Atatürk tarihe verdiği önem maddeler halinde

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Atatürk tarihe verdiği önem maddeler halinde ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Atatürk tarihe verdiği önem maddeler halinde





  2. 2
    Forumacil
    Özel Üye





    Cevap: atatürk tarihe verdiği önem maddeler halinde

    Tarih milletlerin dolayısıyla insanlığın hafızasıdır. İnsanoğlunun bütün faaliyetleri tarihin konusu içerisine girer. “ Tarih ilmi insanların zaman ve mekân çerçevesinde husule getirdikleri tekâmül hâdiselerini bunların şuursuz iptidaî hallerinde tabiat eserleri yahut mâşeri bir vücudun fertleri ve toplulukları sıfatıyla yaptıkları fiillerinde tecelli eylemeleri itibariyle ; ve mâşeri hayatında mevzuu bahis ayrı hallerde rol ve ehemmiyetleri tayin ve tesbit edilen psikofizik âmillerin teşkil ettiği illî bağlılıklar çerçevesinde tetkik tasvir eder.”

    Tarih bize geçmişteki olayların nasıl cereyan ettiğini öğreterek hali dolayısıyla kendimizi ve insanlığı tanıtır böylece geleceğin nasıl olabileceğine dair ipuçları verir. Tarih öğretimi “yurt sevgisinin beslenmesine yarayan en mühim amildir.” Tarih ilmi kişiye içinde yaşadığı toplum ile canlı irtibatı olmazsa bir hiç olduğu gerçeğini telkin eder.

    Tarih insanlara sağladığı ahlakî faydanın yanında pratik faydalar da temin eder. İnsanlar tarih sayesinde kendi tecrübelerinin yanında önceki nesillerinkinden de faydalanırlar. “Bir insan kendi hayatının sonlarına doğru nasıl bir kıymet teşkil ediyorsa tekmil beşeriyetin tarihinden elde edilmiş tecrübelerden istifade eden insaniyet de böyledir.” Bu tecrübe aynı zamanda “çağdaş değerlerin daha iyi takdir edilmesine imkân sağlar.”

    Kısacası “Tarih ilminin kıymet ve mahiyetini anlayan onu rasyonel ve metodik bir surette vesaik üzerinde işleyip bu yolda kendi mesaisini diğer milletlere de tanıtabilen milletler reşid ve olgun milletlerdir.Tarih tetkikinde kemale ermek milletlerin ve cemiyetlerin kemalini ölçmekte mi’yar olmuştur.”

    Tarihe baktığımız zaman tarih şuuru dolayısıyla millî şuurun zayıf olduğu dönemlerde hem siyasî hem de sosyal alanlarda meselelerin hat safhaya çıktığını görüyoruz. Tarih şuuru olmayan aydın ve devlet ricali varlık sebebi olan milletine yabancılaşmış başka kültürlerin dolayısıyla milletlerin etkisine girmiş kendisine güven duygusunu kaybetmiştir. Kendisine güven duygusunu kaybeden aydının milletine hizmet etmesi yol göstermesi mümkün değildir.

    a. Atatürk’ün Tarih Görüşü ve Türk Tarihi
    Tarihimiz insanlık tarihi kadar eski olmasına rağmen Atatürk’e kadar gerektiği gibi araştırılıp ortaya konulamamıştır. Osmanlı döneminde diğer birçok sosyal ilimlerde olduğu gibi tarihte de yeterli gelişme olmamıştır. Tarihimiz gerektiği gibi araştırılıp öğretilemediği için insanımıza tarih şuuru da verilememiştir. Bu ise hızla ilerleyen ve bu gelişmeyi geri kalmış toplumları ezmek için kullanan Batılı toplumlar karşısında bir eziklik kendisine güvensizlik yaratmıştır. Oysa Batı dünyası aynı dönemlerde Türk devletini milletini ve ülkesini hedef alan yoğun bir karalama kampanyasına girişmiştir.
    Batılılara göre; Türkler medenî kabiliyete sahip değillerdir. Medenî olamadıkları gibi medeniyet düşmanıdırlar. Sarı ırka mensup olan Türkler fethettikleri yerlerdeki medeniyetleri yıkmışlardır. Ayrıca Türklerin yaşadıkları topraklar kendilerine ait değildir.

    Batının önyargılarla ileri sürdüğü bu iddiaların bir kısmı ülkemizde de tesirini göstermiştir. “Türkiye’de tarih araştırmaları gelişmiş bulunmadığı ve tarih yazarlarımızdan büyük bir kısmı Avrupa tarihlerinden tercümeler yaparak Tarih kitabı yazdıkları için Türklerin ikinci nevi bir insan tipi olduğu yolundaki yanlış bilgiler memleketimizi de istila etmiş bulunuyordu.” Bu önyargılı iddialara cevap verebilmek söz konusu görüşlerin yarattığı olumsuzlukları ortadan kaldırabilmek için tarihimizin en ince ayrıntılarına kadar araştırılması ve öğretilmesi lâzımdır.
    Tabii ki Atatürk millî tarihimizin araştırılıp öğretilmesine sadece söz konusu iddialara cevap vermek amacıyla önem vermiş değildir. Millî heyecanın ancak millî tarih şuuru ile kuvvetlenebileceğini bilen Atatürk “iktisadî ve siyasî istiklâle kavuşturduğu milletini manevî istiklâle de kavuşturmak için bu memlekette tarih araştırmalarının gelişmesine büyük önem” vermiştir.

    Atatürk son yüzyıllarda Türk milletinin geçirdiği badireler sonucunda oluşan kendine güvensizlik duygusunu ortadan kaldırmanın yegane yolu olarak millî tarih şuurunun canlandırılması gerektiğini “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.”
    “Türk kabiliyet ve kudretinin tarihteki başarıları meydana çıktıkça büsbütün Türk çocukları kendileri için lâzım gelen hamle kaynağını o tarihte bulabileceklerdir. Bu tarihten Türk çocukları istiklâl fikrini kazanacaklar o büyük başarıları düşünecekler harikalar yaratan adamları öğrenecekler kendilerinin aynı kandan olduklarını düşünecekler ve bu kabiliyetle kimseye boyun eğmeyeceklerdir.” sözleriyle ortaya koymuştur.

    Atatürk ilmî esaslara göre Türk Tarihinin araştırılması ve ortaya çıkan sonuçların öğretilmesi çalışmalarını bizzat başlatmıştır. “Atatürk’ün bu çalışmaları üç noktaya yönelmiştir. Birincisi Türk ve Dünya tarihini eski yanlış ideolojik yaklaşımlardan kurtarmak. İkincisi dünya medeniyetine Türk medeniyetinin yapmış olduğu katkıları ortaya çıkarmak. Üçüncüsü ise Türk tarihini ilmî metotlarla modern orijinal bir tarih haline getirmektir.” Araştırma yapılırken gerçeklere riayet edilmesi gerektiğini; “Tarih yazmak tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir mahiyet alır” sözleriyle belirtmiştir.

    Atatürk’ün Türk Tarih aaai’nde araştırılmasını işaret ettiği hususlar şunlardır :
    1. Türkler brakisefal ve beyaz ırktandır. Beyaz ırkın anayurdu ise Orta Asya’dır.
    Orta Asya medeniyetin beşiğidir. Medeniyet ilk olarak Orta Asya’da ortaya çıkmış ve dünyayı etkilemiştir. “Büyük Devletler kuran ecdadımız büyük ve şumüllü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak tetkik etmek Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur.”
    2. Türkiye’nin en eski halkı kimlerdir ? Burada ilk medeniyet kimler tarafından kurulmuştur ?
    3. Türklerin İslâm Tarihi ve Medeniyetine katkıları nelerdir ?
    4. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu ile ilgili iddialar araştırılıp hakikat ortaya çıkarılmalıdır.
    Bu konularda ilmî metotlarla araştırma yapmak araştırmaları organize etmek üzere Türk Tarihini Tetkik Cemiyeti kurulmuştur. Atatürk Türk Tarihi’nin araştırılması ve yazılmasının bir müessese tarafından yürütülmesini istediği için 23 Nisan 1930 tarihinde toplanan Türk Ocakları’nın 6. Kurultayında Ocak kanununa “Türk tarih ve medeniyetini ilmî bir surette tetkik ve tetebbu eylemek vazifesiyle mükellef olmak üzere bir Türk Tarih Heyeti teşkil eder” ifadesini ekletmiştir. 15 Nisan 1931 tarihinde ise 3 Ekim 1935’te Türk Tarih Kurumu adını alacak olan Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti kurulmuştur. Cemiyete Atatürk’ün Türk Tarih aaainde işaret ettiği konuları araştırma görevi verilmiştir.

    b. I.Türk Tarih Kongresine Göre Tarih Öğretimi
    Tarih aaaindeki konularda araştırma yapmak ortaya çıkan sonuçları yayınlamak üzere Türk Tarih Kurumu’nun kurulup çalışmalarına başlamasından sonra 2-11 Temmuz 1932 tarihinde tarih araştırmalarında ve öğretiminde takip edilecek metodun tartışıldığı I. Türk Tarih Kongresi yapılmıştır.

    Kongrenin açılış konuşmasını Maarif Vekili Esat Bey yapmış tarih öğretiminin önemi Cumhuriyete kadarki tarih öğretimimiz ve kongrenin amaçları hakkında değerlendirmelerde bulunmuştur. Kongrenin amacı ; okullarda ilk defa okutulmaya başlanan dört ciltlik yeni tarih kitabı ile ilgili uygulamaları değerlendirmek gelecek yıllarda tarih öğretiminde birliği sağlamaktır. “Bu kongreden alacağımız müspet neticelerden Türkiye Cumhuriyeti dahilinde her neviden ve her dereceden bütün mekteplerde ve ilim müesseselerimizde tarih tedrisatı için birlik ve yüksek verim itibariyle en basit en kolay ve en faydalı yolu göstermesini teemmül ediyoruz. Şüphe yoktur ki millî hars bu suretle kuvvet ve inkişaf bulur.” Vasıf Bey konuşmasının sonunda tarih öğretiminin faydalarından da bahsederek kongreye katılan tarih öğretmenlerine yol göstermiştir. “Ana baba ocağında olduğu gibi mektep sıralarında da çocuklarımızın dimağlarında ve kalplerinde sarsılmaz bir kanaat ve iman halinde yerleşmesi lâzım gelen Cumhuriyet devri ahlâk ve terbiye telâkkilerinin ve Cumhuriyet sistemimiz esaslarının derin ve şerefli mazimizden kök ve kuvvet aldığını ve ahlâk ve terbiyede millî his millî ahlâk millî terbiyenin ve Cumhuriyet sistemimizde millî vahdet ve millî hakimiyetin ve ferdî hak ve hürriyetin esas teşkil eylediğini bu vesile ile de tekrarlamak isterim. Bunlar bizim medenî esaslarla daima tenmiye ve takviye edeceğimiz millî ve tarihî seciyelerimizdir.”

    Kongrede Afet Hanım “Tarihten Evvel ve tarih Fecrinde” başlıklı konuşmayı yapmıştır.Afet Hanım konuşmasında okullarda okutulmaya başlayan dört ciltlik tarih kitabının birinci cildindeki konular üzerinde durmuş Orta Asya’nın otokton halkının kim olduğu ve bu halkın medeniyete katkıları nelerdir sorularına cevaplar aramıştır. Batılı araştırmacıların Orta Asya’nın otokton halkının Türkler olduğu gerçeğini görmemezlikten gelmelerini tenkit eden konuşmacı bu tür çalışmaların amacının “dünyaya yayılan o medenî kütlelerinin öz anası olan asıl ırkı büyük Türk ailesini unutmak ve unutturmaya” çalışmak olduğu ve “Türk ırkı anayurtlarında yüksek kültür mertebesine varırken” Avrupa halkının vahşi ve tamamen cahil bir hayat yaşadığı gerçeğini ifade etmiştir.
    Türk Tarihinin ilk dönemlerine ait konuşmalardan birini de Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti Umumî Kâtibi Dr. Reşit Galip Bey yapmıştır.

    Konuşmasına millî tarihimizin son yıllara kadar ihmal edilmesi ve bunun doğurduğu sonuçları izah ederek başlayan Reşit Bey Alpli diye adlandırdığı Türk ırkının özelliklerini şu sözlerle belirtmiştir: “Bütün bu tipler içinde ve bütün tarih imtidadınca her gittiği yerde ergeç hâkimiyetini kurarak münevver ve mütefekkir beşeriyetin bugün dahi hayranlığı gittikçe artan bir ruh ile gittikçe derinleşen bir hürmet ve tazim ile tetkik ve temaşa ettiği büyük medeniyetleri yaratmış olanlar muasır âlimlerin Alplılar ve bizim daha doğru olarak (Ata Türkler) diye andığımız insanlar yani kudret ve kabiliyet kaynağı harikalı soyun evlâtlarıdır.”
    Reşit Bey’e göre Türklerin dışındaki ırklar kendi başlarına değil Türklerle temasa geldikten sonra medenî mahsuller verebilmişlerdir. Mezopotamya medeniyetinin yerli sayılması imkânsızdır. Bu medeniyetin Samî olmayan Orta Asya’dan gelen bir ırka aittir. Mezopotamya medeniyetin temsilcisi olan Sümerler Türk ırkındandır.

    Türk milletinin gerek İslâm Medeniyetine gerekse dünya medeniyetine katkılarını ele alan konuşmalardan birini de Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti üyelerinden Şemsettin Bey yapmıştır. Konuşmasının başında Türkler ve Türk Tarihi hususlarındaki yanlış kanaatlere temas ettikten sonra Leon Kahon’un “Eğer Türklerin himmeti olmasaydı İslâm medeniyeti o kadar itilâ etmez o derece vasî iklimlere dağılamazdı” şeklindeki haklı tespitini “Eğer Türkler İslâm camiasına girmemiş olsalardı İslâm medeniyeti denilen medeniyet vücut bulmaz o derece inkişaf etmez o derece vâsi iklimlere dağılmazdı” şeklinde değiştirerek ifade etmiştir.

    Türklerin bilhassa Ebu Müslim’den itibaren İslâm dünyasına ve medeniyetine önemli hizmetlerde bulunduklarını geniş şekilde izah eden Şemsettin Bey bu gelişmelerin Batı medeniyetini de etkilediğini ifade etmiştir. Konuşmasının sonunda yeni nesillerin tarihimizden ilham almaları tarihimizin bu ilhamı verecek şekilde öğretilmesi gereğini şu sözlerle belirtmiştir:
    “Bu velût ve mütekâmil dimağlara varis olan bir millet çocuklarının harikalar yaratmağa namzet olduklarına hiç şüphe edilir mi ? Elverir ki kafaları irfan ve kültür kaynağı olan atalarımız gibi; ilmî metodlara tevfikan sarsılmaz bir imanla irfan dünyasını fethe azmetmiş olalım.
    Dün ümitsiz ve perişan Türk’e ‘Toplan yürü zafer ve istiklâl senindir’ diyen lâhutî ses bugün de bize ve yarınki nesle ‘Mazini hatırla ! Beşeriyete nurlar saçan medeniyeti yaratanlar senin atalarındır.Yürü senin olan irfan iklimlerini tekrar zaptet !’ emrini veriyor”

    Tarih Metodolojisi ve Tarih Öğretimi açısından Sadri Maksudi Bey’in yapmış olduğu konuşma da çok önemlidir. Konuşmada tarih telâkkileri üzerinde tek tek durulmuş ve “Bugüne kadar muhtelif mütefekkir ve sosyologlar tarafından beşeriyetin içtimaî hayatında ve tarihî inkişafında müessir oldukları ileri sürülmüş âmiller” şöyle sıralanmıştır: Fizikî coğrafî ruhî iktisadî büyük idealler büyük şahsiyetler halk ve fütuhat gibi amiller.
    Yukarda bahsedilen amiller tek tek incelendikten sonra şu sonuca varılıyor:
    1. Tarihî olaylar tek bir sebep ile izah edilemezler.
    2. Tarihin en önemli amilleri; fizikî ve coğrafî amiller büyük mefkûreler icat ve taklit iktisadî amiller ve büyük şahsiyetlerdir.
    3. “İktisadî âmil mühim âmillerden biridir. Fakat içtimaî hayatta yegâne âmil değildir. Maddiyeti tarihiye nazariyesinin ilmî esasları sarsılmıştır.”
    4. “Bidayette beşeriyet hayatında bilhassa fizik âmiller müessir olmuştur. Beşeriyet inkişaf ettikçe içtimaî hayatta manevî âmillerin mefkûrelerin rolü ziyadeleşmiştir.”
    5. “Münkeşif beşeriyet içinde en mühim âmil mefkûredir.İdealdir. Manevî âmillerdir.”
    6. Tarihin en mühim amillerinden biri de büyük şahsiyetlerdir. Büyük şahsiyet yeni mefkûreler ileri süren kişidir.

    Birinci Türk Tarih Kongresinde Tarih Metodolojisi ve Tarih Öğretimi konularında son olarak Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti Başkanı Yusuf Akçura bir konuşma yapmıştır. I. Meşrutiyet Döneminde tarih öğretiminde ciddi eksikliklerin ve sıkıntıların olduğunu belirttikten sonra II. Meşrutiyet ile okullarda serbestçe tarih okutulma imkanının doğduğunu ifade etmiştir.
    Hatip konuşmasının devamında Tanzimat döneminde yazılan tarih kitaplarını değerlendirmiştir. “Bu devirde Türkçe yazılan daha doğrusu Türkçe’ye tercüme olunan umumî tarihlerde Fransız noktai nazarı tamamen hâkimdir.” Türkçülük fikri de bu dönemde tarih konusunda etkili olamamıştır. Edebiyat ve Edebiyat Tarihi ile bir dereceye kadar meşgul olmasına rağmen “umumî tarih ve Türk tarihiyle esaslı bir surette uğraşamadı. Hele mekteplerde okutulan umumî tarihlere hiçbir ciddî tesiri dokunamadı.”

    c. Ders Kitaplarına Göre Tarih Öğretimi
    Atatürk’ün direktifi ile okullarda okutulmak üzere dört ciltlik bir ders kitabı yazılmıştır. Söz konusu ders kitabı 1932 ders yılından itibaren okullarda okutulmuş ve baskısı bittikçe konulara yeni gelişmeler de ilave edilerek tekrar basılmıştır.
    “Atatürk devri gençliğinin sağlam bir millî şuurla yetişmesinde Türk tarih aaainin işlendiği bu kitapların okutulmasının büyük payı olmuştur.”
    Birinci cilt; Türklerin Anayurdu göçler ve sonuçları ile eski Çin Hint Mısır İran ve Anadolu Tarihlerini ele almaktadır.

    Tarih; ” insan cemiyetlerinin zaman ve mekân gösterilerek ve sahih olarak hayatını harsını tetkik ve nakleden bir ilimdir.” Tarih her ilim ve fenden faydalanmak mecburiyetindedir.
    Türklerin Anayurdu; Asya’dadır. “Asya Ege Denizinden Japon Denizine; Hint Denizinden Şimal Buz Denizine kadar uzanan ulu bir kara parçasıdır.” Türklerin anayurdu Orta Asya ilk medeniyetin beşiğidir.

    İkinci cilt ; Orta Asya ve Doğu Avrupa’daki Türk Devletleri İslâm Tarihi İlk Müslüman Türk Devletleri Büyük Selçuklu ve Türkiye Selçukluları tarihlerini ihtiva etmektedir.

    Büyük Selçuklu Devleti’nin Tarihteki Yeri :
    İlk Müslüman Türk Devletlerinden Karahanlılar ve Gazneliler daha ziyade kuruldukları bölgelerde etkili olmalarına rağmen Selçuklu Devleti kısa sürede Şarkî Türkelinden Marmara ve Akdeniz kıyılarına Kafkasya’dan Hint Denizi’ne kadar büyük bir Müslüman Türk Devleti şeklinde ortaya çıkmıştır.

    Bu dönemde İslâm dünyası mezhep anlaşmazlıkları dolayısıyla Bizans’ın saldırıları karşısında duramayacak kadar zayıflamıştır. Selçuklu Devleti’nin güçlenmesiyle İslâm dünyası da taze hayat bulmuştur. “Anadolu’nun Müslüman Türkler tarafından kat’î olarak fethi asırlarca süren Haçlılar hücumlarının akim kalması daha Müslümanlığın zuhûriyle başlayan eski İslâm-Hıristiyan mücadelesinin uzun bir zaman için Hıristiyanlığın mağlûbiyetiyle neticelenmesi demekti. İşte bu suretle büyük Selçuk İmparatorluğu’nun kuruluşu Ortazaman cihan tarihinin umumî cereyanı üzerinde şiddetle müessir olmuş büyük bir tarihî hâdisedir.”
    Üçüncü cilt ; Osmanlı Tarihidir. Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan yıkılışına kadar geniş şekilde ele almıştır.







  3. 3
    Ziyaretçi
    çok teşekkürler sizlere







+ Yorum Gönder
atatürkün tarihe verdiği önem maddeler halinde
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi