Geçmişten günümüze bilim

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Geçmişten günümüze bilim ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Geçmişten günümüze bilim





  2. 2
    HARBİKIZ
    Bayan Üye





    Cevap: geçmişten günümüze bilim
    Yirminci yüzyılı bilimsel gelişmeler açısından sıcağı sıcağına değerlendirmek bilim tarihçileri açısından oldukça güçtür. Bunun nedenlerinden birisi, bilimlerdeki gelişmelerin henüz tamamlanmamış olması ve henüz önemi kavranamayan bazı buluşların ileride yaratabilecekleri büyük gelişmeleri bugünden kestirmenin oldukça güç olmasıdır. Dolayısıyla önemsiz olanı önemli olanın önüne alma gibi bir hatanın yapılma olasılığı vardır. Ancak fizikteki Kuantum kuramı ile Görelilik Kuramı’nın ve astrofizikteki Büyük Patlama Kuramı’nın bu dönemin en önemli buluşları olduğunu söylemek mümkündür.

    EINSTEIN Devrimi ( Özel Relativite Teorisinin Doğusu ) ( Ek3)
    KUANTUM TEORISI ve Atom Fiziğinin Doğusu ( Ek4)

    a. doğa ve Bilgi Felsefesi

    On dokuzuncu yüzyıldan itibaren bilimde ortaya çıkan olağanüstü gelişmeler, bilimin kendisini de felsefî bir sorun haline getirmiş, bilimin kavramlarını ve yöntemini, felsefî açıdan anlamak ve anlamlandırmak üzere çeşitli görüşler ileri sürülmüştür.

    Bilimsel alanları ürün ve etkinlik açısından değerlendirme çalışmaları yapılmış ve özellikle bilimsel kuramların mantıksal yapıları bakımından tutarlılığının denetlenmesi ve bilimsel önermelerin yapı ve içerik açısından taşıması gereken özelliklerinin bir standarda bağlanması gerektiği savunulmuştur.

    Bilimi etkinlik açısından ele alan çalışmalarda ise özellikle kuram seçiminin hangi ölçütlere göre yapılması gerektiği tartışılmıştır. Yeni Pozitivizm veya Viyana Çevresi bilim önermelerinin doğruluk değerlerinin Doğrulama İlkesi açısından belirlenmesi gerektiğini savunurken, Popper ise Yanlışlama İlkesi’ne göre belirlenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bilimi bir etkinlik olarak gören Kuhn ise, bilimsel gelişmenin ayni zamanda bilim topluluklarının sosyal yapısıyla da ilgili olduğunu vurgulayarak, bilimin felsefî boyutunun yanında sosyolojik boyutunun olduğuna da dikkat çekmiştir.

    b. Matematik

    Bu dönemde matematiğe daha sağlam bir temel oluşturmaya yönelik felsefi ağırlıklı çalışmalar genişleyerek devam etmiştir. Russell, Poincaré, Hilbert ve Brouwer gibi matematikçiler bu konudaki görüşleriyle katkıda bulunmuşlardır.

    Russell, matematik ile mantığın özdeş olduğunu kanıtlamaya çalışmıştır. matematiğin, şayi gibi kavramlarını, toplama ve çıkarma gibi işlemlerini, küme, değilleme, veya, ise gibi mantık terimleriyle ve matematiği ise "p ise q" biçimindeki önermeler kümesiyle tanımlamıştır.

    Hilbert'e göre ise, matematik soyut nesneleri konu alan simgesel bir sistemdir; mantığa indirgenerek değil, simgesel aksiyomatik bir yapıya dönüştürülerek teyellendirilmelidir.

    Sezgici olan Brouwer de matematiğin temeline, kavramlara somut içerik sağlayan sezgiyi koyar; çünkü matematik bir teori olmaktan çok zihinsel bir faaliyettir.

    Poincaré'ye göre de matematiğin temelinde sezgi vardır ve matematik kavramlarının tanımlanmaya elverişli olması gerekir.

    Yine bu dönemin en orijinal matematikçileri olarak Dedekind ve Cantor sayılabilir. Dedekind erken tarihlerden itibaren irrasyonel sayılarla ilgilenmeye başlamış, rasyonel sayılar alanının sürekli reel sayılar biçimine genişletilebileceğini görmüştür. Cantor ise, bugünkü kümeler kuramının kurucusudur.

    c.Astronomi

    Bu dönemde astronomi alanında yıldızlar ve evrenin yapısına ilişkin çalışmalar artarak devam etmiş ve evrenin oluşumuna ilişkin Büyük Patlama kuramı ortaya atılmıştır. Diğer taraftan, insanin bu evrende yalnız olup olmadığı tartışılmış ve bunu belirlemeye yönelik çeşitli projeler geliştirilmiştir.

    Yine bu dönemde gezegenlere ilişkin çalışmalar da ön plana çıkmış ve 1930 yılında Tombaugh tarafından Plüton gezegeni ve daha sonra da bu gezegenin uydusu Charon bulunmuştur.

    d. Fizik

    Bu dönemde Görelilik ve Kuantum kuramlarının ortaya çıkmasıyla birlikte, fizik alanı kavram ve kuramları açısından yeni temellere oturtulmuştur. Atom altı parçacıkların bulunmasından sonra Atom kuramı bütünüyle yeni bir görünüme kavuşmuştur.

    e. Kimya

    Bu dönemde kimya, sanayinin belkemiği haline gelmiştir; ancak kimya çalışmaları sadece sanayide değil, tip basta olmak üzere değişik bilim dallarında da önemli rol oynamıştır. Atom konusundaki çalışmalar, genetik ile ilgili çalışmaları ve canlıların temel maddesi konusunda yapılan araştırmaları büyük ölçüde etkilemiştir.

    f. Biyoloji

    Bu dönemde hücrenin yapısı ve işlevlerine ilişkin çalışmalar biyolojiyi büyük ölçüde etkilemiştir. Bunun yani sıra genetik alanında çok önemli adımlar atılmış ve özellikle son dönemde yapılan araştırmalarla klonlama yöntemine götüren yol açılmıştır.

    Ayrıca kimyaya dayanan hormon çalışmaları tarım alanındaki verimi arttırmış ve canlıların kökeni ve evrimiyle ilgili araştırmalar, yeni bilimsel bulgularla güç kazanmıştır.

    g. Jeoloji

    Bu dönemde jeoloji iki gelişmeden büyük ölçüde etkilenmiştir. Teknolojik atilim, radyometrik tarihleme yönteminin uygulanmasında, kayaç ve minerallerin kimyasal çözümlenmesinde ve sismolojik incelemelerde büyük ilerlemelere yol açmıştır. Levha tektonogi ise bu yüzyılın ikinci yarısından sonra yerbilimlerinin hemen bütün dallarında büyük dönüşümlerin gerçekleşmesine neden olmuştur.




    h. Tıp

    Bu dönemde tıp alanında yoğun bir uzmanlaşma görülmektedir. Artık genel olarak tıp değil pediatri, oftalmoloji, kardiyoloji ve ilerleyen süreç içerisinde genetik ve embriyoloji çalışmaları yoğunlaşmıştır.

    Yirminci yüzyıl tıbbının en önemli özelliği, gelişen teknolojiyi çok iyi kullanması ve teşhis ve tedavide daha kesin ve ayrıntılı sonuçlar elde etmesidir. Mikroskobun olağanüstü bir şekilde gelişmesiyle başlayan süreç röntgenle devam etmiştir.

    i. Teknik

    Yirminci yüzyıl teknik alanında önemli gelişmelere sahne olmuştur. 1903 yılında Wright kardeşler Flyer I ismini verdikleri ilk uçakla yerden havalanmış ve 59 saniye süreyle 260 metre uçmuşladır. Daha sonraki yıllarda gaz tribünleriyle donatılan jet uçakları, 1960'larda ses üstü hızlara ulaşmışlardır.

    1895'te X ısınlarının bulunmasıyla başlayan bir dizi buluş nükleer çağın kapısını açmıştır. 1938'de atom çekirdeğinin parçalanması sonucunda açığa çıkan muazzam enerjinin kullanım şekilleri, bilim adamlarının topluma karsı sorumluluğu konusunu gündeme getirmiştir.

    Enrico Fermi'nin 1942'de şikago Üniversitesi'nin spor sahasında kurmuş olduğu küçük bir reaktörde zincirleme çekirdek reaksiyonlarının denetimini başarması, elektrik enerjisi üreten reaktörleri gündeme getirmişken, 6 Ağustos 1945'de Hiroşima’ya atılan atom bombası, insanların bilim ve teknolojiye bakışlarını ciddi şekilde sarsmıştır. Ancak bilimsel ve teknolojik bilginin üretilmesi ile kullanılması, birbirlerinden oldukça farklı süreçlerdir ve bunların üretiminden sorumlu tutulabilecek bilginlerin kullanımından da sorumlu tutulması doğru değildir.

    k. Uzayın Keşfi

    Uzaya seyahat edebilmek sadece roketlerle mümkün olduğundan, roket gelişiminin tarihi, bir bakıma uzay uçuşlarının tarihi olarak görülebilir. İlk roketin ne zaman yapıldığı bilinmemekle birlikte, onun bir Çin bulusu olduğu söylenmektedir. 1232 yılında Çinliler Moğolları uçan ateşli oklarla geri püskürtmüşlerdir. 1379'da ise Venedikliler ve Cenevizliler arasında yapılan bir savaşta kaba bir roket kullanılmıştır. 19. yüzyıl savaş roketlerinin geniş ilgi gördüğü bir yüzyıldır. Büyük Britanyalı Sir William Congreve, Napolyon savaşlarında ve 1812 savasında kati yakıtlı itici kuvvetle çalışan bir roket geliştirmiştir. Ancak akaryakıtlı roketlerin kullanılması ile uzaya seyahatin mümkün olacağını savunan ve bu konuda ilk bilimsel eseri yayınlayan kişi Constantin Tsiolkovsky adli bir Rus bilim adamıdır. Onun bu çalışması ciddiye alınmazken, Robert H. Goddard adında bir Amerikalı ve Hermann adında Romanya asilli bir Alman ayrı ayrı çalışarak modern roket biliminin temellerini atmışlardır. Ayrıca Oberth adında bir bilgin Dünya'dan bir cismin başka bir aleme gitmesi ile ilgili teorilerini ve formüllerini bir kitapta toplamış ve bu kitaptan esinlenerek Almanya'da Uzaya Seyahat Kurumu kurulmuştur. Goddard ise, uzun süre üzerinde çalıştığı konu ile ilgili görüşlerini bir rapor olarak yayınlamıştır. 1919'da çıkan bu raporda Ay'a atılacak bir roketten de söz edilmektedir. 1926'da bir deney roketi hazırlamış ve bu roket yaklaşık 60 metre kadar havalanmıştır. 1929 yılında ise Goddard, içinde barometre, termometre gibi ölçü araçlarının ve bir fotoğraf makinesinin bulunduğu ilk roketi havaya fırlatmıştır.







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi