Osmanlıda gaza anlayışı nedir

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Osmanlıda gaza anlayışı nedir ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Osmanlıda gaza anlayışı nedir




    Soru: osmanlıda gaza anlayışı ne anlama geldiği ile ilgili ayrıntılı bilgi verir misiniz ?







  2. 2
    HARBİKIZ
    Bayan Üye





    Cevap: osmanlıda gaza anlayışı nedir
    Özellikle Osmanlilar'da din için yapılan savaşı ifade eden ve bir fetih İdeolojisi haline gelen terim.
    Eski sözlüklerde dar anlamda "düş¬manla savaşma" şeklinde tarif edilen kelime [554], Osmanlı Beyliği'nin ortaya çıktığı XIII. yüzyıl sonları ile XIV. yüzyıl başlarında Anadolu uç boylarında yaşanan çatışma¬larda, Türkmen beylikleri ve derviş top¬lulukları arasında çok defa hem bir mo¬tivasyon hem de bir meşruiyet unsuru olarak kullanılmış; İslâmiyet'i yaymak, müslümanlann yönetimindeki toprakla¬rı yahut nüfuz alanını genişletmek gibi gayretler uğrunda akınlara katılmak ve "cengetmek" anlamını kazanmıştır. Or¬taçağ müslüman toplulukları arasında kullanımı çok daha eskilere giden bu kavramın Anadolu'da nasıl yayıldığı ve Türk dilinde kahramanlık ifade eden alp¬lık ile örtüşmeye başladığı tam olarak bilinmemekte, ancak XIII. yüzyılın son¬larında Anadolu'nun bat ve kuzeybatı¬sında kullanılmakta olduğu kesin ola¬rak tesbit edilebilmektedir.
    Gaza ruhunun Osmanlı Devleti'nin yük¬selişinde oynadığı rol konusu, Paul Wit-tek'in 1938'de yayımladığı eserinden bu yana modern tarih yazıcılığında önemli bir yer tutmuştur. VVittek'in "gaza tezi". yani Osmanlılar'ın askerî ve siyasî başa¬rılarını cihadla özdeşleştirdiği ve "kut¬sal savaş" (holy war) diye çevirdiği gaza anlayışına hamleden tez, M. Fuad Köp-rülü'nün gaza ile başka unsurları den¬geleyen, demografik faktörleri ve sos¬yolojik yapıları VVittek'ten çok daha ay¬rıntılı olarak ele alan fikirlerinin yaygın olarak bilindiği Türkiye'nin dışındaki dün¬ya tarihi literatüründe uzun süre büyük bir kabul görmüştür. Öte yandan keli¬menin ve içerdiği kavramın beylik dev¬rinin anlayışını yansıtmadığı, XV. yüzyıl¬dan itibaren çok daha yerleşik ve düzenli bir toplum hayatına geçen Osmanlı¬lar'ın atalarını yüceltmek, onların akın ve yağma faaliyetlerini din uğruna kah¬ramanlık özelliğiyle süslemek için geri¬ye dönük olarak böyle bir açıklama ge¬tirdikleri. Osmanlı tarihlerinde ilk beyle¬re gazilik atfedilmesinin edebî ve ideolo¬jik bir motif olarak anlaşılması gerekti¬ği iddia edilmiştir. Hatta gaza ve gazi kelimelerinin XV. yüzyıldan önce Anado¬lu'da yaygın olarak kullanılmadığı, kul¬lanıldığı kadarıyla da pek yüce / kutsî bir anlam taşımadığı öne sürülmüştür (a.mlf., TT, XIX/109, s. 9-18) Gerçekten, doğrudan Osmanlılarla ilgili ve otantik-liği tartışmasız kaynaklarda, Ahmedî'-nin XV. yüzyıl başlarında kaleme aldığı İskendernâme'ye kadar gaza kavramı¬na rastlanmaz. VVittek'in XIV. yüzyıla ait bir delil olarak zikrettiği Bursa kitabe¬sinin, üzerinde yer alan 1337 tarihinde yazılmış olduğuna kesin gözle bakıla¬mayacağı, bunun sonradan yazıldığı ve binanın ilk yapım tarihinin oradan baş¬latıldığı ileri sürülmektedir. [555] Bu husus doğru olmakla birlikte, XIII ve XIV. yüzyıl Anadolu'su¬nun kaynaklarında, Osmanlılar'la kom¬şuluğu ve gerek dost gerekse rakip ola¬rak yakın ilişkileri iyi bilinen beyliklere ait eserlerde gaza kelimesine ve türev¬lerine sıkça rastlanır. Dolayısıyla Osman-lılar'ın da Anadolu'nun geri kalan kesim¬lerinde yaşayan Türk boylarının ve bey¬lerinin kültür hayatından tamamen ha¬bersiz ya da farklı bir kültüre sahip ol¬madığı düşünülürse bu kavramın bilin¬diği söylenebilir. Nitekim Osman Bey'-den söz eden en eski yazılı kaynağın mü¬ellifi olması dolayısıyla üzerinde durul¬ması gereken Bizanslı tarihçi Pachyme-res, Osmanlı Devleti'nin kurucusunun Bi¬zans imparatorluk askerleriyle ilk çatış¬ması olarak tasvir ettiği Koyunhisan (Bapheus) Savaşı'na (1301) Batı Anado¬lu'nun çeşitli yörelerinden, özellikle Men¬deres havzasından ve Kastamonu'dan Türkmen savaşçıların katıldığını belirtir. Aynı seferde Osman Bey'in yanında yer alan Amourios'un Çobanoğullan'ndan Ali Bey olması gerektiği de ortaya konmuş¬tur (Zachariadou, 111 |I977|, s. 57-70). Ço-banoğulları için XIII. yüzyıl sonlarında kaleme aldığı inşâ risalelerinde Hûyî, si-pah emirleri için kullanılacak unvanlar arasında "nusretü'I-güzâfı da sayar. Osman Bey'in çağdaşlarından Sinop be¬yinin adı Gazi Çelebi olarak geçer. Or-
    427
    CAZA
    han Bey ile Trakya'da sefere çıkan Ay-dınoğulları'nın daha 1312'de Birgi'de inşa ettirdikleri ulucaminin kitabesinde Mehmed Bey'den "el-emîrü'l-kebîr el-gâzî" diye söz edilir. Ayrıca Osmanlı bey¬liğinin doğduğu Söğüt'e ve Osman Bey'in ilk fetihlerinden Karacahisar'a çok ya¬kın olan Seyyid Gazi Türbesi'nin daha XII. yüzyıl sonlarında bir ziyaretgâh ol¬duğunu Arap seyyah Herevî bildirir (kay¬naklar ve başka örnekler için bk. Emecen, s. 194-197; Kafadar, s. 76-78, 1691. Bir yoruma göre Kuzeybatı Anadolu'da ga¬za anlayışının canlanmasında, 1299'da Altın Orda Devleti'nde yaşanan değişik¬likler dolayısıyla İslâm ülkesi olmaktan çıkan Tuna yörelerinden aşiret ve aile¬lerin Marmara'nın güneyine doğru göç¬mesinin katkıları da rol oynamıştır (To-gan, s. 333).
    Gaza kelimesinin ne kadar yaygın ol¬duğu bir yana bu kelimenin barındırdığı kavrama yakın düşen dinî motifler, Os¬manlılar dahil çeşitli beyliklerin siyaset söylemlerinde erkenden kendilerini gös¬terirler. Nitekim eldeki en eski Osmanlı vesikalarından 1324 tarihli bir belgede Orhan Bey'in adının yanı sıra "Şücâüd-din*, babası Osman Bey'in adıyla birlikte de "Fahreddin" lakapları kullanılır. Ken¬disine Şücâüddin diye hitap edilen bir beyin, o devirde Anadolu'nun diğer uç boylarında faaliyet gösteren çeşitli züm¬reler arasında yayılmış olan gaza fikrine ilgisiz kalmış olması düşünülemez. Şücâ¬üddin lakabını Orhan Bey'in çağdaşı bey¬lerden en az dördünün daha kullanma¬sı da (Kafadar, s. 61) birtakım kültürel motiflerin ve siyasî iddiaların yaygın bir şekilde paylaşıldığını gösterir.
    Gerek Osmanoğullan'nın gerekse di¬ğer beyliklerin civarlanndaki hıristiyan nüfus ile, hatta askerî-siyasî güç sahibi tekfurlarla ya da Bizans imparatoruyla komşuluk ilişkileri sürdürmüş olmaları, çeşitli anlaşmalarla zaman zaman or¬tak hareket etmeleri, ticarî alışveriş ve kültürel etkileşim ilişkilerine girmeleri gaza fikrinin yokluğuna delâlet etmez. "Müdârâ" ve "istimâlet", Ortaçağ müs-lüman devletlerinin yakından tanıdığı kavramlardır. Bu kavramları bilmemiş yahut ayrıntılarını kavrayamamış olsa¬lar dahi uç beylerinin ve savaşçıların ga¬zayı "kâfirlerle sürekli ve kıyasıya kut¬sal savaş" şeklinde anlamadıklarından, bu kavramı devirlerinin tarihî ve sosyo¬lojik şartları içinde hayata geçirdiklerin¬den şüphe edilemez. Komşuluk ve dostluk, gerek Öz anlamlarında gerekse tak¬tik olarak bu ortamda müslümanlarla hıristiyanlar arasındaki ilişkilere önemli çapta yansımıştır. Meselâ 1323 yılında Alaşehir'i kuşatan Türkler'in, şehrin hâ¬kimi Philanthropenos'un daha önce gös¬termiş olduğu dostluk ve şecaatten do¬layı kuşatmayı kaldırdıkları bir Bizans kaynağında anlatılır (Laiou, s. 292). Esa¬sen bu tür ilişkiler, gazayı ve gazileri yü¬celtmek üzere kaleme alınmış Ddniş-mendnâme, Battaînâme, Saltuknâme gibi destansı kaynaklarda açıkça anlatı¬lır. Nitekim Aydınoğlu Umur Bey'in mü¬cadelelerini hikâye eden Enverî Düstûr-nâme'de, Umur Bey'in Kantakuzenos ile ortak faaliyet için anlaştığında bu Bi¬zanslı devlet adamı ile görüşüp kardeş olduğunu yazar (s. 84-85). Gaza anlayı¬şı bu tür ilişkileri dışlasaydı o anlayışın temsilcilerini idealize etmek üzere Düs-tûrnâme'yi kaleme alan Enverî, Umur Bey'le Bizans imparatorunun kardeş ol¬masını aktarmama yoluna gidebilirdi.
    Gaza kavramının Osmanlı Beyliği İçin Wittek'in iddia ettiği gibi neredeyse ye¬gâne var oluş sebebi ve savaşçılar için tek motivasyon unsuru olduğu söylene-mese de beyliğin fütuhat yoluyla büyü-mesindeki önemli faktörlerden birini teşkil ettiği kesindir. Bununla birlikte gazilerin, sadece ve her an din uğrunda çarpışmayı düşünen gerçek dışı kişilik¬ler olarak çizilmesi de yanlış olur; siyasî ihtirasların Anadolu ve Rumeli gazi züm¬releri arasında da önemli bir rol oynadı¬ğını [556], gazaya katılanların (Âşıkpaşazâde gibi derviş olanlar dahil) aynı zamanda esir ve ganimet yani maddî kazanç pe¬şinde koştuklarını göz ardı etmemek ge¬rekir [557]. Ni¬tekim XIV. yüzyılın birinci yansında Ka¬resi Beyligi'nde kaleme alındığı tahmin edilen ve "Gazilik Tarîkası" adlı bölümüy¬le konumuz açısından büyük önem taşı¬yan bir ilmihal kitabında gazilik en he¬lâl kazanç yolu olarak, fakat aynı za¬manda ticaret, ekincilik gibi kazanç mer¬tebelerinden biri olarak sayılmıştır. [558]
    İstanbul'un fethinden sonra merkezi¬yetçiliğin daha gelişkin bir biçimiyle te¬sisi meyanında teşrifat ve teşkilât sahalarında gerçekleştirilen yenilikler ara¬sında uç boylarındaki akıncı faaliyetleri de daha sıkı bir kontrol altına alınmış, buna bağlı olarak geçmiş günlerin ser¬best gaza ruhunu temsil eden gelenek¬ler ve anlayışlar eski önemini kısmen yi¬tirmiştir. Meselâ Neşri, Fâtih Sultan Mehmed'in eski gazi geleneklerinde olduğu gibi nevbet vurulurken sultanların aya¬ğa kalkması âdetini kaldırdığını yazar [559]. Burada söz konusu olan gaza ilkesinin terkedilmesi değil, İs¬tanbul'un fethiyle birlikte bir cihan dev¬leti kimliğini inşa etme yoluna giren Os¬manlı yöneticilerinin, bu kimliği yoğura¬cakları siyasî mirasın değişik unsurla¬rını gözden geçirme sürecinde yeni bir sıralamaya gitmeleridir. Bu bağlamda Osmanoğulları'nın ilk dönemlerine ait rivayetler yazıya geçirilirken bazı kaynak¬lar, yer yer gazi zümrelerinin ve onlar¬la bağlantılı dervişlerin merkezîleşmeye karşı muhalefetini dile getirmiştir. [560] Bu dönemde si¬yasî iddiaları belirginleşmeye başlayan Safevîler'in, bilhassa Kafkasya'nın müs-lüman olmayan bölgelerine yönelttikleri akın ve seferlere gaza, bunlara katılan savaşçılara da gazi dedikleri, bu sefer¬ler için Anadolu'dan da gönüllü topla¬dıkları dikkati çeker.
    Bir cihan devletinin oluşmasıyla bir¬likte gaza kavramının gözden düştüğü söylenemez; ancak düzenli devlet ordu¬sunun faaliyetlerini anlatan eserlerde erken kaynaklara göre merkezî konu¬munu yitirmiştir. Yine de Osmanlılar'ın çeşitli savaşlarını anlatan eserlere "ga-zavatnâme" adı verilmesi, bazı sultanla¬ra askeri başarıları bağlamında ve bil¬hassa kahramanlıklanyla bilinen kuman¬danlara "gazi" diye hitap edilmesi gele¬neği sürdürülmüştür. Serhad boylarının askerlerine de gazi denilmeye devam edilmiştir. XVI!. yüzyıldan Tımışvarlı Ga¬zi Âşık Hasan adlı asker ve derviş saz şairinin bir türküsünde kelime şöyle ge¬çer: "Gaziler başına takıp çelengi / Kı¬rardı Nemçe'yi, Macar Frengi / Neylesin kulların edemez cengi / Hâl ü hatırlan sorulmayınca". Zaman içinde gazi keli¬mesinin anlamı kısmen değişmiş, dev¬letin parçalanması sürecinde Gazi Os¬man Paşa ve Gazi Mustafa Kemal Ör¬neklerinde görüldüğü gibi daha çok va¬tanı savunan kahraman, ya da İstiklâl Savaşı gazileri örneğindeki gibi vatan savunmasına katılanlar anlamında kul¬lanımı XX. yüzyıla kadar sürmüştür. [561]







  3. 3
    Ziyaretçi
    baya geniş bilgi vermişsiniz teşeküürler







+ Yorum Gönder
gaza anlayışı nedir,  gaza politikası nedir,  gaza politikası,  osmanlıda gaza anlayışı,  osmanlıda gaza politikası
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi