Necip Fazıl Kısakürek (Sultan-ı Şuara)

+ Yorum Gönder
Şiir Bölümü ve Ünlü Şairlerden Şiirler Bölümünden Necip Fazıl Kısakürek (Sultan-ı Şuara) ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    Reklam

    Necip Fazıl Kısakürek (Sultan-ı Şuara)

    Reklam



    Necip Fazıl Kısakürek (Sultan-ı Şuara)

    Forum Alev
    BEN

    Ben, kimsesiz seyyahı, meçhuller caddesinin;
    Ben, yankısından kaçan çocuk , kendi sesinin.
    Ben, sırtında taşıyan işlenmedik günahı;
    Allah’ın körebesi, cinlerin padişahı.
    Ben,usanmaz bekçisi, yolcu inmez hanların;
    Ben, tükenmez ormanı, ısınmaz külhanların.
    Ben, kutup yelkenlisi buz tutmuş kayalarda;
    Öksüzün altın bahtı, yıldızdan mahyalarda.
    Ben, başı ağır gelmiş, boşlukta düşen fikir;
    Benliğin dolabında , kör ve çilekeş beygir.
    Ben, Allah diyenlerin boyunlarında vebal;
    Ben , bugünküne mazi, yarınkine istikbal.
    Ben, ben, ben ; haritada deniz görmüş boğulmuş;
    Dokuz köyün sahibi , dokuz köyden kovulmuş.
    Hep ben, ayna ve hayal; hep ben pervane ve mum;
    Ölü ve Münker-Nekir baş dönmesi uçurum...

    1939




  2. 2
    YapRock
    Forumun Herşeyi

    --->: Necip Fazıl Kısakürek (Sultan-ı Şuara)

    Reklam



    Zindandan Mehmed'e Mektup

    Zindan iki hece mehmedim lafta,
    Baba katiliyle baban bir safta,
    Birde geri adam boynunda yafta,
    Halimi düşünüp yanma Mehmedim!
    Kavuşmak mı belki daha ölmedim!

    Avlu.. bir uzun yol tuğla döşeli,
    Kırmızı tuğlalar altı köşeli,
    Bu yol da tutuktur hapse düşeli..
    Git ve gel.. Yüz adım.. Bin yıllık konak,
    Ne ayak dayanır buna ne tırnak!

    Bir alem ki gökler boru içinde!
    Akıl olmazların zoru içinde,
    Üst üste sorular soru içinde,
    Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu,
    Buradan insan mı çıkar tabut mu?

    Bir idamlık Ali vardı asıldı,
    Kaydını düştüler mühür basıldı,
    Geçti gitti birkaç günlük fasıldı,
    Ondan kalan boynu bükük ve sefil,
    Bahçeye diktiği üç beş karanfil

    Müdür bey dert dinler bu gün maruzat,
    Çatık kaş hükümet dedikleri zat,
    Beni Allah tutmuş kim eder azat,
    Anlamaz yazısız, pulsuz, dilekçem,
    Anlamaz ruhuma geçti bilekçem!

    Saat beş dedi mi bir yırtıcı zil,
    Sayım var maltada hizaya dizil,
    Tek yekün içinde yazıl ve çizil,
    İnsanlar zindanda birer kemmiyyet,
    Urbalarla kemik mintanlarla et...

    Somurtuş ki bıçak nara ki tokat,
    Zift dolu gözlerde karanlık kat kat..
    Yalnız seccademin yününde şefkat;
    Beni kimsecikler okşamaz madem,
    Öp beni alnımdan sen öp seccadem

    Çaycı, getir ilaç kokulu çaydan!
    Dakika düşelim senelik paydan
    Zindanda dakika farksızdır aydan
    Karıştır çayını zaman erisin;
    Köpük köpük duman duman erisin!

    Peykeler duvara mıhlı peykeler:
    Duvarda başlardan yağlı lekeler,
    Gömülmüş duvara baş baş gölgeler...
    Duvar katil duvar, yolumu biçtin
    Kanla dolu sünger ....beynimi içtin...

    Sükut...kıvrım kıvrım uzaklık uzar;
    Tek nokta seçemez dünyada nazar.
    Yerinde mi acep ölü ve mezar?
    Yeryüzü boşaldı habersiz miyiz,
    Güneşe göç varda kalan biz miyiz?

    Ses demir su demir ve ekmek demir...
    İstersen demirde muhali kemir,
    Ne gelir ki elden kader bu emir...
    Garip pencerecik küçük daracık;
    Dünyaya kapalı Allah'a açık.

    Dua dua eller karıncalanmış,
    Yıldızlar avuçta gök parçalanmış,
    Gözyaşı bir tarla hep yoncalanmış,
    Bir soluk bir tütsü bir uçan buğu,
    İplik ki incecik örer boşluğu.

    Ana rahmi zahir şu bizim koğuş,
    Karanlığında nur yeniden doğuş,
    Sesler duymaktayım davran ve boğuş,
    Sen bir devsin, yükü ağırdır devin,
    Kalk ayağa dimdik doğrul ve sevin!

    Mehmedim sevinin başlar yüksekte!
    Ölsekte sevinin eve dönsekte,
    Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
    Yarın elbet bizim elbet bizimdir!
    Gün doğmuş gün batmış ebed bizimdir!


    Necip Fazıl Kısakürek








  3. 3
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    BEKLENEN

    Ne hasta bekler sabahı,
    Ne taze ölüyü mezar.
    Ne de şeytan, bir günahı,
    Seni beklediğim kadar.

    Geçti istemem gelmeni,
    Yokluğunda buldum seni;
    Bırak vehmimde gölgeni,
    Gelme, artık neye yarar?

    NECİP FAZIL KISAKÜREK








  4. 4
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    BEKLEYEN

    Sen, kaçan ürkek ceylânsın dağda,
    Ben, peşine düşmüş bir canavarım!
    İstersen dünyayı çağır imdada;
    Sen varsın dünyada, bir de ben varım!

    Seni korkutacak geçtiğin yollar,
    Arkandan gelecek hep ayak sesim.
    Sarıp vücudunu belirsiz kollar,
    Enseni yakacak ateş nefesim.

    Kimsesiz odanda kış geceleri,
    İçin ürperdiği demler beni an!
    De ki: Odur sarsan pencereleri,
    De ki: Rüzgâr değil, odur haykıran!

    Göğsümden havaya kattığım zehir,
    Solduracak bir gül gibi ömrünü,
    Kaçıp dolaşsan da sen, şehir şehir,
    Bana kalacaksın yine son günü.

    Ölürsün... Kapanır yollar geriye;
    Ben mezarla sırdaş olur, beklerim.
    Varılmaz hayale işaret diye,
    Toprağında bir taş olur, beklerim...

    NECİP FAZIL KISAKÜREK


  5. 5
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    ÇİLE

    Gaiblerde bir ses geldi: Bu adam,
    Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
    Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
    Gök devrildi, künde üstüne künde...

    Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
    Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı!
    Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent,
    Ok çekti yukardan, üstüme avcı

    Ateşten zehrini tattım bu okun,
    Bir anda kül etti can elmasımı.
    Sanki burnum, değdi burnuna (yok)un,
    Kustum, öz ağzımdan kafatasımı

    Bir bardak su gibi çalkalandı dünya;
    Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.
    Al sana hakikat, al sana rüya!
    İşte akıllılık, işte sarhoşluk!

    Ensemin örsünde bir demir balyoz,
    Kapandım yatağa son çare diye.
    Bir kanlı şafakta, bana çil horoz,
    Yepyeni bir dünya etti hediye

    Bu nasıl bir dünya, hikayesi zor;
    Makâni bir satıh, zamanı vehim.
    Bütün bir kainat muşamba dekor,
    Bütün bir insanlık yalana teslim.

    Nesin sen, hakikat olsan da çekil!
    Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam!
    Otursun yerine bende her şekil;
    Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!

    Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,
    Benliğim bir kazan ve aklım kepçe,
    Deliler köyünden bir menzil aşkın,
    Her fikir içimde bir çift kelepçe.

    Niçin küçülüyor eşya uzakta?
    Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?
    Zamanın raksı ne bir yuvarlakta?
    Sonum varmış, onu ögrensem asıl?

    Bir fikir ki sıcak yarad kezzap,
    Bir fikir ki, beyin zarında sülük.
    Selam sana haşmetli azap;
    Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.

    Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!
    Ey yedinci gök, esrarını aç!
    Annemin duası, düş de perde ol!
    Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!

    Uyku, katillerin bile çeşmesi;
    Yorgan, Allahsıza kadar sığınak.
    Teselli pınarı, sabır memesi;
    Size şerbet, bana kum dolu çanak.

    Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet,
    Sırrını ararken patlayan gülle?
    Yeşil asmalarda depreniş, şehvet;
    Karınca sarayı, kupkuru kelle...

    Akrep nokta nokta ruhumu sokmus,
    Mevsimden mevsime girdim böylece.
    Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,
    Fikir çilesinden büyük işkence.

    Evet, her şey bende bir gizli düğüm;
    Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!
    Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,
    Yetişir çektiğim mesafelerden!

    Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz;
    Yollar bir yumaktır, uzun ve dolaşık.
    Her gece rüyamı yazan sihirbaz,
    Tutuyor önümde bir mavi ışık.

    Büyücü, büyücü ne bana hıncın?
    Bu kükürtlü duman, nedir inimde?
    Camdan keskin, kıldan ince kılıcın,
    Bir zehir kıymak gibi, beynimde.

    Lugat, bir isim ver bana halimden;
    Herkesin bildiği dilden bir isim!
    Eski esvaplarım, tutun elimden;
    Aynalar söyleyin bana, ben kimim?

    Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,
    Arzı boynuzunda taşıyan öküz?
    Belâ mimarının seçtiği arsa;
    Hayattan mühacir; eşyadan öksüz?

    Ben ki, toz kanatıi bir kelebeğim,
    Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
    Bir zerrecigim ki, Arş'a gebeyim,
    Dev sancılarımın budur kaynağı!

    Ne yalanlarda var, ne hakikatta,
    Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.
    Boşuna gezmişim, yok tabiatta,
    İçimdeki kadar iniş ve çıkış.

    Gece bir hendeğe düşercesine,
    Birden kucağına düştüm gerçeğin.
    Sanki erdim çetin bilmecesine,
    Hem geçmis zamanın, hem geleceğin.

    Açıl susam, açıl! Açıldı kapı;
    Atlas sedirinde mavera dede.
    Yandı sırça saray, ilahi yapı,
    Binbir avizeyle uçsuz maddede.

    Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;
    Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
    Içiçe mimari, içiçe benlik;
    Bildim seni ey Rab, bilinmez bilinmez meşhur!

    Nizam köpürüyor, med vakti deniz;
    Nizam köpürüyor, ta çenemde su.
    Suda bir gizli yol, pırılıtılı iz;
    Suda ezel fikri, ebed duygusu.

    Kaçır beni ahenk, al beni birlik;
    Artık barınamam gölge varlıkta.
    Ver cüceye, onun olsun şairlik,
    Şimdi gözüm, büyük sanatkarlıkta.

    Öteler öteler, gayemin malı;
    Mesafe ekinim, zaman madenim.
    Gökte saman yolu benim olmalı;
    Dipsizlik gölünde, inciler benim.

    Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
    Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
    Sen, bütün dalların birleştiği kök;
    Biricik meselem, Sonsuza varmak...

    Necip Fazıl Kısakürek


  6. 6
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    KALDIRIMLAR


    I

    Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
    Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
    Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
    Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

    Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
    Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
    İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
    Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

    İçimde damla damla bir korku birikiyor;
    Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
    Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
    Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.

    Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
    Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
    Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
    Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

    Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
    Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
    Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
    Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

    Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
    İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
    Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
    Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.

    Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
    Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
    Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
    Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

    Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
    Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
    Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
    Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi...

    II

    Başını bir gayeye satmış bir kahraman gibi,
    Etinle, kemiğinle, sokakların malısın!
    Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,
    Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!
    Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,
    Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında.
    Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri;
    Onun taşı erimiş, senin kafatasında.

    İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var;
    Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz.
    Dünyada taşınacak bir kuru başınız var;
    Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.

    Yağız atlı süvari, koştur, atını, koştur!
    Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
    Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur...
    Ne senin anladığın kadar, kaldırımları...

    III

    Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece,
    Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler.
    Simsiyah gözlerine, bir ân, gözüm değince,
    Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime der.

    Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de,
    Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme alıp.
    Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,
    Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp.

    Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım;
    Onu bir başkasına râm oluyor sanırım,
    Görsem pencerelerde soyunan bir karaltı.

    Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan;
    Bana rahat bir döşek serince yerin altı,
    Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan...

    Necip Fazıl Kısakürek


  7. 7
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    YOLCULUK

    Yolculuk, her zaman düşündüm onu;
    İçimde bu azgın davet ne demek?
    Oraya, nerdeyse güneşin sonu,
    Uçmak, kayıp gitmek, kaçıp dönmemek.

    Altımdan kaydırdı bir el minderi;
    Herkes yatağında, ben ayaktayım.
    Bir gece, rüyada gördüğüm yeri,
    Gözlerim yumulu, aramaktayım.

    Beni çağırmakta yabancı dostlar;
    Bu dostlar ne güzel, dilsiz ve adsız.
    Eski evde, şimdi bir başka ev var:
    Avlusu karanlık, suları tadsız.

    Her akşam, aynı yer, aynı saatte,
    Güneşten eşyama düşen bir çubuk;
    Yangın varmış gibi yukarı katta,
    Arkamdan gel diyor, sessiz ve çabuk!

    Başım, artık onu taşımak ne zor!
    Başım, günden güne kayıtsız bana.
    Dalında bir yaprak gibi dönüyor,
    Acı rüzgarların çektiği yana...

    Necip fazıl Kısakürek


  8. 8
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    UTANSIN

    Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
    Hedefe varmayan mızrak utansın!

    Hey gidi küheylan, koşmana bak sen!
    Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!

    Eski çınar şimdi noel ağacı;
    Dallarda iğreti yaprak utansın!

    Ustada kalırsa bu öksüz yapı,
    Onu sürdürmeyen çırak utansın!

    Ölümden ilerde varış dediğin,
    Geride ne varsa bırak utansın!

    Ey binbir tanede solmayan tek renk;
    Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın!

    Necip Fazıl Kısakürek


  9. 9
    YapRock
    Forumun Herşeyi
    CANIM İSTANBUL

    Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
    Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.

    İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
    O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.

    Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
    Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.

    Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
    Ve kavuşmuş rüzgar onda, onda misale.

    İstanbul benim canım;
    Vatanım da vatanım...

    İstanbul,
    İstanbul...

    Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
    Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...

    Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;
    Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...

    Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
    Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..

    Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
    Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...

    O manayı bul da bul!
    İlle Istanbul'da bul!

    İstanbul,
    İstanbul...

    Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
    Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.

    Oynak sular yalının alt katına misafir;
    Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.

    Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
    Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...

    Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
    Cumbalı odalarda inletir "Katibim" i...

    Kadını keskin bıçak,
    Taze kan gibi sıcak.

    İstanbul,
    İstanbul...

    Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
    Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...

    Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
    Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.

    Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
    Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.

    Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
    Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

    Gecesi sünbül kokan
    Türkçesi bülbül kokan,

    İstanbul,
    İstanbul...

    Necip Fazıl Kısakürek


  10. 10
    LoveNess
    Bayan Üye
    Andante
    birgün başımızda sevda rüzgarları eserse
    deli deli yıldırımlar düşerse yüreğimize
    hızlanır kan dolaşımı
    babil'in asma bahçeleri değildir artık
    dünyanın bilmem kaçıncı harikası
    karanlığın bahçesinde açan gülümüzdür.
    hüzün dolarsa içine bir gece yarısı
    çevir gözlerini güneşin doğacağı yere
    çek bir soluk rüzgarından sevdamızın,
    "kapı"yı, "duvar"ı
    "kara kara gelen ölüm"ü düşünme
    çevir gözlerini güneşin doğacağı yere.
    A. Kadir Bilgin

+ Yorum Gönder
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi