Arkadaşlar Atatürk'le ilgili Şiirler lazım kaynaklı

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Arkadaşlar Atatürk'le ilgili Şiirler lazım kaynaklı ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Arkadaşlar Atatürk'le ilgili Şiirler lazım kaynaklı





  2. 2
    Hasan
    Özel Üye





    Cevap: ünlü şair ve yazarlardan atatürk şiirleri.


    MUSTAFA KEMAL'İ DÜŞÜNÜYORUM

    Mustafa Kemal'i düşünüyorum;
    Yeleleri alevden al bir ata binmiş
    Aşıyor yüce dağları, engin denizleri.
    Altın saçları dalgalanıyor rüzgarda,
    Işıl ışıl yanıyor mavi gözleri.

    Mustafa Kemal'i düşünüyorum;
    Yanmış, yıkılmış savaş meydanlarında
    Destanlar yaratıyorlar cihanın görmediği
    Arkasından dağ dağ ordular geliyor
    Her askeri Mustafa Kemal'i gibi

    Mustafa Kemal'i düşünüyorum;
    Gelmiş geçmiş kahramanlara bedel
    Hükmediyor uçsuz bucaksız göklere.
    Al bir ata binmiş yalın kılıç
    Koşuyor zaferden zafere...

    Mustafa Kemal'i düşünüyorum;
    Ölmemiş bir kasım sabahı
    Yine bizimle beraber her yerde
    Yaşıyor dört köşesinde vatanın,
    Yaşıyor damar damar yüreklerde.

    Mustafa Kemal'i düşünüyorum;
    Altın saçları dalgalanıyor rüzgarda;
    Mavi gözleri ışıl ışıl, görüyorum.
    Uykularıma giriyor her gece.
    Ellerinden öpüyorum.

    Ümit Yaşar Oğuzcan





    10 KASIM TÜRKÜSÜ

    Atatürk! Anıtkabir devrimlerini söyler
    Bozkır ovalarına, Erciyes'e, Ağrı'ya
    Ulusun egemen olduğunu
    Özgür olduğunu
    Haykıracağım haykıracağım işte
    Senin sustuğunca!

    Yolunda yürüyeceğim Atatürk;
    Ana baba oğul kız
    Dere tepe bucak köy
    Yeryüzü yaşamalarımla değil
    Oralarda, senin gittiğince!

    Atatürk, taşıyacağım
    Çanakkale'de, Sakarya'da, Çankaya'da, al al
    Senin taşıdığını;
    Yurdun gök ülküsü
    Dalgalanırken
    Senin bayrağını yücelteceğim.
    Senin çıktığınca.

    Fazıl Hüsnü Dağlarca






    MUSTAFA KEMAL’İN KAĞNISI

    Yediyordu Elif kağnısını
    Kara geceden geceden.
    Sanki elif elif uzuyordu, inceliyordu
    Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar
    İnliyordu dağın ardı, yasla
    Her bir heceden.

    Mustafa Kemal'in kağnısı derdi kağnısına
    Mermi taşırdı öteye, dağ taş aşardı.
    Çabuk giderdi, çok götürürdü Elifçik
    Nam salmıştı asker içinde.
    Bu kez yine herkesten evvel almıştı yükünü
    Doğrulmuştu yola önceden önceden.

    Öküzleriyle kardeş gibiydi Elif
    Yemezdi, içmezdi, yemeden içmeden onlar.
    Kocabaş, çok ihtiyardı, çok zayıftı
    Mahzundu bütün bütün Sarıkız, yanı sıra
    Gecenin ulu ağırlığına karşı
    Hafiftiler, inceden inceden.

    iriydi Elif kuvvetliydi kağnı başında.
    Elma elmaydı yanakları, üzüm üzümdü gözleri
    Kınalı ellerinden rüzgar geçerdi daim;
    Toprak gülümserdi çarıklı ayaklarına
    Alın yeşilini kapmıştı, geçirmişti
    Niceden niceden.

    Durdu birdenbire, Kocabaş, ova bayır durdu
    Nazar mı değdi göklerden, ne?
    Dah etti, yok. Dahha dedi, gitmez
    Ta gerilerden başka kağnılar yetişti geçti gacur gucur
    Nasıl durur Mustafa Kemal'in kağnısı.
    Kahroldu Elifçik, düşünceden düşünceden

    Aman Kocabaş, ayağını öpeyim Kocabaş
    Süs beni, öldür beni, koma yollarda beni.
    Geçer, götürür ana, çocuk, mermisini askerciğin
    Koma yollarda beni, kulun köpeğin olayım.
    Bak hele üzerimden ses seda uzaklaşır
    Düşerim gerilere iyceden iyceden.

    Kocabaş yığıldı çamura
    Büyüdü gözleri büyüdü, yürek kadar
    Örtüldü gözleri örtüldü hep.
    Kalır mı Mustafa Kemal'in kağnısı bacım
    Kocabaş'ın yerine koştu kendini Elifçik
    Yürüdü düşman üstüne yüceden yüceden

    Fazıl Hüsnü Dağlarca





    MUSTAFA KEMAL’İN KARTALI

    Masaldı dağlar, taşlar gerçekten masaldı ha
    Geçiyordu Mustafa Kemal Çamlıbel'den.
    Yabanın kurdu kuşu seyrine inmiştiler
    Kara pençelerle, ak gagalarla.
    Susmuştu yeryüzü efsaneler içinde
    Masaldı dağlar, taşlar gerçekten masaldı ha.

    Ona iyce yaklaşan kocaman bir kartaldı ha
    Bakır kızıllığındaydı tüyleri, kor alevindeydi gözleri
    Kondu ilk kayaya, düşen bir rüzgar parçası gibi
    Sevgiyle bakıştılar
    Tanış çıktılar sanki kainatlar üstünde
    Ona iyce yaklaşan kocaman bir kartaldı ha.

    Kartal uçup gidince ortalık boşaldı ha
    Kayboldu mucizesi havaların.
    Neydi, nasıl bir parıltıydı, bilemedi kimseler
    Kimin aşkıydı, inmişti semalardan toprağa, paşam?
    Kalmadı sonsuzluk, haşmet, gurur
    Kartal uçup gidince ortalık boşaldı ha.

    Aman aman bu kartal vallahi bir faldı ha
    Vatan göklerinden vatana söyler:
    Kocaman zafer bayraklarının geleceğini
    Kocaman günlerin ucunda.
    Anladı Mustafa Kemal, kimseye söylemedi
    Aman aman bu kartal vallahi bir faldı ha.

    Mustafa Kemal'i de Mustafa Kemal'di ha
    Unutmadı kartalı hiç.
    Gün doğarken kızaran yamaçlarda aradı
    Bekledi kanat seslerini fırtınalardan.
    Kartal değilse de kartal vefalıydı
    Mustafa Kemal'i de Mustafa Kemal'di ha.

    Artık bütün mevsim yapraksız bir daldı ha
    Yoktu Mustafa Kemal'in umduğu
    Gelmiyordu kartalı geriye şahikalardan
    Üç yıldır gelmiyordu.
    Konmuyordu büyük habercisi zaferin
    Artık bütün mevsim yapraksız bir daldı ha.

    Kanatları amma da al aldı ha
    Hangi şehitler seslenmiş belli değil.
    Bir 30 Ağustos günü göründü Mustafa Kemal'in kartalı
    Koca kanatlarını çırptı boşluğa
    Sallandı gök
    Kanatları amma da al aldı ha.

    Fazıl Hüsnü Dağlarca








    MUSTAFA KEMALLER
    TÜKENMEZ

    Tükenir elbet
    Gökte yıldızlar denizde kum tükenir
    Bu vatan bu topraklar cömert
    Kutsal bir ateşim ki ben sönmez
    İnanın Mustafa Kemaller tükenmez

    Ben de etten kemiktendim elbet
    Ben de bir gün göçecektim elbet
    İki Mustafa Kemal var iyi bilin
    Ben işte o ikincisi sonsuzlukta
    Ruh gibi bir şey görünmez
    İnanın Mustafa Kemaller tükenmez

    Hep kardeşliğe bolluğa giden yolda
    Bilimin yapıcılığın aydınlığında
    Güzel düşünceler soyut fikirlerde ben
    Evrensel yepyeni buluşlarda
    Geriliği kovmuşum ben dönmez
    İnanın Mustafa Kemaller tükenmez

    Başın mı dertte beni hatırla
    Duy beni en sıkıldığın an
    Baştan sona her şeyiyle bu vatan
    Sakın ağlamasın kasımlarda
    Fatihler, Kanuniler ölmez
    İnanın Mustafa Kemaller tükenmez

    Halim Yağcıoğlu









    ATA’MA AĞIT

    I

    Sırma sarısı yay saçlarına
    Gözüne rengini koy denizlerin
    Düşün dudakların en incesini
    Yüzüne tuncunu ver benizlerin

    Onda yürüyüşün en yiğitçesi
    Onda bükülmezi vardır dizlerin
    Gezerdi ülkede bir hızır gibi
    Em olup derdine çaresizlerin

    II

    Durgun bir denizi andırır dışı
    İçi hiç sönmeyen bir yanardağı
    Sesinde ıslığı eser kuvvetin
    Sözünde şahlanır hakkın bayrağı

    Gökle güneş gibi buluştu onda
    Sezinin sağlamı duyunun sağı
    Yıkarak kökünden Osmanlılığı
    O gömdü tarihe bir ortaçağı

    III

    Ürperir ovalar avazesine
    Dağlar dümdüz olur işaretiyle
    Devrilir hıncına çarpan ordular
    Kaleler dayanmaz yelpazesine

    Fikrin güzelliğin aşkın her şeyin
    Bağlıydı daima en tazesine
    Yaşadı başı dik, dünyaya karşı
    Getirdi dünyayı cenazesine

    IV

    Onsuz kaldığını bilse tabiat
    Bağlar üzüm vermez bahçeler kurur
    Okşar saçlarını ezelin eli
    Yüzüne ebedin ışığı vurur

    Övünür insanlık eserleriyle
    Yurt onun sevgisi üstünde durur
    Adıdır kurduğu devlete temel
    Ünü kurtardığı millete gurur

    V

    Fani varlığını kaybetti ama
    Damgası yurdumun burçlarındadır
    Engin ufuklara uzanmış kolu
    Hızı şimşeklerin uçlarındadır

    Kadının erkeğin hafızasında
    Gencin ihtiyarın düşlerindedir
    Yayla yellerinde eser gölgesi
    Sesi bahçemizin kuşlarındadır

    VI

    Ben mi yazacaktım göçüm gününü
    Dökerek ardından böyle gözyaşı
    Ben ki ona büyük gezilerinde
    Oldum bir küçük yol arkadaşı

    En son durağına varmadan ömrün
    Kapadı yolunu bir mezar taşı
    Büyük kurucusu Cumhuriyetin
    Hürriyet aşıkı milletin başı

    Kemalettin Kamu








    MUSTAFA KEMAL

    - Dağ başını efkâr almış
    Gümüş dere durmaz ağlar -
    Gözyaşından kana kesmiş gözlerim;
    Ben ağlarım. Çayır ağlar, çimen ağlar.
    Ağlar-ağlar: Cihan ağlar
    Mızıkalar iniler: Irlam-ırlam dövülür
    Altmış üç ilimiz: Altmış üç yetim
    Yıllar gelir-geçer: Kuşlar gelir-geçer
    Her geçen seni bizden parça-parça götürür
    Mustafa'm! Mustafa Kemal'im!

    Diz dövdüm:
    Gözlerimin şavkı gitti Sakarya'nın suyuna.
    Sakarya'nın suları namım söyleşir.
    Hemşehrim Sakarya! Öksüz Sakarya!
    Ankara'dan uçan kuşlar -
    "Kemal'im" der, günler-günü çağrışır.
    Kahrolur. Bulutlara karışır.
    Gök bulut, yaşmak bulut.
    Uca dağlar, dev-boyunlu morca dağlar
    Divan durmuş bekleşir
    Mustafa'm! Mustafa Kemal'im!

    Nasıl böyle varıp geldin? Hoş geldin!
    Çıngı kaymış, yalazlanmış gözlerin
    Şol yüzünde güneş-südü sıcaklık.
    Ellerinden öperim Mustafa Kemal.
    Senin dalın yağrağın, biz senin fidanların.
    Biz, bunları yapmadık.
    Sen elbette bilirsin, bilirsin Mustafa Kemal:
    Elsiz-ayaksız bir yeşil yılan.

    Yaptıklarını yıkıyorlar Mustafa Kemal!
    Hani bir vakitler Kubilay'ı kestiler.
    Çün buyurdun! Kesenleri astılar
    Sen uyudun. Asılanlar dirildi.
    Mustafa'm! Mustafa Kemal'im!

    Karalar kuşanmış Karadeniz akmam diyor.
    Dokunmayın! Ağlamaktan bıkmam diyor.
    Bu gece kıyamet gecesi.
    Bu vapur Bandırma vapuru.
    Yattığı yer nur olsun Mustafa Kemal
    Ben ölümden korkmam diyor
    Korkmam diyen dilleri: Toz oldu-toprak oldu.
    Değirmen döndü dolandı: On yıl oldu.
    Bir kusur işledik, bağışlar mı kimbilir;
    O bize öğretmedi kazan kaldırmasını.
    Günahı-vebali öğretenin boynuna
    Erdirip-olduran'a ana-avrat sövmesini.
    Yüreğim kırıldı, kanım kurudu.
    Var git Karadeniz! Var git başımdan.
    Mızıka çalındı: Düğün mü sandın
    Bir yol koyup gideni gelir mi sandın?
    Mustafa'm! Mustafa Kemal'im!

    Ankara'nın taşına bak!
    Tut ki baktım: Uzar gider efkârım:
    Çayır ağlar, çimen ağlar, ben ağlarım.

    Gözlerimin yaşına bak!
    Ankara Kalesi'nde, Rasat-Tepe'de
    Bir akça-şahan, gezer dolanır:
    Yaşın-yaşın mezarını aranır
    Şu dünyanın işine bak! -
    Mustafa'm! Mustafa Kemal'im!

    Attila İlhan








    RESİM

    Her gün
    Enginlerden engin
    Yücelerden yüce
    Bir duygu sarar bizi
    Bu sınıfa girince.

    Yanda, bir uçtan bir uca.
    Mavi deniz
    Odanın içinde güneşleri bulunca.
    Isınırız.

    Enginlerin engini deniz olsa
    Deniz ufak!
    Yücelerin yücesi güneş olsa
    Güneş küçük!

    İlk günü gördük, nerden geldi:
    Duvardaydı
    Denizleri, güneşleri
    Küçülten büyüklük.

    Kürsünün üstünde bir resim:
    Gözleri denizlerden mavi
    Bakışları güneşlerden sıcak.
    Dört mevsim.

    Kürsünün üstünde:
    Atatürk'üm, arkasında al bayrak
    Kolları kavuşturmuş göğsünde.

    Bu resimle başlar bizim günümüz
    Karşımızda Atatürk'ü gördükçe
    Kıvançla dolar, taşar gönlümüz.

    Öğretmenimizin kürsüde
    Verdiği dersi
    Dinler bizimle birlikte
    Atatürk'ün resmi.

    Çalışkanız, çünkü
    Çalışınca
    Bakarız, Atatürk güldü.

    Bir yanlışlık yapsak
    Bulutlanır gözleri
    Anlarız Atatürk üzüldü.

    Gelsek kürsünün dibine
    Görür bizi
    Eğilince.

    Kalksak, gitsek gerilere
    Otursak arkalarda;
    Başımızı kaldırmadan duyarız:
    Atatürk orada.

    Öteki odalarda
    Başka başka resimleri Ata'mın.
    Atatürk'üm artık ömrüm oldukça
    Bu resminle karşımdasın!

    Yok hiç birinde
    Bundaki tılsım
    Değişen çizgilere
    Canlı gibi bu resim.

    Öyle canlı ki sanırım
    Bende bir gün okulu bitirince
    Uzanan ellerinle
    Okşanacak sırtım.

    Öyle canlı ki, sanırım
    Karanlık bile olsa
    Aydınlanır yollarım.

    Tıpkı sınıftaki gibi
    Yapacağım bir işte
    Bu resmindir rehberim:
    Kötülüğe uzanırsam
    Çat kaşlarını
    Tutulsun ellerim

    Tıpkı sınıftaki gibi
    Bütün ömrüm boyunca
    Yaptığım her işte
    İyi, doğru oldumsa
    Sevincini belli et.
    Gülümse!

    Yaprak yaprak dökülürken önümde
    Her yıl dört mevsim;
    Sınıflar içinde yalnız bu sınıf
    Resimler içinde yalnız bu resim!

    Behçet Necatigil







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi