Tiyatro yazımları

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Tiyatro yazımları ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1

  2. 2
    Hasan
    Özel Üye





    Cevap:
    HANIM... BENİ DUYUYOR MUSUN?


    (Tiyatro 5 perde)

    Yazan: Yılmaz ERDOĞAN
    I.Perde



    ERKEK : Hazırsan çıkalım
    KADIN : Az kaldı şekerim
    ERKEK : 1 saat önce de kalan azdan, daha mı az kaldı yoksa biraz daha çok mu az kaldı Perihan
    KADIN : Ay tamam geliyorum işte
    ERKEK : Sen geliyorsun da, gelinle damat balayına gitmeden göreydik hiç değilse
    KADIN : Ay taktın mı takarsın sen de illa ki, Ne yapayım yani çıplak mı geleyim
    ERKEK : Yok yok aman sakın çıplak gelme, hayır söyleseydin ben maça falan giderdim sen hazırlanırken, hem eline ayağına da dolaşmazdım heh heh
    KADIN : Bana bak Kudret yine başlamayalım
    ERKEK : Neye ? giyinmeye mi ? ne yani daha başlamadın mı ? dur ben gelini arayayım da başsağlığı dileyeyim o zaman
    KADIN : Baş sağlığı mı
    ERKEK : Hee.. annesi rahatsızdı ya en fazla 6 ay yaşar demişlerdi kadına, biz gidinceye kadar kesin rahmetli olur nasıl olsa
    KADIN : Ay deli edersin adamı konuşturmasan 5 dakikada bitecek işte
    ERKEK : Eee güzelim ben son 2 saattir konuşuyorum ondan önce 1 saat kadar konuşmadan bekledim o 12 adet 5 dakika yetmedi mi acaba?
    KADIN : Ne 12 adedi ?
    ERKEK : Bir saat 60 dakika ya hani, 12 adet 5 dakika yapar hani onu diyorum
    KADIN : eee?
    ERKEK : Ne eesi yahu, 5 dakikada bitecek demiştin ya
    KADIN : Ha sen hala orada mısın ?
    ERKEK : Şimdilik buradayım, aslında hazır olduğumda yola cıksaydım şirin bir tatil beldesine gidip kafa dinleyip geri gelebilirdim. Yani sen hazır oluncaya kadar kesin dönerdim en azından...
    KADIN : Sen şimdi orada gülüyorsundur da..
    ERKEK : Niye ?
    KADIN : Bu yaptıklarını espri olarak filan algılıyorsundur belki de
    ERKEK : Aslında hala espri yapabiliyorken sen hazırlanabilsen de ben cinayet işlemeyi öğrenmeden çıkabilsek şu evden.
    KADIN : Tamam ben hazırım ya sen git arabayı çalıştır
    ERKEK : Yok yok sen gel de öyle gideyim, zira hafizam beni yanıltmıyorsa 50 dakika kadar önce de ben hazırım sen ayakkabılarını giy demiştin...
    KADIN : Ne giymedin mi ayakkabılarını daha
    ERKEK : Giydim de bundan sana ne
    KADIN : Ay uzatma lütfen, hadi git çalıştır arabayı.. bak geldim işteeeee
    ERKEK : O ne biçim kıyafet lan !!!!
    KADIN : Ne ne biçim kıyafeti ?
    ERKEK : Nerede lan kıyafet
    KADIN : Ay ilahi kudret yürü Allah aşkına
    ERKEK : Yahu ne yürümesi, hadi yatalım desen anlayacağım da, bu kılıkta nereye yürüyeceğiz, ne lan bu kıyafet
    KADIN : Ay yeğenimin düğününe dopiyes giyecek değildim herhalde değil mi
    ERKEK : Ya illaki dopiyes giy demiyorum ama hiç değilse mini gecelikten başka bir şey giyseydin
    KADIN : Bana bak kudret adamı çıldırtma yine
    ERKEK : Valla sen bu kılıktayken burada çıldıracak bir tek ben varım, ve gittigimiz yerdeki diger erkeklerde çıldıracaklardır kesin
    KADIN : Hi hi kıskandın mı yoksa...
    ERKEK : Ne ?
    KADIN : Kıskandın mı diyorum beni
    ERKEK : Perihan lütfen gidip üstüne ve hatta altına bir şey giyer misin. Yeter artık kaçıracağız düğünü valla ya.
    KADIN : Ya yuru Allah aşkına kim ne diyecek benim kıyafetime
    ERKEK : Aa bak bu doğru iste kimse bir şey diyemez doğru, zira kıyafeti görebilmek için sana 50 santim kadar yaklaşmaları gerekecek, ama ben buna izin vermeyeceğim, hatta hazır izin vermemişken sana da izin vermesem de hiç mi gitmesek diyorum
    KADIN : izin mi ?
    ERKEK : Evet
    KADIN : Sen kimsin de bana izin veriyorsun yahu
    ERKEK : Kocanım kocan... bu kıyafetle dışarı çıkmana izin vermiyorum o kadar....
    KADIN : Yok ya, çıkarsam ne olacak...
    ERKEK : Bilmem ki imkansız olan bir şey konusunda yorum yapamam
    KADIN : Ne imkansızı
    ERKEK : Dışarı çıkman diyorum, bu kılıkta çıkamayacağın için bir şey olmayacak aslında, sen şimdi paşa Paşa gidip giyineceksin, ve sonra adam gibi bir kıyafetle gideceğiz düğüne ve ben bu anı bir şaka olarak hatırlayacağım hep...
    KADIN : Ben bu kıyafetle gidiyorum Kudret sen de geliyor musun ?
    ERKEK : Bana bak, ben Kudret gelirken hanımını bulamamiş sadece kıçını ve memelerini getirmiş dedirtmem millete, değiştir lan şunu hemen......
    KADIN : Ne kıçı ne memesi ya..
    ERKEK : Ulan memenle kıçından başka bir yerin gözükmüyor ki, kıyafet dediğin edep yerlerini kapatmak için giyilir, senin oraların gözüktüğüne göre bu üzerindekine kıyafet denemez
    KADIN : Ay Kudret, millet neler giyiyor ya, saçmalama artık
    ERKEK : Perihan git değiştir şu üstünü
    KADIN : De ğiş tir mi yor rum
    ERKEK : De ğiş ti ri yor sun
    KADIN : Ay bağırtma beni burada değiştirmiyorum dedim sana
    ERKEK : O zaman ben şu kalan kısmı da yırtayım da bari milletin gözüne boşa eziyet olmasın
    KADIN : Çek elini diyorum
    ERKEK : Hah olduuuuuuu
    KADIN : Ay inanmıyorum Allah kahretsin seni Kudret elbisemi ne hale getirdin
    ERKEK : Ne hale getirdim ki, gözükmeyen tek bir yerin bile kalmadı şimdi artık, hadi çıkalım, ayakkabı giyecek misin ama yok yo o zaman parmaklarını göremezler...
    KADIN : Allah belanı versin senin, hayvan herif, ..
    ERKEK : Bana bak o ağzını topla
    KADIN : Pust
    ERKEK : Ulan şimdi alacağım ayağımın altına ha..
    KADIN : Vur vur gel bir de vur, bir o kaldı zaten yapmadığın..
    ERKEK : Yahu Perihan git giy bir şeyler de çıkalım hadi, nikahı kaçırdık zaten bari düğüne yetişelim
    KADIN : Defol git sen hayvan herif, ben gelmiyorum....
    ERKEK : Gelmezsen gelme ulan ben gidiyorum o zaman
    KADIN : Defol.. git ve bu eve de bir daha gelme
    ERKEK : Anlamadım
    KADIN : ------ git ve bir daha bu eve gelme diyorum. boşanıyoruz..
    ERKEK : Ne ?
    KADIN : O kadar.. boşanıyoruz
    ERKEK : Eee madem boşanıyoruz neden sen benim evimde kalırken ben başka yerde kalıyorum.. madem boşanıyoruz sen git.. nasıl gidiliyor demiştin ? ? ?
    KADIN : Tamam giderim.
    ERKEK : E hadi bakayım o zaman nereye gideceksen
    KADIN : Huh uhuh hu
    ERKEK : Hadisene
    KADIN : Ne hadi
    ERKEK : Seni giderken bırakayım nereye gideceksen, ben de düğüne gideceğim....
    KADIN : Huhuhu..
    ERKEK : Bana bak Perihan 10 dakika içinde düğüne gitmek üzere adam gibi bir kıyafetle burada olmazsan bu kıyafetle atarım seni dışarı bilmiş ol...
    KADIN :15 olsun bari
    ERKEK : Hey Allahım ya firla lan hadi
    KADIN : Tamam kocacığım... geliyorum hemen sen arabayı calıştır... ay Nasıl da kıskanırmış karısını... hi hi






    II.Perde




    KADIN : Hayatıımmm!..
    ADAM : .......
    KADIN : Hayatııımm! Buradasın demek. Hayatım neden cevap vermiyorsun?
    ADAM : Cevap mı? Niye? Bir soru mu sordun ki?
    KADIN : Seslendim
    ADAM : Oldum olası bu ev içi seslenmeleri anlamamışımdır. Neden sesleniyorsun ki, zaten ev doksan Metrekare, sussan gürültü oluyor! ismimi içinden geçir yeter ben duyarım.
    KADIN : Uzar bu...
    ADAM : Seninle karşılıklı apartmanlarda oturan kocakarılar değiliz ki memelerimizi pencerenin pervazına mevzileyip seslenelim.
    KADIN : Konuşabilirmiyim artık?
    ADAM : Konuşabilirsin herhalde....Aslına bakarsan bunu çok daha önce yapabilmen gerekirdi. Sekiz aylıkken falan.
    KADIN : Komik olduğunu zannetmen ne komik değil mi?
    ADAM : Aşkım ?lütfen konuşmanın akışını değiştirelim. ileri de bir çağlayan görüyorum.
    KADIN : Ama sen bizi oraya sürüklüyorsun
    ADAM : Bu cümle pek barışcıl değil. Beni suçlarsan kendimi savunmak, kendimi savunurken seni suçlamak zorunda kalırım, sonra sen kendini savunmak için beni suçlarsın ve şiddetli bir kapı sesine kadar gider bu!
    KADIN : Hayır hayır, bugün kavga etmek istemiyorum.
    ADAM : Zaten dün akşamdan sonra bu çok anlamsız olurdu. Hatırlarsan yatak odamızın kuruluşu gibi bi şey oldu. Her sene kutlasak yeridir yani.
    KADIN : Gerçekten de öyleydi
    ADAM : Öte yandan olay yerinde bir naneli sakız olsaydı daha da iyi olabilirdi ama neyse
    KADIN : Nasıl yani?
    ADAM : Boşver canım, öylesine söyledim
    KADIN : Ağzımın koktuğunu mu söylüyorsun?
    ADAM : Ne var bunda hayatım herkesin ağzı kokar
    KADIN : Bana hiç bir şey için ne var bunda deme!
    ADAM : Tamam kapatalım bu konuyu
    KADIN : İlk buluşmamızdan beri kapattığımız bininci konu bu.
    ADAM : Baştan alalım mı? Sen hayatım; diye seslenerek içeri girdin, bende sana söyle canım dedim...Ordan devam edelim.
    KADIN : Şunu soracaktım cep telefonum kesilmiş
    ADAM : İyi. Evden ararım
    KADIN : Saçmalama
    ADAM : Tamam. Bizzat eve gelirim yüz yüze görüşürüz.
    KADIN : Biraz para versen!?
    ADAM : Seninle görüşmek için niye para veriyorum?
    KADIN : Hayatım günümüzde kimle görüşmek istersen biraz para vermek zorundasın. Telekomünikasyon bu temel üzerine kurulur. Mesela manasız arkadaşlarınla yaptığın beş para etmez sohbetler için bile bir sürü para vermek zorunda kalıyoruz.
    ADAM : Kimmiş bu manasız arkadaşlarım?
    KADIN : Saymakla bitmez. Ama bitirmeye çalışayım : Semih, Nurettin, Hayri ve benzerleri...
    ADAM : Semih de mi kötü oldu? Adam ülkenin sayılı cerrahlarından biri.
    KADIN : Evet ama hala yemek yerken ağızını şapırdatıyor
    ADAM : Alt çenesi doğuştan biraz önde, ne yapsın adam
    KADIN : Ama utanmadan çekirdek çitlemeye çalışıyor. Dişler hiç bir zaman üstüste gelmiyor ki çekirdeğin kabuğu ikiye bölünsün. çekirdeği ağızında hamurlaştırıp tuzunu emiyor, kalan aşağılık posayı da gözümüzün önünde sergiye açıyor. Neden çerezi alet ediyorsun ki, direkt tuz ye!
    ADAM : Sana yaranmak imkansız. Hakkında abuk sabuk konuştuğun adam mikrocerrahi dalında Avrupa'da meşhur!
    KADIN : Bir gün kongrede çekirdek çitlesin bak bir daha yüzüne bakıyorlar mı?
    ADAM : Kusura bakma benim arkadaşlarım seninkiler gibi değil. Mesela telefon faturalarımızda güzide bir yeri olan Şengül'ün verdigi hayat Dersleri yoktur bizimkilerde. Yani Semih hiçbir zaman ayrılmamıza yol açmamıştır. Belki kabuklu yemiş yemekte zorlanıyor ama ailemizin içişlerine karışmıyor.
    KADIN : Şengül benim en iyi arkadaşım ve bu konularda tecrübesi var.
    ADAM : Hangi konularda?
    KADIN : Her konuda... İlişkiler, hayat, kadınlar erkekler....Herşey iste....
    ADAM : Bu bilgilerden kendisi neden istifade etmiyor acaba? Ne zaman seni arasa üçbuçuk saat konusuyorsunuz! Ve dogal olarak ilişkimizden hergün üçbuçuk saat çalmiş oluyor.Bu durumda nasıl mutlu olabiliriz? Sen Şengül'den arta kalan zamanlarda benimle görüsüyorsun. Yani Şengül!le sürekli aleyhimde konuşup sonra dönüp benimle sevismen sağlıklı bir sey mi? Bir de annen var tabii...Şengül'ün öldüremediği yanlarımı annenle hallediyorsunuz!
    KADIN : Annem hakkında dikkatli konuşmanı öneririm.
    ADAM : Aynı özeni annenden bekliyorum bende..Ama hala benden o adam diye bahsediyor.
    KADIN : Sen benim telefonlarımı mı dinliyorsun?
    ADAM : Hayır telsiz telefon tuvalette kalmıştı, ben de birini aramak üzere açtım ve annenin sen kahkahalarıyla karşılaştım.
    KADIN : Eeee?
    ADAM : E'si o sırada sana nerede o adam yaşıyor mu diye sordu, sen de tuvalette dedin, bunun üzerine sayın valide hanim desene yakıştığı yerde dedi. Ve ikiniz bu lafa iki dakika boyunca güldünüz. Ve üstelik o iğrenç iki dakikanın parasını ben ödüyorum! Yani karımla annesi aleyhimde boktan espiriler yapıyorlar ama Türk Telekom la muhatap olan benim. Sadece biraz saygı istiyorum!Koca olarak değilse bile bir sponsor olarak birazcık saygiyı hakediyorum herhalde!
    KADIN : Faturayı ödüyor olman sana konuşmaları dinleme hakkını vermez.
    ADAM : Yok canım. Neye para ödediğimi bilmek benim hakkım! Ve bundan böyle paramı çarçur etmeye niyetim yok. Git annene söyle cep telefonun parasını o ödesin!
    KADIN : ÖYLE MI? AL O ZAMAN! CEP TELEFONU SORUNUMUZ KALMADI!
    ADAM : SEN O CEP TELEFONUNU NASIL PENCEREDEN ATARSIN. ONUNDA PARASINI BEN ÖDEDIM!
    KADIN : YAA? PEKI BU TELEVIZYONUN PARASIN KiM ÖDEMiŞTi? GÜZEEL...
    ADAM : DUR MANYAKLAŞMA! BIRAK O TELEVIZYONU!




    III. Perde




    ADAM- Çorabım nerede?
    KADIN- Bilmiyorum, hiç aramadı.
    ADAM- Kusura bakma sevgilim, ben çıplak ayakla hiçbir espriye gülemiyorum.
    KADIN- O zaman çorabını giy, zıra ben espri yapmaya devam edecegim.
    ADAM- Bulabilsem giyeceğim.
    KADIN- O halde çorabını bulunca haber ver.
    ADAM- Son kez soruyorum çorabım nerede?
    KADIN- Hayatım çorabını rehin almışım gibi davranma. Ne bileyim ben? Aynı evde yaşamaya başladığımızdan beri sen hep bu soruyu sorarsın ve ben hep aynı yanıtı veririm: Çoraplarının takipçisi degilim.
    ADAM- Ama ben değişik bir yanıt alma umudumu umutsuzca sürdürüyorum.
    KADIN- Çoraplarını birbirine sokup top yaptıktan sonra evin en ücra köşesine atmaktan vazgeçsen daha iyi değil mi?
    ADAM- Lütfen şu çorap brifingine bir son verebilir misin?
    KADIN- Bu telaşının sebebi nedir acaba?
    ADAM- Geç kaldım.
    KADIN- Nereye?
    ADAM- Gitmem gereken yere.
    KADIN- Neresi orası?
    ADAM- Bilmiyorum.
    KADIN- Bilmediğin bir yere nasıl gideceksin?
    ADAM- Tarif üzerine.
    KADIN- Gürbüz?
    ADAM- Efendim?
    KADIN- Ne oluyor?
    ADAM- Yok bir şey, çorapsızım ve geç kaldım, hepsi bu.
    KADIN- Kiminle buluşacaksın?
    ADAM- Bilmiyorum.
    KADIN- Bilmediğin bir yerde tanımadığın birisiyle buluşmaya gidiyorsun?...
    ADAM- Evet. Ayrıca çorabımın da nerede olduğunu bilmiyorum. Bugün hiçbir şey bilmiyorum.
    KADIN- Gürbüzcüğüm sinirlenmeye başlamamın senin için bir sakıncası var mı?
    ADAM- Hayır yok, zaten ben de sinirliyim.
    KADIN- Nereye gidiyorsun be adam?!
    ADAM- Bir okurumla buluşacagım. Beyoğlu'nda bir kafede.
    KADIN- Okurunla ha? Bir tahminde bulunmak istiyorum izninle, bu bir kadın değil mi?
    ADAM- Bilmiyorum.
    KADIN- Bir şeyi de bil be adam!?
    ADAM- Bana ikinci kez be adam dedin. İstersen üçüncü hakkını kullanma!
    KADIN- O zaman sen de biraz daha açıklayıcı konuşmaya başla istersen. Mesela bu okurunun adı ne?
    ADAM- Nurten.
    KADIN- Adı Nurten ama sen kadın olup olmadığını bilmiyorsun?
    ADAM- Canım sadece isimden bunu anlayamazsin ki. Benim bir arkadaşım vardı mesela ismi Gülten'di.
    KADIN- Ve erkekti öyle mi?
    ADAM- Hayır kadındı ama bir sürü erkek adaşının oldugundan söz etmisti.
    KADIN- Gürbüz sabrımın sınırını merak ediyorsan hemen seni aydınlatayım, tam oradayız. Yani bir adım daha atarsan sınırdısı olacaksın haberın olsun! Nerede tanıştınız bu kadınla?
    ADAM- Henüz tanişmadık, tanışmaya gidiyorum işte.
    KADIN- İyi de tanışma isteğini bir şekilde belli etmiş olmalı değil mi? Yoksa sen hiç bilmediğin birinin seninle tanışmak istediğini nereden bileceksin?
    ADAM- Bu kız ya da erkek, her neyse, bana sürekli mail gönderiyordu ve hep tanışma isteğini dile getiriyordu, sonunda ben de tamam buluşalım dedim.Olay bundan ibaret.
    KADIN- .....Güzel.
    ADAM- .....
    KADIN- Bir kafede ha?
    ADAM- Evet.
    KADIN- Hoş bir kahve kokusu... Beyoğlu'nda olduğuna göre, entelektüel bir hava... Belki uzaktan duyulan bir pipo aroması... Dipten gelen enstrümantal bir etnik müzik... Ve bir yazarla bir okurun tadına doyulmaz edebiyat sohbeti.
    ADAM- Çok güzel anlattın, bir tek şey dışında, çorapsız bir yazarla bir okurun sohbeti.
    KADIN- Akşam da bir bara gidersiniz herhalde.
    ADAM- Saçmalama.
    KADIN- Ne var bunda canım? Daha Nurten'in kadın olup olmadığı bile belli değil.
    ADAM- ...Başka temiz çorap da yok, Allah kahretsin.
    KADIN- Canım bu kadar sıkı giyinmene gerek yok zaten. Belki de yakında soyunacaksın.
    ADAM- Nasıl yani?
    KADIN- Nurten kadınsa yani!
    ADAM- Biraz abartmıyor musun?
    KADIN- Sevgilim eger uygun bir yer bulamazsan buraya getir, ben annem giderim ne olacak?
    ADAM- Karıcığım ben bir yazarım ve bir okurum benimle şahsen tanışmak için yoğun bir çaba harcadı. Ben de sonunda tanışmayı kabul ettim, bütün mesele bundan ibaret, lütfen bilimkurgu hikâyeleri anlatma!
    KADIN- Tabii canım tabii... O yüzden bir saattir gözünün önündeki çorapları görmüyor ve boncuk boncuk terliyorsun.
    ADAM- Hani çoraplar? Aaa... madem çoraplar bir saattir senin elinde niye aratıyorsun bana?
    KADIN- Özür dilerim hayatım... Ben şimdi çorabını pencereden aşağı atıyorum, sen giderken alır yolda giyersin.
    ADAM- Dur be kadın!
    KADIN- Güle güle ahlâksız ve çorapsız yazar!!!




    IV. Perde




    ADAM- Sevgilim bugünlerde çıkabilecek miyiz? Hayır hazırlanman birkaç yıl daha sürecekse bu kıyafetlerle çıkmayalım.
    KADIN- Neden?
    ADAM- Moda değişecek hayatım... Ya da en azından mevsim değişecek, yazlık kıyafetlerle üşümeyelim diyorum.
    KADIN- Abartma.
    ADAM- Sen de abartma. Bir buçuk saattir portmantonun aynasında kendimi seyrediyorum ve sıkıldım.
    KADIN- Bir de benim durumumu düşün. Yıllardır aynı manzarayı seyrediyorum.
    ADAM- Ne varmiş manzarada?
    KADIN- Pek kayda değer bir şey yok. Bir burun ve arkadaşları.
    ADAM- Çok komik... Kadınların sıradan bir evden çikiş hadisesini neden bu kadar ciddiye aldiğını anlamıyorum. Sanki bir daha dönmeyeceğiz. Gidip bir evin bahçesinde köfte yiyeceğiz, hepsi bu!
    KADIN- Ona barbekü partisi deniyor canım.
    ADAM- Öyle mi? Köftelerin bundan haberi var mı? Yoksa bizim salak köfteler aşağılık bir mangalda can vereceklerini mi düsünüyorlar? Halbuki ne kızarması, parti kuruyor angutlar haberleri yok.
    KADIN- Amma konuştun ha... Geliyorum tamam.
    ADAM- Gitmek istemediğim bir yere sayende acele ediyorum ya, ben asıl ona yanıyorum.
    KADIN- Neden gitmek istemiyormusun?
    ADAM- Çünkü köfteleri mangala dizecek olan kişi senin eski sevgilin.
    KADIN- Yine mi aynı konu?
    ADAM- Evet aynı konu!
    KADIN- Aşkım o yıllar önceydi.
    ADAM- Ama o yıllarda da sevgililer sevişiyordu.
    KADIN- Eee?
    ADAM- Ne demek eee? Adamın senin memelerine bakıp, siz bir de bunları benim zamanımda görecektiniz, diye düşünmesi beni rahatsız ediyor.
    KADIN- Kürsat'tan adam diye bahsetmen doğru degil.
    ADAM- Madem bizim için adam sayılmıyor neden köftesini yemeye gidiyoruz?
    KADIN- Sevgilim yıllardır bu saçma konuyu konuşuyoruz. Kürsat'la yıllar önce kısa bir ilişkimiz oldu hepsi bu.
    ADAM- Ne kadar kısa?
    KADIN- Ne bileyim ben, iki ay filan.
    ADAM- Memelerini görmesi için yeterli bir süre.
    KADIN- Ben sana ilk erkegim olduğunu söylediğimi hatırlamıyorum.
    ADAM- İyi de bununla gurur duymasan iyi olur. Eski sevgililerinden bir takım kurma imkânımız olduğunu biliyoruz.
    KADIN- Kabalaşma!
    ADAM- Peki inceltelim. En azından basketbol takımı kurabiliriz, yedeklerle beraber tabii.
    KADIN- Anladım sen hazırda sorun bulamadın, yaratmaya çalışıyorsun.
    ADAM- Hayır. Sadece insanların ayrıldıkları insanlarla sürekli buluşup görüşmesini anlamıyorum. Tanıştırayım yeni sevgilim, eski sevgilim, bu da eski sevgilimin yeni sevgilisi, bu da yeni sevgilimin eski sevgilisi.... Ne güzel degil mi? Hepimiz birbirimizin her yerini ezbere biliyoruz!
    KADIN- Buna çagdaş yaşam deniyor iste.
    ADAM- Nesi çagdaş bunun? Biraraya gelmemesi gereken insanların toplanıp birbirlerine çagdaş çagdaş gıcık olmalarının ne manası var? Zira benim Kürsat'i sevmem tıbben mümkün değil. Ama etraf uyuz olmasın diye ona gülmem hatta belkı de köfteleri pişirmesine yardım etmem gerekiyor. Hiçbir şey olmamış gibi. Hiçbir ortak yanımız yokmuş ya da bir sürü ortak yanımız varmiş gibi.
    KADIN- Son söylediğin cümleyi anlamadım.
    ADAM- Kürsat'la ortak yanlarımız, ortak yanlarımızı ortaya koyup dost olmamıza engel oluyor, bilmem anlatabildim mi?
    KADIN- Hayır anlatamadın.
    ADAM- Onunla tek ortak yanımız senin memelerın ve bu ortaklık beni rahatsız ediyor.
    KADIN- Sürekli memelerimden bahsettiğinin farkında mısın?
    ADAM- Özür dilerim. Kürsat'tan izin almalıydım. Ne de olsa memelerinin üzerinde onun da hakkı var!
    KADIN- Bak bütün bu söylediklerini saçma sapan bulmakla beraber, eğer bu konuda birisi problem çıkaracaksa o Kürsat olmalı. Çünkü o varken sen yoktun!
    ADAM- Tamam işte ben de bu yüzden onu köfte yemeye çağırmıyorum.
    KADIN- Biz seninle beraber olmaya başladığımız günlerde ben önceki ilişkilerimi sana uzun uzun anlattım ve sen de büyük bir anlayışla dinledin. Ama sonuçta erkek oldugun için bana sahip olduğunu hissettigin andan itibaren masken düstü. Tarihime bile sahip çıkmaya başladın! Senden önce hayatıma giren herkesten nefret ediyorsun!
    ADAM- Ama listede öyle adamlar var ki...
    KADIN- Kimi kastediyorsun?
    ADAM- Mesela o cüce olan, neydi adı?
    KADIN- Takiyettin'i mi diyorsun?
    ADAM- Evet Takiyettin. ismi kendinden uzun. Salaklığa bak. Bir cücenin adı en fazla Can olmalı. Ama kompleks işte. Ailesi uzun göstersin diye dikine çizgili bir isim koymuş. Takiyettin! Duyan bir şey sansın diye!
    KADIN- Aklın sıra aşağıladığın adam üç kez TÜBITAK'tan ödül aldı.
    ADAM- Biliyorum, yılın en kısa boylu bilim adamı ödülü.
    KADIN- Herkes senin gibi biçimsel bakmıyor olaylara.
    ADAM- O da davetli mi?
    KADIN- Gelir herhalde. Kürsat'ın iyi arkadaşıdır.
    ADAM- Hadi buyrun! Ne bu? Eski sevgililer toplanıp kongre mi yapacağız?
    KADIN- Kürşat'la beni Takiyettin tanıştırmıştı zaten.
    ADAM- Öyle mi? Ne güzel...Ne demişti tanıştırırken Kürsat benim boyum kısa, memelere yetışemiyorum, sen bir baksana!
    KADIN- Sen gerçekten çok iğrenç bir insansın.
    ADAM- Asıl iğrenç olan sensin. Ben birlikte olduğum bütün kadınları toplayıp pirzola yapıyor muyum? İyi biz de toplanalım o zaman.
    KADIN- Taplanırsanız haberim olmasın. O kadar beşinci sınıf kadının arasında görünmem doğru olmaz!
    ADAM- Doğru. Benimkilerin arasında TÜBITAK ödülü alan yok. Ama hepsi hiçbir yardıma ihtiyaç olmadan üst raftan kitap alabiliyor.
    KADIN- Bu kadar iğrençlik yeter! Geliyor musun gelmiyor musun?
    ADAM- Bağırmadan konuş benimle!
    KADIN- Ben bağırmıyorum!
    ADAM- Bağırıyorsun!
    KADIN- Geliyor musun sen?
    ADAM- Hayır! Gelmiyorum!
    KADIN- Sen bilirsin! Ben gidiyorum!
    ADAM- Sen benim yüzüme kapı çarpamazsın! Zıkkımın kökünü yiyin! Yalnız Kürsat'a söyle, benimle ilgisi yok, o memeler benden önce sarkmıştı!




    V.Perde




    KADIN- Gazeteyi okudun mu?
    ADAM- Hı hı... Okudum.
    KADIN- Hayır yani sen buna gazete okumak mı diyorsun demek istedim.
    ADAM- Nasıl yani?
    KADIN- Gazeteyle aranızda kötü bir şey geçmiş sanki. Tuvalette karşılaştık kendisiyle, epey hırpalanmıştı. Ne oldu hayatım? Sana kötü bir haber mi verdi?
    ADAM- Ne diyorsun yine ya?
    KADIN- Bu ya sözcüğünü senin kadar zarif kullanan insan azdır...Çünkü ya herkesin kullanabileceği bir sözcük değil. Bazısı a ları gereksiz yere uzatır mesela, sen de adam şaşırdı zannedersin... Hani töyle;yaa!.. Ama sen öyle misin? Y'nin arkasına kararlı a takıyorsun bitti gitti.
    ADAM- Ne olmuş gazeteye?
    KADIN- Bilmiyorum, konuşacak durumda değil... İçi dışına çıkarılmış, bir kenarı ıslanmış ve bizim, onu ıslatan sıvının su olmasını ummaktan başka yapabileceğimiz bir şey yok.
    ADAM- Siz kimsiniz?
    KADIN- Henüz o gazeteyi okuyamamış olanlar.
    ADAM- Lafı uzatıyor musun yoksa bana mı uzun geldi?
    KADIN- Hayır hayatım, demek istediğim madem bu gazeteyi dövecek kadar nefret ediyorsun, başka gazete alalım. Hem biz de okuyabiliriz.
    ADAM- İzin verirsen şu kitabı okumak istiyorum.
    KADIN- Sevdin sen o kitabı, hı?
    ADAM- Nereden anladın?
    KADIN- Altı aydır berabersiniz... Yüreğinin Götürdüğü yere Git... Yani bir yol hazırlığı da bu kadar mı uzun sürer, hayret!
    ADAM- Ben yavaş da olsa okuyorum, sen okumayı yazmayı unutmak üzeresin.
    KADIN- Yani Sevme Sanatını bitirmedim diye soktun bu lafı değil mi? Ben sevmeyi Eric Forum'dan öğrenmek istemiyorum belki.
    ADAM- Erich From.
    KADIN- Her neyse...
    ADAM- Tabii sen bunu tuhaf kadın dergilerinden öğrenmeyi tercih edersin. Elin Amerika'sında yapılan manasız anketlerin Türkçe'ye çevrilmiş halleriyle çizersin rotanı... Bakalım sevgiliniz ne kadar Angut ya da Diyelim ki o akşam çok sevişesiniz var ama sevgiliniz beyzbol maçına gitmek istiyor ne yaparsınız
    a)Kafasına beyzbol sopasıyla vururum.
    b)Tamam ben de gelirim ama devre arasında sevişirsek dersiniz.
    KADIN- Komik olduğunu mu sanıyorsun?
    ADAM- Komik olan sensin. Zira beyzbol bizim ata sporumuz değil... Hatta beyzbolla ilgili yapılmış filmlere de ulusça sinir oluyoruz.. Bütün film boyunca Şimdi bunlar niye sevindi, bu adam neden sürekli tükürüyor diye düşünüyoruz. Mesela sana soruyorum, bir beyzbol sahası kaç yardadır?
    KADIN- Ne bileyim ben?
    ADAM- Peki neden sürekli o salak anketleri dolduruyorsun?
    KADIN- Şimdi anladım... Geçen anket aleyhine çıktı, ondan böyle agresifsin.
    ADAM- Yok canım çok da umrumdaydı.
    KADIN- İşte zaten ankette de had safhada umursamaz çıkmıştın. Sevgiliniz sizi umursuyor mu sorusunda o kadar çok e şıkkı işaretledim ki En iyisi siz uzun uzun ağlayın şeklinde bir sonuç çıktı. Ama sen bu sonucu bile umursamayacak kadar umursamaz bir insansın.
    ADAM- O dergiler seni böyle yaptı zaten. Yoksa neden durup dururken operaya gitmek isteyesin ki.
    KADIN- Buyrun bir de entelektüel geçinir.
    ADAM- Konuyu çarpıtma... Senin operaya gitme isteğin kültürel amaçlı değildi. Yine bir ankette "En çok yapmak istediğiniz fantaziniz nedir" sorusuna böyle manyakça bir cevap çıkmıştı.
    KADIN- Evet. Sen ne dedin? Biliyorsun hayatım ben gürültülü yerlerde yapamam...; Peki o zaman baleye gidelim! Yok orada sahneden gelen gıj gıj sesi beni deli ediyor. Oldu sevgilim o zaman morga gidelim, en sessiz yer orası!
    ADAM- Yahu niçin illa bir yere gidiyoruz, evimiz var ya! Çok istiyorsan çağıralım basbariton bir arkadaş biz yatarken bağırsın!
    KADIN- Ne kadar romantiksin. Geçen gün mum alırken de gözlerimi yaşartmıştın zaten: Niye mum alıyorsun hayatım, bizim jeneratörümüz var ya!
    ADAM- Hep o dergiler yüzünden... Güya insana bir yaşam stili kakalamaya çalışıyorlar, ona sinir oluyorum ben. Alışveriş için şuraya gidin çok in, yok sabahları yürüyüş yapın falan... Sanki Kaliforniya'da yaşayan kalifiye elemanlarız.
    KADIN- Bu kadar basit değil mi? Halbuki aslında kadın dergilerini benden önce senin okuman lazım. Belki o zaman biraz tanırsın beni ve tüm kadınları.
    ADAM- Ben kadınların çoğunu tanıyorum. Çoğu memeli insanlar işte.
    KADIN- İğrençsin...
    ADAM- Tamam arada memesizi de çıkıyor ama ben onlarla görüşmüyorum.
    KADIN- Çok merak ediyorum daha önceki hayatında yanındaki talihsiz kadın kimdi? Hoş bu kadar duyarsız olduğuna göre sen daha önce bir insan değil, bir binanın duvarıydın.
    ADAM- Terbiyesizleşme.
    KADIN- Ne dedim ki ben şimdi?
    ADAM- Ne o öyle? Ben insan değil miyim yani?
    KADIN- Tamam daha fazla konuşmak istemiyorum.
    ADAM- Zaten beceremiyorsun da. Senin konuşman berbat sesli birinin ısrarla şarkı söylemesi gibi oluyor. Mithat Körler'i tenzih ederim tabii.
    KADIN- ......
    ADAM- Ağlamıyorsun değil mi?
    KADIN- Seni ilgilendirmez.
    ADAM- Haydaa... Canım şimdi ağlayacak ne var?
    KADIN- Ağlayacak bir sürü şey var. Ortada bir ilişki var mesela ve ne zaman bu ilişkiyi görsem ağlayasım geliyor. Ne oldu sana bilmiyorum ki... Eskiden aklımıza eseni yapardık. Uzun, çok uzun telefon konuşmaları yapardık hatırladın mı? Hele bir seferinde telefonun pili bitmişti.
    ADAM- Nasıl yani? Telefonlaşalım mı? Aynı evin içinde biraz tuhaf olmaz mı?
    KADIN- Boşuna konuşuyorum...
    ADAM- Bana da öyle geldi.
    KADIN- Senin kadar hızlı iğrençleşen insan çok azdır.
    ADAM- Kitabımı okuyabilir miyim artık!
    KADIN- Tabii... Umarım yüreğin seni cehennemin dibine götürür!
    ADAM- Kitabı niye attın şimdi!.. Allah allah... Ne diyeyim? Yapacak bir şey yok hastasın sen!
    KADIN- Evet haklısın.. Bir öküze aşık olduğuma göre....


    Yukarıdaki Tiyatro sözleri Yılmaz ERDOĞAN'a aittir.



    alıntı








  3. 3
    Hasan
    Özel Üye
    ANZAKLI ÖMER(KISA OYUN)

    (Sahnede bir hasta, yatağında yatmaktadır. Sahne loştur. Dış ses açıklamayı okur. Bir sure sonar sahneye doctor girer.)

    DIŞ SES: Burada canlandırılan olay, İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun olup ihtisas yapmak üzere ABD'ye giden doktor Ömer Muşluoğlu’nun, Amerika’da, görev yaptığı hastahanede başından geçen bir olaydır. YIL1957. YER, AMERİKA- NİYORK HASTANESİ. Hastanede görev yapan bir Türk doctor, kan almak üzere yaşlı bir hastanın kolunu açmasını ister. Yaşlı hasta kolunu sıyırınca doctor, hayretle bakakalır. Çünkü bu kolda Türk bayrağı dövmesi vardır.
    DOKTOR:(sahneye girer, neşelidir)Ooooooooo Mr. Josef Miller idi. What are you this day ?
    ANZAKLI ÖMER :Tenk you doctor,I’m ill, I’m bed, very ill. (Doktor,Anzaklı Ömer’in kolunu iğne yapmak için açınca Türk bayrağı dövmesini görür. Dövmeyi seyircilerin göreceği şekilde işaret ederek şaşkınlık ifadesi göstererek bağırır.)
    DOKTOR :OOOOOOOOOOO my god, what is this ? Are you Turk ?
    ANZAKLI ÖMER : No no I’m austuralya. Which guesçin ?
    DOKTOR :Because I’m Turk.
    (hasta adam, Türk sözünü duyunca çok heyecanlanır. Ayağa kalkmak ister. Türkçe konuşmaya başlayarak doktora sarılır.)
    ANZAKLI ÖMER :Olamaz, olamaz ! Demek Türksün ha. İnanamıyorum, yıllar sonra yine Bir Türkle karşılaşıyorum.
    DOKTOR :(ŞAŞKINLIKLA)Mr. Josef, siz Türkçe biliyorsunuz, afedersiniz, nerede öğrendiniz Türkçeyi, merak ettim doğrusu. Peki bu kolunuzdaki Türk bayrağı nedir.
    ANZAKLI ÖMER :Bak anlatayım evlat. (seyirciye bakarak derin bir iç geçirdikten sonra anlatmaya başlar. Doktor da sandalyeye oturur, dikkatle dinler.)
    “Yıl 1915. Sen hatırlamazsın o yılları. Çanakkale diye bir yer var Türkiye'de, orada savaşmak üzere bütün Hıristiyan devletlerden asker topluyorlardı. Ben Anzak'tım Avustralya Anzaklarından ...İngilizler, bizi toplayıp dediler ki: Barbar Türkler Hıristiyan dünyasını yakıp yıkacaklar. Bütün dünya o barbarlara karşı cephe açmış durumda . Birlik olup üzerlerine gideceğiz. Bu savaş çok önemlidir. Biz de inandık sözlerine vaadetlerine... Savaşmak isteyenler arasına katıldık
    “Bizim beynimizi yıkayan ingilizler, Türklere karşı topladığı askerlerin tamamını Çanakkale'ye sevkediyorlarmış. Bizi gemilere doldurup Mısır'a getirdiler o zaman . Mısır'da şöyle böyle birkaç ay talim gördük. Atış talimi . Ondan sonra da bizi alıp Çanakkale'ye getirdiler. Savaşın şiddetini ben ilk orada gördüm. Öyle ki denize düşen gülleler suları metrelerce yukarı fışkırtıyor(eliyle havada kavis çizer), gökyüzünde havai fişekler, geceyi gündüze çeviriyordu zaman zaman... Her taaruzunda bizden de Türklerden de yüzlerce insan hayatının baharında can veriyordu. Fakat biz Türklerdeki gayret ve cesareti uzaktan gördükçe şaşırıyorduk. Teknolojik yönünden çok çok üstün olduğumuz gibi sayı bakımından da fazlaydık. Peki onlara bu cesaret ve kuvveti veren şey neydi? İlk başlarda zannediyordum ki İngilizlerin bize anlattığı gibi, Türkler barbarlıktan böyle saldırıyorlar. Meğer barbarlıktan değil, kalplerind ki vatan sevgisinden kaynaklanıyormuş . Bunu nereden anladığımı söyleyeyim. Biz karaya çıktık. Taarruz edemiyoruz. Bizi püskürtüyorlar. Tekrar taaruz ediyoruz. Bizi tekrar püskürtüyorlar. Tekrar taaruz ediyoruz. Derken böyle bir taarruzda başımdan yediğim bir dipcik darbesiyle kendimden geçmişim.” “Gözlerimi açtığımda kendimin yabancı insanların arasında gördüm. Nasıl korktuğumu anlatamam. Çünkü İngilizler bize Türkleri barbar, vahşi kimseler olarak tanıttı ya...
    DOKTOR:Demek bizimkilere esir düştünüz ha. Vay be , eeeeee sonra ne oldu?
    ANZAKLI ÖMER: Baktım ki yaralarımı sarmışlar. Bana hiç de öfkeli bakmıyorlar. Kendime geldim iyice bu defa çantalarında bulunan yiyeceklerden ikram ettiler bana. İyi biliyorum ki onların yiyecekleri çok çok azdı. Bu haldeyken bile kendileri yemeyip bana ikram ediyorlardı. Şoke oldum doğrusu. Dedim ki kendi kendime: Bu adamlar isteseler şu anda beni öldürürler. Ama öldürmüyorlar... Halbuki beni cephenin gerisine götürdüler. Biz esirlere misafir gibi davranıyorlardı. Bu duygularla "Yazıklar olsun bana" dedim." Böyle asil insanlarla niye ben savaşıyorum. Niye savaşmaya gelmişim. Bu ingiliz milleti ne yalancıymış ne kadar Türk düşmanıymış" diyerek pişman oldum. Ama bu pişmanlığım fayda etmiyor ki... Bu iyiliğe karşı ne yapsam diye düşündüm durdum günlerce..... Nihayet bizi serbest bıraktılar. Memleketime döndüm. işte memlekette Türk milletini ömür boyu unutmamak için koluma bu dövme Türk bayrağını yaptırdım. Bu bayrağın sebebi bu işte”
    DOKTOR:Vay be mr Josef, beni de çok duygulandırdınız ya. Hem biliyor musunuz benim dedem, bu bahsettiğiniz Çanakkale savaşında şehit olmuş.
    ANZAKLI ÖMER:Tanrı günahlarını affetsin. Talihin cilvesine bakın ki o zaman ölmek üzere iken yaralarımı iyileştirerek, sıhhate kavuşmama çaba sarf eden Türkler idi. Şimdi de Amerika gibi bir yerde yıllar sonra beni iyileştirmeye çaba sarf eden yine bir Türk... Ne garip değil mi? Avustralya 'dan Amerika'ya gelirken bir Türkle karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdim. Size minnettarım. Siz Türkler gerçekten çok merhametli insanlarsınız. Bizi hep kandırmışlar... Buna bütün kalbimle inanıyorum. Sizin adınız neydi?
    DOKTOR:Ömer, efendim.
    ANZAKLI ÖMER:Niçin bu ismi vermişler size?
    DOKTOR:Biz müslümanların ikinci halifesinin ismi efendim.
    ANZAKLI ÖMER:Doktor Bey, size bir şey açıklayacağım. Benim adım şimdiye kadar Josep idi. Bundan sonra sizin adınızı alıyorum. İsmim bundan sonra Anzaklı ömer olacak.
    DOKTOR:Çok sevindim doğrusu. Bundan sonra ben de size Ömer Amca diyeyim.
    ANZAKLI ÖMER: Doktor beni Müslüman eder misin?
    DOKTOR: Tabii benim için şereftir.
    ANZAKLI ÖMER: Müslüman olmak zor mu ?
    DOKTOR: Hayır Ömer Amca, çok kolay. Buyurun birlikte şehadet getirelim. Söylediklerimi tekrar edin.
    (doktor şehadet getirir, anzaklı gözyaşları içerisinde tekrar eder, duygusal bir ortam oluşur.)
    ANZAKLI ÖMER:Ne olur ara sıra gel İslam’ı anlat bana. Ha bir de tesbih getir. Ben de çekmek istiyorum.
    DOKTOR:Buyurun, benimkini vereyim.(cebinden çıkardığı tespihi Anzaklıya verir.)
    ANZAKLI ÖMER: Beni esir alan dedeleriniz sürekli ellerinde tespih çekiyorlardı. (HEYECANLANIR) Bizim üzerimize saldırırken de (bağırarak söyler) “Allah Allah…” diye bağırıyorlardı. Bu söz bizim üzerimizde bomba etkisi yapardı Kalplerindeki iman gözlerine yansıyordu. “Allah ve Muhammet” kelimeleri için canlarını veriyorlardı. (hüzünlü bir ses tonuyla anlatmaya devam eder). Zavallıların, ne yiyecek ekmekleri ne de sırtlarında doğru dürüst elbiseleri vardı. Düşmanımız oldukları halde onların bu durumlarına acıyorduk. iyi ki onlara esir düşmüşüm. Onları tanıdıktan sonra dininize kalbim ısındı. Yıllar yılı Müslüman olmayı düşündüm. Kısmet bu anaymış. (eliyle seyircileri işaret ederek bağırır): “sizler, o şerefli, o kahraman, o insanlık abidesi insanların torunusunuz”(diyerek bir ah çektikten sonra yere yığılır)
    DOKTOR:Ömer Amca, Ömer Amcaaaaaaaa. Ambulans sirenleri çalmaya başlar. Sahneye üç beş kişi, güya hastaya müdahale için girerler. Işıklar kapatılır, sahnedekiler, sahne malzemelerini, hasta yatağını vb. alarak sahneden çıkarlar. Oyun sona erer. ) TİYATROYA UYARLAYAN:NABİ KÜÇÜK


    alıntıdır







  4. 4
    Hasan
    Özel Üye
    -1-
    ÇANAKKALE GEÇİLMEZ
    (1.SAHNE (SEVKİY AT)

    (Perde açılır. Sahnenin bir tarafında davuleu vardır. Davulun tokmağı havada beklerken bir marş çalınır. )
    DAVULCU : Ey ahali! Ecdad yadigarı vatanımıza saldıranlara haddini bildirmek için... Devlet için, vatan için, millet için; teninde canı, kalbinde imanı, dizinde dermanı bulunan herkes, bugün öğlen vakti Çarşı Caminin avlusunda toplansın. (Davul) Sevkiyat vaaaaar!... (Davul) Duyduk duymadık demeyin. (Davul) Küffar üstüne mukaddes cihad ilan edilmiştir. (Davulcu bağıra çağıra sahneden çıkar.)
    İHTİY AR : Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaşlarda idik. Mukaddes cihad dediler,Galiçya 'ya çağırdılar. Süveyş'te, Sina'da vuruştuk. Allahüekber dağlarında karlara gömüldük.(Duraklar) Şimdi de Çanakkale diyorlar. (Kükrer) Yaşlıyım ama ihtiyar değilim. inanan insan ihtiyarlamaz. Kolum Sina çölünde kaldı. Canım Çanakkale sırtlarında kalsa çok mu? (Mahsun) Kabul etmediler. (Dirilir) Yerime oğlum gidecek, benden kalan boşluğu Salih'im dolduracak. (Asker elbiseli dört genç sahneye girer. Biri Salih'tir..)
    İHTİYAR .: (Gençlere bakarak) - Hepiniz mi? .
    BiR AGIZDAN: - Hepimiz!
    İHTİY AR : - Çanakkale'ye mi?
    BİR AGIZDAN: - Çanakkale'ye!
    İHTİY AR : (Salih'in karşısına doğru yürür)-Gelemediğim için üzgünüm oğlum,Salihim.
    SALİ H : -Gavura biz yeteriz baba...
    BiR AGIZDAN : - Biz yeteriz! .
    iHTİY AR :(Heybetli)- Yerimi dolduracaksın Salih! ....
    SALİH :-Benden sonra da oğlum,baba...
    BİR AGIZDAN :-Oğullarımız...
    İHTİY AR :-Sonra da torunlarımız!
    BİR AGIZDAN:-Sonra da torunlarımız...
    İHTİYAR :-Düşmana mezar olacak toprağımız.' .
    SALIH :-Hiç meraklanma baba,mevzileri boş bırakmayacağız.Sen müsterih ol.
    İHTİYAR :-(Salih'e sarılır)-A1lah yardımcın olsun.(Ayrılır)Benim için de kurşun sık gavura.(İç çekerek) Anan da sağ olup görseydi yiğidini...Git artık gecikme.(kucaklaşırlar)
    SALİH :(Elini öper)-Hakkını helal et baba.
    İHTİY AR :(Ağlamaklı)-Helal olsun. Hepinize uğurlar olsun.Gavuru def etmeden dönmeyin.Bundan sonra köyünüz yok,eviniz yok,aileniz yok.Herşeyinizle cephenin malısınız.(Ağlar)Uğurlar ola!
    2.SAHNE (EŞLERİN VEDALAŞMASI)
    ASKER-GELİN DiY ALOGU (Rüstem veya Memiş)

    EMiNE: Ne var ne yok Bey?
    MEMiŞ:(Yalandan söylediği belli olacak şekilde durgundur.) İyilik,iyilik hanım.
    EMİNE:Ne oldu Bey? Sende bir hal var. söyle hele, ne oldu?
    MEMİŞ:Ağlamayacağına,üzülmeyeceğine söz verirsen anlatayım.
    EMİNE:(telaşlıdır.)Ne oldu Bey?Yoksa,yoksa kötü bir şey mi oldu?(Memiş sessizdir.Emine,onun kolunu tutar. )Söz,ağlamayacağım,çabuk söyle!
    MEMİş:Düşmanlar... .Düşmanlarımız.. .Boğazımıza sarılmaya Çanakkale 'ye geliyorlar.Vatan,evlatlarından yardım bekliyor.
    EMiNE:Öyle mi? Çok mu görmüşler mut1uluğumuzu?(Emine boynunu büker,hafifçe ağlar,gözyaşını siler.) MEMİş:Hani ağlamayacaktın,söz vermiştin?
    EMiNE:Ağlamıyorum ki.. ..Ne zaman gidecekmişsiniz?
    MEMİŞ: Hemen.
    EMİNE:(Üzgündür )Allah,size güç versin Mehmed'im!
    MEMiŞ:Elveda Eminem! Bu sevda ,başka sevda.Yurt aşkı derler buna... (Duraklar) Olur da Çanakkale'den
    sağ dönemezsem,bebeğim beni sorduğunda her şeyi anlat ona:Dün deden,yurt yolunda şehit olmuştu:baban da


    -2-
    aynı şerefli yolda şehit oldu,de.Ona vatan sevgisinin büyüklüğünü anlat.. .Anlat ki ileride o da vatanı,bay-
    rağı için ölmeyi göze alabilsin.Her şeyden yüce tutabilsin vatanı.
    EMİNE:Sağ salim döneceksin inşallah!
    MEMİş:Benim gitme vaktim geldi.Hadi Allah'a emanet ol!
    EMİNE:Dur gitme,az bekle.(Çıkar,hemen elinde küçük bir mendille gelir. Mendili Memiş"e uzatır.) MEMİŞ:Nedir bu?(Mendil çıkınını açar.Mendilin içinde küçük bir de bayrak da vardır.)
    EMİNE:Bu mendil,benim namusumun ve sana bağlılığımın sembolü..(Bayrağı gösterir.) Bu bayrak yüce mil­letimizin,bağımsızlığımızın sembolü..Bunu düşman ayakları altında çiğnetme... ..Beni ve çocuğumuzu merak etme..Biz sabırla senin zaferle ve sağ salim köye dönmeni bekleyeceğiz.(Duygulanır)Haydi git,git artık..Bir an önce vatanın imdadına yetiş. Yolun açık olsun.
    MEMİŞ:Allah senden razı olsun Hanım! Vatan, böyle analar ve kendine sadık evlatlar ister.Hoşçakal Hanım, Allah'a emanet ol! (Çıkarlar,perde kapanır.)

    3.SAHNE (MUHAREBE-CEPHE)
    (Cephede beş kişi. Durmuş, bir kenarda dalgın düşünmekte. Rüstem ayrı bir köşede mektup okumakta. Salih Çavuş nöbette. Deli Ali ile Memiş, karşılıklı bağdaş kurmuş, konuşmaktadır. Deli Ali'nin sol gözü sarılıdır. Efektten top tüfek sesleri gelir.) .

    MEMİŞ : (Deli Ali'ye) - Gözün ağrıyor mu hala?
    DELİ ALi : (Eli kalbinde) - Gözüm ağrısa ne ki,asıl yüreğim ağrıyor.Düşmanın Çanakkale'yi geçmesi ihtimalini düşündükçe, boğulur gibi oluyorum.
    MEMiş : - Hangimiz olmuyoruz ki? Gözünü merak etme, iyileşirsin inşallah.
    DELi ALİ : (Umursamaz) - Çift gözle arkaya bakmaktansa, tek gözle ileriye bakmak iyidir demişler. Küffar donanmasının yok olduğunu bir kere göreyim, diğer gözümü de vermeğe razıyım.
    MEMiş : (Hüzünlü) - Yapma bre deli! Ulvi duygularınla eritme beni.
    DURMUŞ : (Memiş'e) - Bizim deli doğru söyler be Memiş. Vatan uğruna değil bir göz, hepimiz can
    vermeye geldik. Yeter ki vatan sağ olsun. Hem öyle kolay kolay vermeyiz bu toprakları. Bizi çiğnemeden bir adım öteye gidemezler. Alt cephede, Mustafa Kemal'in cephesinde çok zaiyatlar verdirilmiştir gavura.
    (Patlama sesi) e
    SALİH ÇAVUŞ:(Ufka bakarak) - Kefereler yine gülle yağmurunu hızlandırdı.Kim bilir kaç babayiğit şehit
    oluyor her güllenin cehennem ateşinde. .
    DELİ ALi : Bizim çavuş yine kitap gibi laf döşemekte. Fena mı Çavuşum? Ateş çemberinden cennete
    yol açılıyor. Biz tıkandık kaldık şuracıkta.
    SALiH ÇAVUŞ: - Sen sus delilerin delisi! Sana kalsa gülleye karşı çakıyla yürürsün.
    DELi ALi : - Çakıyla değil çavuşum, yürekle, (sarılı gözüne elini sürer) gavurun şarapneli gözüme
    değdi. Ama yüreğim sapasağlam hamdolsun. Fakat, şu beklemek yok mu? Yarasız öldürecek beni.
    MEMİŞ : - Öyle deme bre deli, gözcülük vazifesindeyiz.
    DELİ ALİ : - Boşversene. İşe yaramayız diye geri hizmete attılar bizi.Anzak çıkartmasında delilik
    etmişim. Kumandanın emrinden önce süngüye davranmışım. Yahu ne yapacaktım? Zebellah gibi Üç Anzak tepeme dikilince, buyur aslanım, hoş sefa geldiniz mi diyecektim? Sardım kurşunu, bastım süngüyü (ayağa fırlar tüfeğine sarılır) Ben mi çağırdım sizi bre! diye bağırmışım. Dünyanın öbür ucundan vatanıma kast
    etmeye gelmek var mı ha! ...
    MEMİş : (Pantolonundan çeker) - Çöm hele, çöm hadi, heyecanlanma.
    DELİ ALİ : - Heyecanlanmamak ne mümkün yahu! Bak, Anafartalar'da Conkbayırında, Mustafa
    Kemal'in kumandasındaki neferlere bak! Nasıl da vuruşuyorlar, göğüs göğüse? Harp diye buna derim ben. Bir de bize bak. Sıkışıp kaldık burada gözcülük yapacağız diye. Keşke Mustafa Kemal'in cephesinde olsaydım. Burada beklemek öldürüyor beni.
    RÜSTEM : (Mektuptan başını kaldırır.) - Heey! Sessiz olun yahu, bayramda mısınız Memiş?
    Kardaşlık, çek şu delinin ipini, salma üstüme.
    SALİH ÇA VUŞ : (Kalkar, yanlarına gider, çöker.) - Şehitlik istediğini biliyorum. Fakat cesedin kimsenin işine yaramaz. Yaşadıkça savaşabilirsin.(Bakınır)Suyu olan var mı?
    MEMİŞ : Kaç haftadır kavrulmuş süpürge tohumu yiyerek savaşıyoruz.
    DELİ ALi : - Ben aç karnıma savaşmaya hazırım şikayet ettiğin şeye bak
    -3-
    MEMİŞ: Şikayet etmiyorum da fena susatıyor.Suyumuz da kalmadı.Sözüm ona Mehmet Onbaşı su getirecek.Bir saat oldu gideli,hala dönmedi.(Matarasını çavuşa verir.)Buyur Çavuşum,dudaklarını ıslatır hiç değilse.
    SALİH ÇAVUŞ: Ver bakalım
    DURMUŞ:Tüfeğini doldurur.) Bir gelen vaar!(silaha davranırlar.)Durun! Bizim Mehmet Onbaşı geliyor.
    MEHMET ONBAŞI:(Sahneye girer,yanında yaralı bir İngiliz subayı vardır.Kolunu omuzundan geçirmiş,sürüklemektedir.) Herif, fena yaralanmış,inleyip duruyordu.
    SALİH ÇAVUŞ:(Suyu dudaklarına götürmüşken çeker,Mehmet Onbaşı’ya uzatır.)Al,içir şunu,belki biraz kendine gelir.
    MEMİŞ: Al başına bir daha! Bari su buldun mu?
    MEHMET ONBAŞI:Ne gezer.(İngiliz’i yere uzatır.)Herifi o halde bulmamla sırtladım susyu muyu unuttum.
    DELİ ALİ: Hey büyük Allah’ım! Bir de bana deli derler.Şu Onbaşının yaptığına bakın dostlar! Su yerine bir başbelası getirdi.
    MEHMET ONBAŞI:Mızlanma bre deli!Gönlümüz elvermedi işte.(Matarayı İngiliz’in ağzuna dayar)İç lan, iç son suyumuzu!
    DELİ ALİ: Oldu olacak bir de ziyafet çek bari!
    MEHMET ONBAŞI:Öyle ya, doğru söylersin,belki karnı das açtır garibin.
    DELİ ALİ: Hoppalaaaa!Bir de kuştüyü yatak serelim altına; belki uykusuzdur.Yahu biz mi davet ettik; buyur aslanım memleketimizi al diye?...Basın kurşunu gitsin!
    SALİH ÇAVUŞ:(Geri çekilir,Deli Ali’ye İngiliz’i göstererek)Gel yap dediğini,hadi sık bir kurşun beyinciğine gebert!Hadi durma!Gözünün intikamını da almış olursun böylece
    DELİ ALİ:(Tüfeğini İngiliz’in kafasına doğrultur.İngiliz korkuyla büzülür,dehşetle bakar.)Geberteceğim seni!Niye geldin lan?Niye ha?
    İNGİLİZ .(Korkarak) No,no,no !
    DELİ ALİ:(Tüfeğini indirir) Yapamam…Göz göre göre yardıma muhtaç birini vuramam.(Kızgın)Onlar yapıyor ama…Ben niye yapamıyorum?
    SALİH ÇAVUŞ:(sırtını sıvazlar) Sen Türk oğlu Türk’sün be koçum!Yemez,yedirir:içmez,içirirsin.(Duraklar)
    Yapamayacağını biliyordum.(Onbaşıya)Bir kere de ben gideceğim suya…İnşallah,bir yaralı İngiliz de benim yoluma çıkmaz!(Gülümser)Kumanda sende Mehmet Onbaşı.
    DELİ ALİ :Bırak da ben gideyim Çavuşum…Belki şehitliğe bir yol bulurum.Göz açıp kapayana kadar dönerim.
    RÜSTEM:(Mektubu aceleyle cebine sokup gelir.)Sıra bande,bu iş benim çavuşum…Hadi izin ver de ben gideyim!
    SALİH ÇAVUŞ:Oturun oturduğunuz yerde,gözcülüğünüzü doğru dürüst yapın yeter! Ben,gideceğim.Verin mataralarınızı! (Mataraları toplar,çıkarken dönüp hepsine bakarak:)Hakkınızı helâl edin.
    BİR AĞIZDAN:Helâl olsun! (Çavuş çıkar)
    DELİ ALİ: Kafese tıkılmış kuş gibiyim.
    DURMUŞ :(Gülerek) Kartal gibi.
    DELİ ALİ :Şakanın sırası değil, kafam kaynıyor.
    MEHMET ONBAŞI:Deliliğindendir.(Arkadaşlarına dönerek)Bağlayın şu deliyi de rahat edelim.(Silah sesleri
    artar.)
    DURMUŞ:(Elini gözüne siper eder.dürbünle bakar.) Bir şeyler oluyor aşağılarda.Allah bre! Buve zırhlısı batıyor!
    DELİ ALİ:(Yanına fırlar) Dünya gözüyle bir kere göreyim..(Dürbünü alır,bakar..Seyirciye dönerek)Düşman zırhlısının battığını gördüm ya, öbür gözümü kaybetsem de gam yemem.
    MEHMET ONBAŞI: (Gidip bakar)Batan yalnız Buve değil arkadaşlar!Haçlı dünyasının emelleri de batıyor.
    MEMİŞ:Ve Haçlı emellerinin battığı yerde bayrağımız yeniden doğuyor.Hasta Adam,soluk almaya başladı.
    Osmanoğlu yeniden diriliyor.
    DURMUŞ:Şu gemi Queen Elizabeth değil mi? Bu koca demir yığını kaçıyor galiba.
    DELİ ALİ:Hah haaa!Tam yol tornistan etti.Gidinin kâfiri geldiğinden beter dönüyor.
    MEMİŞ:(Onbaşıya) Şimdi kazandık mı biz bu cengi?
    MEHMET ONBAŞI:Eli kulağındadır.(Yaralı İngiliz,sürünerek Memiş’in unuttuğu tüfeği alır,üstüste tetiğe basar,önce onbaşı vurulur.)
    MEHMET ONBAŞI:Yandım Allah’ım!(düşer)
    -4-
    RÜSTEM:Aman Allah’ım!(düşer)
    DELİ ALİ:(İngiliz’i vurur) Kahpeee! İnsanlığı öldürdün.
    MEMİŞ: Alçaaak!
    RÜSTEM:Çanakkale’yi geçemeyecekler,geçirtmeyeceğiz.
    (Düşer,tüfeğine sımsıkı sarılır,kalır) (Müzik verilir)
    (Sahneye Salih Çavuş girer,Elinde su dolu mataralar vardır.Manzarayı görünce çarpılır.Mataralar elinden düşer.)
    SALİH ÇAVUŞ:Alah’ım!...(Mehmet Onbaşı’ya gider,nabzını tutar..) Ölmüş,şehit olmuş….(Sonra ümitle Rüstem’in yanına gider,nabzını tutar..sevinçle)Yaşıyor!
    RÜSTEM:(Gözlerini açar,gülümsemeye çalışır)Sen misin Salih Çavuş’um?
    SALİH ÇAVUŞ:Benim kardeşlik,bak,benim…..Su getirdim sana….Nereden aldım suyu biliyor musun?Mus-
    tafa Kemal’in mevzisinden,onun neferlerinden aldım.
    RÜSTEM:Onbaşının getirdiği İngiliz bitirdi bizi…Bundan sonra suya ihtiyacım yok…Şehadet şerbetiyle hararetim dinmekte.
    SALİH ÇAVUŞ: (Hafifçe sarsar)Ölmek yok ha! Cenkten kaçmak yok ha! Bu cehennem gibi yerden Cennet’e
    uçmak yok ha!Darılırım bak sonra.
    RÜSTEM:Kaçmak değil,göçmektir bu Salih Çavuş’um….Sağ dönersen köye,… oğlumu….o maviş gözlü ufaklığımı…benim yerime öp olur mu?
    SALİH ÇAVUŞ:Olur
    RÜSTEM ONBAŞI:Şehit olduğumu söyle ona..(Birden kolunu kavrar.)Vasiyetimdir Salih Çavuş’um,düşma-
    nı Çanakkale’den kov….İngiliz kahpeliğine tosladık.Onları burdan öteye geçirme..Hadi söz ver!
    SALİH ÇAVUŞ:(Gözlerini silerek)Söz sana,sözlerin en hası sana…Oğlunu göreceğim..Öpeceğim de.Ama
    Çanakkale’yi birlikte savunacağız.Bu işte bizi yalnız bırakamazsın….Anladın mı kardeşlik? Köye beraber döneceğiz……Ölmek kolay,şehitlik hepten kolay…Kolayına kaçma…Bir kahpe kurşuna teslim olma.Boşuna mı sana Zaloğlu Rüstem demişiz?Tüfeğini bırakırsan namertsin be!
    (Rüstem’in başı hafifçe yana düşer,ölür.)
    SALİH ÇAVUŞ:(Hafifçe sarsar)Ölmek yok ha!Cenkten kaçmak yok ha!Sana söylüyorum Zaloğlu Rüstem,gülsene kardeşlik!..Baksana Buve battı,Queen Elizabeth kaçıyor.Zafere yürüyoruz..Baksana ha!(Rüstem’e bakar,öldüğünü anlar,başını göğsüne çeker,kucaklar,ağlar…..)Şehidim,vatanım,her şeyim…..
    (Müzik verilir.Salih Çavuş,Rüstem’i yavaşça yere uzatır.Ğöğüslerden çıkarılan iki bayrak şehitlere örtülür.Salih Çavuş,şehidin yanına oturur.Eliyle bayrağı tutarak aşağıdaki” Bayrak” şiirini bayrağımıza baka-rak okur:)


    Kartal gibi duruşun
    Şanıma şan katıyor.
    Dalga dalga vuruşun
    Canıma can katıyor
    Ey zaferin hür süsü,
    Seninle güzel gökler.
    Şehidimin örtüsü,
    Seninle coşar yürekler..
    Özgürlüğü biz senden
    İçeriz ,yudum yudum.
    Ayrılmayız gölgenden
    Seninle mutlu yurdum.
    Seni gökte buldukça,
    Artar şerefim,şanım.
    Bu diyarlar durdukça
    Yoluna kurban canım..
    Gülmenin en güzeli
    Sana bakarak gülmek;
    Ölmenin en güzeli
    Sana sarılıp ölmek…
    (Salih Çavuş,yavaş yavaş kalkar;sahnenin önüne gelir.Selam durur ve yüzünde kararlı,sert bir ifade ile:)

    Bugün kandan,dumandan seçilmez Çanakkale
    Yer yerinden oynasa, geçilmez Çanakkale!

    -SON-


    alıntıdır

  5. 5
    Hasan
    Özel Üye
    -1-
    2.DRAMA : SİLAHINI VERMEYEN ŞEHİT
    ( Anlatıcı perdenin önüne gelir,perde kapalıdır. Şu bilgileri verir ve çıkar):
    ANLATICI : Çanakkale Savaşından yıllar sonra anıtlar yapmak üzere yollar açılmaktadır.Şimdi Kanlı Sırt Kitabesinin olduğu yerde kazı yapılırken elinde tüfeği ile bir şehide rastlandı.Şehit askerimiz elindeki silahı sımsıkı muhafaza etmektedir.

    ( Ortada çuvallardan bir siper yapılmıştır.Askerler siper kazmakta,yolu ölçmektedir.3 asker ve üstteğmen sahnededir.Askerler bir yandan da sohbet etmekte,üstteğmen yakınlarında oturmaktadır..)
    1.ASKER: Çok değil bundan 50 sene önce buralarda ne fırtınalar kopuyordu.Babalarımız,amcalarımız dedelerimiz Çanakkale’yi düşmana dar ettiler.
    II.ASKER : 250.000 cana mal oldu bu. Dile kolay 250.000 genç…Benim amcam da Çanakkale gazisiydi.
    Neler anlatırdı neler!Uykusuz,yorgun geceler,aylarca ölümün nefesini ensesinde hissettiğ mücadeleler.Çok
    zorluklar çekmişler.
    III.ASKER: Üstte yok,başta yok…Yarı tok aylarca cenk etmek kolay mı?
    II.ASKER: Dünyanın en çetin mücadelelerinden biri olmuş.Amcamın yanında siperde tüm arkadaşları şehit olmuş.O birkaç küçük yarayla kurtarmış.Çok zor savaşmışOradan da Kurtuluş Savaşına katılmış,.bir-
    çok cephede savaşmış.Ama hiç şikayet etmedi,yıllarca süren zorlu savaşlardan…Bir daha olsa bugün yine giderim,vatana her şeyim feda olsun derdi hep.
    1.ASKER:Nerdeyse bahar geldi,şu soğuğa bak.İçim üşüdü valla.Yaman oluyor şu Çanakkale’nin ayazı da rüzgârı da..
    ÜSTTEĞMEN:Doğru söylersin asker..Çanakkale’nin soğuğu ve ayazı meşhurdur.Baharda bile dayanılmaz olur bazen…Ama Çanakkale Savaşları 1915 Mart’ından 1916 Ocak sonlarına kadar sürdü. Kış ayazını da yedi Çanakkale’de savaşan kahramanlar…Üzerlerindeki incecik elbiseleriyle hem düşmanla hem soğukla boğuştular.Doğru söylersiniz çok çetin savaşlar oldu bizim bulunduğumuz şu yerlerde de..Aşağıdaki müzede havada birbirini vuran kurşunları görmediniz mi?Nasıl çetin savaşlar oldu-
    ğunu varın siz düşünün.
    III.ASKER:Haklısınız komutanım.Biz de gelmiş bahar ayında soğuktan şikayet ediyoruz.Atalarımızın yaptığının yanında askerlik mi yapıyoruz biz?
    ÜSTTEĞMEN: Öyle demeyin..Kendinize haksızlık edersiniz.Şu anda savaş çıksa can-ı gönülden katılma-yacak mısınız?
    ASKERLER (Hep bir ağızdan): Seve seve komutanım
    ÜSTTEĞMEN :Bakın siz de o yüce kahramanlar için çalışıyor,onlara lâyık anıtlar yapmak için uğraşıyor- sunuz.Kazma kürek günlerdir çalışıyoruz.Ama ne yapsak az onlar için.Şu metreyi getirin de şurayı ölçüp işaretleyelim. ( I.Asker,emredersiniz deyip metreyi getirir.Yan tarafta üstteğmenle I.. asker ölçüm yapmakta işaret koymaktadır.Diğer iki asker de kazma kürek çalışmaya devam etmektedir.İçeriye Çanak kale Gazisi Halil Emmi girer.)
    HALİL EMMİ: Selamün aleyküm komutan.Kolay gelsin
    ÜSTTEĞMEN : Aleykümselam amca, hoşgeldin
    HALİL EMMİ: Ben Çanakkale Gazisi Halil...İntepe köyündenim.Duydum ki şehitlerimize anıtlar yapılı yormuş.Duydum geldim hemen.Belki bir yardımım dokunur.
    ÜSTTEĞMEN : Sağol emmi. Sen yapacağını yapmışşsın bu vatana..Artık sen dinlen.Onu da biz gençler halledelim izninle..
    HALİL EMMİ : Olur mu komutan ?Daha elim kolum tutuyor Allah’a şükür..Her Türk’ün ölene kadar vatana hizmeti devam eder. (Duygulanır.Duraklar….İç geçirir.)Çok arkadaşım,çok komutanım yanımda şehit oldu.Aha şu aşağıda Edincikli Ahmet’le Yozgatlı İsmail ,tam yanımda şehit oldular.Kurşun beni sıyırıp geçti…(İyice duygulanır.) Ne yiğitti ikisi de..Onlar için yapılacak anıtlarda izin ver de benim de emeğim bulunsun.(ağlamaklıdır.)
    ÜSTTEĞMEN :Tamam emmi,az bir soluklan,dinlen,sakinleş…Otur şu sandalyeye de dinlen..Bakarız birazdan.
    (Halil Emmi oturur.Üstteğmen,elini Halil Emmi’nin omuzuna koyar,o da duygulanmıştır.II.askerin küreği bir şeye takılır,yanındaki askerle konuşmaya başlar:)
    II.ASKER: Küreğim sert bir şeye takıldı.Gel bir bak hele!(Küreğini çuvalların arasında gezdirir,kürek takıl
    makta,çalışmamaktadır.)
    -2-
    III.ASKER:Taşa,kayaya takılmıştır.Oynat küreği çalışır o. (II. Asker oynatmaya devam etmekte,başarama-
    maktadır.)
    II.ASKER:Olmuyor..Alllah Allah! Bir şey var burada…Küreğime takılıp duruyor.Gel şurayı kaz- mayla az eşeliyelim.(III.Asker,kazmayla eşeler,vurur gibi yapar.)
    III.ASKER:Doğru söylersin bir şey var burada.Elimizle eşeliyelim hele..(Ellleriyle toprağı kazar gibi
    yaparlar.)
    II.ASKER: İşte görünüyor,az kaldı çıkacak.Ha gayret!Aman Alllah’ım!Bu bir şehit!Elinde silahı da var.
    Demek kazma küreğimiz silahına takılıyordu.(Komutana seslenir) Komutanım,komutanım!Topraktan bir şehit çıktı,.Elinde de silahı var.(Üstteğmen,I .Asker ve Halil Emmi gelirler..Şehide doğru bakarlar.)
    ÜSTTEĞMEN : Hayret,hiç bozulmamış…Yandan sedyeyi al gel hemen.
    II.ASKER : Emredersiniz.(Sedyeyi almak üzere çıkar.).
    ÜSTTEĞMEN : (Şehide bakar.)Sanki dün gömülmüş gibi.
    I.ASKER: Şehidi ne yapacağız komutanım.(Halil Emmi de şehide bakmaktadır.)
    ÜSTTEĞMEN : Az aşağıdaki şehitliğe götürüp gömelim.(Tutarlar,alıp yerdeki sedyeye koyarlar.Acıklı bir fon müziği çalar)
    HALİL EMMİ: Çanakkale Savaşları… …Son kale Çanakkale…. Neler gördüm neler ……Denizden dev gemileriyle,karadan makinelileriyle,gökten tayyareleriyle geldiler,ölüm kusuyorlardı.Mehmetçiklerimiz işte böyle ellerinde,vatan uğruna (bayrağı çıkarır) bu bayrak uğruna tüfekleriyle kahramanca şehit oldular.
    ÜSTTEĞMEN : (Askerlere dönerek) Silahını alın da tekrar gömelim.(III.Asker tüfeği almaya çalışır.Sert-
    çe çekse de almayı başaramaz.3 asker birlikte denerler,yine de almayı başaramazlar.)
    I.ASKER : Komutanım,silahını vermiyor.(Yine tüfeğe asılırlar,ama alamazlar.Şaşkındırlar.)
    HALİL EMMİ : Belli ki bu şehit de Allah’ın huzuruna görev başında gitmek istedi komutanım.Mehmetçik
    komutanının her emrini dinler.Ona söyle de silahını teslim etsin.
    ÜSTTEĞMEN: (Sert bir ses tonuyla) Asker ! Ben Üstteğmen İsmail BAŞOL! Görev bitti ! Silahını teslim et. (Şehidin parmakları açılır.Üstteğmen,silahı alır.Halil Emmi elindeki bayrağı şehidin üstüne örter ve seyircilere dönerek,bayrağı tutup şu şiiiri okur:)
    HALİL EMMİ: Kartal gibi duruşun
    Şanıma şan katıyor.
    Dalga dalga vuruşun
    Canıma can katıyor
    Ey zaferin hür süsü,
    Seninle güzel gökler.
    Şehidimin örtüsü,
    Seninle coşar yürekler..
    Seni gökte buldukça,
    Artar şerefim,şanım.
    Bu diyarlar durdukça
    Yoluna kurban canım..

    Gülmenin en güzeli
    Sana bakarak gülmek;
    Ölmenin en güzeli
    Sana sarılıp ölmek
    (Perde kapanır.Anlatıcı perdenin önüne gelir)
    ANLATICI :Bugün tüm şehitleri anma günümüz.Tarihin derinliklerinde yüzbinlerce şehidimiz yatıyor.Trablusgarp’ta,donarak öldükleri Alllahüekber Dağlarında,Kurtuluş savaşında, Balkanlar da ,Kore’de, Kıbrıs’ta...Hepsinin ruhları şad olsun….Ayrıca günümüzde ve son yıllarda terör örgütlerince kahpece şehit edilen kahraman subay ve askerlerimizi,polislerimizi,fedakâr öğretmenle-
    rimizi,tüm kamu görevlilerimizi ve masum vatandaşlarımızı da rahmet ve şükranla anıyoruz.Ve onların kanları ve canlarıyla bize emanet ettikleri vatanımızın emin ellerde olduğunu belirtmek istiyoruz.


    alıntı

+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi