Benzerlik ve farklılık kavramları

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Benzerlik ve farklılık kavramları ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Benzerlik ve farklılık kavramları





  2. 2
    Gizliyara
    Frmacil.com





    Cevap: benzerlik ve farklılık kavramları
    Benzerlik ve farklılık kavramları hakkında bilgi



    Biyoloji ile uzaktan yakından meşgul olan herkes, canlıların çeşitliliğini, yüzbinlerce hayvan ve bitkinin birbirlerinden hem farklı hem de benzer özelliklerle donatıldığını hayranlıkla okumuştur. Bazı insanlar da Yaratıcı’nın bütün isimlerinin açıkça tezahür ettiği canlılar alemindeki bu zenginliğin arkasındaki biyolojik kanunları merak etmiştir.

    Canlılardaki bu çeşitlilik yanında ayrıca göze çarpan bir diğer hususiyet de, onların arasındaki hiyerarşik durumdur. Çoğumuz bir koyunun bir solucandan daha kompleks bir organizasyona sahip bulunduğunu, bir kartalın da sinekten daha mükemmel bir yapı ve fonksiyon bütünlüğüne sahip olduğunu düşünmüşüzdür. Bu, belki bir açıdan doğru olsa bile gerçekte bizim bakış açımızla ilgilidir. Gözle görülen büyük organların ve enerji kullanımının fazla oluşunu bir üstünlük sayabileceğimiz gibi, çok küçük organlardaki sanat inceliği ve hassasiyeti de üstünlük sayanlarımız vardır. Nitekim çok klasik bir misal olarak, büyük bir saatin, küçük saatlerden daha basit olduğu söylenebilir. Bununla birlikte, merkezi sinir sisteminin ve duyu organlarının kompleksliğinin çok ileri derecelerde olduğu ve bunu da davranışlarıyla gösteren canlıları daha mükemmel kabul etmek, bugün için genel bir anlayış haline gelmiştir. İnsan ise bütün sistem ve duyuları yanında her canlıdan farklı olan şuur ve akıl sahibi olması gibi hususiyetleriyle hem sistematik hem de ruhi konumu açısından bu hiyerarşinin en üstüne yerleştirilebilir.

    SINIFLANDIRMA MANTIĞI

    Sınıflandırma yapılarak canlılar arasındaki hiyerarşik nizamın ortaya çıkarılacağı zannedilirse de, bunun hiç de kolay bir şey olmadığını ancak taksonomi (sınıflandırma çalışması) ile meşgul olanlar bilebilir. Yapılacak o lan bir sistematiğin her şeyden önce pratik ve kolay karar verilebilecek ölçüler taşıması, arada tartışmalı özelliklerinin mümkün olduğunca az olması ve kainattaki bütünlüğü de aksettirmesi gerekir. En önemlisi de, icaddan ziyade keşif olması, yani insanların kendi kafalarındaki doğruları değil, tabiattaki gerçekleri aksettirmesi gerekir. Mesela elimizdeki değişik ağırlıklara sahip cisimleri 1 kg’dan küçük, 1-2 kg arası ve 2 kg’dan büyük olarak üçe ayırabiliriz; fakat bu tamamen suni bir sınıflandırma olup, varlıkları anlamaya yetmez. Burada ölçüyü biz koyduğumuz için, zihnimizin ürünü olan bu gibi bir sınıflandırma, bizim sübjektif kabullerimizin dar kalıpları dışına çıkamaz. Halbuki ideal olan bir sınıflama bize varlıklar hakkında bilinebilecek her şeyi söylemeli ve doğrulara tercüman olmalıdır. Organların fonksiyonuna, yapısına ve şekline göre sonsuz sayıda meşru ve objektif sınıflandırma kriterleri vardır ve birbirleriyle değişik alternatif ler ortaya koyan çapraz sınıflandırmalar da yapılabilir. Fakat bugün sadece embriyolojik orijin benzerliklerinden hareketle evrimci bir bakışla konan ölçülere göre sınıflandırma yapılmakta ve biyoloji ideolojik yorumlara alet edilmekledir.

    Bu ideolojik yorumlardan biri canlılardaki çeşitliliği ve hiyerarşiyi anlayıp değerlendirmede kullanılan tür kavramıdır.

    TARTIŞILAN KAVRAM

    Tür nedir? Tek tek fertlerin ortaya çıkardığı ferdi karakterler toplamı mı, diğer bir ifade ile bazı özellikleri bakımından diğerleriyle benzer, bazı özellikleri bakımından da farklılıklar gösteren bir canlı organizma mı? Yoksa, benzer özellikleri taşıyan fertlerin meydana getirdiği bir topluluk mu? Eğer böyle bakacak olursak, bir kedi de birçok özelliği bakımından bir serçeye benzediğine göre bunlar aynı tür müdür? Eğer bunları birbirine çok uzak gördüyseniz, birbirine benzer çok özelliği olan karga ile kartal aynı tür müdür?

    Bu soruları cevaplamak için önce yukarıdaki sorulardaki en önemli terimler olan benzerlik ve farklılık kavramları açıklanmalıdır.

    Mesela; aslanın, kertenkelenin ve köpekbalığının her üçünün de sivri dişlerinin olması gibi bir benzerlik, bunları aynı türe dahil etmemize yeter mi? Yahut beyaz tavşanın renginin siyah tavşandan farklı oluşu, bunları ayrı türler olarak görmemize kafi midir? Bu ve benzeri sorular tür dediğimiz kompleks kavramı tarif etmede biyologları yüzyıllardır meşgul etmektedir.

    Türü tarif etmede ortaya çıkan en büyük zorluk, bu tarifin bir ferde göre mi, yoksa aynı sahada ve çevre şartlarında yaşayan bir fertler topluluğuna, yani populasyona göre mi yapılacağında ortaya çıkmaktadır. Evrim anlayışına göre tür bir ferttir ve bütün tarif bir fert üzerine yapılmıştır; fertler farklılaştıkça ortaya otomatikman türün farklılaşması, yani bir türden diğer bir türe dönüşüm veya evrim meydana gelmektedir. Halbuki ekolojik açıdan bakıldığında tür bir fert değil, aynı gen havuzuna sahip fertlerin oluşturduğu bir populasyondur. Bir gen havuzunu oluşturan fertler aynı havuzdaki genlerin değişik kombinasyonlarını, sonsuz diyebileceğimiz çeşitlilikte taşıyabilirler, fakat bu ferdi farklılıklar türü belirlemez, fert farklılaşsa bile bu populasyon içinde bir zenginlik oluşturur ama; türü değiştirmez, başka bir türe dönüştürmez.

    Bazı ilim adamları, türün ne olduğunun tam olarak açıklanmasının zorluğunu ve tür kavramının yeniden tarifinin gerektiğini açıkça itiraf ediyorlar. Yaklaşık 2300 sene önce Eski Yunanda yaşayan ve ilk basit hayvan sistematiğini ortaya koyan Aristo’dan bu yana bilim, zirveleri zorlamasına rağmen türü tarif hususunda ortaya konan kriterlerin ne olması gerektiği hakkında çok açık ve kesin bir şey söyleyememektedir. Bu durum da, herhalde canlı dediğimiz çok boyutlu varlığın açık seçik tanımlanamamasından ve fizik-kimya bilimlerinde olduğu gibi formüle edilememesinden kaynaklanmaktadır.

    Washington’daki Sistematik Koleksiyonlar Cemiyeti (Association Systematics Collections) müdürü E. Elaine Hoogland, “sadece biyolojinin farklı dalları arasında değil, türü tarif edecek insanlar arasında bile fark var” diyerek türü tarif etmenin kolay olmadığını, ilmi olarak kesinlikle tür şudur demenin mümkün olmadığını söylemektedir.

    Öncülüğünü Harward Üniversitesi’nden Emst Mayr’in yaptığı, biyolojik tür kavramı (biological species concept), bazı istisnaları sebebiyle tartışılmakla birlikte, bugün için biyologlar arasında 30 yıldır en çok kabul gören tariftir. Buna göre tür, “kendi aralarında çiftleşebilen ve verimli (kısır olmayan) nesiller verebilen tabii populasyon grupları (laboratuar şartları dışında) olup, diğer türlerden üreme bakımından izole olmalarıyla (yani başka türlerle çiftleşememeleriyle) ayrılırlar’. Ancak bu tarif Mayr’in kendisinin de söylediği gibi, çiftleşmeyi ve verimli döller vermeyi ön plana çıkarmakla, fakat aynı türe dahil fertlerin yavruları sürekli o türe ait bir canlı olarak kalmaktadır. Bu ise evrim anlayışıyla uyuşmamaktadır. Dolayısıyla, kendisi de bir evrimci olmasına rağmen Mayr, biyolojik tür kavramının tam olmadığını, fakat muhteva olarak biyolojik gerçekler üzerine kurulduğunu kabul etmektedir.

    Biyolojik tür kavramını kabul etmeyen ve desteklemeyen araştırmacı sayısının son yıllarda oldukça arttığı da bir gerçektir. Bunlardan biri olan Chicago’daki lllinois Üniversitesi Tıp Fakültesinden Joel Cracraft “bitki sistematikçilerinin, omurgasızlar ve özellikle böceklerle çalışan bilim adamlarının pek çoğu biyolojik tür kavramını kullanmazlar” demektedir. Nitekim Mayr gibi diğer birçok sistematikçi de biyolojik tür kavramından memnun olmadıklarını artık çekinmeden dile getir mektedirler. Çünkü bunlara göre biyolojik tür kavramı, evrim teori5mm temelini oluşturan “yeni tür oluşum” mekanizmalarını örtmektedir. Halbuki biyolojik tür kavramı bizzat Mayr tarafından ortaya konulduğunda tamamen evrimci neticeler hedeflenmişti. Ancak hatalı ve ideolojik bir yorumla evrim teorisi” adı altında dünya görüşlerini ateizme endeksleyenler, biyolojik değişim kanunlarının üzerinde işlediği temel kavram olan tür üzerindeki spekülasyonlarında bugün kendi kendileriyle çelişir duruma gelmişlerdir.

    Birçok taksonomist (veya sistematikçi), biyolojik tür kavramının tabii ortamda kontrolünün ve uygulanmasının zorluğundan bahsetmektedir. Nitekim türü teşkil eden alt populasyonlar, birbirlerinden coğrafi olarak ayrıldıklarından genellikle çiftleşemezler, fakat bir araya geldiklerinde verimli yavrular meydana getirirler. Tabiatta buna ait gördüğümüz binlerce örnekten birisi zenci insan ile beyaz insanın evlendiğinde esmer ve her şeyiyle normal bir yavruya sahip olmalarıdır. Aynı mekanizma ile bugün birçok hayvan türüne ait ırklar dünya yüzüne dağılmış olmakla birlikte, bunların hepsi ait oldukları aynı tür içinde kalmakta ve farklı bir türe geçiş yapamamaktadır. İşte biyolojik tür kavramının da evrimcilerce esas hoşa gitmeyen noktası burada düğümlenmektedir. Ayrıca hayvanlarda çok az görülse de (at ile eşek arasındaki melezleme sonucu, kısır ve tür melezi olan katırın meydana gelmesi gibi), farklı tür olarak sınıflandırılan bitkiler arasında oldukça sık şekilde melezlemeler görülmektedir. Nitekim, canlı organizmanın gerek yapı ve fonksiyon, gerekse de genetik özellikler bakımından tür sınırları dahilinde değişebilirlik özelliğini fark eden Hoogland, bizim düşündüğümüzden çok daha fazla genetik değişme var. Şu anda kabule yatkın göründüğümüz biyolojik tür kavramı düşünülenlerin en iyisidir, fakat bundan daha farklı olabileceğini de kabullenmemiz gerekiyor” diyerek, her zaman yeni fikirlere açık olunması gerektiğini ve canlıyı anlamanın çok kolay olmadığını belirtmektedir.

    Biyolojik tür kavramında açık olan ve kontrol edilemeyen birçok noktalar taksonomistlerin önünde büyük bir handikap olarak durmaktadır. Bir kere tabiattaki birçok populasyonun coğrafi sınırları tam ve kesin olarak tespit edilemez. Bir populasyona ait daha alt coğrafi yerleşim birimlerinin bir ucundaki melez fertler ile, populasyonun diğer ucundakiler arasındaki küçük farklılıkların hepsi aynı gen havuzuna dahil olduğuna göre, bu fark]ılık bir başka türe dönüşme gibi ele alınamaz. Nitekim Atlantik Okyanusu kıyısında yaşayan bir Danimarkalı ile Pasifik Okyanusu kıyısında yaşayan bir Japon, farklı birer tür olmayıp, sadece insan ırkları veya alt türleridir. Yeni bir türün oluşumu için iki populasyon arasında ortaya çıkacak üreme bakımından tecrit olma ölçüsü nün mekanizmaları da tam olarak ortaya konamamıştır. En önemlisi de, tabiattaki geniş populasyonlar içindeki çiftleşme durumları, pratik olarak kontrol edilemediğinden, kesin olarak çiftleşebilir-çiftleşemez veya şu fert melez, şu ise esas türe aittir gibi hükümler çoğu zaman hatalıdır.

    Türün ne olduğunu anlama hususundaki tartışmaların merkezini tabii melezleme hadisesi teşkil etmektedir. Zira Mayr’e ait biyolojik tür tarifi, fertlerin yapı ve fonksiyonlarına ait özelliklerinden çok, populasyonlar arası münasebetleri izah etmeye yöneliktir. Burada da temelde üreyebilme özelliği ön plana çıkmakta olduğundan dikkatler kromozom ve genler seviyesindeki değişikliklere çevrilmektedir. Bu hususa dikkat çeken Mayr de American Journal of Botany’deki makalesinde, “populasyonu (fertlerin teşkil ettiği topluluğu) meydana getiren fertlerde bir kalıtsal değişiklik (mutasyon) ortaya çıkmadığı sürece tür durumunu değiştirmez” demektedir. Halbuki populasyonu oluşturan fertlerde ortaya çıkan mutasyonlar, bazen kusurlu ve arızalı fertlerin doğumuna sebep olurken, bazen de türün normal durumunu iyileştirebilir ve çevre şartlarına daha iyi uyum sağlayabilir. Ancak genler seviyesinde ortaya çıkan bu değişiklikler, türü değiştirmeyip sadece o türe ait fertte bir farklılık ortaya çıkmasına yol açar, türü zenginleştirir ve çeşitlendirir. Tabii bu çeşitler arasında iyi ve güçlüler yanında bir miktar zayıf ve sakatlar da mevcuttur.

    SOY AĞAÇLARI

    Biyolojik tür tarifine alternatif olarak ileri sürülen Filogenetik Tür (Ortak soydan meydana gelme) kavramını ise 15-20 sene kadar önce Cracraft ortaya atmış ve türü “aynı ataya sahip ve aynı özellikleri paylaşan, tanımlanabilen en küçük fertler topluluğu” olarak tarif etmiştir. Ancak bu fikir, canlıların ortak bir atadan gelmiş olduğu peşin kabullenmesi üzerine inşa edildiğinden ve birçok küçük grupları ayrı ayrı yeni türler yapmaya yönelik bir düşünce olduğundan, birçok sistematikçi tarafından tenkit edilmektedir. İki farklı türün aynı atadan geldiğini gösteren en küçük bir delil olmadığı gibi, büyük grupların farklılaşması esnasında yol ayrımındaki canlının özelliklerinin ve cinsiyetinin tayininde ortaya çıkan tartışmalar, soy ağaçları çizimlerinde tamamen tasarlamalara dayanılması, ara formları bulunmaması bu kabule göre yapılan tür tarifini iyice çıkmaza sokmuştur.

    Türün mahiyetinin anlaşılmasında ortaya çıkan tartışmaların temelinde, biyolojiye ideolojik ve dünya görüşleri doğrultusunda zihinlerde kurgulanan yaklaşımlar yatmaktadır. Teorik bir ifade olan tür kavramını anlayıp tahlil ve tenkid edebilmek için, genetik ve moleküler biyolojinin bugün geldiği seviyeleri çok iyi bilmek ve ayrıca populasyonlardaki genetik ve ekolojik değişimleri çok iyi takip edebilmek gerekmektedir. Yukarıda zikrettiğimiz ilim dallarındaki gelişmeler ve bunlara paralel olarak ortaya konan yeni yaklaşımlar, bugüne kadar iddia edilen tür, evrim ve filogenetik gibi kavramların anlamlarında çok büyük değişikliklerin olması gerektiğini göstermektedir. Bu yüzden laboratuar, deney ve gözlem sahalarını aşan ve ilmi verilerin ötesinde ideolojik yorumlar etrafında yürütülen teorik tartışmaların bir kenara bırakılması gerekmektedir. Bunun yerine biyolojik gerçeklerle daha iyi örtüşen, akıl, kalp ve vicdanlara da hitap edecek yeni yaklaşımların gündeme getirilmesinin gerekliliği iyice anlaşılır hale gelmiştir.



    ALINTI...







  3. 3
    Ziyaretçi
    Benzerlik ile farklılık zaten farklıdır.







+ Yorum Gönder
benzerlik ve farklılık kavramları
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 5 kişi