Yılmaz Erdoğan Şiirleri

+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 ... Sonuncu8Sonuncu9
Şiir Bölümü ve Ünlü Şairlerden Şiirler Bölümünden Yılmaz Erdoğan Şiirleri ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Sevinç
    Bayan Üye
    Reklam

    Yılmaz Erdoğan Şiirleri

    Reklam



    Yılmaz Erdoğan Şiirleri

    Forum Alev
    Adın Bahardı


    Kente yanlızlık gelirdi sen uyuyunca
    Yüzümde mevsim değişirdi uyandığında
    Bilmezdin gizliden seni sevdiğimi
    Aşkın içimde solardı adın bahardı

    Eteğini koştururdun sokağımızda
    Sokak sus pus olur sana bakardı
    Bilmezdin gizliden izlediğimi
    Gözlerim gözlerinden korkardı
    Hatırlıyorum adın bahardı

    Sokakta bir bayramdı durakta bekleyişin
    Sanki sonsuz bir ayrılıktı okula gidişin
    Bilmezdin her sabah seni yolcu ettiğimi
    Yüreğim yol boyu ardından ağlardı
    Hatırlıyorum adın bahardı


    Yılmaz Erdoğan




  2. 2
    Sevinç
    Bayan Üye

    --->: Yılmaz Erdoğan Şiirleri

    Reklam



    Anladım


    Anladım,
    sabahları açılır.
    Esnaf çarşıları yeminle
    “Bedreddin'im bir ağaca asılır”.

    Anladım,
    En büyük yalan yemindir.
    Edilir sabahları,
    Gecesini hatırlamayan esnafların

    Tüm merasimleri gömdüm.
    Ömrümün reklam amaçlı takvimlerine.
    Anladım,
    Kimse üzgün değildi.
    Bayraklar yarıya indiğinde.

    Bir tek el isteyen,
    Yordam ve özür dileyen,

    Anladım.
    Herkese kötü şeyler hatırlatan yüzüm,
    Evet yüzümdü.
    Her görüşmeye taşıdığım,
    Kandırılmaya gönüllü bir gönülle,
    Az sütlü neskafelere sigaralar iliştirdim.
    Göz gördüm başka açılara ayarlı.
    Uzun bir yüz gördüm.
    Meğer filmin sonu diye ayarsız
    Fin yazardı end zamanında
    Bir zamanlar,
    Fransızlar hep Fransız kalacaklar,
    Sabah sinemasında pazarları...

    Aklımı alıp doğduğum evin,
    Müze olma isteğine saklayacaklar.

    Ama kavaklar büyüyecek.
    Herkesten gizli boyatmak,
    Bir kavağın becereceği iştir ancak.

    Anladım ki ağaçlar,
    Toprağa acı verdikçe büyüyorlar.

    Her pazartesi and içip,
    Cumaları marşa basan,
    Camiler dolusu yemin edip,
    Taburlarca yalan söyleyen,
    Bu toprakta bu ağaç
    Kuruyacaktır elbet.

    Anladım.
    Kimseye acı vermeden,
    Büyünmüyor.
    Namusum ve şerefim ve
    Çocukluğumun üzerine beton dökerim ki
    Tüfek filan değil,
    Çimento icat edildi de
    Bozuldu mertliğin mimarisi,
    Esrarlı bir ülkeye göçtü sabrın taş ustaları.

    Anladım.
    Altı dükkan olsun istiyor evinin.
    Ve ağlamaklı bulmuyor apartımanları
    Benim taş ustamın karısı.
    Ve her yerde
    Şube açmak istiyor.
    İskender kebabını icat eden,
    Büyük İskender’in çocukları
    Ki gölge filan etmez.
    Yoğurtlu bir ziyafet çekerdi.
    Diyojen’le karşılaşsaydı.

    Anladım.
    Bursalı İskender’in,
    Romalı arkadaşından daha çoktur
    Uygarlığa katkısı.

    Oysa;
    Bu satırlarla üstünü örten ben,
    Kelimelerle sargı bezi ve
    Merhem yapan,
    Ozanlığı en çok kendini üzen ben,
    Anladım.
    Sadece öğlenleri açarım yaramı.
    Ve hiçbir yerde şubesi olmaz,
    Bu kanamalı hastanın.



    Anladım.
    .

    Yılmaz Erdoğan








  3. 3
    Sevinç
    Bayan Üye
    Aşk hayatı



    sevmek gibi geliyordu her şey,
    sevmek gibi gidiyordu kadın
    adının anlattığı, canın teni yakmasıydı,
    bir bulut evet ama aslolan
    bulutun suyu yağmasaydı...

    "bir insanı sevmekle başlıyordu her şey"
    ve boşanmak için
    en az iki şahit gerekiyordu!



    Yılmaz Erdoğan








  4. 4
    Sevinç
    Bayan Üye
    Başkalaşan aşk



    adını anmak güzeldi
    dost ağızlarda sana dair cümlelerin ıslatılması..
    adını anmak.
    yüksek sesle, kimsesiz gecelerin düşsel avuntularına
    sırt çevirip senden söz açmak.
    biraz gülünç, biraz sitemkar..
    güzeldi...
    adının türkçedeki yankısı özeldi...

    Seninle yoğurt yemek, kendi Kanlıcanlı, sülalesi
    Kandilli yoğurtçunun mekanında.
    Denize amors durup, yüzüne
    cepheden bakmak güneşli bir mavilikle.... güzeldi..

    ipe sapa konuşlanmaz bahanelerle elini tutmak,
    yüzünde
    yüz yıllık bir hasreti gidermek güzeldi...

    Güzeldi'li geçmiş zamanları düşünüyorum şimdi...
    Cümlelerimiz öznesiz.. Umursayan yok Kanlıca'daki
    yoğurdu...

    Ve eşikteki öpücük, tarih bilinci olmayan bir aşkın
    mührüdür artık.....



    Yılmaz Erdoğan


  5. 5
    Sevinç
    Bayan Üye
    Ben Senin Beni Sevebilme İhtimalini Sevdim



    Soğuk ve şehirler arası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
    Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam
    Ben seninle bir gün Veysel Karani de haşlama yeme ihtimalini sevdim
    İlkokulun silgi kokan tebeşir lekeli yıllarında
    Ankara da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman
    Özlemeye başladım herkesi
    Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki
    Adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra
    Bizim Kemalettin Tuğcu larımız vardı
    Birde camların buhusuna yazı yazma imkanı
    Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda solculuk oynamaya başladık
    Ben doktor oluyordum, sen hemşire
    Geri kalanlar kontrgerilla
    Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu pütürlü duvarlara
    Ve Türk Dil Kurumuna inat bir Türkçeyle
    Abilerimizden öğrendik Ş harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi
    Ankara ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu
    Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri
    Oysa Ankara da hiç sevişmedim ben
    Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim
    Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak
    Ankara ya usul usul kurşun yağıyordu
    Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri
    Oyse hiç kurşun yaram olmadı benim
    Ve hiç bir mahkeme tutanağında geçmedi adım
    Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece
    Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterinde
    Ama sen yoktun
    Ben seni beni sevebilme ihtimalini seviyordum
    Sunni teneffüs saatlerinde
    Okul servisi sen hep zamansız,amansızca
    Bir lojman griliğine götürüyordu
    Ben senin benimle Tunalı Hilmi Caddesine gelebilme ihtimalini seviyordum
    Ben senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum
    Yaz sıcağı toprağı çekiyordu tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini
    Sonra otobüs oluyordun
    Kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü
    Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum Muş ovasının yalancı maviliğini
    Otobüs oluyordun bir süre
    Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordun
    Yanağım otobüs camının garantisinde
    Otobüs oluyordun bir ülkeden bir iç ülkeye
    Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordun
    Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin
    Korkuyordum
    Sonra iniyordum otobüsten
    Çarşıdan bizim eve giden
    Ömrümün en uzun
    Ömrümün en kısa
    Ömrümün en çocuk
    Ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum
    Çünkü sonunda annem oluyordun
    Babam kokuyordum sonunda
    Soğuk ve şehirler arası otobüslerde vaz geçtim çocuk olmaktan
    Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam
    Ben seninle bir gün Vandaki bir kahvaltı salonunda
    Ben seninle sadece bilmek zorunda kalanların bildiği bir yol üstü lokantasında
    Ben seninle Ağrı dağının mistik ve demli bir çay kıvamında bakan
    Doğu Beyazıt ın herhangi bir toprak damında
    Ben senin herhangi bir insan elinin terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim
    BEN SENİN BENİ SEVEBİLME İHTİMALİNİ SEVDİM



    Yılmaz Erdoğan



  6. 6
    Sevinç
    Bayan Üye
    Beyoğlu'ndan Dolmabahçe'ye Taşınan Bir Aralık Akşamı


    Sus pus olmuş puslu bir İstanbul muydu yüzünyoksa çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne.
    Dolmabahçe'de, çay tadında...
    Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında, tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu.
    Ben rehnedilmiş yelkovan gibi...Hani akrep'i seven ama yüreği takvim yokuşlarında...

    Sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı, sesinin sesimde yankılanmasının...
    Sanki perdedekine üzülmüş ya da sevinmişsin de tesadüfen akmış yüzün içime...
    Yalan!Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim seyir defterimde...
    Ve ben amerikanca bir filmi kürtçe seyrediyorum.
    Kadın, Beyoğlu'nda bir kış akşamında, üstündeki deri montun sahibi küs, soğukluğundan muzdarip yürüyordu...
    Adam da...
    Yürümek hiçbir şeyi çözmüyordu , bazı aralık akşamlarında...
    Parmağında yaralı bir öyküyü taşıyordu adam...Kadının yüzünde bir hüzün...
    Hüzünlü aralık akşamında bir yüzük...Yüzüğün yüzünde dünya güzeli bir kadının kehaneti...
    Soğuğun ve karanlığın vehameti!

    Hayatı, bir başkasının pantolonu gibi küçültülmüş, daraltılmış..
    İlk sahibinin o pantolonla yaşadığı şeyler, yani pantolonu pantolon yapan anılar, bazı ilkbahar bereleri yüzünden yapılan yamalar, ter tüketen yazlar...
    Yaşananlara bir beden büyük geliyor artık hayat!

    Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık olmak içinse erken...
    Beni sevda yerimden vurdu yine zaman...Şimdi sana söylenecek tek cümle:
    BENDE SANA YETECEK KADAR BEN KALMADI...
    .

    Yılmaz Erdoğan


  7. 7
    Sevinç
    Bayan Üye
    Bildiğin gibi değil



    bizi bilirsin
    avuçla su içmeyi
    marifet biliriz,
    yenilmeyi bir de
    kendi sahamızda..

    bizi bilirsin
    saçımızı ıslatmayı fiyaka biliriz.
    limonla!
    tespih yaparız,
    düş kırıklarından..

    bizi bilirsin
    ağzının içinde oturmak isteriz.
    ve rutubetin en yakıştığı yer biliriz
    ağzını..

    bizi bilirsin,
    yaşamak biliriz,
    vademiz dolduğunda
    avuçlarına gömülmeyi..



    Yılmaz Erdoğan


  8. 8
    Sevinç
    Bayan Üye
    Bir Mevsimin Acı Gerçekleri


    ""Bir tek dileğim var mutlu ol yeter” sözünün
    bir kamyon yükü
    anlam taşıdığı günlerdi

    Kaldırımlar toz ve kağıt topakları
    Ankara’nın
    Ankara’nın sonbahar yaprakları
    ayvalar sarı
    hüzünler olgun
    yaz yorgunu gövdeler serili betonlarda

    Ben yanımda çok acıklı
    epey yol üstü sözler getirmiştim.
    “Sanki terk edilmiş bir viraneyim
    her yanım dağılmış yıkılmışım ben”

    Okul önlük mevsimi
    ve kaplanması kitapların
    cumhuriyet gazetesiyle
    bir ön beslenme çantası kompleksi
    malum şu otlu peynir meselesi

    Saçlarını süt mısırı örgü yapmış
    bir al yüz koca göz görüyorum.
    Sanki o tehlikeli yolun başındayım
    Aşk’a geliyorum!
    ama yanıma hep
    köy zılgıtlı sözler almışım
    arabesk kalıyorum
    her kent soylu aşkın karşısında
    “Bir kulunu çok sevdim” diyorum
    “O beni hiç sevmiyor” diyorum
    “Kalbimi ona verdim
    artık geri vermiyor” diyorum.




    Yılmaz Erdoğan


  9. 9
    Sevinç
    Bayan Üye
    Böyleymiş


    Yanarmış yürek böyle
    Islak bir yeşil sebebiyle
    Kaçarmış insan kendinden
    Nereye gittiğini bilmeden
    Ağlarmış gizlice
    Kurumuş toprağı ıslata ıslata
    Severmiş de sevilmezmiş
    Yalan da olsa gülermiş
    Sebebini bilmeden
    .

    Yılmaz Erdoğan


  10. 10
    Sevinç
    Bayan Üye
    Bu Yol Nereye Gider


    bir kuğunun boynuna dokunurken…

    yol bir yere gitmez
    içerde
    düz saçlara uğrar
    ayak üstü bir akşamüstü
    her plansız ürperişin sonu
    hüsran
    ve hüsran
    çok sanat müziği bir kelimedir

    yol bir yere gitmez
    o bir durma biçimidir
    yol yoluyla gidebilir yare
    yoldan çıkabilir apansız
    ve ömür bitebilir yoldan once
    ama yol bir yere gitmez
    o bir durma biçimidir
    yaşamak
    hızlı bir ölme biçimidir
    düşünce ışıktan yavaşsa
    erken gidilmelidir
    gerdan sözcüğüne
    bir kuyumcuda da rastlayabilirsin
    bir kasapta da
    kalbin sızlamaz
    bir kuzu yüreğini vitrinde görünce
    o bir beslenme biçimidir
    ama korkarsın
    kurdun sevdiği havadan
    ayakkabı yaparsın yılandan

    yol bir yere gitmez
    o bir durma biçimidir
    her garantiyi istersin hayattan
    oysa ölümle yaşam arası
    uzun malum ince bir yol
    bir yere gitmez
    o bir ölme biçimidir

    iyi yolculuklar denmez bir gidene
    yapılamaz çünkü
    çok yolculuk bir seferde
    yolcu denmez her gidene
    herkes o yolun taraftarı olmayabilir
    hiç bir sürgün
    gittiği yolu sevmez mesela


    yol bir yere gitmez
    o bir susma biçimidir
    soğuk bir taşıtın uğultusunda

    ağustos 2000, gevaş
    .

    Yılmaz Erdoğan


  11. 11
    Sevinç
    Bayan Üye

    --->: Yılmaz Erdoğan Şiirleri

    Reklam



    Büyüyorum



    büyüdükçe,
    sentetik zamanlara
    kangren ayaklar bastım,
    izi kaldı
    ömrümün...

    kara çaldılar yüzüme
    bütün kara parçalarında
    elbette
    "afrika dahil"
    parça başı çalışan
    kiralık katildi zaman

    gülüşüm sivas yangını
    ağlarsam kızma...
    ölmek bile
    yakışıyor bazı adama....



    Yılmaz Erdoğan


  12. 12
    Sevinç
    Bayan Üye
    Cemre



    gözüme ilişti gözün
    içimde infilak saati!
    yasak baktın nikotin sıcağıma,
    bir sigara daha yaklaşıyor bahar..

    ellerin yanında değil,
    gemiler kalkıyor avuçlarından
    bütün limanlarda bir telaş,
    yaklaşıyor bahar...

    deniz altında bir zindan düşü,
    ayıp sarılmalar, lanetli öpücükler
    bilinmez bir Nemrut esrarı
    arkadaş dağlar gibi
    korkusuz korkular...
    kekikler yeşeriyor
    yaklaşıyor bahar

    bir deliliğin eşiğinde
    amansız mekansız
    sofrasız
    yani aç, ilaçsız
    ve
    hiçbir şiirin eskitemediği
    gözlerin,
    gözlerimin önünde
    el pençe divan..
    bahar damarı çatladı toprağın
    bir nefes daha yaklaşıyor bahar!



    Yılmaz Erdoğan


+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 ... Sonuncu8Sonuncu9
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi