız: Haklısınız da ben kendime onları örnek almıyorum. Benim ideallerim var. Onları gerçekleştirmekten başka bir şey düşünmüyorum.

    Mustafa: İdealleriniz var demek? Çok iyi, sizin idealiniz ne acaba?

    Kız: Benim idealim fizikçi olmak.

    Mustafa: Çok güzel. Bu fizikle ancak fizikçi olunur zaten.

    Kız: Sizin işiniz gücünüz yok mu Allah aşkına?

    Mustafa: Şu anda aslında çalışıyorum ben.

    Kız: İşiniz ne?

    Mustafa: Babamın parasını yemek.

    Kız: Aaa! Siz de geleceğe boş gözlerle bakanlardansınız herhalde. Bir amacınız, idealiniz yok.

    Mustafa: Olur mu ya! İdealim var.

    Kız: Neymiş o?

    Mustafa: Babamın ölmesini bekliyorum. O ölünce mirasa konacağım. Sonra da gel keyfim gel!

    Kız: Çok boş birisiniz.

    Mustafa: Evet çok boşum. Zaten birisini arıyorum. Ha, adınızı söylemediniz.

    Kız: Etiketler önemli değildir.

    Mustafa: Olur mu canım? İsminizi bilmezsem cep telefonunuzu ne adıyla kaydedeceğim? “Sapık” diye kaydedemem herhalde. Konuşmayız, sürekli mesajlaşırız. O daha ucuza gelir.

    Kız: Benim cep telefonum yok. İhtiyacım da yok.

    Mustafa: Yapma ya, ne kadar üzücü bir durum.

    Kız: Bu dolmuş da nerde kaldı?

    Mustafa: Dolmuşu ne yapacaksınız ki? Gelmese de olur. Ne güzel konuşuyoruz.

    Kız: Hayır, siz salak salak konuşuyorsunuz, ben de dolmuş gelinceye kadar dinliyorum.

    Mustafa: Şu anda tanışmış olmamız gerekiyor, ama hala olmadı.

    Kız: Niye tanışmış olmamız gerekiyormuş ki?

    Mustafa: Bütün Türk filmlerinde öyle oluyor da onun için. Ama bir eksik var. Siz hızlı hızlı gelirken çarpışacağız. Sonra elinizdeki kitaplar yere düşecek, onları birlikte toplayacağız. Bu şekilde tanışmış olacağız. Bu kısım eksik, istersen çarpışalım.

    Kız: Allah’ım çattık belaya ya! Nerde kaldı bu dolmuş?

    Mustafa: Dolmuş kaldı bir yerde zor gelir artık. İstersen bir şiirimi okuyayım sana. Şiir benim ha, kendi ellerimle yazdım.

    “Ellerinde kitaplarla dolmuş beklersin,

    Dertlerime yenilerini eklersin.

    Babam ölsün de gör.

    Seni hemen alıp kaçarım.”

    Sonu pek uymadı, ama neyse, her güzelin bir kusuru vardır.

    Kız: Allah’ım kafayı yemeden şu dolmuş gelseydi.

    Mustafa: Sıkıldın herhalde. Sana bir şiir daha okuyayım.

    Kız: Allah aşkına artık tamam!

    Mustafa: Ama bu şiir benim değil, büyük bir İngiliz şairin.

    Kız: (Şaşırır) Öyle mi? Oku bakalım.

    Mustafa: “Good evening

    Welcome to BBC news

    And now today’s”

    Nasıl güzel, değil mi?

    Kız: Şiir bu mu?

    Mustafa: Evet.

    Kız: Bu, İngilizce: “İyi akşamlar, BBC haber bültenine hoş geldiniz. Şimdi bugünün haberleri.” demek.

    Mustafa: Yok ya! Demek yanlış şiiri ezberledik. Bu şiiri komşunun radyosundan duymuştum.

    Kız: Allah’ım bana sabır ver! Nerde kaldı bu dolmuş?

    Mustafa: Sıkıldınız herhalde. Neyse zamanla alışırız birbirimize.

    Kız: Ne alışması ya? Sizinle bu dünyada bir daha karşılaşmamak için öbür dünyaya, hatta cehenneme gitmeye bile razıyım.

    Mustafa: Valla, oraya da gelirim.

    Kız: Allah aşkına yeter! Nerde kaldı bu dolmuş ya?

    Mustafa: Sonuç olarak benim hakkımda edindiğiniz izlenim nedir?

    Kız: Bak kardeşim, sizi tanımıyorum, tanımak da istemiyorum, ama sizin hakkınızda edindiğim izlenim şu: Eğer siz dünyaya daha önce gelmiş olsaydınız “aptal” kelimesi sözlüklerde olmazdı.

    Mustafa: O niye?

    Kız: Çünkü “aptal” kelimesi hiçbir insana senin kadar yakışmaz.

    Mustafa: Sen bana aptal demeye çalışıyorsun, ama yazık, üzüldüm yani.

    Kız: Allah Allah, bu dolmuş nerde kaldı?

    Mustafa: Ne yapacaksın dolmuşu? Ne güzel muhabbet ediyoruz. Ha, senin baban ne iş yapıyor?

    Kız: Ne yapacaksın?

    Mustafa: Benim babam senin babanı döver de onun için sordum.

    Kız: Benim babam komiser.

    Mustafa: Yok ya! Gerçekten mi? Zaten benim babam da cumhurbaşkanıdır kendisi.

    Kız: İstersen araştır bak.

    Mustafa: Hadi ya! Desene sert kayaya çarptık. Başımızı belaya sokmayalım bari. Allah Allah, nerde kaldı bu dolmuş ya!

    -SON-



  7. 7
    Ziyaretçi
    hahaha çok iyiydi

+ Yorum Gönder
skeç hazırlama,  skeç hazırlamak,  romantik komedi ile ilgili skecler
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi