Sağlık hakkı nedir

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Sağlık hakkı nedir ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi


  2. 2
    Gülcan
    Usta Üye





    Cevap: sağlık hakkı nedir kısaca

    Sağlık Hakkı Nedir? Uluslararası Belgelerde Sağlık Hakkı
    1948'de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 25.maddesi;

    "1. Herkesin kendisinin ve ailesinin sağlık ve refahı için beslenme, giyim, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır. Herkes, işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ve kendi iradesi dışındaki koşullardan doğan geçim sıkıntısı durumunda güvenlik hakkına sahiptir.
    2. Anaların ve çocukların özel bakım ve yardım görme hakları vardır. Bütün çocuklar, evlilik içi veya evlilik dışı doğmuş olsunlar, aynı sosyal güvenceden yararlanırlar"

    diyerek en temel hak olan "yaşam hakkı" çerçevesinde SAĞLIK HAKKI'na yer vermiştir.
    Burada görüldüğü üzere sağlık hakkı ile sosyal güvenlik hakkı birarada düzenlenmiştir.

    İkinci önemli belge olarak kabul edebileceğimiz, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin bir devamı ve onu açımlayan bir belge niteliğinde olan ve devletlerin kabul ve imzasıyla o ülkeye ait bir "ulusal iç hukuk kuralı" haline gelmiş bulunan "Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi"(*) nin 12. maddesi de sağlık hakkını "Sağlık standardı hakkı" başlığı altında şöyle düzenlemiştir.

    "1. Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, herkesin mümkün olan en yüksek seviyede fiziksel ve ruhsal sağlık standartlarına sahip olma hakkını tanır.
    2. Bu Sözleşmeye Taraf Devletlerin bu hakkı tam olarak gerçekleştirmek amacıyla alacakları tedbirler, aşağıdakiler için de alınması gerekli tedbirleri içerir:
    a) Varolan doğum oranının ve bebek ölümlerinin düşürülmesi ile çocukların sağlıklı gelişmelerinin sağlanması;
    b) Çevre sağlığını ve sanayi temizliğini her yönüyle ileriye götürme;
    c) Salgın hastalıkların, yöresel hastalıkların, mesleki hastalıkların ve diğer hastalıkların önlenmesi, tedavisi ve kontrolü;
    d) Hastalık halinde her türlü sağlık hizmetinin ve bakımının sağlanması için gerekli şartların yaratılması."

    Görüleceği üzere bu düzenleme ile sağlık hakkı başlı başına bir hak olarak açıkça tanımlanmıştır.

    BM'nin sözleşmelerin nasıl yorumlanacağı konusunda zaman zaman "YORUM BEYANI" adı altında kararları vardır. 11.08.2000 tarihli ve E/C.12/2000/4 sayılı 14 nolu yorum beyanı da sağlık hakkı üzerinedir ve kapsamlı değerlendirmeler içermektedir.

    1965'te yürürlüğe giren Avrupa Sosyal Şartı'nda ise, 11. maddede ve "Sağlığın Korunması Hakkı" başlığı altında:

    "Akit Taraflar sağlığın korunması hakkının etkin biçimde kullanılmasını sağlamak üzere, ya doğrudan veya kamusal veya özel örgütlerle işbirliği içinde, diğer önlemlerin yanı sıra,
    1-Sağlığın bozulmasına yol açan nedenleri olabildiğince ortadan kaldırmak;
    2-Sağlığı geliştirmek ve sağlık konularında kişisel sorumluluğu artırmak üzere eğitim ve danışma kolaylıkları sağlamak;
    3-Salgın hastalıklarla yerleşik mevzii ve başka hastalıklar olabildiğince önlemek; üzere tasarlanmış uygun önlemler almayı taahhüt ederler." şeklinde bir düzenleme getirmiştir.

    Avrupa Sosyal Şartının öngördüğü denetim mekanizması çerçevesinde, 1994-1998 arası dönemi kapsayan 7. raporda Türkiye'nin, 11. madde belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmediği ve sözleşmeye uygun davranmadığı belirtilmiştir.

    Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi'nde ise 35. maddede ve "Sağlık Hizmetleri" başlığı altında:
    "Herkes, ulusal yasalar ve uygulamalarda belirtilen şartlar çerçevesinde koruyucu sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkına ve tıbbi tedaviden yararlanma hakkına sahiptir.
    Bütün Birlik politikaları ve faaliyetlerinin tanımlanmasında ve uygulanmasında yüksek düzeyde bir insan sağlığı koruması sağlanmalıdır."
    şeklinde düzenlenmiştir.

    ULUSAL DÜZENLEMELERDE SAĞLIK HAKKI

    Türk hukukunda sağlık hakkı anayasal düzeyde 1961 Anayasasına kadar kendisine yer bulamamıştır.
    1961 Anayasası'nin 49. maddesinde "devlet herkesin beden ve ruh sağlığı içinde yaşayabilmesini … sağlamakla ödevlidir" şeklinde sağlık hakkına devlet açısından pozitif yükümlülük doğuracak şekilde yer verilmiştir.

    Halen yürürlükte bulunan 1982 Anayasası tıpkı İnsan hakları Evrensel Bildirgesi'nde olduğu gibi "yaşam hakkı"nı temel alan bir düzenlemeyi 17. maddesinde yapmıştır.

    "Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz."

    Buna göre tüm yurttaşların yaşama hakları devlet güvencesi ve onun pozitif yükümlülüğü kapsamı içinde koruma altındadır.

    1982 Anayasası'nın 56. maddesinde "Sağlık Hizmetleri ve Çevrenin Korunması" başlığı altında:
    "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.
    Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.
    Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.
    Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir.
    Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir." denilmektedir.

    Anayasa'nın 17. maddesi'nde söz edilen "Yaşama hakkı"ndaki "yaşamak" yalnızca "canlılık özelliklerine sahip olmak" demek değildir. Bunun yanında bazı özellikleri, hatta koşul ve olanakları içerir ki bu da "sağlıklı yaşama hakkı"nı ortaya koyar.

    Dolayısıyla 17. madde, daha sonra gelen 56. maddeye göre daha önemli ve öncelikli olup, daha temel bir hakkı ortaya koymaktadır.

    Herhangi bir hakla ilgili olarak o hakları koyan ve koruyan otoritenin, yani "devlet"in, her hakla ilgili üç temel görevi vardır.

    Bunlardan ilki "dokunmama" görevidir. Burada temel haklar bağlamında insanların yaşamlarına ve yaşama haklarına devlet yukarıda da belirtildiği üzere "dokunamaz".

    Devletin ikinci sorumluluğu üçüncü kişiler ya da her türlü dış etkenden gelecek olan müdahale ve saldırılara karşı bu haklara "dokundurtmama" görevidir. Dolayısıyla yine aynı maddede söz edilen "koruma" görevini de bu bağlamda anlamak gerekir.

    Devletin "üçüncü görevi"de, bu haklardan yararlanılabilmesi için "bazı iş, görev ve eylemleri yapma, olanakları sağlama ve bazı hizmetleri yerine getirme sorumluluğu"dur.

    Bu bağlamda "sağlık hakkı"nın da en az iki bileşeni olduğu anlaşılmaktadır:

    Sağlıklı olma hakkı
    Sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı
    Anayasadaki "hiç kimsenin rızası dışında vücut bütünlüğüne dokunulamaması ve tıbbi deneylere tabi tutulamaması", kişilerin sağlıklı olma hakkı bir kamusal korumaya tabi olduklarını ortaya koymaktadır.

    Sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı, bir ekonomik ve sosyal haktır. Bu yönüyle kamuya ya da Anayasada geçen biçimiyle devlete belli yükümlülükler öngörür. Devlet bu ödevleri altına imza attığı "Ekonomik, Sosyal, Kültürel Haklar Sözleşmesi"nin de bir gereği olarak yerine getirmek ve herkesin sağlık hizmetlerinden yararlanması için gerekli tedbirleri almalı, kişilerin sağlık hizmetlerinden yararlanmasını sağlamak durumundadır.

    Bu yaklaşımı başta Anayasal denetim organı olan Anayasa Mahkemesi kararları başta olmak üzere çeşitli başka mevzuatta'da ortaya konulmuştur.

    Anayasa Mahkemesi'nin çeşitli kararlarında sağlık hakkına değinmiştir.

    Mahkeme bir kararında, sosyal güvenlik kapsamındaki kişilerin sağlık hakkı açısından eşit kapsamda olması gerektiğini vurgulamış ve bu durumu "kimselerin 'yaşama hakkı' bakımından birbirlerine bir üstünlük sağlamaması gerekir" şeklinde ifade etmiştir.

    Aynı kararında ayrıca "Kişinin yaşama hakkı, maddi ve manevi varlığını koruma hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez, vazgeçilmez temel haklardandır. Bu haklara karşı olan her türlü engelin ortadan kaldırılması da devlete ödev olarak verilmiştir. Güçsüzleri güçlüler karşısında koruyacak olan devlet, gerçek eşitliği sağlayacak, toplumsal dengeyi koruyacak, böylece gerçek hukuk devleti niteliğine ulaşacaktır" şeklindeki ifadesiyle yaşam hakkı dolayısıyla sağlık hakkının önemini vurgulamıştır.

    Mahkeme bir başka kararında ise "…kişilerin kutsal olan can ve sağlığının korunması en önemli bir ödev olarak Anayasa koyucu tarafından devlete verilmiş olup…" şeklindeki ifadesiyle, sağlık hakkının devletin yerine getirmesi gereken en önemli yükümlülüklerden biri olduğunu vurgulamıştır.

    Tüm bu neden ve gerekçelerle "yurttaşlık bağıyla" bu devlete bağlı olan herkesin, dahası İHEB gereği tüm insanların "insan olmaları sıfatıyla 'SAĞLIK HAKKI'na sahip oldukları" açıktır.

    (*)ESKHS Türkiye tarafından bazı maddelerine çekince konularak 2002 yılında kabul edilmiş ve Anayasa'nın 90. maddesinde 2004 yılında yapılan "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır" şeklindeki değişiklikle bir "iç hukuk kuralı yani yasa" hükmüne kavuşmuştur.







  3. 3
    Forumacil
    Özel Üye
    sağlık hakkı nedir kısaca



    sağlık hakkı nedir kısaca bilgi istiyorum



    En temel insan hakkı olan “yaşam hakkı”, devletin korumakla yükümlü olduğu hakların başında gelmektedir. Hiçbir sosyal gereksinimi karşılanmayan ve asgari standartlardan dahi yoksun bulunan birinin, insan onuruna yaraşır bir yaşama hakkından söz etmek mümkün olmayacaktır. Başka bir deyişle, devlet salt yaşam hakkını korumakla görevli iken, insan onuruna yakışır sağlıklı yaşama hakkını sağlamakla da yükümlüdür.

    Bu yaklaşımla sağlık hakkının, yaşama hakkının bir bütünleyicisi ve ayrılmaz parçası olduğunun kabulü gerekmektedir. Yaşama hakkı gibi sağlık hakkının sağlanması da devletin görevleri arasındadır. Anayasamızın 56. maddesinde yer alan; “Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla yükümlüdür” şeklindeki düzenleme ile bu görevin altı çizilmiştir.
    Devlet üzerine düşen bu yükümlüğü yerine getirmek için sağlık organizasyonunu yapmak, toplumun ve bireylerin sağlığını korumak, sağlığın bozulması durumlarında ise gerekli, yeterli ve nitelikli bir sağlık (iyileştirme) hizmetinin verilmesini sağlamak durumundadır. Bu noktada hekimlik mesleği (sanatı) ile onun yardımcısı durumundaki meslek mensuplarının önemi ortaya çıkmaktadır.

    Hakların karşısında sorumluluklar yer almaktadır. Bu bakış açısıyla sağlık hizmetleri değerlendirildiğinde; bir tarafta yaşama hakkının bütünleyicisi olarak sağlık hakkına sahip olan vatandaşlar, diğer tarafta ise bu hakkın yerine getirilmesinden sorumlu olan hekimler ve diğer sağlık personeli yer almaktadır.

    HAKLARIMIZ NELERDİR?

    Ülkemizde herkesin aşağıda sayılan hakları vardır.

    1- Tıbbi bakım hakkı
    2- Bilgilendirilme hakkı
    3- Onayının alınması hakkı
    4- Mahremiyet ve Özel Hayata Saygı hakkı
    5- Başvuru (şikayette bulunma) Hakkı

    Bir ülke vatandaşlarının tıbbi bakıma ulaşma imkanları yoksa, diğer haklardan da bahsedebilmek mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla, en temel insan haklarından biri olan ve sağlıklı yaşam hakkının bütünleyicisi durumundaki tıbbi bakıma ulaşma hakkı, hasta haklarının da temelini oluşturmaktadır. Bunun dışında soyut olarak bir takım haklardan bahsetmek, bir ülkede hasta haklarının yerleşmesi için yeterli değildir. Bu hakların fiilen uygulanması, ihlali halinde işleyecek başvuru ve şikayet mekanizmalarının geliştirilmesi ve böylelikle demokratik bir denetimin sağlanması gerekmektedir. Aksi durumda hasta haklarına ilişkin düzenlemeler, bir iyi niyet bildirisinden öteye gidemez ve pratiğe etkisi olamayan metinler haline dönüşürler. Özetle, hasta haklarının sağlık hizmeti sürecinde düzenleyici rol oynayabilmesi için, bu hakların ihlali durumunda hastaların ve yakınlarının başvuru mekanizmalarına sahip olmaları gereklidir.

    HAKLARIMIZ İHLAL EDİLDİĞİNDE NELER YAPABİLİRİZ?

    Yukarıda belirttiğimiz haklar ihlal edildiğinde başvurabileceğimiz iki çeşit yol vardır?
    1- Mesleki disiplin mekanizmalarını harekete geçirecek başvurular.
    2- Adli (yasal) başvurular.

    1- MESLEKİ DİSİPLİN MEKANİZMASINI HAREKETE GEÇİRMEK NEDİR?

    Bu konuda akla ilk gelen, hekimlerin bağlı bulundukları Tabip Odalarıdır. Her ilde doktorların bağlı oldukları tabip odaları vardır. Kanunla kurulan ve resmi kuruluşlar olan tabip odaları üyelerinin genel meslek ilkeleri dışındaki davranışlarını denetleyebilmektedirler. Yapılan başvurular neticesinde harekete geçen Yönetim Kurulları ve Disiplin Organları, kusurlu buldukları hekimlere, uyarıdan, meslekten mene kadar geniş bir yelpazede disiplin cezası verebilmektedirler. Uygulanmasında bir takım aksaklıklar olsa dahi, kendi meslek örgütü tarafından bu tür bir denetimin yapıldığını bilmek, ilgili meslek mensubunu hasta haklarına daha duyarlı olmaya yöneltecektir.

    TABİP ODASINA NASIL ŞİKAYET EDECEĞİZ?

    Tıbbı bir hataya maruz kaldığını düşünen herkes, bu hatada kusurlu olduğunu düşündüğü hekim hakkında, bulunduğu ildeki Tabip Odasına bir dilekçe ile başvurabilir. Oda Yönetim Kurulunun yaptığı ön incelemede başvuru kabul edilirse Disiplin Kurulu tarafından soruşturma başlatılmaktadır. Disiplin Kurullarınca verilen kararlara karşı, 15 gün içerisinde Tabipler Birliği Yüksek Onur Kurulu nezdinde itirazda bulunabilmek mümkündür. Tabip Odasına şikayet ettikten sonra şikayetinizin sonucunu aynı tabip odasına başvurarak öğrenebilirsiniz.

    2- ADLİ (YASAL) YOL NEDİR?

    Adli (Yasal) yola başvuru sağlık hizmetinin alındığı sağlık kurumunun özel veya kamu kuruluşu olmasına göre değişmektedir. Ayrıca adli yolda birden fazla başvurulabilecek mekanizma vardır. Bu yollar “ÖZEL, CEZAİ ve İDARİ” olarak değişmektedir.

    ADLİ YOLA BAŞVURMAK İÇİN PARAMIZ YOKSA NE YAPACAĞIZ?

    Kanunlar herkesin mahkemelere başvurarak hakkını aramasının yolunu “adli yardım” yoluyla sağlanmasını öngörmüştür. Yetereli maddi güce sahip değilseniz bulunduğunuz ilin barosuna başvurarak kendinize ücretsiz avukatlık hizmeti verilmesini talep edebilirsiniz. Bunun için gereken şartlar barolar tarafından size bildirilecektir. Adli yardım yoluyla hakkınızı maddi gücünüz olmasa dahi arayabilirsiniz. Barolar bu hizmeti vermekle yükümlüdür.

    A- ÖZEL HASTANEDE TIBBİ HATAYA MARUZ KALIRSAK NASIL BAŞVURACAĞIZ?

    Hekimle hastası arasında oluşan tedavi ilişkisinde hastanın hekimin kusurundan doğacak maddi ve manevi zararı hukuken koruma altındadır.
    Hasta doğacak maddi ve manevi zararını dava yoluyla giderebilir. Tıbbi sorumluluk da maddi zarar; yükümlülüğe uygun bir tedavi yapılsaydı hastanın kavuşacağı sağlık durumu ile yürütülebilen hatalı tedavinin gerçek sonuçları arasındaki parayla ölçülebilen farkı, manevi zarar ise; hatalı bir tedavinin sonucu olarak hastanın duyduğu bedensel ve manevi acıyı, hayat zevklerinde meydana gelen azalmayı ifade eder. Bu şekilde zararı oluşan herkes mahkemeye başvurarak zararının giderilmesini talep edebilir.

    BU YOLA KİMLER BAŞVURABİLİR.

    Tazminat davalarında, dava hakkı kural olarak tıbbi el atma ve yardım sırasında doğrudan doğruya zarar gören kişiye (hastaya) aittir. Bunun dışında hastanın yakınlarının (ana, baba, eş, evlat gibi) da aynı olay nedeni ile kişilik hakkına dayanarak dava açmaları söz konusu olabilecektir.

    TAZMİNAT DAVASI DIŞINDA CEZA DAVASI DA AÇTIRABİLİR MİYİZ?

    Hekimlerin kusurlu davranışları, yalnız hukuki değil cezai sorumluluğu da meydana getirmektedir. Cezai sorumluluktan bahsedebilmek için, somut olay içindeki davranışın “yasada açık olarak suç sayılması” gerekmektedir.

    Meslekleri gereği ve önce zarar verme ilkesinin ışığı altında kendilerini insanları tedavi etmeye adayan hekimlerin kasten bu tür suçları işlemeyecekleri genel kabul gören bir görüştür. Suça vücut veren davranışların çoğunlukla taksir yani ihmalden kaynaklandığı görülmekte ve kabul edilmektedir.

    Hekimlerin, taksirli (savsama-ihmal) eylemleri ile ilgili cezai sorumlulukları mevcuttur. Taksirli eylemin suç sayılabilmesi için, kişinin yaşam ve sağlığında, yasada açıklandığı şekilde, istenmeyen bir durumun meydana gelmiş olması aranmaktadır.
    Eğer bir tıbbi hatadan şüpheleniyorsanız, bunun cezai anlamda takibinin yapılabilmesi için, suçun işlendiği yer Cumhuriyet Savcılığı’na bir dilekçe ile başvurmak yeterli olacaktır. Yapılacak hazırlık araştırması sonucunda, Cumhuriyet Savcılığı suçun oluştuğuna kanaat getirirse, suçun kamu adına kovuşturulması ve suçlunun cezalandırılması talebi ile Ceza Mahkemesinde Kamu Davası açacaktır. Bu aşamada, suçtan zarar gören kişinin, söz konusu davaya Müdahil sıfatı ile iştirak etmesi mümkündür.
    Bu suçlardan zarar gören kişiler, mümkün olan en kısa süre içerisinde şikayet başvurusunda bulunmalıdırlar. Aksi taktirde bu suçlardan dolayı cezai kovuşturma yapılamayacaktır. Bu süre için mutlaka bir avukattan bilgi alınması gerekmektedir. Yukarıda açıkladığımız adli yardım yoluyla maddi durumunuzun yetersiz olduğu hallerde dahi ücretsiz avukatlık hizmeti alabilirsiniz.

    B- DEVLETE AİT SAĞLIK KURULUŞLARINDA HAKLARIMIZ İHLAL EDİLİRSE NE YAPABİLİRİZ?

    Özel sağlık kuruluşlarında haklarımız ihlal edildiğinde yukarıda belirttiğimiz yollara başvurabilirsiniz. Ancak kamuya ait sağlık kuruluşlarında farklı bir yola başvurmak gerekmektedir. Bu durumda doktora veya hastaneye karşı değil ancak idareye karşı dava açılabilmektedir. Bu nedenle, kural olarak, kusurlu eylemleri ile kişilere zarar veren memur veya kamu görevlilerine karşı doğrudan doğruya dava açma olanağı yoktur. Memurun sorumluluğu devlete kanalize edilmiş olduğu için dava idare/devlet aleyhine açılmalıdır.

    MADDİ VE MANEVİ ZARARIMIZI NASIL GİDERECEĞİZ?

    Kamuya ait sağlık kuruluşlarında doğacak maddi ve manevi zararınız için idare hakkında, tazminat davası açılabilir. “Tam yargı davası” denilen ve Bulunduğunuz ildeki İdare Mahkemesi’nde açılması gereken bu dava için uyulması gereken kurallar vardır. Olayın meydana geldiği tarihten itibaren 1 yıl içerisinde, ilgili idareden zararın giderilmesi talep edilmelidir. Yapılan başvuru sonrasında, ilgili idare iki şekilde davranabilir:
    1- Başvuruya olumsuz yanıt verilebilir. Bu durumda olumsuz yanıtın size yazılı tebliğinden itibaren 60 gün içerisinde, yetkili İdare Mahkemesinde tam yargı davası açılmalıdır.
    2- Başvuruya olumlu ya da olumsuz bir yanıt vermeyebilir. Bu durumda, başvurudan itibaren 60 gün beklenir. Bu süre içerisinde idarenin olumlu ya da olumsuz bir yazılı bir cevabı olmazsa, yapılan başvuruyu reddettiği kabul edilir ve söz konusu 60 günlük sürenin dolmasını takip eden 60 günlük süre içerisinde tam yargı davası açılmalıdır.

    Yine maddi durumunuz yoksa bulunduğunuz ildeki baroya ücretsiz adli yardım için başvurabilirsiniz.

    HEKİMİN VE SAĞLIK ÇALIŞANININ CEZAİ SORUMLULUĞU VAR MI?

    Haklarımızın ihlal edilmesi sonucunda meydana gelen olumsuz sonuçtan sorumlu olduğu düşünülen kamu çalışanı hakkında suç duyurusunda bulunulduktan sonra, özel sektörde çalışanlardan farklı olarak ve Anayasal bir kural gereği, Cumhuriyet Savcılığı hazırlık araştırmasına girişememekte ve bu kişi hakkında hemen kamu davası açamamaktadır. Cumhuriyet Savcılığı, makamına yapılan şikayet veya ihbar başvurusu sonrasında, ilgili kamu çalışanı hakkında cezai takibat yapabilmek için, İlçe ya da İl İdare Kurullarına başvurur. Bu kurullar yapacakları soruşturma sonucunda, ilgili hakkında “Yargılama” ya da “Yargılamama” kararı verebilir. Kurulların verecekleri kararlar aleyhine, 60 gün içerisinde, idari yargıda iptal davası açmak mümkündür.

    Bu kurullar tarafından verilen “Yargılama” kararı kesinleştikten sonra hakkında cezai takibat devam edebilir ve kamu davası açılabilir. Söz konusu kurulların vereceği “Yargılamama” kararının kesinleşmesi durumunda ise, artık ilgili kamu çalışanı hakkında cezai takibat yapılamayacaktır.


    SONUÇ

    Özel Sağlık Kurumlarında Haklarınız İhlal Edilirse...

    - Hakkınız ihlal eden hekimi bulunduğunuz ildeki tabip odasına şikayet edebilirsiniz.

    - Ayrıca hekimin kusurundan kaynaklanan maddi ve manevi zararınızı mahkemede dava açarak talep edebilirsiniz.

    - Ayrıca ceza soruşturmasını gerektiren bir durum varsa bulunduğunuz ildeki Cumhuriyet Savcılıklarına yazacağınız bir dilekçe ile ilgili sağlık çalışanının cezalandırılması için başvurabilirsiniz.

    Kamuya ait sağlık kurumlarında Haklarınız İhlal Edilirse....

    - Hakkınızı ihlal eden kuruluşa karşı maddi ve manevi zararınızı gidermek için tazminat davası açabilirsiniz.

    - Ayrıca haklarınızı ihlal eden sağlık çalışanının cezai sorumlluğu varsa yine bulunduğunuz ildeki Cumhuriyet Savcılığına şikayet dilekçesi vererek cezalandırılmasını talep edebilirsiniz.








+ Yorum Gönder
sağlık hakkı nedir kısaca,  sağlık hakkı nedir,  devletin sağlık hakkı ile ilgili görevleri nelerdir,  devletin sağlık hakkıyla ilgili yerine getirmesi gereken başlıca görevler,  yaşama hakkının sorumlulukları nelerdir
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi