Karacaoğlan kimdir?

+ Yorum Gönder
Biyografi ve Yazarlar ve Şairler Bölümünden Karacaoğlan kimdir? ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    ULtRaDяagoN
    Usta Üye
    Reklam

    Karacaoğlan kimdir?

    Reklam



    Karacaoğlan kimdir?

    Forum Alev
    Karacaoğlan kimdir?


    Karacaoğlan'ın Hayatı (1606 - 1670)


    Büyük bir halk şairi olan Karacaoğlan'ın hayatı üzerine yapılan araştırmalarda kesin bir bilgi yoktur. Son yıllarda yapılan araştırmalarda ve şiirlerinde yapılan incelemelerden onun 1606 da doğmuş 1670 yılında ölmüş olduğu tahmin edilmektedir. Her nekadar doğduğu yer bilinmiyorsa da öldüğü ve mezarının bulunduğu yer bellidir. Kendisinin Güney Anadolu'da yaşayan Türkmen aşiretinden olduğu daha doğrusu İçel'li olduğu muhakkaktır. Şiirlerinden anlaşıldığı kadarıyla kendisi pek çok yer gezmiş, aşkı ve tabiat sevgisini yaşadığı hayatı, çağının konuşma dili ile öz türkçe olarak işlemiş ve anlatmış bir halk şairidir.



    Bugün kesin olarak bilinen bir şey varsa o da mezarının İçel'in Mut İlçesi'ne bağlı Karacaoğlan Köyü'ndeki Karacaoğlan tepesinde Karacakız tepesi ile karşı karşıya olduğudur.



    Mezar 1997 yılında anıt mezar haline getirilerek Kültür Bakanı İstemihan Talay tarafından ziyarete açılmıştır. Karacaoğlan aynı zamanda tarihte heykeli dikilen, bilinen ilk ozandır. İçel'in Mut İlçesine Heykeltraş Prof.Hüseyin Gezer tarafından yapılan heykeli 8 Haziran 1973 günü dikilmiştir.Yörede onun şiirlerinden pek çoğu halk arasında söylenir bazıları türküleştirilmiştir.



    Çeşitli kaynaklara göre Kozana bağlı Feke İlçesi'nin "Gökçe" köyünde, "Mamalı" da, "Binbuğa"da, "Erzurum"da "Zobular"da, "Gökçeli"de, "Varsak da, hatta "Belgrad"da doğduğu öne sürülmüştür. Fakat, kanımızca en sağlam ve eski kaynak, Akşehirli Ahmet Hamdi Efendi'nin hatıra defteri olup, inandırıcı delillere dayanmaktadır. Hamdi Efendi, Varsak köyünde 1876 da hatıra defterine şu satırları kaydetmiştir: "Malum ola ki Karacaoğlan Varsak karyesinde dünyaya gelüp babası Türkmen aşiretinden Kara İlyas, fakir-el hal olmağla sayd-ü şikarla taayyuş eder olup 1013 (M .1604) tarihinde Kozan dere-beylerinden Hüsa m Beyin sayıl namıyle tut-kap asker devşirdiği hengamda İlyas dahi tutulup götürülerek orada gaip olduğu için lakapları Sayıloğlu kaldığı ve el- yevm karyei mezbur hanedanı Sayılzade Mehmet Efendi'den anlaşılmıştır. Karacaoğlan'ın ismi Hasan olup öksüz büyümüş. Vechen karayağız ve fakir çocuğu olduğu için buna Karacaoğlan denülüp böylece anıldığı. Karacaoğlan delikanlı iken munis ve zeyrekliği hasebiyle ol vaktin karye ağalarından serdengeçti Osman Ağa Karaca Oğlan'ı evlatlık şekliyle diğer fakir bir aile kızıyle teehhül ettirmiş ise de kız hor ve çirkin olduğundan Kara caoğlan babası gibi Sayıl askerliğine tutulacağını anlayup yirmi dört yaşında Varsak'tan firar-la mekanın gaip ederek, encam Maraş'ta Zülgaroğlu (Zülkadir olacak) Hüsam Bey' in himayesinde altı sene teehhül ümidiyle kalıp, teehhül ümidi münkesir olunca ora-dan müfarekatla yine geşt-i diyara başlayıp on dokuz sene sonra vatanına gelmişse de fazla barınamayıp elli beş yaşında Tarsus tarikıyla tekrar geşt-i diyara der-ban oldu-ğu (1)", kayıtlıdır. Han Mahmut adli halk hikayesinde ve diğer bazı anlatımlarda Karacaoğlan'ın Tarsus'ta Karaca Kız adındaki bir yörük beyi'nin kızına aşık olduğu, vermedikleri için kızın, arkasından da Karacaoğlan'ın Kırklar mağarasına, bazı kaynaklara göre de Eshab-ı Kehf Mağarasına çekilerek orada öldüğü rivayet olunur. İshak Refet Işıtman ise, 1933 yılında yayınladığı Karacaoğlan adlı eserinin 33. sayfasında "Şairin menkıbeleri arasında Karaca Kız adlı birisini sevdiği söylenir ve ölünceye kadar bu sevginin devam ettiği, fakat birbirlerine kavuşamadıkları, en sonunda Karacaoğlan'ın bir tepeye, Karaca Kız'ın da onun karşısındaki bir tepeye gömüldükleri anlatılır. Bu tepeler Çukurovada imiş", demektedir. Bizim görüşümüze göre buradaki Çukurova'dan Çukur Köyü'nün anlaşılması gerekir. Zira Çukur köyü (şimdi Karacaoğlan) Karaca Kız ve Karacaoğlan Tepeleri'nin düzlüğündedir. Fuat Köprülü'nün araştırma yaptığı dönemlerdeki ulaşım imkanları dikkate alınırsa, Mut İlçesi dahi belli çevre dışında bilinmezken Çukur köyünün bir araştırmacı için bilinmesi elbette mümkün değildir. Esasen şimdiki Çukur (Karacaoğlan) köyü 1286 yıllarında Sarıkavak beylerinden Hacı Kadir ağa zamanında eski yerinden nakledilmiştir. Karacaoğlan tepesinin birkaç kilometre kuzey batısına düşen eski Çukur içme ve kullanma sularını sarnıçlardan sağlayan bir kıraç yayladır. Sarıkavak beylerinin yaylası olan bu köyün 8 kilometre kadar doğuya nakledilmesinin bir de hikâyesi vardır. Rivayete göre köyün çobanı, sürünün içinden bir tekenin sık sık ayrılarak sakalı ıslanmış şekilde geriye döndüğünü görür ve merakla takip eder. Görür ki şimdiki köyün hemen yakınında bir kaynak vardır ve teke tesadüfen bulduğu bu kaynaktan iç güdüsüyle şaşırmadan gidip, suyunu içtikten sonra dönmektedir o Bundan sonra sadece yazları oturulan eski Çukur su kaynağına yakın yerde yeniden iskân sahası haline getirilir. Köy devamlılık kazandıktan sonra halk Karacaoğlan mezarını adeta ziyaretgâh haline getirmiş, ona evliyalık izafe etmiş, tepenin adına zamanla Erenler Tepesi de denmeye başlanmıştır.




  2. 2
    ULtRaDяagoN
    Usta Üye

    --->: Karacaoğlan kimdir?

    Reklam



    Eserleri:



    AĞACIN EYİSİ ÖZÜNDEN OLUR




    Ağacın eyisi özünden olur

    Yiğidin eyisi sözünden olur

    İl için ağlayan gözünden olur

    Ağlama hey gözü yaşın sevdiğim



    Yavrı keklik gibi kaynar eğlenir

    Mis kokulu yağlar ile yağlanır

    Sabah akşam türlü yazma bağlanır

    Eğip geçer yeşil başın sevdiğim



    Karacaoğlan der ki hoşça salınsın

    Dursun yol üstünde bacı alınsın

    Çözüver düğmeni göğsün görünsün

    Nokta nokta benli döşün sevdiğim

    ALA GÖZLÜ BENLİ DİLBER



    Ala gözlü benli dilber

    Koma beni el yerine

    Altın kemerin olayım

    Dola beni bel yerine



    Hicine gönlüm hicine

    Yiğide ölüm geçine

    As beni zülfün ucuna

    Sallanayım tel yerine



    Gel kız karşımda dursana

    Şu benim halim sorsana

    Zülfünden bir tel versene

    Koklayayım gül yerine



    Karac(a) oglan der nolayim

    Kolun boynuma dolayım

    Nazlı yar kölen olayım

    Kabul eyle kul yerine


    CAN VERMEYE DERMANIM MI VAR

    Üryan geldim gene üryan giderim
    Ölmemeye elde fermanım mı var
    Azrail gelmiş de can talep eder
    Benim can vermeye dermanım mı var

    Dirilirler dirilirler gelirler
    Huzur-u mahşerde divan dururlar
    Harami var diye korku verirler
    Benim ipek yuklu kervanım mı var

    Er isen erliğin meydana getir
    Kadir Mevlam noksanımı sen yetir
    Bana derler gam yükünü sen götür
    Benim yük götürür dermanım mı var

    Karac'oğlan der ki, ismim öğerler
    Ağı oldu yediğimiz şekerler
    Güzel sever diye isnad ederler
    Benim Hakk'tan özge sevdiğim mi var


    BİR AYRILIK BİR YOKSULLUK BİR ÖLÜM

    Vara vara vardım ol kara taşa
    Hasret kodun beni kavim kardaşa
    Sebep gözden akan bu kanlı yaşa
    Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

    Nice sultanları tahttan indirdi
    Nicesinin gül benzini soldurdu
    Nicelerin gelmez yola gönderdi
    Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

    Karac'oğlan der ki kondum göçülmez
    Acıdır ecel şerbeti içilmez
    Üç derdim var birbirinden seçilmez
    Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölü


    YÜRÜ BİRE YALAN DÜNYA

    Yürü bire yalan dünya
    Sana konan göçer bir gün
    İnsan bir ekine misal
    Seni eken biçer bir gün

    Ağalar içmesi hoştur
    O da züğürtlere güçtür
    Can kafeste duran kuştur
    Elbet uçar gider bir gün

    Aşıklar der ki n'olacak
    Bu dünya mamur olacak
    Haleb'i Osmanlı alacak
    Dağı taşa katar bir gün

    Yerimi serin bucağa
    Suyumu koyun ocağa
    Kafamı alin kucağa
    Garip anam ağlar bir gün

    Yer yüzünde yeşil yaprak
    Yer altında kefen yırtmak
    Yastığımız kara toprak
    O da bizi atar bir gün

    Bindirirler cansız ata
    İndirirler tuta tuta
    Var dünyadan yol ahrete
    Yelgin gider salın bir gün

    Karac'oğlan der nasıma
    Çok işler gelir başıma
    Mezarımın baş taşına
    Baykuş konar öter bir gün



    AŞAM DEDİM KARLI DAĞIN BAŞINDAN

    Aşam dedim, karlı dağlar başından
    Yüce dağlar koç yiğide dağ m'olur
    Ağrır bedenim, sızlar yaralarım
    Bu yarayı çeken yiğit sağ m'olur

    Sıra sıra dikemedim söğüdü
    Ben başıma veremedim öğüdü
    Elleri göğsünde görün yiğidi
    Yiğit mağrur gezmek ile bey m'olur

    Ögüt versen, bana öğüt kâr etmez
    O yârin hayali karşımdan gitmez
    Kementle bağlasam, kolun bağ tutmaz
    Yârin zülüfünden özge bağ m'olur

    Karac'oğlan der ki, fani dünyadan
    Korkmaz mısın haram ile zinadan
    Ayırır seni anan babandan
    Gurbet ile düşen yiğit sağ m'olur








  3. 3
    Psikolog
    Özel Üye
    kardeşim çok uzun ya bu hepsini okuyamam önemli oln bölümler tek olsa daha faydalı olur







+ Yorum Gönder
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi