Çanakkalenin tarihimizdeki yeri ve önemi

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Çanakkalenin tarihimizdeki yeri ve önemi ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Çanakkalenin tarihimizdeki yeri ve önemi





  2. 2
    HARBİKIZ
    Bayan Üye





    Cevap: çanakkalenin tarihimizdeki yeri ve önemi
    Çanakkale Muharebelerinin tarihimizdeki yeri ve önemine geçmeden önce Çanakkale’nin tarihimizdeki yeri ve önemini sunacağım. Beşyüz yıldır Çanakkale surlarında şeref ve şan hareleniyor. Türk’ün ebedileşmiş destanı, tarih dolu. Tarihi süsleyen, zenginleştiren Çanakkale… İki kıtanın omuzlan üzerinde, zafer köprüleri kuran Çanakkale.

    İhtiyar tarihin koynuna ellerinizi daldırınız! Orada eski çağdan, orta çağdan Çanakkale’ye ait birçok kahramanlık destanları bulacaksınız.

    Türk Çanakkale, Orta çağın sonunda doğdu. Küçük Osmanoğulları Beyliği’ni, Çanakkale imparatorluğa götürdü. Ondördüncü yüzyıl başında, Orhan Gazi’nin zinde kuvvetleri, kırkar kişilik sallarla Trakya’ya geçti. Bu geçiş beylikten imparatorluğa geçişti. 1453’te İstanbul surlarını yıkan Fatih’in heybetli balyemez topları, ortaçağın çürümüş yapraklarını dürüp, tarihin mahzenine attı ve yeni bir çağın da kapısını açtı. Boğaz kıyılarına yerleştirilen o toplar, yüzelli yıl sadece muzaffer olmak için Akdeniz’e açılan veya zaferden dönen donanmamızı selamlamak için gürledi.

    17. yüzyılda Venedik donanması, Osmanlı İmparatorluğu’nun boğazını sıkmak için, Çanakkale’ye saldırdı. Boğaz ağzından içeri girmeyi başaran Venedikli Amiral gemisi, Topçu Kara Mehmet’in attığı tek bir gülle ile, içindeki beşyüz kişiyle, boğazın mavi sularına gömülüverdi. Daha o zaman bir gülle ile bir düşman donanmasını yendik. Çanakkale’nin son tarihi bundan 80 yıl önce bugün, 18 Mart 1915’de yazıldı. Bu tarih, daha öncekileri unutturdu. Artık bu tarihin üzerine yeni bir tarih yazılmayacak. Eski zafer yıldızlarının yanında, bu son zafer, güneş kadar heybetli ve azametli. Çanakkale Boğazı, bugün tarihin yolunu çizenlerin elinde; yarın da aynı yiğit ellerde olacak.

    Çünkü, Boğaz’ın sularında kanımızın, bayrağımızın rengi var. Yamaçlarında dedelerimizin, babalarımızın kemikleri abideleşmiştir. Boğaz’ın sularının Ege’ye doğru yuvarlanıp giden dalgalarında milletimizin geçmişten getirdiği şerefler, zaferler yaşar durur. Bugün Türk milleti, o geçmişle övünmekte, geleceğe 18 Mart yamacında ışıklanan Çanakkale’nin dev kahramanı Atatürk’ün gözleri ile bakmaktayız.

    Balkan Savaşlarında zafiyetimizi can çekiştiğimiz şeklinde yorumlayan düşman devletleri, Türk’e son darbeyi vurmak için Avrupa’nın Hasta Adamı dedikleri Osmanlı Devleti’nin mirasını paylaşmak için derhal harekete geçmeye karar vermişlerdir. İngiltere, Fransa ve Rusya İtilâf Devletleri blokunda; Almanya, Avusturya, Macaristan, Osmanlı Devleti de İttifak Devletleri blokunda yer almışlardır. Daha sonradan İtalya, Yunanistan, İtilâf Devletleri; Bulgaristan da İttifak blokuna girecektir. Bu suretle 1914’te Birinci Dünya Savaşı başlamıştır. Birinci Dünya Savaşı dediğimiz savaş, Asya’yı, Avrupa’yı ve Afrika’yı sarmıştı. Dünyanın tanık olduğu en görkemli direniş ve savunma mücadelesi Çanakkale’de cereyan etmiştir.

    İtilâf Devletleri tasarladıkları planla, Çanakkale Boğazı’nı geçerek İmparatorluğun kalbi ve başşehri İstanbul’u zapt edeceklerini ve Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakacaklarını hesaplıyorlardı. Osmanlı Devleti teslim alındığı zaman da Alman Orduları karşısında bunalan Rusya’ya yardım elini uzatabilecekler, silah ve gıda yardımı yapabileceklerdi. Böylece, Almanya karşısında güçlenen Rusya özellikle Fransa, Alman cephesindeki işini kolaylaştırabilecekti. Üstelik, Osmanlı Ordusu teslim olduğu zaman, Almanya’nın Orta Doğu ile coğrafik bağlantısı da kesilebilecekti. İşte 19 Şubat 1915’te düşman donanması komutanı İngiliz Amirali Garden’in “Ateş Serbest” emri ile Boğaz girişindeki tabyaları 8 gün süren yoğun bir topçu ateşine tutmuşlardı. Tabyaların yok olduğuna kanaat getiren İngiliz ve Fransızlar kesin zaferi elde etmek için 18 Mart 1915 günü genel bir saldırı planlamışlardır. Önce Boğaz’daki mayınların bir kısmını temizlemişlerdi. İtilaf donanması bu mayınların toplamasına karşın, Yüzbaşı Hakkı komutasındaki Nusret Mayın gemisi 16 Mart’ta Erenköy Koyu’nda Karanlık limanı’na 26 mayından oluşan 9 sıra halinde mayınları dökmeyi başarmıştı. Müttefik donanmayı komuta eden İngiliz Amirali Garden 17 Mart 1915 günü hastalanarak ayrılmış ve donanma komutanlığına 17 Mart 1915 günü Fransız Amirali Dö Röberk atanmıştı. 18 Mart günü saat 10.30’da 4 büyük İngiliz zırhlısı ve birçok muhrip ve deniz altıdan oluşan kademeli 3 filo halinde Boğaz’ın her iki kıyısındaki mevzilerimizi dövüyordu. Tabyalarımızda ise ancak yüzelli top vardı. 6 saat 45 dakika süren top atışlarıyla düşman filosu mevzilerimizi cehenneme çevirmişti. Bataryalarımızın açtığı ateşle İngilizler’in İrresstible ve Oşin ile Fransızlar’ın Büvet zırhlısı Boğaz’ın sularına gömülüverdi. Ayrıca Fransızlar’ın Golva ve Zufren zırhlıları da ağır yara alarak saf dışı edilmişlerdi. Bu üç gemi aldıkları ağır yara sonucu karaya oturmuştur. İtilaf Donanması ağır kayıplara uğramış, böylece 18 Mart 1915’te yenilmez sanılan mağrur düşmanın kolu kanadı kırılmıştı. Bitkin bir hayal kırıklığı içinde Amiral Dö Röberk, Hamilton’a vermiş olduğu raporda bir kısım gemilerinin battığını, bir kısmının da yara aldığını ve Çanakkale Boğazı’nın da mayınlarla kirletilmiş olduğundan “Çanakkale Geçilemez” diyerek donanmasına geri çekilme emrini verirken, batmakta olan güneş de Türk’ün Dünya tarihinde bu emsalsiz zaferini gülümser bir çehreyle müjdeliyordu. İşte böylece Türk’ün yenilmez azim ve iradesiyle Türk kahramanlığı geçilen Boğazı geçilmez yaptı.

    Türk’ün şanlı eseri, kahramanlık anıtıdır Çanakkale Zaferi.

    Burada, Miralay Mustafa Kemal’le Ordu Kumandanı Liman Von Sanders arasında geçen bir olayı açıklamak istiyorum:

    Cephede yaralanıp, hastaneye gönderilenlerden tedavileri yapılıp; cepheye gönderilecek erleri Ordu Komutanıyla, Miralay Mustafa Kemal teftiş ediyordu. Teftiş sırasında, Ordu Kumandanı Liman Von Sanders bir ara bir askerin önünde durdu. Ani bir hareketle askerin göğsüne bir yumruk attı. Bu hazırlıksız darbeyle karşılaşan er, sırtüstü yuvarlanıverdi. Alman Generali, Mustafa Kemal’e “Bunlarla mı savaşacağız, bunları mı cepheye göndereceğiz?” diyerek sert bir sesle bağırıyordu. Mustafa Kemal geride kalarak, yere düşen ere yaklaştı. Sessizce kulağına “Sen nasıl düşersin? O bizden değil yabancı bir kumandandı” dedi. Er “Bilmiyordum kumandanım” dedi. Mustafa Kemal, Liman Von Sanders’e yetişip; “Paşam, aynı hareketi aynı ere yeniden yapabilir misiniz?” diye sordu. Kendinden emin olarak Liman Paşa askere yaklaşıp, aynı hareketi yapmak için kolunu havaya kaldırmıştı ki, Mehmet umulmadık bir kıvraklıkla Liman Von Sanders’in göğsüne tekmeyi indiriverdi. Neye uğradığını şaşıran Liman Von Sanders tepetaklak yere düştü. Mustafa Kemal, Paşa’nın elinden tutup onu kaldırırken, bir yandan da teskin ediyordu. “Paşam, biraz önce harp etmez dediğiniz er, dostunun karşısında olduğu için yere düştü. Şimdi de size yaptığı bu hareketle Türk askerinin düşman karşısında nasıl çelikleşeceğini göstermiş oldu” dedi. Liman Paşa, hem mahcup, hem de memnun olarak Mehmet’in alnından öpmüştü.

    Yukarıda değinmiş olduğum gibi, 18 Mart 1915’te büyük yenilgiye uğrayan düşman, bir kez de karadan şansını deneyecekti. 25 Nisan 1915’de Conk Bayırı’na çıkarma yapmadan şaşırtıcı çıkartma hareketlerinde bulunmuştu. Bu ayrıntılara girmeyeceğim. İlk çıkartma harekatı, 25 Nisan 1915 sabahı saat 6’da Seddülbahir bölgesine yapıldı. Bu çıkarma Morto Koyu’nun doğusundaki Hisarlık Burnu, Ertuğrul tepe, Teke Tepe, San Tepe’de gerçekleştirilmişti. Düşmanın cehennemi ateşi altında Mehmetçikler kahramanca savaşıyorlardı. Bölüğün subayları şehit olmuşlardı. Ertuğrul koyunu ateş altına alan takım komutanı Ezine’li Yahya Çavuş, kıyıya çıkan İngilizler’e adım attırmıyordu. Yahya Çavuş’un düşmanın üstün kuvvetlerine karşı yapmış olduğu bu kahramanca direniş, Çanakkale Muharebeleri’nde yapılmış olan kahramanlık zincirinin bir halkasıdır. Bu halkanın biri de Ali Çavuş’tur. Sol kolundan yaralanmış; kolu bileğinden dört parmak kadar yukarısından kopacak bir halde parçalanmıştı. Eli yere düşmekten ancak zayıf bir et ve deri parçası tutuyordu. Ali Çavuş avurtlarını sıkarak acısını önlemeye çalışıyordu. Sağ elindeki çakıyı komutanına uzatmıştı “Şunu kesiver komutanım!” dedi. Komutan; “Üzülme Ali Çavuş! Allah vücuduna sağlık versin diye teselli ediyordu. Ali Çavuş yere düşen eline, elsiz kalan koluna ve bir oluktan boşanırcasına akan kanlara bir süre sessizce baktıktan sonra, gözlerini toz duman içindeki ufka doğru çevirdi. “Canım feda olsun, Vatan sağ olsun” diyerek şahadete erdi.

    Muharebenin en önemli yeri “hayat memat” noktası olan Conk Bayırı’na 25 Nisan 1915 günü sabahı, düşman ağır silahlarının ateşi altında çıkartma harekatına başladı. Conk Bayırı bizim için ne kadar önemliyse düşman için de o ölçüde önem taşıyordu. Bu hususu Başkomutan General Hamilton hatıratında Conk Bayırı’ndan söz ederken Conk Bayırı tepesini yalnız Türkiye’yi değil Almanya’yı da yıkacak manivelanın dayanağı olarak görmekte olduğunu açıklamıştı. Mustafa Kemal, Ece Abad’ın Bigalı köyünde Beşinci ordunun 19. tümenin ihtiyatı olarak bulunuyordu. Conk Bayırı ve Koca Çimentepe istikametinden derinden derinden top sesleri geliyordu. Daha önceleri Liman Von Sanders Paşa düşman çıkartmasının Saroz Körfezinden, Mustafa Kemal ise çıkartmanın Conk Bayırı ve Koca Çimeptepe’den yapılacağını açıklamışsa da bu görüşe Liman Von Sanders iştirak etmemiştir. Fakat sonunda, Mustafa Kemal’in dediği olmuştur. Mustafa Kemal’in harekete geçebilmesi için Ordu Komutanı ile Kolordu Komutanı Esat Paşa’nın emrini alması gerekiyordu. Ordu komutanını aratmış; bulamamıştı. Mustafa Kemal durumun öneminden ve çok nazik olmasından dolayı ne ordu komutanından ve ne de Kolordu Komutanı Esat Paşa’dan emir gelmesini beklemeden 57. Piyade Alayı’nın başına geçerek şu emri verdi:

    “Arkadaşlar! Bugüne kadar tatbikat yaptık. Fakat düşman yoktu. Bugün de bir tatbikata çıkıyoruz. Düşman gerçek” diyerek, bütün tarihi sorumluluğu üzerine almıştı. 57. Piyade Alayını bir Batarya ile takviye edip, Koca Çimentepe, Conk Bayırı istikametine bir keşif kolu çıkarıp harekete geçti. Mustafa kemal Conk Bayırı’na çıkmazdan biraz evvel alayına istirahat verdi. Ve kendisi yanına emir subayı ve batarya komutanını alarak Conk Bayırı’na çıkışını şöyle açıklamıştı: “Conk Bayırı’na çıktığım zaman geride istirahat verdiğim kıtamdan düşman bana daha çok yakındı. Bu sırada 261 rakımlı tepede bulunan gözetleme erlerinin dağınık bir şekilde kaçtığını gördüm. Niçin kaçıyorsunuz diye sordum. Efendim, düşman var dediler. Nerede dedim, Erler 261 rakımlı tepeyi gösteriyorlardı. Gerçekten de düşmanın bir avcı hattı 261 rakımlı tepeye doğru ilerliyordu”. Mustafa Kemal kaçan erlere “Düşmandan kaçılmaz!” dedi. “Cephanemiz kalmadı” dediler. Bu kez Mustafa Kemal “Cephaneniz yoksa süngünüz var” dedi. Sonra da bağırarak “süngü tak” emrini verdi. Erler yatınca düşman askerleri de yere yatıp siper almışlardı. İşte kazanılan an bu andı. Gerçekten de süratle birlikler yardıma yetişmiş, böylece düşmanın daha fazla ilerlemesinin önüne geçilmişti. Mustafa Kemal Conk Bayırı’na yetişen 57. Alay’ı derhal taarruza geçirdi. Ve bu arada kendisine bağlı diğer birlikler de taarruza katılmışlardı. Arıburnu’nda çetin bir savaş başlamış ve gece de devam etmişti. Mustafa Kemal Atatürk, Arıburnu Muharebesini şöyle açıklamıştı:

    “Öyle bir gündü ki, düşman bütün tahrip edici vasıtaları ile üzerimize saldırdığı gündü. Saflarımız süratle boşalıyordu. Binlerce Mehmetçiklerin gözümün önünde patır patır döküldüğünü görüyordum. Bu kanlı safhada Liman Von Sanders yanıma gelerek büyük bir heyecan ve telaşla, ‘şimdi ne olacak, ne olacak, ricad’ diyordu. Ben de, şu anda ricad etmek demek, mahvolmak demektir. İleri harekatı tercih ediyorum. Bu kanlı safhada, sorumluluğu kim üzerine alacaksa, komutayı da o deruhte etsin dedim. Liman Von Sanders bana, ‘Bu ana kadar siz bu işi yürüttünüz. Bundan sonra da bu işi siz bitirebilirsiniz’ dedi. Ben hem onu ve hem de Enver Paşa’yı kast ederek ‘o halde ikiniz de çekilin’ dedim. Sonra da Ordu Kumandanı’nın yanıtını almadan şehitlerin üzerinden atlayarak, sağ kalan erlerin önüne geçtim. ‘Arkadaşlar’ diye haykırdım ‘Düşman zayıf bir durumdadır. En küçük bir kıpırdanışımız, düşmanı yok etmeye kafi gelecektir. Haydi Arkadaşlar en önde benim. Hücum!’ dedim.”

    Mehmetçikler çelikten gerilmiş bir yay gibi, düşmanın üzerine atıldı ve böylece Arıburnu Muharebesi kazanıldı.

    Bu çarpışmalarda Mustafa Kemal’e bağlı 57. Kahraman Piyade Alayından tek bir kişi kalmadı. Hepsi şahadete erdi. Mustafa Kemal, Arıburnu Kuvvetleri Kumandanı olarak şu emri verdi. “Ben burada size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler kaim olabilir.” Mustafa Kemal’in bu kesin kararlılığı ve direniş iradesi karşısında, düşman için geri çekilmekten başka çare yoktu. 6-7 Ağustos gecesi düşman, Arıburnu kuzeyinden Anafartalar’a asker çıkarmaya başlamıştı. Bu saldırı başarılı olursa, Gelibolu düşmanın eline geçebilirdi. Conk Bayırı’ndaki durumun çok nazik olduğu görülüyordu. Liman Paşa, telefonla Mustafa Kemal’e “Durumu nasıl görüyorsunuz” diye sordu. O da, çok vahim olduğunu ve bugüne kadar alınması gereken çok tedbir varken, şu anda ise bir tek çare kaldığını söyledi. O da bütün birliklerin emrine verilmesiydi. Liman Von Sanders “çok gelmez mi” diye sordu. Bu kez Mustafa Kemal “az bile gelir” dedi. Bunun üzerine 8-9 Ağustos gecesi, Mustafa Kemal Anafartalar Grubu Kumandanı oldu.

    Mustafa Kemal hatıralarında böylesine ağır bir sorumluluğu nasıl üzerine aldığını şöyle anlatır:

    “Böyle bir sorumluluğu, deruhte etmek basit bir keyfiyet değildir. Fakat ben vatanım mahvolduktan sonra yaşamamaya karar verdiğim için, kemali iftiharla bu mesuliyeti deruhte ettim. Çünkü benim için sorumluluk ölümden de beterdi.”

    Mustafa Kemal, yeni karargahına gelir gelmez, taarruzu bizzat kendisi idare etti. Ve düşmanı geri atmakta başarılı oldu. 10 Ağustos 1915 sabahı, tanyeri ağarırken, süngüyle düşmanın üzerine atılmak için hazırladığı asker saflarının önüne geçerek, kuvvetlerini hücum ettirdi. Bu saldırı karşısında, düşman adeta ezilmişti. Ortalık ağardıktan sonra, düşman Conk Bayırı’nı denizden ve karadan büyük çaplı toplarla dövmeye başlamıştı. Bu sırada bir şarapnel parçası Mustafa Kemal’in sağ cebinde bulunan Annesinin hediyesi olan saate isabet ederek parçalamış ve O’nu mutlak bir ölümden kurtarmıştır. Bu saati sonradan Liman Paşa hatıra olarak almış, Mustafa Kemal’e de ailesinin markasını taşıyan saatini hediye etmiştir. Bu taarruzla düşman, Conk Bayırı’ndan atılmış, böylece Mustafa Kemal ikinci kez Çanakkale’yi kurtarmıştır. Düşman Çanakkale’nin geçilemeyeceğini anlamış ve geri çekilmişti. Çanakkale yenilgisi, batı başkentlerini karıştırmıştı. Bu sırada İngiliz parlamentosunda gürültülü bir oturum yapılıyordu. Deniliyordu ki nasıl olur da İngiliz İmparatorluğu Çanakkale’de bir avuç Türk’e yenilsin.. Ana mu-hafelet lideri Mac Donald parlamentoda şu konuşmayı yaptı. “Hani Boğazlar bizim olacaktı? Hani Anadolu’yu taksim edecektik? Heyhat hiçbiri olmadı”. Bunun hesabını Başbakan Lloyd George versin” Lloyd George kürsüye gelerek şu açıklamayı yaptı. “Arkadaşlar, asırlar içinde ender dahi yetişir. Şu talihsizsizliğe bakınız ki asrımızın bu dahisi Türkler’e nasip oldu. Mustafa Kemal’in dehasına karşı elimizden ne gelirdi.” Sonra da istifasını verdi. Yine, Çanakkale muharebelerinin plan ve stratejisini hazırlayan Deniz Bakanı Churchill, parlamentoda şu açıklamayı yapmıştır. “Biz Çanakkale muharebelerini kazanmak için askeri, parayı, cephaneyi herşeyi hesaplamıştık. Her şeyde çok çok üstündük. Mutlaka yenecektik. Yalnız bir tek şeyi hesaba katamadık. Mustafa Kemal’i”.

    Bugün de iç ve dış düşmanlarımız, bir tek şeyi hesaba katamamaktadırlar. Mustafa Kemal’in yetiştirdiği Mustafa Kemalleri.

    Mustafa Kemal’in Çanakkale muharebelerindeki başarılarını mukadderat adamı olarak niteleyen, İngiliz Harp tarihi yazarı olan Espenell Oklander, belgesel nitelikli eserinde şunları dile getirmektedir. “Gazi Mustafa Kemal’in, Çanakkale muharebelerindeki büyük başarılarını, gereğince övmeye ve takdire imkan yoktur. Bu konuda ne söylense azdır. Mustafa Kemal, Çanakkale Muharebelerinin sonucunu tayin etmiştir. Bir tümen komutanının üç ayrı yerde kendi inisiyatifiyle giriştiği hareketlerle, bir savaşın hatta bir ulusun kaderini değiştirecek yücelikte bir zafer kazanıldığı tarihte pek az görülür” Bu belgesel eser daha sonra İngiltere Kralı tarafından, Türkiye Cumhurreisi Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine sunulmuştur. Sunuş yazısı da şöyledir:

    “Büyük bir komutan, asil bir düşman ve alicenap bir dost şerefine, Türkiye Cumhurreisi Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine Haşmetli İngiltere Kralı tarafından takdim edilmiştir.” Bu belge bugün, Harp Tarihi Ataşe başkanlığının arşivinde 1/217’de bulunmaktadır.

    Çanakkale Zaferi’nin Türk ve Dünya tarihindeki yeri ve önemi çok büyüktür. Bu zafer, Türk milletinin milli birlik ve beraberlik içersinde ölümü hiçe sayarak, Çanakkale’nin geçilmesine izin vermeyeceğini dünyaya ispat etmiştir. Ve son yüzyıl içinde Türkler’in kazandığı en görkemli zaferlerden birisidir. Ve bu zaferi tarihe altın harflerle Mustafa Kemal Atatürk’ün dahiyane sevk ve idaresinde, şehitlerimiz ve kahraman gazilerimiz yazdırmışlardır. İtilaf Devletleri üstün silah ve asker gücüne rağmen boğazı geçememiş ve Osmanlı Devleti’ni savaşta saf dışı bırakamamıştır. Ayrıca Rusya kendi blokundan gerekli silah, para ve yiyecek yardımını alamamış ve bunun sonucunda ise, açmış olduğu cephelerde oldukça bunalmış ve hem de halk sefil bir duruma düştüğü için, toplumsal huzursuzluklar artmıştır. Bu huzursuzluğun sonucunda da, Çarlık Rusya devrilmiş, Bolşevikler iş başına geçmiştir. Bu savaşta düşman büyük bir prestij kaybetmiş, bunun sonucunda da özellikle İngiliz kamuoyunda ve parlamentosunda huzursuzluklar baş göstererek hükümet devrilmiştir.

    Hiç şüphesiz, Çanakkale muharebelerinde en büyük rolü Mustafa Kemal Atatürk oynamıştır. Bu büyük eşsiz kahraman, Türk milletinin ve tarihin huzurunda sonsuza kadar özgür ve bağımsız yaşayacağını bir kez daha bütün dünyaya ilan ve ispat etmiştir. Hiç şüphesiz, tarih bu eşsiz zaferi ne kadar ele alırsa alsın yine de gerçek anlamıyla ifade etmekte aciz kalacaktır.

    Sonuç olarak, 1914’te başlayan Çanakkale muharebesinde düşman tüm maddi üstünlüklerine rağmen başarıya ulaşamamış, Mustafa Kemal Atatürk’ün yüksek sevk ve idare kuvveti ve O’nun yenilmez azim ve iradesi ile dünya harp tarihinde yurt savunması için örnek gösterilen Çanakkale Zaferi’ni yaratmış ve ayrıca, tüm mazlum milletlere de özgürlük ve bağımsızlık yolunda örnek ve önder olmuştur.

    Bu emsalsiz Çanakkale zaferimizi hafızalarımızda, gönlümüzde daima canlı tutmak bizler için kutsal bir görev ve bir borç olduğu kadar geleceğimiz için de bir iftihar ve ilham kaynağı olmuştur.







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi