Şiir türleri hakkında bilgiler

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Şiir türleri hakkında bilgiler ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1

  2. 2
    Forumacil
    Özel Üye





    Cevap: şiir türleri hakkında bilgiler



    şiir türleri hakkında ile genel bilgiler


    Aşk, ayrılık, hasret, özlem konularını işleyen duygusal şiirlerdir. Okurun duygularına, kalbine seslenir. Eskiden Yunanlılarda “lir” denen sazlarla söylendiğinden bu adı almıştır. Tanzimat döneminde de bir saz adı olan “rebab” dan dolayı bu tür şiirlere rebabi denmiştir. Divan edebiyatında gazel, şarkı; Halk edebiyatında güzelleme türündeki koşma, semai lirik şiire girer.

    ÖRNEK:
    Sakın bir söz söyleme, yüzüme bakma sakın
    Sesini duyan olur, sana göz koyan olur
    Anmasınlar adını candan anan dudaklar
    Annen bile okşasa benim bağrım taş olur
    Örnek Şiir.

    NERDESİN?
    Geceleyin bir ses böler uykumu.
    İçim ürpermeyle dolar: – Nerdesin?
    Arıyorum yıllar var ki ben onu,
    Aşıkıyım beni çağıran bu sesin.

    Gün olur sürüyüp beni derbeder,
    Bu ses rüzgarlara karışır gider.
    Gün olur peşimden yürür beraber,
    Ansızın haykırır bana: Nerdesin?

    Bütün sevgileri atıp içimden,
    Varlığımı yalnız ona verdim ben,
    Elverir ki bir gün bana derinden
    Ta derinden bir gün bana “Gel” desin

    EPİK ŞİİR
    Destansı özellikler gösteren şiirlerdir. Kahramanlık, savaş, yiğitlik konuları işlenir. Okuyanda coşku, yiğitlik duygusu, savaşma arzusu uyandırır. Daha çok, uzun olarak söylenir. Divan edebiyatında kasideler, Halk edebiyatında koçaklama, destan, varsağı türleri de epik özellik gösterir. Tarihimizde birçok şanlı zaferler yaşadığımızdan, epik şiir yönüyle bir hayli zengin bir edebiyatımız vardır.

    ÖRNEK:
    Bizdik o hücumun bütün aşkıyla kanatlı
    Bizdik o sabah ilk atılan safta yüz atlı
    Uçtuk Mohaç ufkunda görünmek hevesiyle
    Canlandı o meşhur ova at kişnemesiyle

    KALKTI GÖÇ EYLEDİ AVŞAR ELLERİ
    Kalktı göç eyledi Avşar elleri,
    Ağır ağır giden eller bizimdir.
    Arap atlar yakın eder ırağı,
    Yüce dağdan aşan yollar bizimdir.

    Belimizde kılıcımız Kirmani,
    Taşı deler mızrağımın temreni.
    Hakkımızda devlet etmiş fermanı,
    Ferman padişahın,dağlar bizimdir.

    Dadaloğlu’m birgün kavga kurulur,
    Öter tüfek davlumbazlar vurulur.
    Nice koçyiğitler yere serilir,
    Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir.

    FETİH MARŞI
    Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
    Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek;
    Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek
    Yürü, hala ne diye oyunda oynaştasın ?
    Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!
    Sen ne geçebilirsin yardan, anadan, serden….
    Senin de destanını okuyalım ezberden…
    Haberin yok gibidir taşıdığın değerden…
    Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın…
    Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!
    Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini…
    Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini ?
    Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini
    Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
    Fatih’in İstanbulu fethettiği yaştasın.!
    Bu kitaplar Fatihtir, Selimdir, Süleymandır.
    Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinandır.
    Haydi artık uyuyan destanını uyandır.!
    Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın
    Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın.!
    Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
    Yürüyeceksin… Millet yürüyecek arkandan !
    Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan ….
    Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;
    Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!
    Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin !
    Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
    Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın…
    Yürü, hala ne diye kendinle savaştasın ?
    Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!

    SAKARYA DESTANI
    İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım, akar ya;
    Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
    Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
    Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
    Her şey akar; su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
    Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir.
    Akışta demetlenmiş, büyük, küçük kâinat;
    Şu çıkan buluta bak; bu inen suya inat!
    Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor, ne?
    Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
    Çatlıyor, yırtınıyor, yokuşu sökmek için.
    Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
    Rabb’im isterse, sular büklüm büklüm burulur,
    Sırtına Sakarya’nın Türk tarihi vurulur.
    Eyvah, eyvah, Sakarya’m, sana mı düştü bu yük?
    Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük!…
    Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
    Bin bir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?


    DİDAKTİK ŞİİR
    Bir düşünceyi, bir bilgiyi aktarmak amacıyla yazılan şiirlerdir. Bunlar okurun aklına seslenir. Duygu yönü az olduğundan kuru bir anlatımı vardır. Kafiye ve ölçülerinden dolayı akılda kolay kaldığından, bilgiler bu yolla verilir. Manzum hikâyeler, fabller hep didaktik özellik gösterir.

    ÖRNEK:
    Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz
    Şahsın görünür rutbe – i aklı eserinde

    PASTORAL ŞİİR
    Doğa şiirlerini, çobanların doğadaki yaşayışlarını anlatan şiirlerdir. Doğaya karşı bir sevgi, bir imrenme söz konusudur bunlarda. Eğer şair doğa karşısındaki duygulanmasını anlatıyorsa “idil”, bir çobanla karşılıklı konuşuyormuş gibi anlatırsa “eglog” adını alır

    ÖRNEK:
    Hülyana karışmasın ne şehir ne de çarşı
    Yamaçlarda her akşam batan güneşe karşı
    Uçan kuşları düşün, geçen kervanları an
    Madem ki kara bahtın adını koydu çoban

    BİNGÖL ÇOBANLARI
    Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum.
    Bu dağların eskiden aşinasıdır soyum.
    Bekçileri gibiyiz ebenced buraların,
    Bu tenha derelerin, bu vahşi kayaların
    Görmediği gün aynı pınardan doldurup testimizi
    Kırlara açılırız çıngıraklarımızla.
    Okuma yok,yazma yok, bilmeyiz eski yeni,
    Kuzular bize söyler yılların geçtiğini,
    Arzu, başlarımızdan yıldızlar gibi yüksek;
    Önümüzde bir sürü, yanımızda bir köpek,
    Dolaştırıp dururuz aynı daüssılayı.
    Anam bir yaz gecesi doğurmuş beni burda,
    Bu çamlıkta söylemiş son sözlerini babam;
    Şu karşıki bayırda verdim kuzuyu kurda,
    “Suma”mın başka köye gelin gittiği akşam,
    Gün biter, sürü yatar ve sararsan bir ayla,
    Çoban hicranlarını basar bağrına yayla.
    Kuru bir yaprak gibi kalbini eline al,
    Diye hıçkırır kaval:
    Bir çoban parçasısın, olmasan bile koyun,
    Daima eğeceksin başkalarına boyun;
    Hülyana karışmasın ne şehir, ne de çarşı,
    Yamaçlarda her akşam batan güneşe karşı
    Uçan kuşları düşün, geçen kervanları an,
    Mademki kara bahtın adını koydu çoban!
    Nasıl yaşadığından, ne içip yediğinden,
    Çıngırak seslerinin dağlara dediğinden
    Anlattı uzun uzun.
    Şehrin uğultusundan usanmış ruhumuzun
    Nadir duyabildiği taze bir heyecanla,
    Karıştım o gün bugün bu zavallı çobanla
    Bingöl yaylalarının mavi dumanlarına,
    Gönlümü yayla yaptım Bingöl çobanlarına.


    SATİRİK ŞİİR
    Eleştirici bir anlatımı olan şiirlerdir. Bir kişi, olay, durum, iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştirilir. Bunlarda didaktik özellikler de görüldüğünden, didaktik şiir içinde de incelenebilir. Ancak açık bir eleştiri olduğundan ayrı bir sınıfa alınması daha doğru olur. Bu tür şiirlere Divan edebiyatında hiciv, Halk edebiyatında taşlama, yeni edebiyatımızda ise yergi verilir.

    ÖRNEK:
    Benim bu gidişe aklım ermiyor
    Fukara halini kimse sormuyor
    Padişah sikkesi selam vermiyor
    Kefensiz kalacak ölümüz bizim

    DRAMATİK ŞİİR
    Tiyatroda kullanılan şiir türüdür. Eski Yunan edebiyatında oyuncuların sahnede söyleyecekleri sözler şiir haline getirilir ve onlara ezberletilirdi. Bu durum dram tiyatro türünün ( 19. yy. ) çıkışına kadar sürer. Bundan sonra tiyatro metinleri düz yazıyla yazılmaya başlanır.

    Dramatik şiir harekete çevrilebilen şiir türüdür. Başlangıçta trajedi ve kommedi olmak üzere iki tür olan bu şiir türü dramın eklenmesiyle üç kere çıkmıştır.

    Bizde dramatik şiir türüne örnek verilmemiştir. Çünkü bizim Batı’ya açıldığımız dönemde (Tanzimat) Batı’da da bu tür şiirler yazılmıyordu; nesir kullanılıyordu tiyatroda. Bizim tiyatrocularımız da tiyatro eserlerini bundan dolayı nesirle yazmışlardır. Ancak nadirde olsa nazımla tiyatro yazan da olmuştur. Abdülhak Hamit Tarhan gibi…







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi