Çapanoğlu ve hikayeleri lazım

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Çapanoğlu ve hikayeleri lazım ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1

  2. 2
    Sihem
    Özel Üye





    Cevap: Yozgat`ı kurup imar eden Çapanoğullarından Mehmet Bey isminde bir zat varmış. Mehmet Bey evlenmiş ancak hiç çocuğu olmamış. Çocuk olmayınca ailesinin de ailesinin de rızasını alarak yeriden evlenmeye karar vermiş. Mehmet Bey, dindar, memleketini seven, soylu temiz bir aile kızı aramış. Aradığı eşini bulup mutlu bir yuva kurmuş.
    Mehmet Bey`in ikinci aldığı eşi çok güzel, soylu, temiz bir aile kızı çıkmış. Aradan aylar geçmiş kadın çocuğa hamile kalmış. Mehmet Bey birşeyler almak için çarşı- pazara çıkarmış. Aldıklarını bir sepete doldurup, bir hambal çağırarak, evine yollamış, hambala da adresini tarif etimiş.
    Hambal omzunda sepetlerle evin yolunu tutmuş. Mehmet Beyin yeni hanımı da balkonda beyini gözlemekteymiş. Hamabal kadını balkonda kadını görmüş, görmüş ama kendinden geçmiş. Güzelliği, asaleti ve tavrına hayran kalmış. Sepetleri bırakıp, tekrar çarşıya dönmüş, dönmüş ama aklı fikri balkonda gördüğü bu gelindeymiş. Delilik bu ya içmiş içmiş kendinden geçmiş... Zil zurna sarhoş, Mehmet Bey`in kapısına dayanmış. Küt küt vurmuş kapıya.
    Kapıyı Mehmet Bey açmış, açmış da, o denli hiddetli hiddetli vuruşundan huylanmış. “Kimsin sen, bizden ne istiyorsun” diye kızarak sorgu suale başlamış. Sarhoş hambal “Burda bir gelin gördüm, cemaline vuruldum, tekrar görmeye geldim!” diyormuş. Mehmet Bey gülmüş, karşısında bir hambal, koskoca ağanın karısını görmeye geliyor. Hanımına seslenmiş: “Hanım gel bakalım, seni görmek isteyen biri var kapıda!”
    Hambal sarhoş kafayla kadına sarkıntılık etmeye, kucaklaşmaya kalkışınca Mehmet Bey öfkelenmiş: “Vay namuzsuz vay, sen kim oluyorsun da benim karıma sarkıntılık ediyorsun!” diye öfkeyle çekmiş kılıcını, hambalı oracıkda öldürmüş.
    vücudunu iki parçaya ayırıp, yarısını bir bahçeye, diğer yarısını başka bir bahçeye atmış...Hambalın bu parçalarından dolayı komşuları hapse atılıp, cezaevine düşmüşler.
    Aradan kısa bir zaman geçince Mehmet Bey bu olaya dayanamamış, komşularının hüküm giymesi onu rahatsız etmiş. Mahkemeye gidip itirafta bulunmuş, onu ben öldürdüm demiş...Hakim Mehmet Bey`e 23 yıl ceza vermiş. Mehmet Bey Yozgat`ta bir yıl yatmış. Daha sonra Eğriboz`a sürgün edilmiş.
    Mehmet Eğriboz`da 22 yılını doldurmuş. Hasretlik caına tak etmiş. Atmış eline kulağına bakalım ne söylemiş:
    Eğribozun ardı dağlar
    Biter otu suyu çağlar
    Cezada bir yiğit ağlar
    Eğriboz`un kalesinde
    Altımızda sulu çamur
    Boynumuzda hale demir
    Yaradanım verse ölüm
    Eğribozun kalesinde
    Altımızda yarım hasır
    Ben etmedim Hakka kusur
    Suçsuz yere düştüm esir
    Eğiriboz`un kalesinde
    Bey beyitleri sesli söyleyip efkarlanınca gardiyanlar içeri girmişler: “Sen kimsin, nerelisin, neden buralara düştün?” diye sorgu suale başlamışlar. Mehmet Bey; “Ben Yozgatlıyım, Çapanoğulları sülalesindenim, başımdan böyle bir hal geçti!” diye hikayesini anlatmış.
    Gardiyanlar haline acımışlar: “Yazıklar olsun sana! 22 yıldırburada yatıyorsun, kendini tanıtmıyorsun, biz sizlerin ekmeğin ufağıyla büyüdük, Çapanoğullarını tanımazmıyız!” diye oflamış, puflamışlar, haline acımışlar.
    Gardiyanlar harekete geçmişler. Onu buradan kurtarmak için çözüm aramışlar. Merkeze telefon edip: “Cezaevinde frengi hastalığına yakalanmış bir hasta var, hastalığı bulaşıcı bir hastalık, diğer mahkumlarında ölümüne yol açar, bunun dışarı atılıp, dışarda ölümü beklemesi gerekir” diye bir rapor hazırlamışlar. Rapor doğrultusunda frengi hastalığı teşhisi ile Mehmet Bey cezaevi dışına çıkartılmış. Çapanoğullarını bilen, ekmeğini yiyen bir gardiyan onu alıp evine götürmüş. Bir sene de onun evinde yatıp gününü tamamlamış.
    23 yıl tamamlanıp durumu da iyi olunca ona bir kırat bulmuşlar, haydi artık Yozgat`a evine dön demişler. Bir at, bir heybe, yeterince para verip, onu memleketine yolcu etmişler. “Haydi Allah rast getire!” deyip onu uzun bir yolculuğa çıkarmışlar.
    Mehmet Bey Eğriboz`dan yola çıkmış. Memleketini, akrabalarını, vatanını, eşini çok özlediği için yollarda fazla eğleşmeden yola devam etmiş. Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş misali, yollarda konaklaya konaklaya, hanlarda misaf ola ola uzun yolculuğunu tamamlamış. Eşini, çocuklarını çok merak ettiği için doru Yozgat`ın yolunu tutmuş. Yol yorgunluğu işte, hali perişan, kırık-dökük...
    Kafasında birçok soru var: Acaba eşime ne oldu, beni bekliyor mu? Yoksa bir başkasıyla evlendi mi?eşim hamileydi, çocuk doğdu mu? Erkek evladım mı oldu, kız evladım mı? acaba öldüler mi, hayattalar mı? Akrabalarım, komşularım ne haldeler? Beni tanıyacaklar mı? Yozgat 23 yıldan sonra beni nasıl karşılayacak? Kafasında yüzlerce soru-cevap... Bu düşünceler içinde kır atıyla ulşmış Yozgat`a...
    .....

    Çapanoğlu Mehmet Bey 22 yıl süreyle hapis kaldığı Eğriboz`dan büyük umutlarla çıkar. Kafasında bir sürü acabalar vardır. Acaba eşime ne oldu, acaba çocuğum ne alemde, yaşıyorlar mı? öldüler mi? Komşularım ve Yozgat ne durumda, beni nasıl karşılayacaklar? Bu duygularla ulaşmıştır koca Yozgat`a...
    Mehmet Bey sessiz sedasız girer Yozgat İline, bir yabancı gibi atını hana bağlar, haberler almak içinde bir kıraathaneye oturur. Çevreye göz ucuyla bakınır, tanıdık birilerini arar çayını yudumlarken çevresindekilerle de sohbet etmeye başlar. “Dostlar Çapanoğullarını tanır mısınız? Çapanoğlu Mehmet Bey vardı bilir misiniz? Çapanoğullarından kim kaldı buralar da?...”
    Sohbete kahveci katılır Çapanoğullarından pek kimse kalmadı, Çapanoğlu Mehmet Bey`in hikayesi uzundur. O bir adam öldürdü, sürgün gitti, onun bir ailesi vardı, yapayalnız kaldı. Yıllardır yalnız yaşıyor bildiklerimiz bu der. Mehmet Bey eşinin sağ olduğunu, evlenmediğini öğrenir. Kahveden bir delikanlı ayarlar, ona yüklü altın verir, eşlerinin evini tarif eder, “Kayseri`den bir tüccar geldi, bu gece sizin evde kalmak ister, size şu kadar reşit altın teklif ediyor!...” cinsinden tekliflerde bulun der… Amacı hanımının durumunu öğrenmektir. Namus ve şerefiyle yaşamaya devam ediyor mu? Cinsinden bir sınav yapacaktır.
    Delikanlı hanımın evine gider tekliflerde bulunur, ancak kadın bunları dinlemeden delikanlıyı evinden kovar. Gelip durumu misafire anlatır. Altınlarını da iade edip teklifi kabul etmediğini söyler. “Beni azarladı, evinden kovdu” der.
    Mehmet Bey, hana döner atını alır, doğru konağa kendi hanesine sürer. Konakta yiğit bir delikanlı dolaşmaktadır. Bey aferler, eşi evlenmiştir, bu neyin nesidir? Elini silahına atar ama dur bir sonunu öğreneyim diye geri çeker. Çevreden konağın hanımını sorar. Konağa yakın pınardan su doldurduğunu söylerler. Pınar başında duran bey, hanımını tanır ama tanımamazlıktan gelir.
    Atından inmeden bir beyit söyler, bakalım eşine ne der: (Güzel Hanım)
    Pınar başında dur sene
    Peçeyi yüzden al sene
    Şu garibe su versene
    Kadın hiç tanımadığı biriyle karşılaşmıştır. Yüzüne bile bakmada cevap verir:
    Pınar başında duramam
    Peçeyi yüzden alamam
    Her garibe su veremem
    İn atından iç suyunu.
    Beyin vazgeçmeye niyeti yoktur. Nasıl olsa hanımı kendini tanımamıştır. Söylemeye devam eder:
    Çatal kapının gelini
    Gelir salını salını
    Göster konağın yolunu
    İndir beni allı gelin
    Kadın bir münasebetsizle karşılaştım galiba diye daha çok kızar. Ancak peçesini de kaldırmaz yüzüne de bakmadan cevaba devam eder:
    İndirecek yerim yoktur
    Dostum dan düşmanım çoktur
    Ev sahibim evde yoktur
    İndiremem yiğit seni
    Mehmet bey, cevaplardan mutlu olmaktadır. Eşinin asaleti devam ediyor. Ama söylenmey de devam ediyor: Konakta dolaşan yiğidi sorar:
    Akşamdan tandır gelin
    Ateşine yandır gelin
    Konakta gezen yiğidi
    Kimdir ban bildir gelin
    Kadın meseleyi anlamıştır. Evdeki delikanlının kim olduğunu soran misafiri de merak etmeye başlar; cevap verir:
    Akşamınan tandırmışam
    Ateşine yandırmışam
    Salonda gezen yiğidi
    Öz mememden emzirmişem
    Bey konuyu anlar, söyleştiği hanımı, konakta gezen de oğludur. Bir dörtlük daha söyler.
    Aşağıdan gelir tutar
    Kamçısını atar tutar
    Garip yiğit nerde yatar
    İndir beni allı gelin
    Hanim henüz olanı biteni kavrayamamıştır, merak içindedir. Tanımadığı bu insana son bir kez cevap verir:
    Aşağıdan gelir tutar
    Kamçısını atar tutar
    Garip olan handa yatar
    İndiremem yiğit seni
    Mehmet Beyin kendini tanıtma zamanı gelmiştir. Söylenir bir kez daha:
    Eğriboz`dan aldım ferman
    Kır atla kalmadı derman
    Mehmet Beyde sana gurban
    İndir beni allı gelin
    Hanımın alnı tak eder, gelen beyidir. Bu ses de onun sesidir. Hasret bitmiştir. O sevinçle seslenir:
    Eğriboz`dan aldın ferman
    Kır atla kalırmı derman
    Allı gelin sana gurban
    İndireyim yiğit seni
    Hanım peçeyi kaldırır, şöyle bir doğrulup beyim bakar. O mutlulukla bir daha söylenir:
    Evvel böyle söylesene
    İn atını bağlasene
    Çık odaya eğlensene
    Kondurayım yiğit seni
    23 yıllık hasret bitmiştir. Mehmet beyin kafasındaki tüm sorular cevap bulmuş, namus ve şerefiyle eşi onu beklemiştir. Atından iner, konağa çıkar, oğlunu da bağrına basıp özlemlerini giderir, Allah`a dua edip mutluluğuna bakar… Bu hikayeyi Yerköylü şair Şahin Dede anlattı Ozanca bir hikaye olduğu için kaleme almak istedim. Nasip bugüne imiş… Hikaye işte…
    Gerçeğe yakınlığını varın siz hesap edin…
    Hikayeyi anlatan Şahin Dedeye ve Alifakılı Köyünden İsmail Amcaya teşekkür ediyorum.
    Ahmet Sargın/ Yozgat







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi