Zekatın yeri ve önemi

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Zekatın yeri ve önemi ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Zekatın yeri ve önemi





  2. 2
    HARBİKIZ
    Bayan Üye





    Cevap: zekatın yeri ve önemi
    Bitki, ziraat, gelişip artınca zekât sözcüğü kullanılır. Zekâta zekât adının verilmesi, malı, büyütmesinden ve çoğaltmasından dolayıdır. Dinî bir terim olarak zekât, insanın Allah’ın hakkı olan malından fakirlere verdiği maddi bir paydır. Bu vergiye zekât adının verilmesi onun artıp bereketlenmesini istemekten ya da nefsin arınıp hayır ve bereketlerle geliştirilmesinden dolayı olabilir. Yahut her ikisi de birdendir. Çünkü zekâtta her iki hayır da mevcuttur. Malî bir ibadet olan zekât, hem Kitap ve hem de sünnet ile sabittir. Kur’an’da zekât 37 yerde namaz ile birlikte zikredilir: “Namazlarınızı kılın, zekatlarınızı da verin” ( el-Bakara 2/43, 82, 110) âyetinde olduğu gibi. Hz. Peygamber @, zekât vermeyi, İslam’ın beş temel esasından birisi olarak nitelendirmiştir.

    Kur’an’da zekâtın namazla birlikte zikredilmesi, zekâta verilen önemin büyüklüğünü gösterir. Bir başka önemli husus da zekâtın sadece maddi bir hak olmayıp, aynı zamanda mü’min olmanın şartlarından sayılan bir ibadet olduğu gerçeğidir. Dolayısıyla etkenliği hem yasal ve hem de vicdani bir zorunluluğa dayanır. Bu yüzden modern anlamda sosyal güvenlik müesseselerinden daha etkilidir. Örneğin modern toplumlarda her fert sigortalı olabilmek için gelirinden prim ödemektedir. Bunun karşılığında ileride aciz veya sürekli acizliği durumunda sigortalı olmaktadır. Zekâtta ise, ihtiyaç sahibi birey, hiçbir prim ödemeden karşılıksız bir şekilde kendisine zekât adı verilen bir sigorta işlemine tabi tutulmaktadır. Hem de bu iş, gönüllü bir seferberlik olarak yerine getirilmektedir. Bu sigortanın belli bir sınırı yoktur. Fert, ihtiyaç sahibi olduğu ve fakir sınırında veya altında yaşadığı sürece ömür boyu zekât alacaktır.

    Gerek Kur’an’da ve gerekse Hz. Peygamberin hadislerinde zekât vermemenin uhrevî cezası üzerinde durulur. Kur’an’da altın ve gümüşü biriktirip de zekâtını vererek sarfetmeyenler hakkında şöyle buyrulur:

    “..Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda sarfetmeyenlere can yakıcı bir azabı müjdele. Bunlar cehennem ateşinde, kızdırıldığı gün, alınları, böğürleri ve sırtları onlarla dağlanacak, “bu kendiniz için biriktirdiğinizidir; biriktirdiğinizi tadın” denilecektir.” ( et-Tevbe 9/34-35).

    Hz. Peygamber @ de: “Herhangi bir kimse malının zekatını vermezse o mal kıyamet günü bir yılana döner ve sahibinin boynuna dolanır” buyurdular ve bunu tasdik babında şu âyeti okudular: “Allah’ın fazlından kendilerine verdiği şeye cimrilik edenler, hiçbir zaman onu kendilerine hayırlı sanmasınlar. Aksine bu, kendileri için bir şerdir. Onların cimrilik ettikleri şey, kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır.” (Âl-i İmran 3/180).

    Gerçekten bugün zenginlerimiz tam olarak zekâtlarını hesaplayıp verseler, toplumumuzda yoksulların sayısı olabildiğince azalacaktır. Günümüzde zekât verip vermeme konusunda yasal bir yaptırım gücü olmadığı için bu mesele kişilerin vicdanî ve dinî hassasiyetlerine bırakılmıştır. Hiçbir Müslüman bu dinî mükellefiyetini asla ihmal etmemelidir. Çünkü zekât, kulluktaki samimiyetin bir göstergesidir, daha da ötesi, bir insanlık hakkıdır.

    O halde gelin ey varlıklı Müslümanlar, dolaylı olarak insanları küfre yaklaştıracak davranışlardan uzak durmak istiyorsak, malımızdaki hakları hak sahiplerine verelim. Prof. Dr. Ramazan ALTINTAŞ







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi