İnsan dine neden ihtiyaç duyar

+ Yorum Gönder
Edebi Türler ve Yazılar Bilgiler Bölümünden İnsan dine neden ihtiyaç duyar ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. 1
    Asker
    Üye
    Reklam

    İnsan dine neden ihtiyaç duyar

    Reklam




  2. 2
    HARBİKIZ
    Bayan Üye

    Cevap: insan dine neden ihtiyaç duyar

    Reklam



    insan dine neden ihtiyaç duyar
    Dünya tarihinde dinler her zaman insanların ön planda tuttuğu bir konu olmuştur. Bazen barış ilan ederek dinlerini yaymaya, bazen de savaşla dinleri için mücadele etmişlerdir. Bugün bile dinler ön planda tutularak tartışmalara, ayrımcılığa ve anlaşmazlığa sürükleniyorlar.

    Peki dinler neden hep bu kadar önem taşımışlardır? Neden insanları bu kadar meşgul etmektedir? İnsanlar neden inanmaya ihtiyaç duyar?

    Bazıları, dini yaşamayı, bir dine mensup olmayı ailenin ve çevrenin kişiyi etkilediğini ve kişinin bu nedenle ‘inandığını” savunurlar. Bu savunma aslında sağlam bir nedene dayalı değildir. Nedeni bir soruyla anlayabiliriz: Neden ‘inançsız’ bir aileden ve çevreden gelen bazı kişiler bir dine bağlanmaya veya kendine uygun bir dini aramak için yola çıkmaktadır?

    Günümüzde böyle insanların örnekleri çoktur. Nitekim git gide daha fazla insanlar doğru olanı ve tatmin edici spiritüel bir yaşam tarzını aramaktadırlar.

    İnsanın yaratılışında belli duygular ve ihtiyaçlar vardır. Bunlar Yaratıcı tarafından özenle yerleştirilen şeylerdir. Örneğin sevmek, kızmak, konuşmak/anlaşılmak, yemek ve içmek, uyumak,.. vs.

    Bu özelliklerin arasına “inanç” da bulunmaktadır. İnsan yaratılışı itibariyle bir şeye inanmaya, ona tutunmaya ihtiyaç duyar. Bu durum bilinç dışı da olsa yaşanmaktadır ve kişi üzerinde etkilerini uygulamaktadır.

    Din anlamında kişinin inanması psikolojik bir sığınma, bir rahatlama, bir güven kapısı ve anlam sağlamaktadır. Bireyin kendini sağlam ve gerçeklik veren bir dine bağlaması ve ruhun tatmin olması çok önemlidir. Sadece bir dine bağlanmak değil, kişi inançsızlığı savunduğunda bile inançsızlığa inanmış ve ona tutunmuş bulunuyor. Psikolojik olarak inançsızlıkla inancını karşılıyor.

    Ruh inanmaya ihtiyaç duyar, inanç ruhu besler. Fakat sağlam bir duvara yaslanabilecek dinin kişinin beklentilerini ve yasam kalitesini karşılaması lazım. Örneğin Spiritüalizm ve Budizm inananlara gerçek dışı ve gerçekleş(e)meyen şeyler vaat ederler. Kişi her zaman bir beklenti içinde bulunur ve huzuru, rahatı arar. Kısa vadede bunların zararları görülememektedir fakat uzun vadede insan hayatında ve ruhunda ciddi hasarlar bırakabilirler. Sağlam bir dine mensup olmayan, dini yaşamayan ve inanç sistemini zorlayarak arayışta olan insanlarda ciddi problemler meydana çıkabilir.

    Yazımızı bir alıntı ve Psikiyatrist Nevzat Tarhan’ın katıldığı bir programla tamamlamak istiyoruz.
    depresyon


    Dinsizliğin toplum düzeninde pek çok olumsuz etkileri olduğu gibi insanların ruhsal ve fiziksel yapıları üzerinde de çok derin tahribatları vardır. Bu bölümde dinsizliğin insanda yaptığı maddi ve manevi tahribatları ele alacağız.

    Dini yaşamayan insanların Allah'a güvenip dayanmamaları hayatlarının sürekli üzüntü, sıkıntı ve stresle geçmesine sebep olur. Bu yüzden psikolojik kökenli pek çok hastalığa yakalanırlar, vücutları çok hızlı yıpranır, kısa sürede yaşlanıp çökerler. Yaşadıkları ruhsal sıkıntının etkisi bedenlerinin her noktasında kendisini gösterir.

    En sağlıklı, gösterişli, genç ve güzel bir insan bile bu etkiler sebebiyle kısa bir müddet sonra tanınmayacak hale gelebilir. Genç yaşlarda, yaşıtları olan müminlerde görülmeyen fiziksel bozukluklar onlarda belirmeye başlar; gözleri donuk ve cansız olur, saçları çok dökülür, mat ve seyrek olur, erkeklerde kellik daha sık görülür. Psikolojik durumlarının bir sonucu olarak derileri kalınlaşır ve sertleşir, esnekliğini kısa sürede kaybeder. Derilerinin rengi kirli bir sarı veya koyu esmer bir renk alır, zilletli bir görünümdür bu… Hiç kuşkusuz bunda Kuran'daki temizlik anlayışının yaşanmamasının etkisi de büyüktür.

    Bunlar dinin yaşanmadığı ve yol gösterici olarak benimsenmediği toplumlarda çoğu kişide görülen özelliklerdir, herkeste o kadar yaygındırlar ki artık doğal karşılanır olmuştur. Dolayısıyla dinsiz bir ortamı tercih etmelerinin karşılığını daha dünyada iken alırlar ama elbette bunun bir de ahiretteki karşılığı vardır.

    Müminler ise psikolojik yönden sağlıklı oldukları, hiçbir zaman strese, üzüntüye, ümitsizliğe kapılmadıkları için bedenen de sağlıklı ve dinç kalırlar. Allah'a tevekkül etmelerinin, güvenip dayanmalarının, herşeye hayır gözüyle bakmalarının, Allah'ın kendilerine olan güzel vaat ve müjdelerinin sürekli sevincini içlerinde taşımanın olumlu etkisi tüm fiziksel özelliklerine de yansır. Tabii ki bu durum, dini tam anlamıyla kavrayan ve vicdanını tam kullanarak, Kuran'ı hakkıyla yaşayan kimseler için geçerlidir.

    Elbette ki onlar da hastalıklara yakalanır ve doğal olarak yaşlanırlar ancak diğerleri gibi psikolojik kaynaklı bir çöküntü şeklinde değildir bu: hastalık, yaşlanma ve ölüm kuşkusuz bütün insanlar için geçerlidir. Fakat tüm bunların hızlı, yoğun ve yıkıcı olması dinden uzak yaşam ve düşünce tarzının kazandırdığı olumsuz psikolojiyle doğrudan alakalıdır. Bütün yaşamını Allah'a dayanarak, güvenerek, her olayda bir hayır arayarak, huzurlu ve mutlu geçiren bir insan üzüntü ve sıkıntılardan uzak olacağı için bedeninin göreceği zararlar da doğal olarak daha az olacaktır.

    Dini yaşamayan bir toplum, manevi açıdan dinin sunduğu rahatı ve huzuru bir türlü elde edememeye, hem psikolojik hem de fiziksel olarak bir takım zorluklarla karşılaşmaya mahkumdur. Toplum bunun örnekleriyle doludur.

    Günümüzde çağın hastalıkları olarak isimlendirilen iki şey vardır: Stres ve depresyon. Bu iki hastalık kişiye yalnızca psikolojik olarak zarar vermekle kalmayıp, bedeninde de fiziksel olarak çeşitli etkilerle kendisini göstermektedir.

    Stres ve depresyona bağlı olarak meydana gelen rahatsızlıkların en belli başlı olanları, bazı akıl hastalıkları, uyuşturucu madde bağımlılıkları, uykusuzluk, deri, mide, tansiyon hastalıkları, nezle, migren, kemiklerle ilgili bir takım hastalıklar, böbrek dengesizliği, solunum bozuklukları, alerjiler, kalp krizi, beyinde büyüme meydana gelmesi gibi sorunlardır. Tabii ki tüm bu hastalıkların oluşma sebebi, her zaman stres veya depresyon olmayabilir. Fakat bilimsel olarak da ispatlandığı gibi bunların çıkış noktası çoğu kez psikolojik kaynaklıdır.

    Dinin hakim olduğu bir hayat ise beraberinde tevekkülü, kader inancını getirdiği için kişi rahat olur, herşeyinde yalnızca Allah'ı vekil tutar, olaylar karşısında yapması gereken en hayırlı şeyi, Allah'ın en çok beğendiği ve razı olduğu davranışı sergiler. Bunun sonucu artık ne olursa olsun elinden gelenin en güzelini yapmış olmanın vicdani rahatlığı içindedir. En olumsuz gibi görünen sonuçla bile karşılaşsa bunun Allah'tan gelen bir deneme olduğunu ve Kuran'ın kendisine gösterdiği gibi tepki vermesi, gerektiğini bilir. Hiçbir zaman ümitsizliğe, üzüntüye ve strese kapılmaz. Çünkü gerçek hedefi ahirettir ve önemli olan da sonsuz ahiret mükafatını kazanmak için gerektiği gibi hareket etmiş olmasıdır. Allah'a olan güçlü inancından dolayı, hiçbir olaydan hiçbir olumsuzluktan etkilenip güçsüzleşmez, daima rahat ve huzurludur. Dolayısıyla bu ruhsal ve psikolojik sağlığı, bedensel sağlığına da olumlu bir etki olarak yansır.

    İşte dini yaşamak ile yaşamamak arasındaki derin farklardan biri budur. İnanmayanlar dünyayı yaşayabilmek, çok sevdikleri, değer verdikleri bedenlerini bu kısa dünya yaşamında çok iyi koruyarak, onu dünya tutkuları için kullanmak isterler. Bu şekilde kârda olacaklarını düşünürler. Ama yanılırlar. Dini yaşamamakla, değil kârlı çıkmak çok büyük zarara uğrarlar. Ahiretteki büyük azabın öncesinde dünyada da bu şekilde azap görürler. Onların dini yaşamaktan şiddetle sakındırdıkları bedenleri, hiç beklemedikleri, ummadıkları bir zamanda bu şekilde tahribatlara uğrar ve çoğunlukla bunların telafisi de mümkün olmaz.

    İnsanın ruhu da, bedeni de Allah tarafından, dini yaşamak üzere yaratılmıştır. Dinin yaşandığı bir sisteme göre ayarlanmış, buna uygun özelliklerle donatılmıştır. Ve bu beden yaratılışına aykırı kullanıldığında maddi ve manevi olarak bozulmaya, çökmeye mahkumdur. Nitekim insan ruhuyla bedeni aslında birbiriyle çok yakından bağlantılıdır. İkisi de Allah tarafından yaratılmıştır ve ikisinin de yaratılışlarına uygun kullanılmaları şarttır.

    İnsan ruhu, yaratılışı daha dünyadayken büyük eziyetler çeker. Aynı şekilde bu insanlar bedenen de şiddetli zararlar görürler. Bedenle ruhun yakın ilişkisi açık bir gerçektir. Toplumda da bunun örneklerine sık sık rastlanır. Çok neşeli, huzurlu, dünyaya güzel gözle bakabilen, başlarına gelen olaylarda güzel bir yan yakalayabilen, isyana, karamsarlığa kapılmayan insanların genelde bedenen de sağlıklı ve dinç oldukları, geç yaşlandıkları bilinir. Bu nedenle insanlara gazetelerde, dergilerde her fırsatta genç ve sağlıklı kalmaları için mutlu ve huzurlu bir yaşam sürmeleri, güler yüzlü, iyimser olmaları, çabuk öfkelenmemeleri yönünde çağrılar yapılır. Oysa dikkat edilirse bunlar zaten dinin yaşanmasıyla mümkün olan, dinin şart koştuğu özelliklerdir. Kuran ahlakı tam olarak benimsenmeden ve yaşanmadan insanların bu ruh halini tam olarak elde etmeleri imkansızdır.







  3. 3
    Ziyaretçi
    çok güzel olmuş teşekkürler konuyu çok güzel açıklamışsınız







  4. 4
    Ziyaretçi
    Ağzına sağlık, ilminiz daim olsun..Allah razi olsun,yaziniz cok güzel olmuş. ..

+ Yorum Gönder
insan neden dine ihtiyaç duyar,  insanlar neden dine ihtiyaç duyar,  insan dine neden ihtiyaç duyar,  insan bir dine inanmaya neden ihtiyaç duyar,  insan neye niçin inanır
5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi