Çevre koruma bildirisi

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Çevre koruma bildirisi ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi


  2. 2
    hades_seçil
    Üye





    Cevap: Ortak Çevrenin Korunması

    21. Başta çocuklarımız ve torunlarımız olmak üzere tüm insanlığı, insanoğlunun faaliyetleri nedeniyle onarılamaz ölçüde bozulmuş ve kaynakları artık ihtiyaçları karşılayamayacak kadar yetersizleşmiş olan bir gezegende yaşama tehdidinden kurtarmak için hiç bir çabadan kaçınmamalıyız.
    22. Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda kabul edilmiş olan Gündem 21'de belirtilenler dahil olmak üzere, sürdürülebilir kalkınma ilkelerine desteğimizi bir kez daha vurguluyoruz.
    23. Bu nedenle, çevresel etkinliklerimizin tümünde yeni bir korumacılık ve evsahipliği ahlakını benimsiyor ve bu doğrultuda ilk adım olarak :
    • Kyoto Protokolü'nün, tercihan Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı'nın 2002 yılında gerçekleşecek olan onuncu yıldönümünden önce yürürlüğe girmesi ve sera gazları üretiminde öngörülen azaltmanın gerçekleşmesi için her çabayı harcamaya;
    • Her tür ormanın işletilmesi, korunması ve sürdürülebilir biçimde geliştirilmesi için toplu çabalarımızı yoğunlaştırmaya;
    • Başta Afrika olmak üzere, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi ve Ciddi Kuraklık ve/veya Çölleşmeyle Karşı Karşıya Bulunan Ülkelerde Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi'nin eksiksiz uygulanması için yoğun çaba harcamaya;
    • Su kaynakları işletme stratejilerini bölgesel, ulusal ve yerel düzeylerde adil bir dağılım ve yeterli miktarda su sağlayacak biçimde geliğtirerek su kaynaklarının sürdürülemez biçimde kullanılmasına bir son verilmesini sağlamaya;
    • Doğal afetlerin ve insanın neden olduğu afetlerin sayısını ve etkilerini azaltmak üzere işbirliğini yoğunlaştırmaya;
    • İnsan genine ilişkin bilgiye karşılıksız ulaşılmasını sağlamaya








  3. 3
    hades_seçil
    Üye
    ULUSLARARASI ÇEVRE SÖZLEŞMELERİ

    Türkiye’nin İmzalayıp Onayladığı Uluslararası Çevre Sözleşmeleri

    Paris
    Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme(R.G. 14.2.1983)

    "Kültürel ve doğal mirasın herhangi bir parçasının bozulmasının veya yok olmasının, bütün dünya milletlerinin mirası için zararlı bir yoksullaştırma teşkil" edeceğini diyerek varsayarak, "daimi bir temel üzerine ve modern bilimsel yöntemlere uygun olarak,istisnai değerdeki kültürel ve doğal mirasın kolektif korunmasına matuf etkin bir sistemi kuran yeni hükümleri, bir sözleşme biçiminde kabulünün zorunlu olduğunu" söylüyor.

    1985 - Granada
    Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi(R.G. 22.7.1989)

    Avrupa Konseyi üye devletler tarafından imzalanan bu sözleşme, mimari mirasın, Avrupa kültür mirasının zenginliği ve çeşitlerinin eşsiz bir ifadesi, geçmişimizin değer biçilmez bir tanığı olduğunu ve bütün Avrupalıların bir ortak mirasını oluşturduğunu kabul ederek,mimari mirasın tanımlanması, korunacak varlıkların tespiti, yasal koruma işlemleri, koruma politikaları ve yasal yaptırımları belirlemektedir.

    1979 - Bern
    Avrupa'nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi (BernSözleşmesi)(R.G. 20.2.1994)

    Avrupa Konseyi'ne üye devletlerin imzaladığı bu sözleşme, yabani flora ve faunayı ve bunların yaşama ortamlarını muhafaza etmek, özellikle birden fazla devletin işbirliğini gerektirenlerin muhafazasını sağlamayı amaçlıyor. Sözleşmenin eklerinde kesin olarak koruma altına alınan flora ve fauna türleri ve yasaklanan av metot ve araçları ile diğer yasak işletme şekilleri yer alıyor.

    1971
    Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Sözleşmesi - RAMSAR Sözleşmesi R.G. 15.3.94)

    1971 yılında İran'ın Ramsar kentinde kabul edilen bu sözleşme, özellikle su kuşlarının yaşama ve üreme alanları için büyük öneme sahip olan sulak alanların korunmasını öngörüyor. Sözleşmenin ana amacı "sulak alanların ekonomik, kültürel, bilimsel ve rekreasyon el olarak büyük bir kaynak teşkil ettiği ve kaybedilmeleri halinde bir daha geri getirilmeyeceği" olarak belirtiliyor
    1973
    Denizlerin Gemiler Tarafından Kirletilmenin Önlenmesine Ait Sözleşme - MARPOL Sözleşmesi (R.G. 24.6.1990)

    Bu sözleşme petrol ve zararlı maddelerle deniz çevresinin kasıtlı olarak kirlenmesinin tamamen ortadan kaldırılmasını ve bu maddelerin bir kaza neticesinde denize boşaltımını en aza indirmeyi hedefleyerek, dünya denizlerini korumayı öngörüyor. Sözleşmeye 1978 yılında eklenen ve "gemilerin, özellikle petrol tankerlerin sebep olduğu deniz kirlenmesinin önlenmesi ve kontrolü yöntemlerinin daha geliştirilmesi ihtiyacı"nı saptayarak, Protokol ile genişletildi.

    1985 - Viyana
    Ozon Tabakasının Korunması Sözleşmesi(R.G. 8.9.1990)

    Sözleşme, gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçlarını ve özel koşullarını göz önünde bulundurarak, "ozon tabakasını beşeri faaliyetlerin yol açtığı değişikliklerden korumak için alınacak önlemlerin uluslararası işbirliğini ve eylemi gerektirdiğinin ve ilgili bilimsel ve teknik görüşlere dayanması" gerektiğini varsayarak kabul edilmiştir.

    1987 - Montreal
    Ozon Tabakasını İncelten Maddeler Protokolü (R.G. 9.8.1990)

    Viyana sözleşmesine ek olarak düzenlenen Protokol'de ozon tabakasını incelten maddelerin tanımlanması ve yayılmalarının azaltılması ve kontrol altına alınması hedefleniyor.

    1989 - Basel
    Tehlikeli Atıkların Sınırlar ötesi Taşınımının ve Bertarafının Kontrolüne İlişkin Sözleşme (R.G. 15.5.1994)

    Sözleşme, tehlikeli atıklarla diğer atıkların giderek artan oluşumunu ve bunların sınır ötesi taşınımının insan sağlığı ve çevre için büyük bir tehdit oluşturduğunu kabul ederek ve bu tehlikelerden korumanın en etkin yolunun atıkların oluşumunu miktar ve tehlike potansiyeli açısından asgari düzeye indirmek için düzenlenmiştir.

    1976 - Barselona
    Akdeniz'in Kirlenmesine Karşı Sözleşme (Barselona Sözleşmesi) (R.G. 12.6.1981)

    Sözleşme, Akdeniz'i ortak bir miras olarak kabul ederek ve bu konudaki mevcut uluslararası sözleşmelerinin, deniz kirlenmesinin bütün boyutlarını ve kaynaklarını kapsamadığını ve Akdeniz bölgesinin özel ihtiyaçlarına cevap vermediğini belirterek, "günümüzdeki ve gelecekteki nesillerin istifadesi için korunmasını" hedefliyor.

    1973 – Washington
    Nesli Tehlikede Olan Yabani Bitki ve Hayvan Türlerinin Ticaretinin Düzenlemesine Dair Sözleşme (CITES Sözleşmesi) (R.G. 27.9.94)

    CITES, dünyanın küresel yabani bitki ve hayvan ticaretini kontrol eden veya engelleyen en büyük uluslararası sözleşmesidir. Sözleşmeyi yüzden fazla ülke imzalayıp onaylamıştır.Tehlikede olan veya ticareti yasaklanan bitki ve hayvan türlerinin listesi sözleşmenin eklerinde yer almaktadır. CITES, dünyanın en etkin ve başarılı doğal varlıkları koruma sözleşmesi olarak da bilinmektedir

    1992 – Bükreş Karadeniz'in Kirlenmesine Karşı Korunması Sözleşmesi ve Protokolleri (R.G. 6.3.1994)

    Sözleşme, Karadeniz'in deniz çevresinin korunması, canlı kaynaklarının muhafazası ve kirlenmeye karşı korunmasını hedeflemektedir. Karadeniz'in doğal kaynaklarının ve sunduğu imkanlarının öncelikle Karadeniz ülkelerinin ortak çabaları ile korunması gerektiğini belirten sözleşme, Karadeniz'de deniz çevresinin kirliliğinin başta nehirler yoluyla olmak üzere Avrupa'da bulunan diğer ülkelerdeki kara kökenli kirleticilerden de kaynaklandığını vurguluyor.

    1992
    Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (Rio Konferansı) (R.G. 27.12.1996)

    Brezilya'nın Rio de Janiero kentinde gerçekleştirilen ve dünyanın en büyük çevre konferansı olarak bilinen 1992 Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı'ndan çıkan üç ana sözleşmeden biri olan Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'nin amacı: "ilgili hükümleri uyarınca takip edilecek amaçları, biyolojik çeşitliliğin korunması; bu çeşitliliğin unsurlarının sürdürülebilir kullanımı; genetik kaynaklar ve teknoloji üzerinde sahip olunan bütün hakları dikkate almak kaydıyla, bu kaynaklara gereğince erişimin ve ilgili teknolojilerin gereğince transferin sağlanması ve uygun finansmanın tedariki de dahil
    olmak üzere, genetik kaynakların kullanımından doğan yararların adil ve hakkaniyete uygun paylaşımıdır."

    1994
    Özellikle Afrika'da Ciddi Kuraklık ve/veya Çölleşmeye Maruz Ülkelerde Çölleşme ile Mücadele için Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (UNCDD) Şubat 1998

    Rio Konferansı'nın üç sözleşmesinden biri olan Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi Türkiye tarafından Şubat 1998 yılında TBMM tarafından onaylandı. Sözleşme, çölleşme ve kuraklık sorunların küresel bir nitelik taşıdığı, dünyanın bütün bölgelerini etkilediğini ve çölleşmeyle mücadele ve/veya kuraklığın etkilerini hafifletmek için uluslararası topluluğun ortak eylemini öngörüyor. Türkiye, Yunanistan, Portekiz, İspanya ve İtalya'yla birlikte, aynı bölge koşulları paylaştığı için, sözleşmenin 4. bölgesel uygulama ek'inde yer almaktadır.


    Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi

    Anlaşmanın tarihçesi


    Çölleşmeye karşı ilk uluslararası planlı mücadele 1968-74 seneleri arasında Sahel Çölü'nde meydana gelmiş ve 20.000 kişinin ve milyonlarca baş hayvanın ölmesine neden olmuş olan kuraklık ve açlık olaylarından sonra başlamıştır. BM Sudan-Sahel Bürosu, Batı Afrika'daki kuraklık tehlikesi altında bulunan dokuz devlete yardım amacıyla 1973 senesinde kurulumuş faaliyetleri yaygınlaştırmıştır. Sağlanan destek Büyük Sahra'nın güneyinde ve Ekvator’un kuzeyinde yer alan 22 devleti kapsayacak bir büyüklüğe ulaşmıştır. Aynı süre zarfında Afrika'da yerel organizasyonlar da oluşturulmuştur.
    Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (International Fund for Agricultural Development) çok zarara neden olan başka bir kuraklığı takiben 1985 senesinde Kuraklık ve Çölleşmeden Etkilenen Sahra'nın Güneyindeki Ülkeler için Özel Programı'nı (Special Program for Sub Saharan Countries Affected by Drought and Desertification) devreye sokulmuştur. Fon, 400 milyon dolarlık yardım sağlamış ve diğer kuruluşlardan elde edilen 350 milyon dolarlık bir destek sayesinde 25 ülkedeki 45 projeye kaynak sağlanmıştır. BM, küresel anlamda bu konu 1977 senesinde Nairobi'de yapılmış olan BM Çölleşme Konferansı'nda (UN Conference ın Desertification) ele almış ve bu konuyu bütün dünyanın ekonomik, sosyal ve çevre yapısını değiştirebilecek bir sorun olarak tanıtmıştır. Bunun bir sonucu olarak hem ilgili ülkelerin sorunlarını çözebilmeye yardımcı olmak, hem de uluslararası kuruluşlardan yardım alabilmelerini temin etmek amacıyla bazı kurallar ve önerilerden oluşan Çölleşme ile Mücadele Planı (Plan of Action to Combat Desertification) ortaya çıkmıştır. Genel olarak bu planına eklenebilecek yeni maddelerin olmadığı 1990 senesinde yapılan bir inceleme, ileri sürülen ilkelerin geçerliliklerini hala koruduklarını göstermiştir ve uygulamaların beklenenlerin çok gerisinde kaldığı tespit edilmiştir. Anlaşmanın başlangıç bölümünde Çölleşme ile Mücadele Planı'nın uygulaması bağlamında devletlerin ve uluslararası kuruluşların çölleşme ile mücadele ve kuraklığın etkilerini azaltma konularındaki geçmiş çabaları ve deneyimleri göz önüne alınmaktadır. Fakat, aynı zamanda, "Bu çabalara rağmen kayda değer bir gelişme sağlanamadığı" vurgulanmaktadır. Buna ilaveten "Sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde bütün seviyelerde yeni ve daha etkin bir yaklaşımın gerekli olduğunu" vurgulamaktadır.
    Afrika devletleri tarafından yönlendirilen kalkınmakta olan devletler, 1992 yılında yapılmış olan Dünya Zirvesi'nde çölleşmeye gereken önemin verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bir hayli tartışmalı bir pazarlık devresinden sonra dünya liderleri bir Uluslararası Hazırlık Komitesi (Inter-Governmental Negotiation Committee) teşkil edilmesi ve bu komitenin Haziran 1994 tarihine kadar hukuken bağlayıcı bir belge hazırlaması konusunun Gündem 21'e dahil edilerek, BM Genel Oturumu'na sunulmasına razı olmuşlardır. Nairobi, Cenevre, New York ve Paris'te sürdürülen hararetli tartışmalardan ve gözlemcilerin beklentilerinin tam aksine, tam ismi "Ciddi Kuraklık ve/veya Çölleşme
    Tehlikesi ile Karşı Karşıya Olan Ülkelerde Çölleşme ile Mücadele Anlaşması" (The Convention to Combat Desertification, in Countries Experiencing Serious Drought and/or Desertification, Particularly in Africa) olan bir belge, önerilen takvime uygun olarak 17 Haziran 1994 tarihine kadar 104 ülke bunu imzalamıştır. Kalkınmış ve kalkınmakta olan ülkelerin çölleşme ile mcadele edebilmek için küresel anlamda işbirliğine gitmelerinin önemini vurgulayan bu anlaşma, hukuken bağlayıcı olma niteliğiyle bu krizi çözümlemek için atılmış önceki adımlardan çok farklıdır. Kabul eden ülkelerin bunu uygulamaları gerekmektedir. Uluslararası çevre koruma anlaşmalarından ayrı olarak ülkelerin, özellikle bu mücadelenin verilmesi gereken yerel seviyelerde somut önlemler almalarını öngörmekte ve uygulama ile gelişmeleri takip için gereken mekanizmaların yerine oturtulmasına büyük önem vermektedir. Sonuçlandığı zaman bu anlaşma, Dünya Zirvesi'ni takip eden olaylar zinciri arasında, Rio'nun ruhunu yeryüzünde tam manasıyla hayata geçirenlerden birisi olacak.

    Anlaşmanın ilkeleri

    Anlaşma, çölleşme ve uluslararası çevre korunması yasalarını bir bütün olarak ele almakta ve bunu da yeni bir yaklaşımla gerçekleştirmektedir. Ülke yönetimleri, uluslararası kuruluşlar ve kalkınma uzmanları ile bölge insanları arasında yeni bir işbirliği yaratacak şekilde tasarlanmıştır. 40 madde ve dört ekten (Anlaşmanın Afrika, Asya, Latin Amerika ve Karaibler ile Kuzey Akdeniz bölgelerindeki uygulaması ile ilgili) oluşan bu anlaşmanın sürekli olarak tekrar edilen amacı "çölleşme ile mücadele ve kuraklığın etkilerini azaltmaktır". En sorunlu bölge olan Afrika'ya öncelik verilmektedir. Anlaşmanın metnini hazırlamış olan Uluslar arası Hazırlık Komitesi (Intergovernmental Negotiating Committee) yaptığı toplantılardan birinde daha anlaşma uygulamaya konmadan Afrika'ya öncelik verilmesi teklifini benimsemiştir. Ayrıca etkilenmiş olan Afrika devletlerine birer proje hazırlamaları ve yardım sağlayacak devletlere de bu projeleri desteklemeleri için çağrıda bulunmuştur. Anlaşma, uluslararası çevre koruma yasalarında ilk defa olarak demokratik ve aşağıdan yukarıya doğru bir yaklaşım sergilemektedir. Çölleşmeden en fazla zarar gören insanların yaşamakta oldukları çevrenin ne kadar dayanıksız olduğunu bilenlerin görüşlerinin alınması gerektiğini ve kendi hayatlarını etkileyecek kararlarda söz hakkı olması gerektiğinin özellikle altını çizmektedir. Anlaşmanın ilk prensibi tarafların, "projelerin tasarımı ve uygulaması ile ilgili kararlara bölge halkının katkıda bulunmasının sağlanması ve daha yüksek seviyelerdeki eylemleri destekleyecek iş bitirici bir ortamı hazırlamalarının" gerekliliği vurgulanmaktadır. Aynı işin birkaç defa yapılmasının önlenmesi ve yardımı alanlarla verenler arasındaki ilişkilerdeki tek taraflılıktan kurtulmak amacı ile, uluslararası işbirliği ve koordinasyonu vurgulayan ikinci prensip de yeni bazı adımlar atmaktır. Anlaşma, "Uluslar arası dayanışma ve işbirliği esasları çerçevesinde taraflar arasında yöresel, bölgesel ve uluslararası düzeylerde işbirliği ve koordinasyon arttırılmalı ve gereken yerlerde finansal, insani, kurumsal ve teknik kaynaklar devreye sokulmalıdır" demektedir. Anlaşmanın üçüncü prensibi, ortaklık kavramını, etkilenen ülkeler arasındaki işbirliği haline dönüştürmekte ve bunu yaparken de bölgede yaşayanların ve toplumların dikkate alınmasını vurgulamaktadır. "Etkilenen alanlardaki toprak ile kıt su kaynaklarının özellikleri ve değerini daha iyi anlamak ve bunlardan sürdürülebilir bir şekilde yararlanabilmek için taraflar, devletler, toplumlar, sivil toplum örgütleri ve arazi sahipleri arasında, bir ortaklık çerçevesinde işbirliğini geliştirmelidir" şeklinde belirtilmiştir. Dördüncü ve sonuncu prensip, "Taraflar, etkilenen devletlerin özel ihtiyaç ve şartlarını göz önüne alacaklardır. Bunlar arasında en az gelişmiş olanlara özen göstereceklerdir" demektedir.







  4. 4
    Ziyaretçi
    teşekkürler aradığımı buldum saolun :):):):):):):):):)))))) -_-

+ Yorum Gönder
çevre koruma bildirisi,  çevre koruma bildirisi maddeleri,  çevre koruma bildirgesi,  çevre koruma bildirisi nedir,  ÇEVRE KORUMA BİLDİRİSİ
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi