Fosil yakıtlar yanlış kullanılırsa neler olur

+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Fosil yakıtlar yanlış kullanılırsa neler olur ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Ziyaretçi

    Fosil yakıtlar yanlış kullanılırsa neler olur





  2. 2
    Forumacil
    Özel Üye





    Cevap: fosil yakıtlar yanlış kullanılırsa neler olur



    fosil yakıtlar yanlış kullanılırsa neler olur hakkında bilgi


    Değerli YDİ Çağrı çalışanları, derginin 105. sayısında, 103. sayıda yayınlanan yazıyla ilgili mektubumu ve cevabınızı yayınladınız. Mektubumla cevabının yayınlanmasını fosil yakıtlar hakkında bilinç üretme ve yayma bağlamında olumlu bir adım olarak değerlendiriyorum. Fakat yürüyen tartışmada bizim neden „sınırsız ya da ayrım yapmadan kesin biçimde fosil yakıtların kullanıldığı enerji türlerine hayır“ dememiz gerektiği en azından benim gibi okurları, ikna edecek biçimde ortaya konmuş değil. Mektubuma verdiğiniz cevaptaki yönteminize baktığımda tavrınız „bu kadar da olmaz“ dedirtecek tipten bir tavır. Benim için sorun farklı düşüncelere sahip olmak değil, farklı düşüncelerin tartışılmasının bizi nasıl en doğruya götüreceği sorunudur. Fakat sizin tavrınız okurları ikna etme, konu hakkında aydınlatıcı bilgi verme yerine, mektubu gönderen okuru (beni) bir nevi mahkum etme tavrıdır. Ben yine de tartışmanın esasının geri planda kalmaması için, tavrınızda sorunlu gördüğüm noktaların çoğuna değinmekten kaçınacağım. Benim için esas olan bu tartışmada, atom santrallerine, enerjisine karşı olma tavrımızın açıklığı gibi, fosil yakıtların kullanıldığı enerji türlerine karşı olmada da tavrımızın açıklığa kavuşmasıdır.
    Bunun için ilk mektubumda tartışılması gereken esas olarak iki nokta vardı. Birincisi, fosil yakıtların kullanıldığı enerji türlerine genelde karşı çıkıp çıkmamak, ikincisi ise, „Toplumsal kalkınmanın, gelişmenin ihtiyaçlarının karşılanması, öyle ya da böyle doğaya belli ölçüde zarar vermektedir. Bu özellikle enerji üretiminde böyledir“ tespitimle bağıntı içinde „doğal enerji“ ya da yenilenebilir enerji türlerinin doğaya, şöyle ya da böyle zarar verip vermediği konusudur. Tartışma da bu iki nokta üzerinde yürütülmelidir. Mektubumun başlığı ve girişi şöyledir: „Fosil yakıtlarına karşı çıkmada biraz dikkatli olalım...
    YDİ Çağrı sayı 103, sayfa 16‘da ‚Fosil yakıtların kullanıldığı enerji türlerine hayır!‘ başlıklı bir yazı yayınlandı. Söz konusu yazıda fosil yakıtların yakılmasıyla atmosfere zehirli gazların, özellikle karbondioksitin yayıldığına değinilmesi iyi ve doğrudur. Bu konuda verilerin aktarılması da iyi bir iş, bilgi veriyor.
    Fakat yine de yazıda, sınırsız ayrım yapmadan kesin biçimde fosil yakıtların kullanıldığı enerji türlerine hayır denmesi düşüncesi ile hemfikir değilim. Bence doğayı, çevreyi koruma kaygısı, yanlış ve uç bir noktaya götürülmektedir.“
    Evet, bu tavırla ben öncelikle sayı 103‘teki yazıyı genelde iyi bulduğumu, fosil yakıtlara karşı çıkılması ile hemfikir olduğumu, ama bu karşı çıkışta sınırsız ve ayrımsız bir genelleme ile hemfikir olmadığımı yazıyorum.
    Siz dergi çalışanlarının esas görevi, benim gibi okurları somut veri ve açıklamalarıyla, neden bir bütün olarak fosil yakıtların kullanıldığı enerji türlerine karşı olmamız gerektiğine ikna etmeye çalışmaktır. Tartışmada esas mesele biz aynı yolun yolcularının, sazın tellerini birlikte akort edip aynı telden çalıp aynı türküyü söyleyebilmemizdir. Yanıtınızdaki yaklaşım ne yazık ki aynı yolun yolcusu olduğumuzu bile kavramış değil ve sorunların tartışılmasında ayrı tellerden çaldığımızı gösteriyor. Böyle olunca da hemfikir olmadığım bir konuda tavrımı değiştirme, geliştirme, düzeltmeye hizmet eden bir cevap ortaya çıkmıyor.
    Fosil yakıtların kullanıldığı enerji türlerine hayır deme bağlamındaki tartışmada, eğer sorun zehirli gazların atmosfere yayılması ise, o zaman „Peki ama fosil yakıtların kullanımında atmosfere yayılan zehirli gazlar teknik önlemlerle engellenirse ne olacak?“ biçimindeki soruma da cevap verilmesi gerekiyor. Sizin tavrınızda teknik önlemlerle atmosfere yayılan zehirli gazların miktarının azaltılabileceği, ama sıfırlanamayacağı, bunun teknik olarak mümkün olmadığının bilince çıkarılması gerektiği söyleniyor. Hemen ardında ise „Bildiğimiz kadarıyla“ bugünkü tekniğin zehirli gazların salınımını sıfırlayacak durumda olmadığını yazıyorsunuz. Kimi burjuva bilim insanları „geleceğin tekniği“ adını verdikleri teknikle „sıfır emisyon“un mümkün olduğunu anlatıyor ve bu tekniğin kullanılacağı santrallerin kurulmasının hazırlıklarını yapıyorlar. Esas engelin ise bu tekniğin kullanımının ekonomik verimliliğin ne olduğunun ortaya çıkarılması, bunun denenmesi gerektiğini de anlatıyorlar. Yani teknik olarak „sıfır emisyonun“ mümkün olduğu söyleniyor. Bu veriler sizin „sıfırlanamaz“ yönlü tavrınızın, tartışmada ikna edici olmadığını gösteriyor. Ki, ben mektubumda „sıfırlanma“ işini tartışmadım, sadece en aza indirilebileceğini söyledim. Zehirli gazların engellenmesi durumunda tavrımızın ne olacağını ise soru olarak sordum ki, cevap verip okurları aydınlatasınız. Fosil yakıtlarla ilgili tavırda sizden yaklaşık şöyle bir tavır bekliyordum: Karbondioksitin ve metan gibi diğer zehirli gazların atmosfere yayılması, sera efektine veya iklimin değişmesine yol açmaktadır. Bu zehirli gazların atmosfere yayılmasının engellenmesi, iklim felaketinin önüne geçmek için önemlidir. Fakat atmosfere yayılan zehirli gazların engellenmesi durumunda bile, fosil yakıtların enerji üretiminde kullanılması, doğanın dengesini bozmaktadır. Çünkü bunların yeraltından çıkarılması durumu da doğanın dengesini bozmaya ve olumsuz sonuçlara yol açmaktadır vb. vb. Böylesi bir tartışma bizi, hepimizi bu konuda bilinçlendirecektir. Belki o zaman hemfikir olduğumuz bir sonuca varırız.
    Sorunu belki de şöyle açıklamak, anlaşılması için iyi olabilir. Andaki durumda komünizm için maddi koşullar, temeller her zamankinden daha da fazla vardır. Ama komünizme varmak için uzun bir mücadele süreci gerekiyor.
    Bunu enerji türlerinin kullanımına uyguladığımızda, tabii ki teknik gelişme doğaya açıkça zarar veren enerji türlerinden kopmanın mümkün olduğunu, bunun maddi koşullarının varlığını gösteriyor. Ama bizim savunduğumuz enerji türlerinin toplumun ihtiyaçlarını karşılayabilecek enerji türü olması için de uzun süreçli bir mücadele gerekiyor.
    Madem ki kapitalistler kendileri için daha kârlı olanı seçiyor, o zaman da mücadele yöntemlerimizde de kapitalistlerin bu kârlarını sıfırlamaya doğru zorlayacak mücadele araç ve yöntemlerine başvurmamız gerekiyor. Kapitalizmin, emperyalizmin egemenliğini sürdürdüğü sürece ve koşullarda, bizim enerji, doğa ve çevreyi koruma konularındaki taleplerimizin gerçekleşemeyeceği -bunu hiç iyileştirme sağlanmayacağı biçiminde anlamayın- bilinçlere çıkarılmak ve kitleleri tam da doğayla uyumlu enerjinin üretimini ve kullanımını gerçekleştirebilmek için, sömürücü sisteme karşı mücadele edilmesi gerektiği konusunda aydınlatmamız gerekiyor.
    Diyelim ki, biz devrimi gerçekleştirdik ve sosyalizmin de inşası görevine sahibiz. Biz devrimi yapar yapmaz savunduğumuz enerji türlerini kullanmaya ağırlık vereceğimizi garanti edebiliriz. Ama, bizim istediğimiz enerji türünün içinde bulunulan koşullarda -genelde güneş enerjisi yeter vb. açıklama biçiminde değil, andaki güneş veya diğer enerji türlerinin somut kullanılan enerji kapasitesi bağlamında- toplumsal kalkınma ve gelişmenin ihtiyaçlarına cevap verecek durumda değilse, biz ne yapacağız? Örneğin atom enerjisini reddediyoruz ve atom santrali kurmaya teşebbüs bile etmeyeceğiz. Peki ama zorunlu kalındığı yerde, hidroelektrik santrali gibi, zehirli gazların atmosfere yayılmasının en aza indirildiği fosil yakıtların kullanıldığı enerji türlerini -bu enerji türlerine ihtiyaç kalmayacak döneme kadar- kullanacak mıyız, kullanmayacak mıyız? Tartışmayı bu düşünceyle de yürütmek bizi ilerletecektir. Elimizi kolumuzu kendimiz bağlamayalım.
    İkinci nokta bağlamında ise, benim „doğaya, çevreye hiç zarar vermeyen“ diye ifade ettiğim düşüncenin, tarafınızdan anlaşılmadığını düşünüyorum. Bizim yenilenebilir, doğal enerji de denen enerji türlerinden yana olmamız, enerji kullanımında savunmamız gereken enerji türünün yenilenebilir enerji olması ve benzeri olgular ile bu enerji türlerinin doğaya ve çevreye hiç zarar verip vermediği tartışması farklı şeylerdir.
    Her şeyden önce doğaya, çevreye hiç zarar vermemekten ne anlaşıldığı ortaya konmalıdır. Benim görüşüm, toplumsal kalkınmanın, gelişmenin, yani insanların ihtiyaçlarının karşılanması bağlamında insanın doğaya karşı her ediminin, doğaya şu ya da bu ölçüde zarar verdiği yönündedir. Fosil yakıtların kullanıldığı enerji türü tartışmamızda hangi enerji türünün üretiminde somut olarak neyin ne kadar zarar verdiğini, bu zararın doğanın kendini doğal olarak yenilemesi sürecinde aşılacak bir zarar mı, yoksa doğanın kendisini yenileyemeyeceği bir zarar mı tartışmasını da sürdürmüyorum. Esas mesele bu konuda da kitlelerin bilincinin aydınlatılmasıdır. Ama bu aydınlatmada yenilenebilir enerji kullanıldığında her şeyin güllük gülistanlık olacağı yönlü, „doğaya hiç zarar vermiyor“ gibi düşüncelerin yaygınlaştırılmasından kaçınılmalıdır. Nasıl ki devrim olunca hemen her şeyin istediğimiz gibi olmayacağı bir gerçeklik ise, bu konuda da yanlış bilinç taşımamalıyız. Doğal, ya da yenilenebilir enerji türlerinin de kendilerine ait ve birlikte yol açacakları olumsuz sonuçların da olduğuna -en azından olasılık olarak yolu kapatmamak gerekir-, buna rağmen ama bugün var olan bilgiler temelinde doğanın varlığını sürdürebilmesi için, insanların üzerinde yaşayabileceği bir dünyanın sağlanması için bu enerji türüne sahip çıkılıp, savunulması gerekiyor.
    Cevabınızda kendi kendinizle çelişen bir tavır da sergiliyorsunuz. Önce, „Enerji kaynağı olarak, tek ve biricik zararsız çözüm doğal enerjidir. Bunlar başta güneş olmak üzere, rüzgar, deniz dalgalarındaki dinamik enerji, yeraltındaki jeotermal enerji, bio ve akarsular üzerinde kurulan barajlar sayesinde elde edilen enerjilerdir.“ diyorsunuz. Biraz sonrasında ise „...Güneş enerjisinin kullanımının doğaya vereceği bir zarar da yoktur. Rüzgar enerjisinin kullanımının çevreye vereceği bir zarar yoktur. Hidroelektrik santrallerinin kurulu bulundukları alanda doğaya verdikleri belli zararlar -iklim değişikliği gibi- vardır. Bu yüzden bu tür barajların kurulacağı alanı özenle seçmek, zorunlu kalmadıkça hidroelektrik santraline başvurmamak gerekiyor.“ diyorsunuz. Ya ilk dediğiniz „akarsular üzerinde kurulan barajlar sayesinde elde edilen enerji“ türünün „tek ve biricik zararsız çözüm“ olan „doğal enerji“ içindedir, ya da iklim değişikliği konusunda belli zararlar vermektedir, „zorunlu kalmadıkça hidroelektrik santraline başvurmamak“ gerekiyor. Böylesi bir durumda ama en azından bu tür enerjinin „tek ve biricik zararsız çözüm“ içinde ele alınması mümkün değildir.
    Peki zarar verdiği halde zorunlu kalındığında başvurulduğunda ne olacak? Bunu, atmosfere yayılan zehirli gazların teknik önlemlerle en aza indirildiği koşullarda, zorunlu kalındığında fosil yakıtların kullanıldığı enerji türlerine de başvurup vurmama ile karşılaştırıp, okurları ikna edici biçimde cevap vermek gerekiyor.
    Bu tartışmada „Güneş enerjisinin kullanımı“, „Rüzgar enerjisinin kullanımı”nın doğaya hiç zarar vermediğini yazıyorsunuz. Tartışma şu ya da bu enerjinin kullanımının doğaya zarar verip vermediği değil; söz konusu enerjinin üretim sürecinde hangi zararların ortaya çıktığıdır. Zehirli gazların atmosfere yayılması fosil yakıtların kullanıldığı enerji türünün üretim sürecinde ortaya çıktığını siz de tespit ediyorsunuz. O zaman, tartışma, üretilmiş enerjinin kullanımının doğaya zarar verip vermediği değil, enerji üretimi sürecinde doğaya zarar verilip verilmediği tartışmasıdır.
    Enerji üretimini bir süreç ve bu süreci söz konusu enerji türünün üretimi için gerekli olan her şeyi, tüm teknik malzemeyi de içeren bir süreç olarak kavrarsak tartışmayı da doğru temelde yürütebiliriz. Bu biçimde soruna baktığımızda güneş enerjisinin üretiminde solar tekniği için gerekli olan maden(ler)in -örneğin silisyum- üretim ve kullanımının bile doğaya belli ölçüde zarar vereceğini; ya da rüzgar enerjisinin üretiminde gerekli türbinlerin üretiminin de ötesinde, pervanelerin dönmesiyle birlikte toprağın yüzeyindeki verimli toprak tabakasının „toz“ haline gelip sürülmesinin, bölgedeki „kuşlar dünyası“nın yaşam ortamının ortadan kalkmasının vb. vb. durumların da doğaya verilen zarar olarak görülmesi mümkündür. Güneş ve rüzgar enerjisinin zararları kuşkusuz ki daha somut ortaya konabilir. Ben sadece örnek olsun diye bunları belirtiyorum.
    Bu verilerin tersi ortaya konmadığı sürece, güneş ve rüzgar enerjisinin üretim sürecinin de doğaya belli ölçüde zarar verdiğini savunma durumunda olacağım. Bu ama bizim güneş ve rüzgar enerjisine karşı olmamız gerektiği anlamına gelmez.
    Yeniden vurgulamam gerekirse, karşılıklı tartışmada ortak noktaya varmamız için, genel olarak benim de hemfikir olduğum görüşleri aktarma yerine; neden fosil yakıtların kullanıldığı enerji türlerine bütünüyle karşı çıkmamız gerektiğini somut verileriyle açıklamak ve bilince çıkarmak gerekiyor. İkincisi de yenilenebilir enerji türlerinin de, somut üretim sürecinde geçirilen aşamaların ortaya konması, eğer doğaya, çevreye hiç zarar vermiyorsa, ya da bu üretim sürecinde eğer doğaya verilen zararlar varsa bunların neler ve nasıl olduğu ortaya konmalıdır ki, neyi nasıl savunacağımızı açıklığa kavuşturalım.

    DİĞER KİMİ NOKTALAR...

    Değerli arkadaşlar, benim farklı görüşlerin olmasıyla ve bu görüşlerin çatıştırılmasıyla herhangi bir sorunum yok. Her tartışmayı görüşlerimi geliştirmeye hizmet olarak kabul ediyorum ve bana gelen eleştirileri de öncelikle bu bakış açısıyla okuyorum. Sorunum, farklı görüşlerin tartışmasında, bir tarafın diğer tarafa savunmadığı görüşleri mal etmesi ve tartışmayı bu temelde yürütmesiyledir.
    Bunun en açık örneği şu tespitinizdir: „Emperyalizmin kendisi ile birlikte dünyayı yok olmaya doğru götürdüğü bir dönemde, okurumuz alternatif enerji türlerinin kullanılması mücadelesi yerine, atmosfere salınan gazların azaltılması mücadelesi verilmesini önermektedir.“
    „El insaf, bu kadar da olmaz!“ demekten kendimi alamıyorum. Tartışmanın kendisi genelde alternatif enerjiden yana mı olacağız, yoksa alternatif enerji yerine emisyonu azaltılmış fosil yakıtların kullanıldığı enerji türlerinden yana mı olacağız tartışması değil, bu bir. İkincisi benim mektubumda açıkça „Sonuçta doğayla uyumlu, yenilenebilir enerjiden yana olmak ve savunmak doğrudur“ düşüncesi vardır. Yine mektubumun en başında sayı 103’teki yazıda fosil yakıtlarla ilgili bilgi verilmesinin iyi bir iş olduğunu yazıyorum. Fosil yakıtların kullanıldığı enerji türlerini savunalım da demiyorum, sadece karşı çıkmada „biraz dikkatli olalım“ yönlü dileğimi ifade ediyorum. Ayrıldığım nokta bu genelleme yanıdır. Tüm bunlarla hemfikir olmayabilirsiniz ve beni eleştirebilirsiniz. Ama, benim mektubumda „okurumuz alternatif enerji türlerinin kullanılması mücadelesi yerine“ tespitini yapmanızı haklı çıkaracak bir düşüncem yoktur. Ben bir şeyin yerine diğerini savunmadım. Hemfikir olmadığım bir noktada görüşlerimi sizinle paylaştım ki tartışılsın.
    Bana mal edilen düşünce sadece bu değil, ama ben bu örneği göstermekle kendimi sınırlıyorum. Tartışmanın somut olarak fosil yakıtların kullanıldığı enerji türlerine neden karşı çıkılması gerektiği ile güneş, rüzgar vb. enerji türlerinin üretiminde doğaya, çevreye hiç zarar verilip verilmediği olması gerekirken, sizin yenilenebilir enerji bağlamında yeteri kaynakların olduğunu ve bir de bunun gerçekleşmemiş olmasının kapitalistlerin kâr hırsından kaynaklandığını anlatmanız, bana, mektubumda söylenenleri doğru anlamadığınızı gösteriyor. Benim, fosil yakıtların kullanımında zehirli gazların atmosfere salınımına karşı mücadeleyi esas mücadele olarak savunuyormuşum ve bunu „alternatif, yenilenebilir enerji türlerinin kullanılması mücadelesine bağlı olarak“ görmediğim gibi gösterilmesi de bunun bir ispatıdır. Başkaları böyle bir tavır takındığında siyasi olarak görüşlerimizin çarpıtıldığını söylüyoruz.
    Siz benim „Peki ama fosil yakıtların kullanımında atmosfere yayılan zehirli gazlar teknik önlemlerle engellenirse ne olacak?“ sorusuna gerçekte cevap vermezken -zehirli gazların atmosfere sızmasının sıfırlanmayacağını söylemek cevap değil, bu bağıntıda söylemiş olduğum cümleden „sorumlu ve suçlu fosil yakıtlar değil, kapitalistlerdir“ bölümünü aktarıp şunu söylüyorsunuz: „Okurumuz ‚sorumlu ve suçlu fosil yakıtlar değil, kapitalistlerdir‘ diyor. Doğru. Fosil yakıtlar yeraltında işlenmeden dursa, doğa için zararlı olmayacaklar. Kapitalistler fosil yakıtları kâr için işleyip enerji ürettiklerinde, fosil yakıtlar doğa için zararlı olmaktadır....“
    Bu tavırla okurla alay ettiğinizin, bir nevi burnu büyüklük yaptığınızın farkında mısınız? Okur sizden açıklamanız için sorular soruyor ve bunun için belli görüşleri dile getiriyor. Siz ise kendi görüşlerinizin anlaşılıp kabul edilebilmesi için sorunun kendisini açıklayacağınıza, bu temelde de okurun görüşlerinin yanlış olduğunu, okurun kendisine de kabul ettireceğinize; çok bilmiş bir tavır takınıyorsunuz. Size tavsiyem başka okurlara karşı bu yöntemi kullanmayın. Çünkü kazandırıcı değil, dışlayıcı bir tavırdır. Yeni okurları bize yaklaştırmaz, uzaklaştırır. Hele bir daha farklı görüşler üzerine yazmak mı... boşuna bekleriz.
    Son olarak mektubumda, benim için onca önemli olmayan, ama yine de gelecekteki yazılarınızda formülasyonlara, ifadelere dikkat etmeniz için aktardığım „Özel sermayenin elektrik üretimindeki payı, kapitalizmin gelişmesine bağlı olarak giderek artacaktır.“ tespitine ve bu tespite soru sorarak yönelttiğim eleştiriye karşı tavrınızın, hiç de özeleştirici bir tavır olmadığını söylemek durumundayım. Size tavsiyem sadece aktardığım alıntıyı bir kez daha gözden geçirmenizdir. Bu alıntıda yapılan tespit, „Yazıda yapılan sadece bir olgu tespiti“ midir? Yoksa gelecekte ne olabileceği üzerine bir tahmin, bir varsayım mıdır? „Özel sermayenin payının artması burada doğrudan kapitalizmin gelişmesine bağlanıyor“ tespiti, aktardığım alıntıya „olmayan anlamlar yüklemek“ midir? Cevabını size ve tüm okurlara bırakıyorum.
    Herşeye rağmen bu tartışmamızın görüşlerimizin geliştirilmesine, kavranmasına hizmet etmesi ve birbirimizi daha açık ve net görüşler temelinde ikna etmemize hizmet etmesi, temel isteğimdir, amacımdır.
    Tartışmaya sunduğum birinci konuda, yani fosil yakıtların kullanıldığı enerji türlerini tümden reddetmekle hemfikir olmama tavrımın değişmesi, bu konuda ortaya konacak somut bilgi ve verilere bağlıdır. Doğaya, çevreye hiç zarar vermeyen enerji türünün ne olduğu ise, her enerji türü somutunda, somut olarak bakılması gerekiyor. Somut olarak güneş ve rüzgar enerjisinin üretiminde doğaya, çevreye az da olsa zarar verildiği görüşündeyim. Baskısız, sömürüsüz, doğayla uyumlu yaşanır bir Yeni Dünya İçin Çağrı hepimizindir!

    Bir kez daha fosil yakıtların kullanıldığı enerji türleri üzerine
    YDİ Çağrı’nın 103. sayısında “fosil yakıtların kullanıldığı enerji türlerine hayır!” başlıklı bir yazı yayınlandı.
    Bu yazıyı kimi noktalarda eleştiren, “fosil yakıtlarına karşı çıkmada biraz dikkatli olalım” başlıklı yazı ve bu yazıya takındığımız tavır YDİ Çağrı’nın 105. sayısında yayınlandı.
    Okurumuza verdiğimiz cevap yazımızı eleştiren “fosil yakıtların kullanıldığı enerji türleri üzerine bir kez daha” başlıklı bir yazı elimize geçti. Bu yazıda getirilen eleştirilere tavır takınacağız.
    Okurumuz öncelikle eleştiri yazısına verdiğimiz cevabın; “okurları ikna etme, konu hakkında aydınlatıcı bilgi verme yerine, mektubu gönderen okuru (beni) bir nevi mahkum etme tavrı” takındığımızı iddia etmektedir.
    Biz okurumuzun getirdiği eleştiriye, eleştirilere, kavradığımız, anladığımız oranda yanıtlamaya, doğrusunun ne olduğunu anlatmaya çalıştık. Bunu yaparken okurumuzu mahkum etme tavrına girmedik. Bu tür tavırlar takınmayı da doğru bulmuyoruz. Bizim açımızdan mesele getirilen eleştirilere, kavradığımız oranda cevap verme ile sınırlıdır. Okurumuzun bu yargıya nasıl vardığını da anlamış değiliz.
    Okurumuz tartışmamız bağlamında tartışılması gereken esas olarak iki nokta olduğunu söylemektedir:
    “Birincisi, fosil yakıtların kullanıldığı enerji türlerine genelde karşı çıkıp çıkmamak, ikincisi ise, “Toplumsal kalkınmanın, gelişmenin ihtiyaçlarının karşılanması, öyle ya da böyle doğaya belli ölçüde zarar vermektedir. Bu özellikle enerji üretiminde böyledir” tespitimle bağıntı içinde “doğal enerji” ya da yenilenebilir enerji türlerinin doğaya, şöyle ya da böyle zarar vermediği konusudur.”
    Okurumuzun tartışmanın esas olarak bu iki noktada sürdürülmesi gerektiği tavrına katılıyor, bu iki noktada tavır takınmak istiyoruz.
    Birinci olarak; fosil yakıtların kullanıldığı enerji türlerine genelde karşı çıkıp çıkmamak gerektiği noktası ile ilgili olarak önce şunu vurgulamak istiyoruz. YDİ Çağrı’nın çeşitli sayılarında, “yaşam temellerini koruma mücadelesi” sayfalarında, çevre üzerine yayınlanan bir dizi yazıda, kapitalistlerin kar uğruna doğayı hoyratça nasıl talan ettikleri, doğaya nasıl zarar verdikleri, doğanın dengesinin nasıl değiştiği, fosil yakıtların enerji üretimi için kullanılmasının, doğaya verdiği zararlar, sera efekti, küresel ısınma, iklim değişiklikleri vb. ortaya konulmakta, fosil yakıtlar yerine, alternatif enerji kaynaklarının, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılmasının propagandası yapılmaktadır.
    103. sayımızda yayınladığımız “fosil yakıtların kullanıldığı enerji türlerine hayır!” başlıklı yazıda, fosil yakıtların enerji üretiminde kullanılması edinimi, ilk defa bu açıklıkta reddedilmektedir. Bu reddediş savunduğumuz düşüncenin gelişmesinin mantıki sonucudur. Enerji üretiminde fosil yakıtlarının kullanımının eleştirisi, sonuçlarının ortaya konulması tavrımız ilerletilerek, fosil yakıtların enerji üretiminde kullanılmasının genel olarak reddedilmesi noktasına varıyoruz.
    Ayrıca adı geçen yazıda, Türkiye’de enerji üretiminin hangi kaynaklara dayandığı verilerle ortaya konulmakta, gazetemizin çeşitli sayılarında fosil yakıtların kullanımının hangi zararlı sonuçlara yol açtığı çeşitli defalar ayrıntılı olarak ortaya konulduğu için, fosil yakıtların kullanımının zararları kısa kısa vurgulanarak geçilmektedir.
    Okurumuz ile aramızdaki temel farklılık, fosil yakıtların kullanıldığı enerji türlerine genelde karşı çıkıp çıkmamakla ilgilidir.
    Biz, fosil yakıtların enerji üretiminde kullanılmasının, fosil yakıtların içerdiği zehirli gazlar nedeniyle, sera efektine yolaçtığını, sera efektinin küresel ısınmaya yol açtığını, küresel ısınmanın iklim değişikliklerine yol açtığı için enerji üretiminde kullanılmaması gerektiğini söylüyoruz. Kapitalizmle birlikte doğaya kendi döngüsü içinde temizleyemeyeceği oranda zarar verilmesinin gelişim sürecini 105. sayımızda ayrıntılı ortaya koyduğumuz için bir kez daha üzerinde durmuyoruz.
    Kapitalizmin doğaya verdiği zararların pratik sonucunu bugün görerek yaşıyoruz. Doğanın dengesinin bozulmasının sonuçları, iklim değişiklikleri, iklim felaketleri, seller, kasırgalar, aşırı sıcaklar, aşırı soğuklar, kuraklık, çölleşme, aşırı yağışlar vb.dir. Atmosfere doğanın kendi dönüşümü içinde temizleyemeyeceği oranda zehirli gazlar, metan, karbondioksit vb. salınmaktadır. Bu gazların oluşumunun temelinde fosil yakıtların kullanımı durmaktadır. Fosil yakıtların enerji üretimi sırasında açığa çıkan zehirli gazlar atmosfere karışmakta, sera efektinin, küresel ısınmanın kaynağını oluşturmaktadırlar.
    Tam da bu dönemde, doğanın kendisine verilen zarar sonucu, felaketlerin giderek arttığı, artacağı bir dönemde, fosil yakıtların enerji üretiminde kullanılmasına temelden karşı çıkmak gerekli ve doğrudur. Biz bunu yapıyor, işçilere, emekçilere bu temelde bilinç taşımaya, bilinçlendirmeye çalışıyoruz.
    Okurumuz ise fosil yakıtların enerji üretiminde kullanılmasının genel olarak reddedilmesini doğru bulmamakta, tavrımızı eleştirmektedir. Okurumuz, 105. sayımızda yayınlanan yazısında, “içinde bulunduğumuz tarihsel koşullarda teknik olarak bu atmosfere yayılan zehirli gazları en aza indirgemek mümkündür.” tavrını takınmakta, “fosil yakıtların kullanıldığı enerji türleri üzerine bir kez daha” başlıklı yazısında ise, kimi burjuva bilim insanlarına dayanarak “sıfır emisyonun mümkün olduğu” tavrını takınmaktadır.
    Okurumuz; “Kimi burjuva bilim insanları “geleceğin tekniği” adını verdikleri teknikle “sıfır emisyon”un mümkün olduğunu anlatıyor ve bu tekniğin kullanılacağı santrallerin kurulmasının hazırlıklarını yapıyorlar.” diyor.
    “Somut bilgi ve veriler”le, “fosil yakıtların kullanıldığı enerji türlerine” neden “ karşı olmamız gerektiği” konusunda bizi yeterli açıklama yapmamakla eleştiren okurumuz, “sıfır emisyon” bağlamında belirleme yapıp geçmektedir. Sıfır emisyonu sağlayacak teknik nasıl bir tekniktir? Bugün teknik olarak bu mümkün müdür? Bu burjuva bilim insanları kimlerdir? Hangi belgede, kaynakta bunlar söylenmektedir? Bu sorulara okurumuzun yazısında cevap yoktur.
    Biz, okurumuzun aktardığı bilgiye vakıf değiliz. Biz bugünkü tekniğin “sıfır emisyon”u sağlayacak düzeyde olmadığı bilgisine sahibiz. Eğer “sıfır emisyon” teknik olarak mümkün ise, “fosil yakıtların kullanımında atmosfere yayılan zehirli gazlar teknik önlemlerle engellenirse ne olacak?” sorusu ile bağ içinde şunu vurgulamak istiyoruz: Teknik olarak “sıfır emisyon” mümkün hale gelirse, o zaman proletarya iktidarının fosil yakıtlarının enerji üretiminde kullanmasının önündeki temel engel ortadan kalkmış olacaktır. O zaman fosil yakıtlar enerji üretiminde kullanılacaktır. Tabii o zamana kadar fosil yakıt kalırsa! Fosil yakıtlar bir gün gelecek tükenecektir. Ortalama olarak bilinen rezervlerin 60-70 yıl sonra biteceği tahmin edilmektedir.
    Okurumuzun anladığımız kadarıyla teorik olan, pratik olarak gerçekleşmemiş, ikna edici olmasa da “sıfır emisyon” mümkünlüğü bizim fosil yakıtların enerji üretiminde kullanılmasını reddetme tavrımızı değiştirmemizin gerekçesi değildir. Neden? Bırakalım ‘sıfır emisyonu’, kapitalistler bugün, fosil yakıtların kullanıldığı enerji santrallerinde filtre kullanarak zehirli gazların atmosfere salınımı azaltmak için çaba göstermemektedirler. Filtre takılması onlar için ek maliyettir. Onlar tatlı karlarını azaltacak maliyetlerden kaçınmaktadırlar. Santrallere filtre takılması, ancak mücadele sonucu, kamuoyu baskısı sonucu olmaktadır.
    Bugün tam da yapılması gereken, doğaya verilen zarar sonucu olarak, doğanın kendi normal döngüsü içinde verilen zararı temizleyemeyecek durumda olması, doğanın dengesinin bozulmasını da dikkate alarak, kapitalistleri alternatif enerji türlerini, yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmaya zorlama mücadelesi olmalıdır.
    İkinci nokta ile ilgili olarak, “çevreye, doğaya hiç zarar vermemek”ten ne anlaşıldığı konusu ile ilgilidir. Bu konuda tavrımızı olumlu olarak kısaca aktarmak istiyoruz.
    “Çevreye, doğaya hiç zarar vermemek” ten bizim anladığımız şudur: doğaya kendi döngüsü içinde temizleyemeyeceği oranda zarar vermemektir. Fosil yakıtlar, zehirli gazlar –karbondioksit, metan gibi- içerdiği, zehirli gazların atmosfere salınımı sera efektine yol açtığı, sera efekti de küresel ısınmaya yol açtığı, iklimler değiştiği için, kısaca doğaya kendi doğal döngüsü içinde temizleyemediği oranda zarar verildiği için karşı çıkıyoruz. Yenilenebilir, alternatif enerji kaynakları zehirli gazlar içermediği, atmosfere zehirli gazlar salmadığı için, bu anlamda temiz olduğu için savunduk, savunuyoruz. Doğaya hiç zarar vermemesini bu bağlamda ele aldık.
    Okurumuz, yenilenebilir, alternatif enerji kaynaklarının üretim süreci içinde, doğaya belli zararlar verdiğine vurgu yapmaktadır. Bu bağlamda okurumuz haklıdır. Biz meselenin bu yanını tartışmadık. Sorunun bu yanını ortaya koymadık. Bu anlamda okurumuz bizim eksik bıraktığımız bir noktayı tamamlamaktadır.
    Yenilenebilir enerji kaynaklarının üretim süreci içinde doğaya belli oranda zarar vermesi söz konusudur. Örneğin; güneş pilleri yapımında kullanılan silisyumun, bakırın yer altından çıkarılması, doğaya belli zarar vermektedir. Bu zararı doğa kendi döngüsü içinde temizlemektedir. Bu zarar da enerji üretimi için göze alınmak zorundadır.
    Doğa ile uyumlu bir yaşam, doğaya hiç bir zarar vermemek değildir. Burada önemli olan verilen zararın ölçüsüdür. Doğanın kendi doğal döngüsü içinde temizleyebileceği bir zarar mı, temizleyemeyeceği bir zarar mı? Bizim soruna yaklaşımımız budur.
    Bu bağlamda okurumuz, tarafımızdan hidroelektrik santrallerinin önce doğal enerji içinde sayılmasını, ardından hidroelektrik santrallerinin doğaya belli zararlarının olduğunun söylenmesinin birbiriyle çeliştiği tavrını takınıyor.
    Biz cevap yazımızda, yenilenebilir enerji kaynaklarının üretim süreci içinde doğaya verdiği zararları genel olarak tartışmadık. Sadece hidroelektrik santralleri bağlamında, doğaya verilen zararın kısmen ne olduğunu vurguladık. Hidroelektrik santrallerinin kurulacağı alanı özenle seçmek, zorunlu kalmadıkça hidroelektrik santrallerine başvurmamak gerektiğini söyledik. Sorun bizim açımızdan fosil yakıtların kullanımının doğaya verdiği zararlar olduğu için fosil yakıtların kullanılmasının karşısına alternatif, yenilenebilir, doğal enerjiyi çıkardık. Doğal enerji kaynakları ile, enerji üretimi sırasında fosil yakıtlar gibi atmosfere zehirli gazlar salınmaz. Doğal kaynakların üretim süreci içinde doğaya verdiği zararlardan bağımsız olarak sadece bu anlamda doğal enerji temiz bir enerjidir. Bu nedenle okurumuzun dikkat çektiği bir çelişki burada sözkonusu değildir.

    Diğer kimi noktalar...

    Okurumuz; “Emperyalizmin kendisi ile birlikte dünyayı yok olmaya doğru götürdüğü bir dönemde, okurumuz alternatif enerji türlerinin kullanılması mücadelesi yerine, atmosfere salınan gazların azaltılması mücadelesi verilmesini önermektedir.” Tespitimizi alıntılayarak, bu tespitin kendi tavrı olmadığını, tavrının tarafımızdan “çarpıtıldığı” belirlemesini yapmaktadır.
    Biz okurumuzun birinci yazısındaki tavrını bu şekilde yorumladığımız için bu yorumu yaptık. Amacımız okurumuzun tavrını çarpıtmak değildi, değildir. Okurumuzun ikinci yazısı ile birlikte tavrını daha iyi anladığımızı düşünüyoruz. Sanıyoruz okurumuz da bu tespitimize katılacaktır.
    Okurumuz yazısında bizce gereksiz alınganlıklar göstermektedir. Kendisini mahkum ettiğimizi, verdiği bir örnekte kendisini çarpıttığımızı düşünmektedir. Okurla, verdiği bir örnekle “alay ettiği”mizi, “bir nevi burnu büyüklük yaptığı”mız tavrını takınmaktadır. Bu tavırlara katılma durumunda değiliz. Bize yönelen eleştirileri, anladığımız, kavradığımız oranda, yanıtlamaya çalıştık. Tavrımızın bu şekilde adlandırılmasını doğrusu anlamış değiliz. Anlamakta da zorlanıyoruz.
    “Özel sermayenin elektrik üretimindeki payı, kapitalizmin gelişmesine bağlı olarak giderek artacaktır.” tespitimize, okurumuzun eleştirisine verdiğimiz cevabı, okurumuz özeleştirici bir tavır olarak doğru bulmamaktadır.
    Elektrik üretiminde özel sermayenin devleti geçmesi, bu payın kapitalizmin gelişmesine bağlı olarak artacağı tespiti ile ilgili olarak şunları vurgulamak istiyoruz: Ekonomide özel kapitalizm devletin egemenliğini kırmıştır. Enerji üretiminde de devletin tekel olması durumu özel sermaye tarafından kırılmıştır. Özelleştirmenin sürmesi, tamamlanması, devletin diğer bir ifade ile devlet kapitalizminin ekonomideki etkisini çok önemli oranda sınırlayacaktır. Özel kapitalizm ekonomideki ağırlığını artırmasının yanısıra, eğemenliğini pekiştirecektir.
    “Özel sermayenin elektrik üretimindeki payı, kapitalizmin gelişmesine bağlı olarak giderek artacaktır.” tespiti bu gelişme süreci ile birlikte ele alındığında anlamlı olmaktadır. Devlet kapitalizminin geriletilmesi, özel kapitalizmin gelişmesini sağlamakta, enerji üretimi alanında da bu gelişmeye bağlı olarak, özel kapitalizmin ağırlığı giderek artmaktadır.
    Meselenin bu yanı eleştirilen yazımız içinde ortaya konulmamıştır. Sorunun bu yanı gazetemizin değişik sayılarında, çeşitli yazılarda ortaya konulmuştu.
    Okurumuzun eleştirisi sonucu olarak, değerlendirmemizi yeniden gözden geçirdiğimizde, yaptığımız kısa tespitin çeşitli yorumlara açık olduğunu gördük. Biz aktardığımız şekilde yorumlarken, okurumuz daha değişik yorumlamaktadır. Buradan çıkardığımız ders, daha anlaşılır, çeşitli yorumlara yol açmayan, açık tespitler, açık cümleler kullanmaktır, kullanacağımız formülasyonlara dikkat etmektir.
    Sonuç olarak, okurumuzun tartışma konusu üzerine ikinci defa yazılı tavır takınması gayet olumludur. Bizim kimi eksikliklerimizi görmemizi, okurumuzun pozisyonlarını daha iyi anlamamızı sağlamıştır.
    Tartışmada bu anlamda taşlar yerine oturmuştur.







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi