Ahmet Erhan Şiirleri

+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 ... Sonuncu8Sonuncu9
Şiir Bölümü ve Ünlü Şairlerden Şiirler Bölümünden Ahmet Erhan Şiirleri ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    aSsude
    Usta Üye
    Reklam

    Ahmet Erhan Şiirleri

    Reklam



    Ahmet Erhan Şiirleri

    Forum Alev
    SEVDA ŞİİRLERİ


    Burada bitiyor bir sevda, yenisi nerde
    başlar; ya da başlar mı bilmem?
    Kendi derinliğiyle dolan bir kuyu mu
    yüreğim; kendi boşluğuyla yetinen?

    Burada bitiyor bir sevda, ele avuca
    sığmayan kederler, kimi gülüşler ve bir
    o kadar da unutulmaya yatkın anılar
    bırakarak geride; belki birkaç da şiir...

    Sürüp gidecek yaşamım, kimi yerlerde
    sanki yeniden okur gibi bir romanı
    ve gülümser gibi yine aynı şeylere
    sıkıntılı, dalgın; çoğunlukla acılı.

    Burada bitiyor bir sevda, kaldım işte
    yine dağlar, uçurumlar arasında birbaşıma.
    Burada bitiyor bir sevda, önsöz gibiydi
    bir çağrıydı, daha nice yeni sevdaya.





  2. 2
    aSsude
    Usta Üye

    --->: Ahmet Erhan Şiirleri

    Reklam



    YAŞAMA SEVİNCİ


    Bütün güzel kadınlarını bu dünyanın
    Sevdim, diyebildiğim zaman
    Bütün kentlerini gezdim, denizlerine girdim
    Ve artık bir tek taş kalmadı tanımadığım,
    bir tek yüz, bir tek yer adı
    Söylenecek bütün sözleri dinledim ve söyledim
    bütün söyleyeceklerimi
    Acının bütün uçurumlarına indim ve çıktım
    sevincin bütün dağlarına
    Bütün çiçekleri kokladım ve kopardım
    bütün meyveleri dallarından
    Ismarladığım yağmur, savrulmadığım yel
    kalmadı...

    Bütün haklı kavgalarında dünyanın
    dövüştüm, diyebildiğim zaman
    Okudum bütün kitapları, bütün şiirleri yazdım
    Ve topladım bütün dillerin en güzel sözlerini,
    sıraladım tek bir sözlükte
    Bütün mayınları, bütün dikenli telleri
    ayıkladım sınırlardan
    Ve bir tek zorba çıkmadı önüme.
    Bu dünyada acı çeken tek bir insan yoktur,
    diyebildiğim zaman
    İşte o zaman ölebilirim.

    Toprağımda bir çığlık olur da büyür
    yaşama sevincim...









  3. 3
    aSsude
    Usta Üye
    ÇÖZEMEDİĞİM BİR ŞEYLER VAR HAYATIMDA


    Çözemediğim bir şeyler var hayatımda
    Sualtı gibi derinlerde sessizce bekleyen
    Dirensem, daha ne kadar direnebilirim artık
    Nereye kadar gidebilirim, gitsem?

    Aradığım nedir, o kentten bu kente?
    Adressiz yaşamak da sıkar insanı gün gelir
    Gider heyecanlar, istekler, gülümseyişler
    Yüreğimdeki denizin suları birden çekilir.

    Özleyip de vardığım her yerden, hemen kaçsam diyorum
    Ne aradığımı biliyorum, ne bulduğumu
    Bilmem neresinde yanıldım ben bu hayatın?
    Yüreğimi kabartan o sevinç, şimdi sonsuz bir acı oldu.

    Taşlar yığılmış önüne en güzel, en anlamlı duyguların
    Uçsuz bucaksız bir tüneldeyim ve her yanım karanlık
    Koluma giriyor bazı adamlar, bir şeyler söylüyorlar
    Kalıplaşmış, sıkıntı verici, güdük.

    Oysa acı diye bir şey var bu dünyada
    Ölüm var -ki yüreğimde bu boşluğu yaratan birazda odur.

    Yanıbaşımda ölüp gitti dostlarım, ben bakakaldım
    Gözyaşlarının da bir yerlere gömüldüğü görülmüş müdür?

    Çözemediğim bir şeyler var hayatımda
    Sanki ilk benim duyduğum garip, anlatılmaz duygular
    Sürse daha ne kadar sürer bu, bilmiyorum
    Ölümü ve hayatı yanyana düşünmesini ne zaman öğrenir çocuklar?









  4. 4
    aSsude
    Usta Üye
    BUGÜN DE ÖLMEDİM ANNE


    Yüreğimi bir kalkan bilip sokaklara çıktım
    Kahvelerde oturdum çocuklarla konuştum
    Sıkıldım, dertlendim ,sevgilimle buluştum
    Bu gün de ölmedim anne.

    Kapalıydı kapılar,perdeler örtük
    Silah sesleri uzakta boğuk boğuk
    Bir yüzüm ayrılığa, bir yüzüm hayata dönük
    Bu gün de ölmedim anne.

    Üstüme bir silah doğruldu sandım
    Rüzgar, beline dolandığında bir dalın
    Korktum, güldüm, kendime kızdım
    Bu gün de ölmedim anne.

    Bana böylesi garip duygular
    Bilmem niye gelir ,nereye gider?
    Döndüm işte; acı, yüreğimden beynime sızar
    Bu gün de ölmedim anne.



  5. 5
    aSsude
    Usta Üye
    ÖLÜM BİLE


    Ölüm bile geç kaldıktan sonra
    Bütün ilkleri sona bırakmanın belki de tam zamanı
    Ben her şey bir ırmaktır sanırdım
    Bunun için günlükler tutmaya kalktım
    Ve tarihleri karıştırdım nasıl da

    Aldım şapkamı gidiyorum şimdi
    İniyorum kentin çekirdeğine
    kendime yeni dalgınlıklar buldum son günlerde
    Dev yapılar ufuk çizgisinin önünde birer parmaklık gibi
    Kırmaya kalksam çocuklar uyanacak
    Ben odama döneyim en iyisi

    Öyleyse nice yağmur
    Niye bir kız saçı gibi sokaklarda
    Aynaya baksam kalbim görünür
    Aklımda gitgide büyüyen yara
    Bir ağacın en uzak dalı gibi sessizce çürür
    Ölüm, evet ölüm bile geç kaldıktan sonra



  6. 6
    aSsude
    Usta Üye
    YALNIZLIK


    Yalnızlık, yalnızlık
    Bari sen elimden tut
    Geceyarısı aynalarda
    Suçlu ve ezik
    Gözlerim kan çanağı
    Cinnete dönüşen bir dinginlik
    Duruyorum karşında

    Şarap taşlaşıyor
    Midemde ve beynimde
    Mavi mavi tüten sigara
    Giderek mora çalıyor
    Yalnızlık, yalnızlık
    Bari sen elimden tut
    Suflör kullanma
    Dost seslerini dudağınla ısıtıp
    Gece hep aynı gece
    Karbon kağıdıyla çoğaltılmış
    Gibi kara ve soğuk

    Ellerim beynime alkol serpiyor boyuna
    Niye böyle, neden
    Sormuyorum artık
    Yalnızlık, yalnızlık
    Bir kez olsun kuğuların türküsünü
    Tersinden söyleyeyim
    Ölümse ölüm
    Yaşamsa yaşam
    Ayna hep ayna ayna...



  7. 7
    aSsude
    Usta Üye
    VEDA


    Yitirdim cebimdeki bütün adresleri
    Yağmurlar, yağmurlar ortasında kaldım
    Aklımı boğacak o selleri
    Ben kendi damarlarımda yarattım

    Artık ne bir satır yazı, ne de bir selam
    Tek kişilik bu oyunda rol alabilir
    Gitti bütün seyirciler, boşaldı salon
    Geride kalan yalnızca, yalnızca maskelerdir

    Eli naylon güllü o dostlukların
    Bir tek anısı ve sızısı yok içimde
    Yitirdim cebimdeki bütün adresleri
    Kendimi kazandım bir başka biçimde...




  8. 8
    aSsude
    Usta Üye
    GÜL ÇİÇEK


    Geceyarısı, karanlık bir bozkırda
    Işıklar içinde akan bir tren kadar yalnızım
    içinde onca insan, içinde dünya...
    Soluk soluğa, demirden bir ırmağa mahkum
    Ve bilmeyen sonsuzluk nedir,
    Haklı olan kim bu kargaşada?
    Ateş ve su, yaşam ve ölüm, irin ve şiir
    Ucu bucağı olmayan bu çığlıgın
    Ortasında nasıl barışılabilir?
    Anlamak isterim, hangi yasa
    Bir beşikle bir darağacını
    Aynı ağaçtan, ne adına varedebilir?

    Sorular sormak icin geldim şu dünyaya
    Yasım acıların yasıdır
    Boynumu üzgün bir çicek gibi kırıp da
    Yollara düştügümde, başımda deniz köpüklerinden
    Ya da sabah yellerinden bir taçla
    Yürüdüğüme inanırdım - yanılırdım
    Geceyi günle, acıyı sevinçle kardığım
    Bu söylencenin bir yerinde durakladım
    Ve anlatamadım, konuşamadım bir daha.

    Acını ödünç ver bana, gözyaşlarını
    Damarlarında uyuyan sevinci ödünç ver
    Yitirdim çünkü onları da..
    İlenmiyorum, el çırpmıyorum artık
    Ne aklımda yaşadıklarım üstüne düşünceler
    Ne de geleceğime dair bir tasa.
    Gelirken çan çalmıyor yalnızlık
    Bir adam, bir sokak, bir ev
    Yüzle, gülüşler, susuşlar boyunca

    Soruların vardı senin, ne çok soruların
    Gözlerin dunyayı eleyip dururdu boyuna
    Bir fısıltı gibi başladı sevgim
    Çığlık oldu, kağıtlarda çiçek açtı sonra
    Sonrası...Mutlu bile olduk bazı
    Artık sen yadsısan da ne kadar
    Ya da ben bilmiyorum mutluluk nedir
    Anlatsın yollar, yollar, yollar...

    Şimdi gece, soluğumu verdim içime
    Az önce kağıtlara gül kuruları serptim
    Dolaplardan kekik, nane kokuları çıkardım
    Öylece serptim, seni yazacağım diye
    Sen ki, deniz görmemiş bir deniz kızısın
    Aklımın almadığı bir yerde, öylesin
    Şimdi gece, iki kişilik bu yalnızlık
    Bize artık yeter de artar bile...

    Dünyanın ölümünü gördüm, suyun toprağın
    En yakın dostlarımın birer birer
    Vakitsiz açan çiçeklerin, vakitli doğan çocukların
    Ölümünü gördüm, ama kimse
    İnandıramaz beni öldüğüne sevgilerin!
    Yaşam ki bir kum saatidir usulca akan
    Dolan sevgilerimizdir biz boşaldıkca
    Yaşımız biraz da sevgilerimizin akranıdır
    Vereceğimiz tek şey budur dünyaya.

    Şu dağılgan yüreğimi, şu köpüklere imrenen
    Yüreğimi bir gün yollara atarsam
    Bir gün bir nehir yataklarına dolarsam, korkarım
    Suyumun coğu senden yana akacak
    Bütün sözcüklere adını ekleyeceğim
    Güldeniz, Gülekmek, Gülyağmur, Gülsarap
    Gülaşk, Gülsiir, Gülahmet, Gülerhan
    Ey gül yaşamım, yitip giden düşlerim!

    Gecelerdi, solgun - sessiz tüterdi yüzün
    Yatağımda bir kımıltıydın, dilimde türkü
    Uykusunda konuşurken sesini öptüğüm
    Varmak için beyninin kıvrak dağ yollarına
    Kokundu, bedenimi saran o ince buğu
    Esintisinde usul usul yürüdüğüm
    Ki değişmem yaseminlerle, portakal ağaçlarıyla..

    Sanki bir kız yürürdü yollarda
    Evimin sokağına girer, paspasa ayaklarını silerdi
    Kapımı açardı gümüş bir anahtarla
    Sanki hep gelirdi, sevişirdik bazı, konuşurduk
    Tozlu kitapların yığıldığı odalarda
    Kalırdı duvarlarda gülüşünden bir tini
    Yatağımda bedeninden bir oyuk.

    Benimse ellerim titrerdi, alnının aklığından
    Saçlarına saçlarına doğru titrerdi
    Şimdi kağıtların üstünde gidip gelen ellerim
    Titremiyor artık , yolunu biliyor şimdi
    Geceyarılarını çoktan geçti
    Bu şiir bitmeyince varolmayacak ellerim
    Ellerim uykusuz, ellerim geberesiye yalnız
    Süzülüp alçalıyor karanlığa doğru.

    Bütün yaşamım seninle geçiyor belleğimden
    Seninle var ve seninle sürüp gidecek artık
    Bir akdeniz kentinde limon koklayan
    Ve hep ufkun ardına bakan çocuk
    Acıyı buldu sonunda, kanayan bir gülden
    Çaldı yüzünü bir yaşamlık
    Geçer şimdi dumanlı bir kentin sokaklarından
    Şaire çıkar adı - az buçuk kaçık.

    Yeryüzünden silinmiş ırkların sonuncusuyum ben
    Oturup da şimdi aşk şiiri yazmam bundan
    Gülsün köpek sürüsü, lime lime edip
    Bu dizeleri, satsınlar haraç-mezat
    Doğru, benden sonra da tufan kopmayacak
    Ama haykıracağim laflarını tuzla kesip
    Yitip giden bu aşkı, nefesim tukenene dek.

    Beynime bir sarkaç gibi vuruyor sorular
    Neresinde yanıldik biz bu yaşamın?
    Hangi el bozdu büyüyü, hangi yazı
    Acılara hüküm verdi, soldan sağa taşarak?
    Kalbimde yillardır kabuk bağladı yaralar
    Ödüm kopuyor, bir gun hepsi birden kanamaya başlayacak diye
    Yenilmeyeceğim, boyun eğmeyeceğim hiçbir şeye
    Hep direnen bir yanım kalacak
    Adımın soluk izi, acının seyir defterinde.

    şimdi gece, bindokuzyuzseksenikiyle
    Üçyüzaltmışbeşi çarp - oradayım işte
    Yorgun değilim, umarsızım yalnızca
    Geçmişle geleceğin öpüştüğü yerde bir nokta
    Gibiyim ve çoktan dürüldü defterim
    Uçurumlar üstünde uçuşur dizelerim
    Onlara köprü olacak bir beden yoksa da..

    Bu benim yalnızlığım, dalsızlığım benim
    Kana kana içtiğim çesmelerden susayarak ayrılmak
    Titreyen bir ışık karanlıklarda
    Onu kim görebilir, kim tanıyabilir?
    Sonuda hep bir soruyla karşı karşıya kalmak
    Boynumun borcu bu, ödenmedi yıllardır.

    Her aşktan böyle bir şiir kaldı bende
    Yaşamımın bir dilimini özetleyen
    Unutuşun çiçekleri bunun için hic açmıyor
    Donuyor bir gülüş tek bir dizede
    Yaşanmış yüzlerce anı, buruk bir özlem
    Çivileniyor beynimin bir yerlerine
    Geride -hayır- acılar filan da kalmıyor
    Bir boşluk yalnızca, uçurumlara özenen.

    Nefret ediyorum ve seviyorum seni
    Girdiğin bütün kapıları açık bırak
    Birazdan git diyebilirim çünkü..
    Çağım yalnız bırakmıyor beni, ellerini
    Tutuşumda, usulca öpüşümde dudağını
    Çağım aramızda çekilen kanlı bir bayrak
    Uzayan, akan bir irin yolu gibi.

    Sözcükleri güden çobanları var kalbimin
    Beynimin yaşamı saran kıskaçları
    Bitsin dediğim yerde bunun icin başlıyorum
    Yitirdiğim her şeye dönüp de bakmam bundan
    Sensin yalnızlığa uzanan yolların düğüm yeri
    Ama şu anda içimde öyle çoğulsun ki
    Böyle irkilmezdim dünyayı kucaklasam.

    Çapraz yalnızlıklar astım göğsüme
    Yollarda bir savaşçı gibi yürüdüğüm doğrudur
    Gözlerle, dillerle kuşatilmis bir ülke
    kalbimdir ona tek sınır
    Susmayı bunun icin severim bir cığlık gibi
    Donup kalır sesim kendi göğünde
    Onu ne anlayan, ne de duyan bulunur.

    Yaşamım sonsuz bir hac yolculuğuna dönüşüyor burada
    Kendi içimde ya da uzak yollarda
    Bulduğum ve yitirdiğim bütün varlıklar
    Bir mozayiğe biçim veriyorlar sessizce..
    Bende dünyanın acısıyla sevinci öpüşüyor
    Irmakların birleştiği o nokta benim
    İtilip tekmelendiğim bütün kapılarda
    Bana atılan her taş şimdi çiçek açıyor.

    Bir gün anlarsın beni neden suskunum
    Dünya içimde konuşurken böyle
    Bedenimi aşıyor yorgunluğum
    Karşında oturduğum masalardan dökülüp saçılıyor
    Bu öyle bir cığlık ki, susuşlar kalıyor geride
    Ondan öte her söz bir saçmalığı büyütüyor.

    Adını çoktan unuttun yüzün aklımda
    Ve bu şiiri neden sana adadığımı bilmiyorum
    Ama her güzellik nasılsa kendi adını bulur
    Bunun için ben Gül dedim sana..
    Yine de bir çiçeğe bunca yağmur yağarsa
    Kökleri toprağı saramaz olur
    Üstüne titrediğim her şeyi yitirmeyi öğrendim çoktan

    Söylenecek bir tek sözüm kalmazsa
    Çizerim yüzünü kuşların kanatlarına
    Her çırpınışta gökyüzüne dağılır
    Yüzün, hücrelerine varana dek uçuşur.

    Kağıtların aklığına aşkın tortusu çöküyor
    Parklar, sokaklar, söylenmiş ya da söylenmemiş sözler

    Yazdıkça biraz daha unutuyorum seni
    Ve her yerde düş tacirleri, şiirseviciler
    Bir şeyleri yorumlayıp duruyorlar aptalca
    Büyüteçlerle inceliyorlar şu yitik ömrümüzü
    Ben aşkın son hasatçısı, son peygamber
    Gülünç, soyu tükenmiı bir varlığı oynuyorum boyuna.

    Sana artık bir sığınak olsun bu şiir
    Noterlere ver onaylasınlar - her hakkı saklıdır
    Düşün, kalemimi sen tuttun yazarken
    Yeni okula başlayan bir çocuğa yardım eder gibi
    Öyle acemilikler yaptım ki ben
    Hiç kalır bu şiir onların yanında ve
    Nasıl ayaktayım diye şaşıyorum bazen.

    Görüp göreceği son şey bu şiirdir dünyanın
    Çığlığımdan arta kalan bunlar olacak
    Aklımın son kırıntılarını da burada harcıyorum
    Bundan böyle ibreler hep eskiye vuracak
    Yakınmıyorum, yerinmiyorum hiçbir şeyle
    Kalırsa odalarda unutulmuş birkaç şiir
    Bir yeniyetmen in altını çizeceği dizeler benden
    Senin adın nasılsa bir gün hepsini tamamlayacak...




  9. 9
    aSsude
    Usta Üye
    SON DAMLA


    Her bardağı taşıran bir son damla vardır
    Toprak gelince ölümle, meyhanelerde bir koltuk daha azalır
    Damlaya damlaya gider Ahmet Erhan, sel olur gelir ölüm
    Hayat buysa eğer, meğer ki aldatılışım.

    Yalnızım... sokağın zulasında bir köpek gibi kaldım
    Islak bir köpek gibi ancak sabahla ayılır
    Sürüklene sürüklene götürülür Ahmet Erhan
    Komiserim, tebdil-i hayatta şiir vardır

    Şimdi bir ölsem ve artık hiç konuşulmasam
    Çocuğumun belleğini kefenimle silsem
    Anlamam ki nicedir yaşım murada ermiş dölüm
    Neden her çocuğun ille de bir babası vardır

    Oğlum, zaman ağır, gün ağır, gece acıya aşinadır.


  10. 10
    aSsude
    Usta Üye
    YAĞMURDA ÖLÜRÜM


    Yağmurda ölürüm, su çeker bedenim
    Bir yeraltı ırmağı olur gömülünce
    Ben bu dünyada bir tek hayat’ı sevdim
    Karşılıksız aşkların lümpenliğince

    Yağmurda öleyim, su çeksin bedenim
    Sokağın ortasında serseri bir ağaç gibi
    Anlasan, sen anlardın kalbim
    Göğün toprağa akıttığı o şehveti

    Yağmurda ölürüm, kağıda yine zam gelir
    Ben uzun uzun üşürüm ıslaklığımdan
    Su ve kan! Görüp göreceğim budur
    Rivayet olunur kim, suyun kanı yıkadığından

    Yağmurda öleyim, su çeksin bedenim
    Kan! En dayanıklı tüketim malımızdır, onu kimse yıkamaz

    Dolar, Mark, İMKB, Altın, Hisse Senedi...
    Kalbim, kanla yıkananlar bir daha onmaz.


  11. 11
    aSsude
    Usta Üye

    --->: Ahmet Erhan Şiirleri

    Reklam



    YALNIZIN ÖLÜMÜ


    O, çoksesli kemanların
    Parmakları kırık virtiözüydü
    Göğe doğru burulmuş yağmurların altında öldü
    Yüzünde yaşanmamış hülyaların
    De ki minesi soldu

    O upuzun gecelerin
    Saçakaltlarında ıssız bir yarasa
    Bir şeyleri bekliyordu ama neyi kimi
    Düdüklerini evde unutan bekçilerin
    Sokaklara karşı özrü gibiydi

    O, derin yalnızlıkların
    Kalabalıkla çarpıştığı bir köşe başıydı
    Utangaç sıkıntılı mağrur
    Yaşamak bir özürse kabahatinden büyük
    Ölümü kendinden menkul

    Bir tek kendini ağlattı mendebur...



  12. 12
    aSsude
    Usta Üye
    MİLLİ COĞRAFYA


    Mutluluğum 39 derece ateşle yatar
    Dünyanın 42 derece enlem 26 derece boylamında
    Öğretirler Edremit’le Van arası kaç saat tutar
    Kanadı kırık kuş hesabıyla

    Hayatın dulu, ölümün ilk aşkıdırlar
    Bu ülkede bir çift kulak ve göz olanlar
    Ölüm tarihleri yazar nüfus kağıtlarında

    Sarhoşluğum 80 dereceye çıkar
    Meyhane taşradan musalla görünür amma...

    Oturdum kalbimin nüfus sayımını yaptım
    Bir iki dost, çuvalla düşman
    Ben ki iki lafı biraraya getirmeyi bilmem
    Haklıdırlar her şeyde dostlarım ve düşmanlarım da

    Ve mutluluğumuz 39 derece ateşle yatar
    Öyle ya da böyle Türkiye mezbahasında...

    Grevciler, şairler ve seracılar
    Don olayı bekleniyor, son uyarı

    Sinop’la Anamur arası bir kuş uçar
    Kanadı kırık ama göğsü kınalı



+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 ... Sonuncu8Sonuncu9
5 üzerinden | Toplam : 0 kişi