Eski Türkler Okur Yazar mıydı?

+ Yorum Gönder
Kültür-Sanat ve Türkçe ve Türkçe Kullanımı Bölümünden Eski Türkler Okur Yazar mıydı? ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    P®øƒєﻛﻛíøиαL
    Usta Üye
    Reklam

    Eski Türkler Okur Yazar mıydı?

    Reklam



    Eski Türkler Okur Yazar mıydı?

    Forum Alev
    ESKİ TÜRKLER OKUR YAZAR MIYDI


    Prof. Dr. Osman F. SERTKAYA
    Göktürk Devletinin 1450. Kuruluş Yıldönümü-Sempozyum Bildirileri



    Oturum Başkanı Sayın Hocamız Mustafa Kafalı benim konuşma konumu “Gök-Türk kültürüne genel bir bakış” şeklinde ilan etti. Gerçekten de biz öyle anlaştık ama, program bana geldiğinde, bana 1 saat yerine 20 dakika zaman verildiğini görünce konuşma konumu değiştirdim; Benim 20 dakikada sunacağım yeni konum, "Eski Türkler okur yazar mıydı?" olacak ve ben sizlerle bu konuda sohbet edeceğim.

    27 yıl önce "Nihal Atsız Armağanı" için bir yazı hazırladım. "İnel Kağan mı? Yoksa İni İl Kağan mı?”[1] başlığını taşıyan bu yazımda Göktürk İmparatorluğu'ndan bahsettiğim zaman, Sayın hocamız Mustafa Kafalı beni uyardı, "Biz bugün Göktürk İmparatorluğu diyoruz ve bu imparatorluğu Göktürk, Uygur, Kırgız diye devrelere ayırıyoruz. Bu ayrım o devirde var mıydı bilmiyoruz. Sen istersen "Göktürk İmparatorluğu" deme, "Türk Kağanlığı" de. Oradaki iktidarın değişmesi, aynı coğrafyada, aynı halk içerisinde olup, bugün bir partinin seçimi kaybederek yerine bir başka partinin gelmesi gibidir. Türkün birliği, bütünlüğü böylece daha iyi anlatılır" dedi. O yüzden, ben burada Göktürk Devleti'nin kuruluşunun 1450. yılının kutlanışını, esasında Türk Kağanlığının kuruluşunun 1450. yıldönümü olarak alıyorum.

    Şimdi nasıl oluyor; aynı coğrafyada bir aile, "Bozkurt oğulları hanedanı" dediğimiz, "Açina/Asena oğulları" gibi çeşitli söyleyişlerle isimlendirdiğimiz bir aile 200 yıl devam ediyor, ondan sonra başka bir Türk boyundan, Uygur Türklerinden, "Yaglakar Hanedanı" geliyor. Halk aynı halk, coğrafya aynı coğrafya, yazı aynı yazı, toprak aynı toprak, kültür aynı kültür. İşte o zaman anlaşılıyor ki, Türkün birliği ve bütünlüğü esastır onu yöneten boyların veya ailelerin değil. Bizim bugün üniversite kürsülerinde söylediğimiz "Göktürk, Uygur, Kırgız" şeklindeki ayrımlar da, eski Türkleri müstakil olarak araştırma ve inceleme arzumuzdan kaynaklanmaktadır; yoksa, onların hepsi bizim ecdadımızdır.

    Şimdi konumuza geçelim. Acaba ecdadımızın bir yazısı var mıydı? Bu konuyu incelemek için bugünden hareket ederek geriye doğru gidelim.

    Cumhuriyet devrinde 1928 yılında Latin harflerine geçtik ve bizim Latin harflerimizin, müsaade ederseniz ben "alfabe" demeyeyim "abece" diyeyim, yani Rumca'sını değil, Türkçe'sini söyleyeyim, Türk "abece"sinin bir sırası var, "a, be, ce, çe, de, e, f, ge, ğe, he, ı, i, je, ke, le, me, ne, o, ö, p, r, s, ş, t, u, ü, v, y, z" diye sıralanıyor; ama, bu abeceden önce 700 yıl, belki de 1000 yıl Arap harflerini de kullandık. Arap “elif-ba”sının da kendi içerisinde bir sırası vardı. Bu sıra, "elif, be, pe, te, se, cim, çim, ha, hı, dal, zel, rı, zı, jı, sin, şın, sad, dad, tı, zı, ayın, gayın, fe, kaf, kef, lam, mim, nun, vav, he, ye" şeklinde söylenen, ancak harflerin gruplar halinde biraraya gelmesiyle de "ebcet, hevvez, hutti, kelemen, sa'fas, karaşet, sahhaz, dazıglen" şeklinde sıralanan bir sistemdi.[2]

    Arap "elifba"sından önce Uygurların, daha sonra Moğolların kullandığı, bir İran kavmi olan Soğut'lardan alınan "abece"nin de bir sırası vardı. Onları da elimizdeki Uygur abecesi cetvellerinden "a-ba-ka, va-sa-ka, ya-ka,da, ma-na-za, pa-ça-ra, şa-da-la ve şa-ma-ka" şeklinde üçer harflik sıralanmalarla görüyoruz. [3]


    Uygur abecesi örneği

    Demek ki, Türklerin kullandığı harfleri bugünden geriye doğru götürürsek, onların belirli bir söyleyiş sırası var. Peki, acaba Göktürklerin kullandığı harflerin de böyle bir sırası var mıydı? Eğer üç abecemizde böyle bir sıra varsa, en eskisinde de böyle bir sıra olmalı diye düşünüyorum. Ancak, hepimizin de bildiği gibi, Göktürk harfli metinlerimiz bizler tarafından bulunmadı, bu tamamıyla bir tesadüf olarak bulundu. Poltova savaşında esir düşen İsveçli Subay Philipp Johann von Tabbert, Çar 1. Petro (Türk kaynaklarındaki Deli Petro) tarafından Sibirya'ya sürüldüğünde Sibirya'nın güzel bir haritasını yaptı, daha sonra da oraya gönderilen botanik alimi Daniel Gottlieb Messerschmidt'in kılavuzu olarak görevlendirildi [4]. Messerschmidt ile Strahlenberg 1722 yılında arazide atla gezerlerken birdenbire iki üç metrelik bir Yenisey dikili taşını görerek şaşırdılar. Çünkü, taştaki işaretler kendi İsveç harflerine benziyordu. "Bizim runlara benziyor" dediler. İsveç hecelerinin, harflerinin, işaretlerin adı "runa" olduğu için Göktürklerin kullandığı bu harflerin veya işaretlerin adı "runik harf, runik abece" olarak yerleşti. Acaba bu "runik harf" veya "runik abece"nin bir sırası var mıydı?

    Tabii ki, 1722'de bunun Türkçe metinler olduğu da düşünülmedi. Hiç barbar olan Türklerin böyle bir harfi, böyle büyük yazıtları olabilir miydi? Ancak, dahi bir dilci, İngilizce dili profesörü olan ve Türkçe'yi bilmeyen Vilhelm Thomsen, Köl Tigin yazıtının ve Bilge Kağan yazıtının Çince yüzündeki metinden hareket ederek bu taşların Türklere ait olduğunu tahmin etti ve 25 Kasım 1793'te "Göktürk abece”sini çözdü. Bu keşfini de 15 Aralık 1893'te Danimarka İlimler Akademisinin özel bir oturumunda açıkladı. Böylece de Türk milletinin kalbi şükranlarını kazandı. Ancak, diyelim ki Thomsen de bu yazıyı okumasaydı ne olacaktı? Hiç şüpheniz olmasın ki, 10-15 yıl içerisinde yine bunların Türk harfleri olduğu bilinecekti.


    ( 1 Bölüm)




  2. 2
    BAKİYE
    Bayan Üye

    Cevap: Eski Türkler Okur Yazar mıydı?

    Reklam



    Alfabe o zamanlardan bilinmekte ve kullanılmaktaydı. Türk devletlerinde günümüze kadar gelmiş eserler kitaplar ve kayıtların tutulduğu yazılar kalmıştır.







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi