Şahmeran Hikayesi Nedir

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Şahmeran Hikayesi Nedir ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Şahmeran Hikayesi Nedir





  2. 2
    ÆSiя
    Özel Üye





    Cevap: Şahmeran Efsanesi

    Günümüzden binlerce yıl önce, bugünkü Tarsus kenti civarlarında yedi kat yerin dibindeki mağaralarda yaşayan yılanlar varmış. Meran adı verilen bu yılanlar, çok akıllı ve iyi yüreklilermiş. Arkadaşlığa, dostluğa, sevgiye büyük önem vererek, barış içinde mutlu bir hayat sürerlermiş. Meranların başında Şahmeran denilen eceleri varmış. Genç ve güzel bir kadın olan Şahmeran hiç yaşlanmaz, öldüğü zamanda ruhu kızının vücuduna geçermiş.

    Geçmişten günümüze kadar gelen bu efsaneye göre Şahmeran'la karşılaşan kişi Camsab'dır. Yoksul bir ailenin oğlu olan Camsab, evinin geçimini arkadaşları ile odun satarak sağlamaktadır. Bir gün arkadaşları ile birlikte bir kuyu dolusu bal bulan Camsab, arkadaşlarının açgözlülüğü yüzünden kuyunun içindeki bal bitince kuyuda bırakılır. Terk edilen genç cebindeki çakıyı kullanarak burada gördüğü bir deliği genişletir ve daha büyük bir yere geçer. Uyandığında etrafının yılan ve ejderhalarla dolu olduğunu görür. O sırada yarı insan yarı yılan olan Şahmeran yanına gelir ve konuşurlar. Camsab kendisine yapılan ihaneti anlatır. Camsab'ın anlattıklarını dinleyen Şahmeran onu kuyudan çıkaracağını söyler. Fakat gençten ömrü boyunca asla yerini söylemeyeceğine dair söz alan Şahmeran ona yeterli miktarda dünyalık vererek genci kuyudan çıkarır.

    Köyüne dönen Camsab, ülkesinin hasta hükümdarının iyileşebilmesi için Şahmeran'ın etinin önerildiğini duyar ve ses çıkarmaz. Bir gün arkadaşları ile sohbet ederken Şahmeran'ı gördüğünü ağzından kaçırır. Arkadaşları tarafından bu olay padişaha ulaştırılır. Padişah Camsab'ı huzuruna çağırarak Şahmeran'ın yerini göstermesini ister. Fakat Camsab bir türlü Şahmeran'ın yerini söylemez. Kendisine altınlar ve vezirlik ünvanı verileceğini duyan Camsab Şahmeran'ın yerini vezire gösterir. Vezir bazı sihirli kelimeleri söyleyerek Şahmeran'ı altın bir tepsi içinde kuyunun dışına çıkarır. Vezir'in adamları Şahmeran'ı öldürür ve onun etini hükümdara yedirirler, hükümdar sağlığına kavuşur. Efsane, Şahmeran'ın insanoğluna olan sadakati ve iyi niyetine karşılık gördüğü ihaneti anlatır.
    Bir rivayete görede yılanlar hala Şahmeran'ı yaşıyor biliyorlarmış


    kaynak-teknikarena


    Başka bir Şahmeran Efsanesi...


    Evvel zamanda, Mezopotamya topraklarında doğmuş bir efsane Şahmeran. Yüzyıllardan beri anlatıla gelmiş çeşitli coğrafyalarda. Özellikle yılanlık bir bölge olan Adana-Misis'te ve Mardin'de.

    Tahmasp isminde uzun boylu, geniş omuzlu, esmer tenli, çok yakışıklı bir genç yaşarmış zamanın durduğu bu şehirde.

    Binlerce yılanın yaşadığı bir mağaraya yanlışlıkla girmiş Tahmasp. Mağaranın içi o kadar karanlıkmış ki hiçbir şey göremiyormuş, yalnızca etrafında dolanan yaratıkların sesini duyuyormuş. Çaresizlik içinde beklerken bir ışık huzmesi belirmiş. Işık huzmesi kendisine yaklaştıkça gözleri kamaşan Tahmasp, ellerini gözlerine siper ederek etrafında gezinen yaratıkların ne olduğuna baktığında uzunu, kısası, yeşili, siyahı ile envai çeşitte binlerce yılanın çevresini sarmış olduğunu fark etmiş. Yılanların hepsi kafalarını kaldırmış, gelen ışık huzmesine doğru bakıyorlarmış. Tahmasp'ta onların baktığı yöne doğru bakınca birden dona kalmış. Çünkü Tahmasp, bu zifiri karanlık mağaranın içinde hayatında gördüğü en güzel kadının yüzünü görmüş birden. Ona doğru daha dikkatli bakınca kadının belden aşağısının yılan olduğunu fark etmiş. Kadın ona doğru ilerliyormuş, tam karşısında durmuş, gülümseyerek elini ona doğru uzatmış. Ve demişki;

    - Korkma benden Tahmasp. Ben yılanlar ülkesinin kraliçesi Şahmeranım. Benden sana zarar gelmez. Ben dünya düzeni kurulmaya başladığı andan beri vardım. Krallığıma hoş geldin. Bundan böyle benim misafirimsin. Şimdi yat ve dinlen. Sonra seninle uzun uzun konuşuruz. Böyle deyip geldiği yoldan geri gitmiş. Tahmasp gördükleri karşısında yaşadığı dehşeti ve şaşkınlığı üzerinden atmaya çalışarak olduğu yerde kıvrılıp uyumuş.

    Ertesi sabah uyandığında Şahmeranı karşısında mükellef bir sofranın başında otururken bulmuş. Tahmasp'ı kahvaltıya davet etmiş Şahmeran. O ise gözlerini şahmerandan alamıyormuş. Şahmeran'da ona bakıyormuş kendinden geçmiş bir halde.

    Bak Tahmasp demiş. Ben insanlığın bütün tarihini biliyorum. İstersen sana anlatayım deyip başlamış anlatmaya. Anlatmış, anlatmış, anlatmış günler boyu. Bu sohbetler sırasında Tahmasp ve Şahmeran arasında tarihin en soylu aşklarında birisi başlamış.

    Gel zaman git zaman Şahmeranın anlatacağı bir şey kalmamış artık. Tahmasp'ta anasını ve yeryüzünü özlemeye başlamış. Bir gün dayanamamış ve düşüncesini Şahmeran'a da açmış. Sevdiğinin kendisinden sıkıldığını ve artık gitmek istediğini duyunca önceleri kesin bir dille reddetmiş Şahmeran. Ancak günler geçip Tahmasp'ın üzüntüsünden eriyip bittiğini görünce dayanamamış ve ona şöyle demiş:

    - Ey Tahmasp beni iyi dinle, sözlerime iyi kulak ver. Biliyorum, gitmene izin verirsem sende bana ihanet edeceksin ve yerimi diğer insanlara söyleyeceksin. Ancak bu topraklarda aşklar ölümünedir. Seni çok sevdiğimden dolayı üzülmene dayanamıyorum. Bu sebeple gitmene izin veriyorum. Ancak bana bir söz vermeni istiyorum. Ne sebeple olursa olsun başka insanlarla beraber suya girme.

    Tahmasp sevinçle Şahmerana sarılmış ve ona asla ihanet etmeyeceğine dair yeminler etmiş.

    Tahmasp mağaradan çıktıktan sonra bir köye yerleşmiş ve marangozluk yapmaya başlamış. Arada sırada da gizlice mağaraya giderek Şahmeranı ziyaret ediyormuş. Ancak bu mutlu günler uzun sürmemiş.

    Tahmasp'ın yaşadığı ülkenin kralı bir gün amansız bir hastalığın pençesine düşmüş. Ülkenin bütün hekimleri gelmiş ama kralın hastalığına çare olamamışlar. Kralın kötü kalpli bir veziri varmış. Vezir her seferinde krala hastalığının tek çaresinin Şahmeranda olduğunu söylüyormuş.

    Onun etinden bir parça yemesinin kralın hastalığının dermanı olacağını kralın kafasına sokmuş. Kralda Şahmeranın bir an önce bulunmasını emretmiş. Bütün ülkede Şahmeran aranmış. Sonunda bilge bir adam bütün insanların gruplar halinde hamamlara ve nehirlere sokulmasını tavsiye etmiş böylece Şahmeranın yerini bilen varsa onu bulabileceklerini söylemiş. Vezirde ülkedeki herkesi hamamlara sokmaya başlamış. Askerler Tahmasp'ın yaşadığı köye de gelmişler ve herkesi toplayarak büyük bir hamama götürmüşler. Tahmasp Şahmerana verdiği sözü hatırlayarak önce gitmek istememiş. Ancak askerler onu zorla içeri sokmuşlar. Tahmasp hamama girdikten sonara herkesin gözünün üzerine dikildiğini fark etmiş. Kendisine bakınca bütün vücudunun yılanlarınki gibi pullarla kaplandığını fark etmiş. Askerler hemen Tahmasp'ı yakalayarak vezirin huzuruna getirmişler. Kötü kalpli vezirin amacı kralı iyileştirmek falan değilmiş. Şahmeranı yakalayıp dünyanın bütün sırlarına sahip olmak istiyormuş. Tahmasp'a günlerce işkence yaptıktan sonra Şahmeranın yerini söyletmiş. Askerler hemen gidip Tahmasp'ın söylediği yerde mağarayı bulmuşlar ve Şahmeranı oradan çıkarıp saraya getirmişler.

    Şahmeran ve Tahmasp kralın huzurunda karşı karşıya gelmişler. Şahmeran üzüntülü ve utanç dolu Tahmasp'a dönmüş:

    Ey sevdiğim, üzülme. Biliyorum ki sen bana kendi canın için ihanet etmedin ama bende sana dememiş miydim bu topraklarda aşklar ölümünedir diye. Bak şimdi anladın mı? Sen üzülme ne olur!
    Tahmasp Şahmeranın bu sözleri karşısında daha da utanmış. Şahmeran sözlerine devam etmiş.

    Şimdi size sırrımı vereceğim. Kim ki benim kuyruğumdan bir parça koparıp yerse O bütün dünyanın sırrına ve gizemine vakıf olacak. Her kim ki benim kafamdan bir parça koparıp yerse o da o anda öte dünyayı boylayacak.

    Şahmeran daha sözlerini bitirmeden kötü kalpli vezir elinde kocaman kılıcı ile atılıp Şahmeranın bedenini iki parçaya ayırmış. Ve kuyruğundan bir parça koparmış Tahmasp'ta duyduğu acı ve utancın etkisi ile fırlayıp oracıkta ölmek için sevdiğinin, Şahmeranın kafasından bir parça ısırıvermiş. Kötü kalpli vezir kuyruktan kopardığı parçayı ağzına atar atmaz oracıkta can vermiş. Tahmasp'a ise hiçbir şey olmamış Şahmeran son anda yaptığı planı ile bütün bilgisinin sevdiğine geçmesine sebep olmuş. Ancak Tahmasp sevdiğini kaybetmenin acısına dayanamayarak kendisini dışarı atmış ve dağ bayır, ülke ülke dolaşmaya başlamış. O günden sonrada Lokman Hekim efsanesi almış başını yürümüş...




    ŞAHMERAN EFASENESİ İLE İLGİLİ BAŞKA ANLATI DA AŞAĞIDAKİ GİBİ TARSUS HALKININ DİLİNDE DOLAŞMAKTADIR;

    İran Hükümdarı Sardanapal'ın Tarsus'u işgalinden sonra Arap ülkelerinden gelen kervanların Anadolu'ya geçmesi için ilk büyük konak yeri Tarsus idi. İpek Yolu Tarsus'tan Antakya'ya, oradan da İran ve Mısır'a uzanıyordu.

    İran Hükümdarı Sardarıapal Tarsus'u serbest bölge ilan etmişti. Mısırlı tüccarlar büyük kervanlarla Tarsus'a geliyorlardı. Bu tüccarların Tarsus'ta kalabilecekleri çok sayıda konaklama yeri, hamamlar ve açıkhava plajları bulunuyordu. Tarsus'tan akan Kydnos Nehrinin Toroslardan kar suları ile birlikte kükürt getirdiği yine bilinen gerçeklerdendi. Tarsuslular ırmağın kenarındaki plajlardan ya rarlanırlar ve bu suların mafsal ağrılarına iyi geldiğini söylerlerdi. Kydnos Nehri'nde banyo yapanlar Sardanapal'ın vergi memurlarına vergi ödemek zorunda idiler.

    Mısırlı tüccarlardan birisi olan ve çok zengin olduğu bilinen Melikiya isimli bir kişi, her sene karlar erirken Mısır'dan yola çıkar, Bağdat, Antakya ve Tarsus'a gelir, buradaki plajlarda yıkanırdı. O seneki baharda Mısırlı Melikiya'yı Amanoslardan geçerken haramiler soydular. Melikiya'nın kervanı dağıldı, kendilerini zorlukla Tarsus'a atabildiler.

    Melikiya yiyecek alabilmesi için hizmetkârını şehre gönderdi. Kendisi de rahatlamak için açıkhava plajına, ırmak kenarına gitti. Yıkandı. Plajdan çıktı, elbiselerini giyinirken, bir subayla iki er gelerek Sardanapal'ın yıkanma hakkını istediler. Melikiya telaşa düştü. "Param yok, soyuldum" dediyse de kimseyi inandıramadı. O sırada yine imdadına hizmetkârı yetişti; "gemilerinin Sayda açıklarında battığını, gelecek sefere borcumuzu öderiz" dedi. Subay durumu Sardanapal'a anlatacağını söyleyerek giderken Melikiya subayın arkasından seslendi. Sardanapal'a dünyada bir eşi, benzeri bulunmayan güzel bir armağan getireceğini de söylemesini subaydan istedi. Melikiya'yı iyi ve dürüst bir tüccar olarak bilirlerdi. Çünkü her sene vergisini ilk Melikiya öderdi.

    Melikiya Sardanapal'ın yardımı ile Mısır'a geri döndü. Yolda benzersiz armağanı nasıl bulacağını düşündü durdu. Kendisine yapılan iyiliği asla unutmuyordu.

    Melikiya Mısır'a geldikten sonra akıl küpü hizmetkârı ile konuştu, tanıdıkları ile görüştü. Ama değerli bir armağan bulamıyordu. Bir gün Melikiya'nın hizmetkârı koşa koşa geldi, sevinç ve telaş içinde idi. Hemen söze başladı:

    Efendim, ben eşsiz armağanı buldum.

    Hani nerede?

    Nil vadisinde ...

    Canlı mı?

    Hem canlı, hem de konuşuyor, yedi yılan başı var ve insan.

    Sen deli misin? Öyle bir yaratık olur mu?

    Olur efendim. İnsan gibi de konuşuyor.

    İsmi de var mı?

    Var efendim. Adı Şahmeran. Yılanların hükümdarıdır.

    Yılanlar bizi öldürür...l

    Efendim, biz onu kurtaracağız. Bir büyücünün elinde esir. O da bizimle birlikte Tarsus'a gelecektir. Sardanapal'dan azat edilmesini ve memleketine geri gönderilmesini isteriz.

    Sardanapal kabul eder mi bu armağanı?

    Elbette edecektir. Dünyada bir eşi olmayan bir armağanı nasıl reddedebilir ki?

    Melikiya ile hizmetkârı anlaştılar. Hizmetkâr gitti. Üç gece sonra bir devenin üzerine bindirilmiş büyük bir tahta sandıkla geri döndü. Sandık evin bahçesine konuldu, kapılar iyice kapatıldı. Sandık hiz metkârlar tarafından büyük bir dikkatle açıldı. Melikiya gördüğü manzara ve güzellik karşısında şaşkına döndü. Gözlerine inanamıyordu. Karşısında yere konulan ipek minderin üzerinde, dünya gözeli, san saçlı bir genç kız duruyordu ve kızın vücudunun, kollarının altından ve omuz başlanndan yedi yılan insana saldırıyordu.

    Melikiya hizmetkarına sordu:

    Şahmeran bu mudur?

    Evet efendim.

    Melikiya Şahmeran'a sordu:

    Sen Şahmeran mısın?

    Ben Şahmeran'ım. Beni bırakın yurduma gideyim. Yoksa bütün dünyadaki yılanlar sizi rahat bırakmazlar.

    Biz sizi kurtarmak için büyücüden kaçırdık. Ülken nerede? Benim ülken Nil Vadisi'nde ve Afrika'da kimsenin bilmediği bir yerdedir. Beni bırakın sizi ve yedi sülalenizi zengin edeyim.

    -'Biz seni bırakacağız. Ancak yolculuğu beraber yapacağız ve bu yolculuk sonunda seni azat edeceğiz.

    - Eğer beni azat etmezseniz, dünya durdukça yeryüzündeki bü tün yılanlar insanlara düşman olacaklardır. Size son defa söylüyorum, beni azat edin!

    Melikiya Şahmeran'a söz verdi. Şahmeran yere serilmiş bulunan ipek minderin üzerinde uyudu. Ertesi gün yol hazırlıklarına başlandı.

    Şahmeran, ülkesine dönme vaadine inanmıştı. Yolculuk için içerisi özel olarak döşenen sandığın içerisine girmişti. Kervan yola çıktı. Melikiya sevincinden uçuyordu. Önden haberciler göndererek, Sardanapal'a eşsiz bir armağan ile yola çıktığını bildirmek istedi. Bağdat'a geldiklerinde Şahmeran'ı ülkesinden kaçıran büyücünün binlerce yılan tarafından sokularak öldürüldüğünü duydular.

    Şahmeran olayı duymuştu. Melikiya'ya seslendi:

    - Yalan söylerseniz sizin de sonunuz böyle olacaktır.

    Kervan Birecik yakınlarında Sardanapal'ın askerleri tarafından karşılandı. Kafile ve kervan kazasız belasız önce Antakya'ya, sonra da Tarsus'a vardı. Kervanı Sardanapal'ın Valisi İmadetîîn karşıladı. Birlikte Bahçesaray denilen, ortasından Kydnos'un aktığı saraya gelindi. Kervan sarayın ortasında yıkıldı. Armağan sandığım büyük bir dikkatle taşıdılar. Taşıyıcılar uzaklaştıktan sonra sandığın kapağı açıldı ve Şahmeran'a seslenildi:

    - Sen de yıkanıp serinlemek ister misin? dedi Melikiya. Evet isterim, diyen Şahmeran sandıktan çıktı, ipek gibi sarı saçlarını dalgalandırarak plaj odasına gitti. Suya giren Şahmeran dinî inanışları başka olan insanlarla yaşamayı hiç sevmiyordu. Fakat katlanmak zorunda olduğunu da biliyordu.

    Şahmeran odanın ortasındaki şifalı suya girmişti ki, içeriye önce askerler, sonra da İri yarı bir subay girdi. Bu Tarsus Valisi İmadettin idi. Cüssesine rağmen korkak, cinlere, şeytanlara ve büyücülere inanırdı. Vali İmadettin Şahmeran'ı görünce, önce güzelliğine ve saçlarına hayran kaldı. Sonra da bu güzel gövdeden çıkan korkunç yılan başlarını gördü.

    Eyvah! Bu armağan değil büyüdür, dedi. Sonra da askerlere:

    Öldürün! diye emir verdi.

    Şahmeran tehlikeyi sezmişti. Bir sıçrayışta havuzdan çıktı. Kendini öldürmek isteyen askerlere doğru saldırdı. Bu sırada bîr mızrak göğsüne saplandı. Acı ile inledi. Gürültüye Melikiya koştu. Fakat geç kalmıştı. Yılanlar yakaladıkları askerleri hemen öldürüyor lardı. Korkunç bir savaş başlamıştı. Şahmeran'ın yılan başları teker teker düşmeye başlamıştı- Son bir sıçrama ile haykırdı ve Vali İmadettin'i yakaladı Şahmeran.

    Sizin dîninizde bir armağana böyle mi yaparlar? dedi. Vali İmadettin onu dinlemedi ve askerlere bağırdı:

    Öldürün!

    Askerler tekrar saldırdılar. Şahmeran'ın son yılan başı yeni bir hamle yaparak Vali İnıadettin'in üzerine saldırdı. Onu yere çarptı. Askerler perişan olarak kaçarlarken birisi baltasını Şahmeran'a savurdu. Şahmeran'ın ağzından "Allah!" kelimesi çıktı. Melikaya Şahmeran'a doğru koştu. Şahmeran'dan fışkıran kan hamamın du varını kana boyadı. Şahmeran ağlıyarak Melikaya'ya bağırdı:

    - Bana yapacağın bu mu idi? Allah cezanı versin! dedi.

    Fakat o sırada inanılması güç bir olay meydana geldi. Yüzbinlerce irili ufaklı yılan Tarsus'a saldırmaya başladı. Aynı za manda da yer sarsılmaya, evler, saraylar yıkılmaya başladı. Nehir köpürerek şehre saldırdı. Halk dağlara kaçışıyordu. Yer yanlıyor, insanlar gömülüyordu. Melikiya düştüğü yerden kalkarak "su su" diye inleyen Şahmeran'ın yanına koştu ve ona su verdi. O anda yedi büyük yılan ortaya çıktı ve Şahmeran'ı alarak denize doğru akıp gittiler.

    Olaylar yatışıpta Sardanapal Tarsus'a girdiğinde, Tarsus'un yılanlar tarafından istilaya uğramış olduğunu öğrendi. Melikiya'yı arattı, bulduramadı. Anlatılanlara inanmak istemedi. Kendisini hamama götürdüler. Şahmeran'm kanı hâlâ duvarda idi. Göz açıp kapayıncaya kadar süre içerisinde olanlara Sardanapal halâ inanamıyordu. Dudaklarından tarihe geçecek bir kaç sözcük döküldü:

    - Tarsus yılanlardan batmış!





    ŞAHMERAN EFSANESİNİN TÜRK EDEBİYATINDAKİ YERİ

    Şahmeran tanınmış bir hikâyenin kahramanıdır. Türk Edebiyatında bu konuyu ilk defa 15. yüzyılda 2. Murat devri şairlerinden Abdi Musa yazdığı "Camasbname" adlı mesnevide işlemiştir. Şairi hakkında fazla bilgimizin olmadığı bu eser. 1429 yılında tamamlanmıştır. Mesnevi adını hikâyenin kahraman larından biri olan Camasb'dan almıştır. Eserin bilinen on nüshası vardır. Camasbname'deki biçimiyle hikâye, aslında birbirinin içine yerleştirilmiş üç ayn hikâyeden meydana gelmiştir, a- Canıasb ve Şahmeran Hikâyesi b- Bulukiya Hikâyesi c- Cihanşah Hikâyesi. Mesnevideki biçimiyle hikaye Arap hikâye geleneğine has bir nitelik olarak bilinen "çerçeveli hikâye" örneğidir. Abdi'nin bu mesnevisin den başka 1780 tarihinde istinsali edilmiş ünlü bir Camasbname daha vardır. Bu eser daha sonra kısaltılarak Mümtazetü'l-emasil, Şahmeran Hikâyesi adıyla yayınlanmıştır.

    Camasbname, zamanla basitleştirilerek halk hikâyesi biçimine getirilmiştir. Şahmeran hikâyesi adıyla yapılmış birçok modern baskılan vardır. Son baskısı Hakiki Şahmeran Hikâyesi adı altında İstanbul'da yapılmıştır (1973).

    Bir epizodu da Dattalname'de bulunan Şahmeran hikâyesi za manla sözlü geleneğe geçerek bir halk masalına dönüşmüştür. Masalın Ankara, Niğde, Gönen ve Kırşehir'den yedi varyantı tesbit edilmiştir.

    Şahmeran Hikâyesi Türk sözlü geleneğinde halk efsanesi olarak da yaşamaktadır. Daha 19. yüzyılda, Tarsus'a uğrayan Alman sey yahı Fürst Püekler-Muakau duyduğu bir Şahmeran Efsanesf'ni seya- hatnamesine almıştır. Bu efsanenin günümüzde Ankara ve Mudurnu'dan da tesbit edilmiş varyantları vardır.

    Türk edebiyatında karşılaştığımız Şahmeran Hikâyesi'nin kaynağı hakkında değişik görüşler ileri sürülmüştür. E.,J.W. Oibb, hikâyenin kaynağının Binbir Gece Masalları olduğunu, hatta bu nun Bİnbir Gece Masallarından biri olan "Hasib Kerlmeddin ve Şahmaran Hikâyesinin manzum çevirisi olduğunu yazmıştır. [A History of Ottoman Peetry, I^ondon 1904.1.432) buna karşılık İrene Melikof-Sayar. Tabarl tarihini kaynak olarak göstermişlir. "Gibb'in belirttiği gibi Şahmeran hikâyesi Binbir Gere Masallan'ndan biridir."

    Enno Littmann, Bulukiya hikâyesinin Yahudi kökenli olduğunu, Hasib Kerimeddin ve Şahmcran hikâyesinin de büyük bir ihtimalle Mısır kökenli olduğunu İleri sürmüştür. Buna karşılık Jan rtypka, Şahmeran Hikâyesi'nin kaynağının muhtemel olarak İran'da aranması gerektiğini söylemektedir.








  3. 3
    Ziyaretçi
    bu bir hikayedir hepsi bundan ibarettir... örnegin hamamdaki mermer üzerindeki kalan kan'nın deiştirlir ise tüm yılanların insanlıga saldıracagı söyleniyor bir rivayette...peki ya şimdi o mermer deiştirlei kaç yıl oldu ve kan lekeli bir tek mermer bile yok tarsusdaki şahmeran hamamında...güzel ve değişik bir esane okunur ve dinlenir ama hepsi bu yani :))







  4. 4
    Ziyaretçi
    şahremanın gerçek resmi var mı

+ Yorum Gönder
şahmeranın hikayesi,  şahmeran öyküsü,  şahmeran hikayesi,  şahmeranın öyküsü,  sahmeran hikayesi
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi