İbadet farz sünnet ve dua sözcüklerinin anlamları

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden İbadet farz sünnet ve dua sözcüklerinin anlamları ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    İbadet farz sünnet ve dua sözcüklerinin anlamları





  2. 2
    Forumacil
    Özel Üye





    Cevap: ibadet farz sünnet ve dua sözcüklerinin anlamları

    ibadet farz sünnet ve dua sözcüklerinin anlamları hakkında bilgi

    Ibadet yüce Allah'a karşı gösterilecek saygı, tazim ve hürmet demektir. Buna kısaca kulluk da diyebiliriz. Insan sadece Allah'ın kulu oldugunu idrak eder, yalnız ona ibadet eder ve yalnız ondan yardım isterse dünya ve ahiret saadetine kavuşur. Ibadet, Allah'ın emirlerini yerine getirmek, yasakladığı bütün haramlardan uzaklaşmak manasındadır. Bu, Allah için cihad etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, yahut kafirlere benzememek, içkiden, kumardan ve diğer kötülüklerden uzaklaşmak gibi neticeler doğurur.

    Insanlar Allah'a kulluk görevlerini yerine getirmek ve O'nun yüceliğine sarılmakla huzur bulurlar. Çekilen bela, sıkıntı ve müsibetler ibadet sayesinde hafifler. Zaten mümin her türlü iyiliğin ve her türlü kötülüğün Allah'ın yaratmasıyla doğduğunu, yine her türlü nimetin insana Allah tarafından ihsan edildiğini bilerek ve Allah'a, onun gösterdigi şekilde ibadet edecektir. Bu ibadet Allah'a şükranın ve verdigi nimetlere hamd etmenin tezahürüdür.

    Allah'a kulluk, yaratılışın en büyük gayesidir. Zira yüce Allah cinleri ve insanları ancak kendisine kulluk etsinler diye yarattığını bildirmiştir. Ayrıca içinde yaşadığımız dünya, ölüm ve hayat yine insanların bu kulluk görevlerini nasıl yapacakları belli olsun diye var edilmiştir.

    Ibadet yüce Allah'ın emri olduğu için onlardan vazgeçmek veya onları yerine getirmemek günahtır. Mükellef olan herkes sınırları Islamda belirtilmiş çeşitli ibadetlerle yükümlüdür.
    32 Farz
    Erkek Kadın, Her Müslüman’ın bilmesi lazım olan farzlar
    Altısı imanın şartıdır.
    Allahın varlığına birliğine inanmak

    Meleklere inanmak

    Kitaplarına inanmak

    Peygamberlerine inanmak

    Öldükten Sonra dirileceğimize inanmak

    Hayır ve şerri Allahü Tealanın yarattığına inanmak ( Kul hayır veya şer hangi yoldan gitmek isterse o tarafı elde edecek kadar küçük bir kuvvet verilmesiyle hayır veya şer meydana gelir.)

    Beşi islamın şartıdır.
    Namaz kılmak

    Oruç tutmak

    Zekat vermek

    Hacca gitmek

    Kelime'i şahadeti Yaşatmak ( Cihad etmek )

    Dördü Abdestin Farzıdır.
    Yüzünü alnının saç bitiminden çene altına kadar yıkamak

    Kollarını dirsekleri ile beraber yıkamak

    Basının dörtde birini mesh etmek ( Başının dörtte biri herkesin bir eli kadardır)

    Ayaklarını (Topukları ile beraber) Yıkamak,

    Üçü Guslün Farzıdır.
    Ağzını bol su ile yıkamak

    Burnunu bol su ile yıkamak.

    Bütün vücudunu kuru yer kalmadan yıkamak

    İkisi Teyemmümün Farzıdır.
    Önce teyemmüme niyet etmek

    İki ellerini temiz toprağa vurup yüzüne sürmek İki elini bir daha vurup kollarına sürmek

    On ikisi namazın farzları.
    Altısı dışındaki şartlarıdır.
    Abdest almak (cünüpse gusül etmek)

    Bedeni, elbisesi, namaz kılacağı yer temiz olmalı

    Avret yerini örtmek (Kadınlar el ve yüzden başka her tarafını örter)

    Kıbleye karşı dönmek

    Vaktin girdiğini bilmek

    Hangi namazı kılacağına niyet etmek

    Altısı içindeki şartlarıdır.
    İftitah tekbiri almak ( Allahüekber diyerek namaza başlamak)

    Ayakta durmak

    Kur'an okumak

    Rukü etmek

    Secde etmek

    Son rekatta (Ettehiyyatü) yü okuyacak kadar oturmak


    Sünnetin sözlük anlamı, “yol, gidiş, tabiat, prensip, kanun” demektir. Terim anlamı ise, Peygamber Efendimizin (a.s.m.) söz ve fiillerinin ve takrirlerinin tümü mânâsına gelir. Takrir, bir konuda sükût etmekle, o işi reddetmemek demektir. Hadis-i Şerifler, âyetleri açıklarlar. Âyetlerde kısa ve öz olarak beyan edilen İlâhî maksatları izah ederler. Kuranda yer almayan bir konuda ise hüküm ortaya koyarlar.









  3. 3
    Forumacil
    Özel Üye
    Namaz kılın!” emri öz hâlindedir; ayrıntısı ise hadislere bırakılmıştır. Namazların rekat sayıları, kılınma biçimleri âyette ayrıntıları ile verilmiş değildir. O halde, sünnet olmasaydı, “Namaz kılın!” emri nasıl yerine getirilecekti? “Ben namazı nasıl kılıyorsam siz de öyle kılın.” (Hadis-i Şerif).

    Aynı şekilde, “Zekât verin!” emrinin de tafsilatı ve teferruatı hadis-i şeriflerle sabit olmuştur.

    Nur Müellifi Bediüzzaman, hadis-i şerifler için “Kur'an'ın birinci tefsiri” ifadesini kullanır. Allah Resulünün (a.s.m.), Kur'an âyetleri hakkında yaptığı açıklamalar “ilk tefsir” olduğu gibi, sorulan fıkhî sorulara verdiği cevaplar da ilk fetvalardır. Keza, yaptığı içtihatlar da ilk içtihatlardır. Allah Resulü (a.s.m.) ümmetine her hususta rehber olduğu gibi bu noktada da öncülük etmiştir.

    “İşittikleri haberi, Peygambere veya yetki sahibi kimselere götürselerdi, onların arasından hüküm çıkarmaya gücü yetenler, onun ne olduğunu bilirlerdi.” (Nisa Sûresi, 4/83)

    Her maksada farklı yoldan gidilir. Zengin olmanın yoluyla, alim olmanın yolu birbirinden ayrıdır. Birincisinde, ekonominin kendine has kurallarına harfiyen uyulacak ve bu sahada muvaffak olmuş kimseler taklit edilecektir. İkincisinde ise, ilim sahasında söz sahibi zatlara talebe olunacaktır.

    İlâhî hakikatlere ermek de, ancak, bu sahanın yetkili ve vazifelisi olan zatların izinden gitmekle mümkün olabilir.

    “Hak ve hakikat, nübüvvet içindedir ve nebîler elindedir. Dalâlet, şer ve hasâret, onun muhalifindedir.” (Lem'alar, On yedinci Lem'a)

    Sünnete tâbi olmayı Allah sevgisinin şartı olarak takdim eden bir âyet-i kerime:

    “De ki, Allahı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayan ve esirgeyendir.” (Al-i İmran Sûresi, 3/31)

    Resulûllah Efendimiz (a.s.m.), Allah'ın sevdiği ve razı olduğu örnek insandır. Ona uymayan kimsenin Allah sevgisi, sözde kalmaya mahkûmdur. Hakikat bu iken, sadece âyetle amel etme vehmine kapılarak sünnetten yüz çevirmek, Allah'ın sevdiği zata benzemeyi terk etmek demektir.

    Bir insan, Kur'an-ı Kerim'i hadislerin ışığında değil de kendi fikriyle yorumlamaya kalkışırsa, ortaya çıkacak yol Allah Resulünün (a.s.m.) değil, o adamın şahsî yolu olacaktır. Bu yolun ise nereye çıkacağı bellidir.

    Kur'an'ı anlamaktan maksat onu yaşamak ve yaşatmaktır. Bu noktada, en büyük rehber Allah'ın Resulüdür (a.s.m.). Bu gerçeği bizzat Kur'an âyetlerinden okuyalım:

    “Peygamber size neyi verdiyse onu alın, Ve size neyi yasakladıysa ondan da sakının. Allah'tan korkun, çünkü Allah'ın azabı çetindir.” (Haşir Sûresi , 59/7)
    “O, kendiliğinden konuşmaz. Onun konuşması ancak indirilen bir vahiy iledir.” (Necm Sûresi, 53/3-4)
    “Kim Resule itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur.” (Nisa Sûresi, 4/80 )

    İttiba-ı sünnet denilince, Allah Resulünün (a.s.m.) izinden gitmeyi ve böylece her konuda istikamet üzere olmayı anlıyoruz.

    Şimdi, kendi nefsimize şu soruyu soralım: Bir mümin, asr-ı saadete kavuşsaydı ne yapacaktı? Elbette ki, Allah Resulünü (asm.) her hususta adım adım takip edecekti. Öyle değil mi?

    İşte bugün, Onun (asm.) sünnetlerine harfiyen uymak da aynı mânâyı taşır.

    Nur Külliyatı'nda, sünnetler üç ana guruba ayrılır:
    “Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın Sünnet-i Seniyesinin menbaı üçtür: Akvali, efali, ahvalidir.” (Lem'alar, On Birinci Lem'a)

    Demek oluyor ki, Resulullah Efendimizin (a.s.m.) o mukaddes sünnetleri, “mübarek lisanından dökülen nurlu cümleler” “icra ettiği işler” ve “hâliyle insanlık âlemine sergilediği örnek ahlâk”tan oluşuyor.

    Bir Müslüman, O Nebiler Nebisini (a.s.m.) taklit etmeğe, farzlardan başlar. Allah'ın emirleri farz olmakla birlikte, Allah Resulünün (a.s.m.) onları işlemesi cihetiyle, aynı zamanda sünnettirler. Yani, Allah'ın emirlerine harfiyen uyan ve yasaklarından hassasiyetle kaçınan bir mümin, sünnetin farz kısmını yerine getirmiş olur.

    Farzları yerine getiren bir mümin, manevî terakkisini nafile ibadetlerle sürdürür. Nafile denilince, farz ve vacip dışında kalan ibadetler anlaşılır.

    Namazların sünnetleri nafile ibadet gurubuna girdiği gibi, kuşluk namazı, tahiyye-i mescit namazı, gece namazı gibi nice nafile ibadetler de vardır.

    “Âdât-ı hasene” ise, Allah Resulünün (a.s.m.) yeme, içme, oturma gibi beşerî fiilleridir. Bunların her biri, insanlar için güzel birer örnektir. Bir mümin, adet olarak her gün icra ettiği bu gibi işleri, Allah Resülünün (a.s.m.) yaptığı şekilde yapmaya çalışırsa, ayrı bir feyiz kaynağı daha bulmuş ve dünya işlerinde bile huzuru yakalama imkânına kavuşmuş olur.

    “Sünnet-i Seniyyeye ittibaı kendine adet eden, âdâtını ibadete çevirir, bütün ömrünü semeredar ve sevapdar yapabilir.”(Lem'alar, On Birinci Lem'a)

    Ahval grubuna giren sünnetlere gelince, bunlar “takvadan, muhabbetten, güzel ahlâkın bütün şubelerinden, insanî seciyelerin en üstünlerinden ve beşerî karakterlerin en sağlamlarından” örülmüş ve dokunmuş muhteşem bir tablo teşkil ederler.

    Kalbin Allah sevgisi ve Allah korkusuyla dolu olması da hâl grubuna giren sünnetlerdendir.

    “İçinizde Allahı en çok seven benim. Ve Ondan en fazla da ben korkarım.” (Hadis- Şerif)

    Dua Nedir?

    Dua kelime olarak; çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek, Allah’a karşı yalvarış, Allah’tan hayır ve rahmet dilemek gibi anlamlara gelir. Kur’an-ı Kerim’de ise; kimi ayetlerde ibadet[1] , kimilerinde yardım istemek[2] , kimilerinde de talep[3] manalarında kullanılmıştır.

    Istılah manası olarak ise dua; kulun, bir şeyin olmasını veya olmamasını, gerekli şart ve edeplerine uygun olarak, acz ve ihtiyacını ifade eden bir dille, Allahu Teâla’dan istemesidir.


    KUR’AN’DA DUÂ


    Kur’an-ı Kerim’de dua ile ilgili bir çok ayet bulunmaktadır. Konuyla ilgili ayetlerin bir kısmında peygamberlerin ve salih insanların dualarından bahsedilirken, diğer bir kısmında da insanların Allah’a dua etmeleri emredilmiş, duanın usûlü, adab ve tesiri üzerinde durulmuştur. Bunlardan bazıları şöyledir:

    “Kullarım sana beni sorunca (haber ver ki;) işte ben muhakkak yakınım. Bana dua edince, ben o dua edenin davetine icabet ederim. O halde onlar da Bana hakkıyla iman etsinler ki, maksatlarına ulaşabilsinler.”[4]



    “Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, size icabet (ve duanızı kabul) edeyim.”[5]

    “De ki: Dua ve ilticanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?”[6]



    PEYGAMBERİMİZİN SÜNNETİNDE DUÂ


    Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'ı zikretme hususunda yaratılmışların en üstünü idi. Sükût edip susması da, konuşması da Allah'ı zikretmesiydi. Dua onun hayatında adeta bir yaşam tarzına dönüşmüştü. Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem birçok hadislerinde duanın önemini belirtmektedir. Bu hadislerden bazıları şunlardır:

    “Rabbimiz hayâ ve kerem sahibidir. Kulu kendine el kaldır(ıp yalvar)dığı vakit onun iki elini boş çevirmekten haya eder.”[7]

    “Dua rahmet kapılarının anahtarı, mü’minin silahı, dinin direğidir. Dua ibadettir, ibadetin özüdür.”[8]

    “Kim şiddet(li hadiseler) ve sıkıntı(lı zamanlar)larda duasını Allah’ın kabul etmesini severse, iyilik (ve bolluk) vakitlerinde duayı çok yapsın.”[9]


    YAHUDİLİK VE HRİSTİYANLIKTA DUÂ


    Yahudilikte günlük, haftalık, yıllık dua ve ibadetler vardır. Günde üç defa dua zamanı bulunmaktadır. Bunlar; sabah, öğleden sonra güneş batıncaya kadar olan zaman ve akşamdır. Bu günlük dualar, tek olduğu gibi mabedde de toplu olarak yapılabilir. Dua esnasında eski ahitteki kitaplardan parçalar okunur. Hahamların kendilerine has kıyafetleri vardır. Yahudiler ayakları bitiştirmek, diz çökmek, baş eğmek, elleri göğe doğru açmak ve Kudüs'e yönelmek suretiyle dua ederler.

    Hristiyanlıkta da günlük, haftalık ve yıllık dualar vardır. Sabah ve akşam yapılan dualar için tespit edilmiş bir vakit yoktur. Toplu ibadeti papazlar ve diğer ruhaniler idare ederler. Duada İncil ve ilahiler okunur. Dualar diz çökerek ve yerlere kapanarak olur. Bu, duanın konusuna bağlıdır. Hristiyanlıkta dua, Tanrı'ya ulaşma, O'nu tanıma ve vicdanın sesi olarak nitelendirilir.


    PSİKOLOJİK ve RUHSAL YÖNDEN DUÂ


    Duanın çok yönlü psikolojik etkileri, gerek teorik gerekse tecrübî gözlemler seviyesinde açıklığa kavuşmuştur. Samimi inanç sürdüğü sürece, kişi üzerinde duanın etkisi kesin ve mutlaktır. Duanın gerçek etkisi dua fiiliyle teselli bulmadadır. Dua ile insan iradesi Allah'ın iradesine uyar ve ona tabi olur.

    Dua, kişide iradî bir canlanmaya yol açarak her şeyden önce sıkıntıyı ortadan kaldırır. Durumlar ve olaylar üzerine büyük bir estetik güç ve etkiye sahip kılar. Dua sayesinde eşyanın anlamı gittikçe artan bir şekilde keşfedilir. Dua, kişide zihnî, manevî ve ahlakî güçlerin daha iyi kullanılmasına, yücelip güçlenmesine, ümit ve inancın canlanmasına, endişe, sıkıntı ve korkunun yatışmasına ve kişiliğin en üst derecede bütünleşmesine imkan sağlayan bir etki gücüne sahiptir.

    Hatırdan hiç çıkarmamak gerekir ki, ruhun da beden gibi birçok ihtiyaçları vardır. Tatmin edilmemiş sonsuz istek ve arzularımız şuur altına atılarak, bizde umulmayan zamanlarda çeşitli buhranlara, çeşitli iç sıkıntılara yol açar. Dua ile en gizli, en mahrem duygularımızı dile getirir, içimizi boşaltır, ümidimizi kuvvetlendirir, korkularımızı hafifletiriz. İçimize eşsiz bir rahatlık verir, gerginlikleri gideririz. Duasız bir insan, ışıksız bir mahzene benzer. Dua ile kendimizi Allah'a daha yakın hissederiz. Duasız insan, yalnızlığın karanlık hapsi içinde çırpınan bir zavallıdır. Dua ile benlik davranışlarını aşabiliriz. Çünkü dua; engel ve uzaklıklar tanımaz, zaman ve mekânlar ona engel olamaz. Dua ile sonsuz aczimizi yüce Allah'ın sonsuz kudretine bağlama saadetine ereriz. Dua ile ruh gücünü kanatlandırırız. Duada kendi gücümüzle değil, Allah'ın sonsuz gücüyle meydan okuruz.


    SAĞLIK AÇISINDAN DUÂ


    Tarih boyunca duanın bedensel ve ruhsal hastalıklar üzerinde çok büyük tesiri olduğu bilinmektedir. Bir çok din psikoloğu, duanın mükemmel bir tedavi vasıtası olduğunu belirlemiş bulunmaktadır.

    Bedensel rahatsızlıkların tedavisinde de duanın, şifa ile sonuçlanan olumlu etkileri meydana getirdiği, bilimsel gözlemlere dayalı olarak ileri sürülmektedir. Esasen, her türlü hastalığın tedavisinde, gerek hasta, gerekse hekim açısından önem taşıyan hususların başında, şüphesiz ki; "hastanın maneviyatını güçlendirme ve moralini yükseltme" gelmektedir. Birçok ağır vakalarda, inançlı ya da tecrübeli hekimler, hastalarına öncelikle dua etmelerini tavsiye etmektedirler.







+ Yorum Gönder
ibadet farz sünnet ve dua sözcüklerinin anlamı,  ibadet farz sünnet ve dua sözcüklerinin anlamı kısaca,  ibadet farz sünnet ve dua sözcüklerinin anlamları,  ibadet far
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi